13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız-----. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan), davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket inşaat sektöründe faaliyet göstermekte olup, davalı/borçlu şirket ile ticari ilişkisi bulunmadığını, aralarındaki ticari ilişki kapsamında; 20.11.2020 - 10.02.2021 tarihleri arasında kesilen faruralar davalı/borçlu şirket tarafından ödenmediğini, ekte sunulan cari hesap dökümünden de anlaşılacağı üzere davacı şirketin, davalıdan 300.241,90 TL alacağı bulunmadığını, davalı şirkete borcun ödenmesi gerektiği ihtar edilmesine rağmen davacı şirkete herhangi bir ödeme yapmadığını, davalı/borçlu şirketin davacı şirkete olan borcunu ödememesi sebebiyle taraflarınca cari hesap dökümü eklenerek toplam 372.901,90 TL'nin tahsili amacıyla -----. İcra Müdürlüğünün ---- Esas dosyasından icra takibi başlatıldığını, ancak davalı/borçlu şirket 19.03.2021 tarihinde takibe itiraz ettiğini, davacı şirkete takipten dolayı bir borcunun olmadığı iddia edilerek takip konusu borca ve ferilerine itiraz edildiğini, davalı/borçlu şirketin yapmış olduğu itiraz üzerine ------. İcra Müdürlüğü ---- Esas sayılı icra dosyasında takibin durdurulmasına karar verildiğini, davalı şirketin-----. İcra Müdürlüğü ---- Esas sayılı icra dosyasına 19.03.2021 tarihinde yapmış olduğu itiraz haksız ve mesnetsiz olup, takibi sürüncemede bırakmaya yönelik olduğunu, davacı şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişki mevcut olduğunu, söz konusu ticari ilişkiden kaynaklı borç için davacı şirkete hala ısrarla ödeme yapılmadığını, dava konusu borcun ekte sunmuş olduğumuz cari hesap dökümlerinden de anlaşılacağı üzere davalı şirkete ait borç olduğu açık olduğunu, icra takibine dayanak olarak sunulan cari hesap dökümünde borç sehven 372.901,90 TL olarak yazıldığından takip 372.901,90 TL üzerinden açıldığını, Mahkeme tarafından da gerekli görüldüğü takdirde taraflara ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde yapılacak olan inceleme neticesinde davacı şirketin davalı borçludan iddialarını doğrular biçimde alacaklı olduğu ortaya çıkacağını, davacı şirket tarafından davaya konu faturalar davalı şirkete tebliğ edilmiş olmasına rağmen, davalı/borçlu şirket TTK md.21/2 uyarınca belirtilen süre içerisinde itiraz etmediğini, davacı şirketin alacağı faturadan kaynaklandığından davalı şirket, borçlu olduğu miktarı belirleyebilecek ve hesaplayabilecek durumda olduğunu, davalı/borçlu şirket buna rağmen haksız ve kötüniyetli olarak borca itiraz ettiğini, izah olunan nedenlerle, fazlaya ilişkin dava, talep ve haklarımız saklı kalmak kaydıyla; davalı/borçlu şirketin haksız ve hukuk mesnetten yoksun itirazının iptali ve takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte takibin tahsilatta tekerrür olmamak kaydıyla 300.241,90 TL üzerinden devamına, davalı/borçlu şirketin haksız itirazı dolayısıyla İİK 67. Madde uyarınca %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine, dava harç, masraf ve vekalet ücretinin davalı/borçlu üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Taraflar arasındaki sözleşmede belirlenen iş sözleşmeye uygun ve eksiksiz bir şekilde ifa edilmediğinden, yani henüz iş bitirilmemiş olduğundan ortak firma olan davacı, kendi nam ve hesabına herhangi bir ödeme talep edemeyeceğini, bu husus açıkça sözleşme maddesi ile hüküm altına alındığını, madde metninin devamında şantiye ve iş için yapılan ödemelerin ve giderlerin faturaları yüklenici ve ortak firma tarafından tutanak altına alınıp imzalanacağını, somut olayda davacının dava konusu yapmış olduğu faturalar ve cari hesap her iki taraf tarafından imzalanıp tutanak altına alınmadığını, davacının sunmuş olduğu faturalar davalı şirket tarafından imzalanmadığından talep edilmesi mümkün olmadığını, davaya konu faturalara itiraz süresi içinde itiraz edilmemiş olması içeriğinin kabulü anlamına gelse de faturanın içeriğindeki malların teslim edildiği yönünde bir kabul oluşturmadığını, fatura ispat hukuku bakımından senet niteliği taşımamakta ve kesin delil oluşturmadığını, davacı her ne kadar faturalara süresinde itiraz edilmediğini dile getirmişse de faturaların davalı şirkete tebliğ edildiğine ilişkin dosyaya tebliğ şerhini sunmadığını, taraflar arasında imzalanan sözleşmede,----- bloklara ilişkin alçıpan bölme duvar ve asma tavan işlerinin davacı şirket ile birlikte eksiksiz ve sözleşmeye uygun şekilde bitirilmesinden sonra elde edilen net kardan kalan kısmın %33'ü oranında ödeme alacağı açıkça yazıldığını, davacı işbu sözleşmeyi imzalarken, sözleşme konusu işin ve şantiyenin giderlerinden hissesi oranında sorumlu olacağını, iş bitimine kadar kendi nam ve hesabına ödeme talep edemeyeceğini, sözleşmeye istinaden düzenlenen faturaların her iki şirket tarafından tutanak altına alınıp imzalanması gerektiğini ve iş tamamlanıp geçici kabul belgesi alındıktan sonra net kardan kalan kısımdan hissesi oranında ödeme alacağını kabul ve beyan ederek imzaladığını, huzurdaki davada talep etmiş olduğu faturaların hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını, faturalar işbu ortaklık sözleşmesine istinaden düzenlenmiş olup sözleşmede de iş bitirilmeden ödeme talep edilemeyeceği ve geçici kabul belgesi alınmadan ödeme yapılmayacağı tarafların iradeleriyle imza altına alındığını, müvekkilin----- Projesinde, ortak firma olan davacının sözleşmeyi gereği gibi ifa edememesi sebebiyle sözleşme feshedilmiş ve bu sebeple de davalı şirketin zarara uğradığını, davalı şirket asıl projeden kaynaklı olarak zarara uğramış olduğundan işbu ortaklık sözleşmesi de bu zarardan doğrudan etkilendiğini, bu konuda davalı şirket ile----- Ortaklığı arasındaki ihtarnameler bilahare sunulacağını, işbu ihtarnameler ile davalı şirketin uğramış olduğu zararlar ve sözleşmenin gereği gibi ifa edilmediği neticeten geçici kabul belgesi ve hak edişlerin alınmadığı belirtildiğini, davacı şirket ile akdedilen ortaklık sözleşmesinde, davacı şirketin asıl sözleşmeden kaynaklanan zarardan ve sorumluluklardan hissesi oranında yükümlü olması gerekirken davacı şirket hiçbir zarar ve sorumluluğa katlanmadığını, davacı, davalı şirketi hem sözleşmenin ifası ve imalatlar konusunda hem de ödemeler konusunda zor durumda bıraktığından hiçbir hak ve taleplerinin hukuki dayanağı bulunmadığını, davacı tarafından kötü niyetle açılan bu davada davalının herhangi bir borcu bulunmamakla beraber davacı haksız olarak alacak iddiasında bulunduğunu, aralarında bulunan sözleşme hükümlerine davacının sadık kalmaması ve ortaklığı tehlikeye düşürecek şekilde hareket etmesinden dolayı davalı şirkete zarara uğrattığını, açıklanan nedenler birlikte değerlendirildiğinde; itirazlarının kabulü ile davacının sözleşmeye aykırı taleplerinin ve davanın reddine, davalı şirketin haksız ve kötü niyetle açmış olduğu itirazın iptali davasının ve icra inkar tazminatı talebinin reddine, davalı şirket aleyhine reddedilen miktarın % 20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretlerinin davacı şirkete tahmiline hükmedilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER
Hukuk Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk Son Tutanağı, ----- bloklarının Bölme Duvar Ve Asma Tavan İşleri Hakkında Eser Sözleşmesi, ---- İcra Dairesinin ----Esas sayılı dosyası, Ticaret Sicil Kayıtları, Faturalar, Taraf şirketlere ait 2020/2021 yılları BA-BS Formları, Ticari Defter ve Belgeler , Bilirkişi Raporu, Tanık, dosyadaki sair bilgi, belge ve beyanlar.
TANIK (DAVACI TANIĞI) -----; 'Ben davacı ----- şirketinde saha teknikeri olarak çalışıyordum bu nedenle bana sorduğunuz dava konusu olayı biliyorum, biz davacı şirket olarak davalı ----şirketinin----- Hastanesi'nde bulunan şantiyesinin----- işlerinin alçıpen işlerini almıştık, biz bu işleri yaklaşık 6 ay boyunca yaptık, daha sonra duyduğumuza göre ----- Hastanesi'nin asıl yüklenicisi olan -----isimli şirket ile bizim muhatabımız olan---- İnşaat Şirketi arasında problem olduğu ve bu işten dolayı zarar edildiği öne sürüldü biz de yaptığımız işin ve masrafların bedelini istedik, bu süreçte bizim bilgimiz ve isteğimiz dışında inşaat sahasına girişimiz engellendi zira inşaat sahasına giriş kartla yapılmaktaydı ve kartlarımız iptal edilmiştir, biz şirket olarak bu iş nedeniyle inşaat sahasına bir kısım malzeme depo etmiştik, bu malzemeler iş için kullanılan malzemelerdi, bu malzemeler inşaatta kullanılmıştı, kullanılmayan kısım da orada kaldı, zaten çıkarılması da yasaktı, bizim bu inşaat sahasında benimle birlikte davacı şirket adına yaklaşık 60 kişi çalışıyordu, bizim şirkete bağlı bu kişilerden sadece teknik personel dediğimiz 4 kişinin inşaata girişi engellenmişti, diğer kişiler işçi sıfatına sahip olduğundan iş sahasında çalışmaya devam etmek istemişlerdi ancak bir süre devam ettikten sonra onlar da işten ayrıldılar zira alacaklarının bir kısmı ödenmemişti, bu ödemeyi de bizim şirket yapmak zorunda kalmıştı, biz ayrıca bir kısım çalışanı bizim şirket üzerinde sigortalı gösterip ve çalışmak için ----- sahaya gönderdik, bu kişilerin sigorta giderleri ve maaşlarını da davacı şirket ödemiştir, daha doğrusu davalı şirket adına ya da davalı şirketin sorumluluğundaki ----- hastanede çalıştıkları halde giderlerini davacı şirket ödemek zorunda kalmıştır, ben teknik ve matematiksel olarak davacı şirketin davalıdan toplam ne kadar alacağı olduğunu bilemem ancak benim bildiğim 100 Bin TL nakit işçilere, 45-50 bin TL sigorta bedeli, ayrıca malzeme bedeli olarak da fatura karşılığı sanırım 24.000 TL ödeme yapıldığını net biliyorum dedi. Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir. 'şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK (DAVACI TANIĞI) -----; ' ben davacı şirketin ortağıyım, biz davalı şirket ile----Hastanesinin ---- bloğunun ince işlerinin yapımı için %33 payla sözleşme imzaladık, bu işi davalı şirket dava dışı ----- isimli şirketten almıştı, davalının aldığı bu işi dediğim gibi birlikte ortak olarak yapacaktık, bu işde ana yüklenici dava şirket biz ise taşeron konumundaydık, biz----- bulunan ----Hastanesinde sözleşmemiz gereğince şantiyemizi kurduk ve çalışmaya başladık, bizim görevimiz şantiye kurulumuna ilişkin olup biz bu kurulumu bitirip davalıya teslim ettik, yine sözleşme gereğince iş tamamlanıncaya kadar işin sahada ki yürütülmesinden teknik ve personel açısından sorumluyduk, bu süreçte bizim şirketin ---- başka bir projemizde çalışan mimar ve mühendis gibi personelimiz -----gelerek bu işde çalışmaya başladılar, yaklaşık 3 ay boyunca aydan aya değişmekle birlikte toplam 7 kişilik personelimiz burada çalışmıştı, bu personel genelde teknik çizim işlerini yapıyordu, daha sonra davalı şirket dava dışı asıl iş sahibi olan ---- isimli firma ile sözleşme imzalayınca bizim personellerimiz davalı şirkete girişi yapıldı ve böylece iş devam etti, bizim personelimiz davalı şirkete geçtikten yaklaşık 2 ay sonra da davalı şirket bizim kendilerine girişi yapılan personelimiz dahil hiç bir personelimizi iş sahasına almamaya başladılar, bir süre sonra kendi şirketlerine girişini yaptıkları personelimizi de işten çıkarttılar, bu sırada kendileri dışarıdan başka personel getirip çalıştırmaya başladılar, biz şantiye kurulumunda aldığımız bütün malzemeleri davalı şirkete fatura etmiştik ayrıca bizim ---- çalışırken -----getirdiğimiz personelin sigorta giderlerini de davalı şirkete fatura etmiştik, bu sosyal güvenlikten kaynaklanan personel sigorta giderimiz yaklaşık 46.000 TL'idi, ayrıca bizim sahada çalışan personelimiz için davalının anlaşmamız gereği ödemesi gereken miktar da eksik ödenmişti, bu ödemeyi biz şirket olarak personelimize yaptığımız için davalıdan talep etmek zorunda kaldık ve bu miktar da işçilik ödemesi olarak yaklaşık 100.000 TL olduğunu hatırlıyorum ayrıca 22.000TL'lik tutarda da bizim iş için aldığımız ürünlere ilişkindi, biz bu miktarı nakit almadığımız için bu şekilde ödemek zorunda kalmıştık, davalı aynı yerden ayrıca peşin satışla mal aldığından onlara %10 iskonto yapılmış olabilir, davalı bizden de iskonto istediği için faturaları iade etmiştik, bana sormuş olduğunuz dava konusu miktarın bir kısmı anlattığım hususlara ilişkindir, kalan kısım ise şantiye kurulurken konteyner, yazıcı, bilgisayar, matkap, ve sair iş sahasında kullanılacak malzeme ve makinelere ilişkindir. Bu şekilde bizim şirket olarak davalıdan yaklaşık 370.000 TL miktar alacağımız bulunuyordu, kısmi ödemeler de gözetilerek dolayısıyla cari hesabımıza göre bu davanın açıldığını sanıyorum, dedi. Lüzumuna binaen tanıktan soruldu: davalı şirket bizi ----- şirketten zarar edeceklerini düşünerek çıkarttıklarını düşünüyorum, bu süreçte bizimle herhangi bir müzakere edilmedi, bizim davalı şirketle yazılı sözleşmemiz de bulunuyordu, davalı şirket bize yazılı bir fesih iradesi göndermedi, dediğim gibi fiilen personellerimizi iş yerinden ve işten çıkartmak suretiyle sözleşmeyi fiilen fesih etmiş oldu aslında biz de davalı gibi dava dışı ---- adına iş yapıyorduk, dedi. Davalı Vekilinin İsteği Üzerine Soruldu: biz iş yerine alınmamamız üzerine davalı şirkete ihtarname göndererek sözleşmenin fesih edildiğini bildirmiştik, dedi. 'şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK (DAVACI TANIĞI) ---- ile ------ hastanesi şantiyesinde bu firmalarında Şantiye Mimarı olarak çalışıyordum. Benim bildiğim kadarıyla bu her iki firma ortaktı. Ben----- isimli şirket tarafından işe alındım . Sonrasında ----- firmasına geçtim. Her iki firmada ----- isimli şirketin alt taşeronuydu. -----hastanesini yapıyordu. Bende bu şirkette mimar olarak işe girdim. Bu şirketlerin almış oldukları iş bu hastanenin ince işçiliğiydi. Ben işe başladığımda ince işçilik yapımına başlanılmışdı. Bu kısmı daha önceki taşeronlar yapmıştı. Ben yaklaşık 6 ay kadar bu hastanenin inşatında mimar olarak çalıştım. Bir süre davacı ve davalı birlikte bu işi yaptılar.----- isimli şirket çalıştığı süre boyunca yapılması gereken işleri yaptı. Sonrasında ben benim nedeninin bilmediğim bir sebepten dolayı ---- isimli şirket şantiyeden ayrıldı. Sonrasında -----tek başına yapmaya devam etti.----- isimli şirket işi bırakana kadar alçı duvarlar, asma tavanlar yapılmaya devam ediyordu. Benim bu olaya ilişkin bilgim görgüm bundan ibarettir. Taraflar arasında düzenlenen faturalara ilişkin bir bilgim yoktur. 'şeklinde beyanda bulunmuştur. İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ VE VAKIALARA GÖRE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI :
Dava, Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibi ve ödeme emrine itiraz üzerine 2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesi gereğince açılmış itirazın iptali, takibin 300.241,90 TL üzerinden devamı ve tazminat istemine ilişkindir.6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak öncelikle resen incelemeye tabi arabuluculuk başta olmak üzere HMK'nin 114.maddesinde sayılan genel dava şartları ile sıfat ve hak düşürücü süre gibi hususlar incelenmek suretiyle ön inceleme duruşması icra edilmiş ve uyuşmazlık belirlenmiştir. Akabinde daha önce arabuluculuk sürecinden sonuç alınamadığı anlaşılmakla bu kez, esasları, süreci ve hukuki sonuçları açıklanarak taraflar sulh olmaya davet ve teşvik edilmelerine karşın, duruşmada hazır bulunan taraf vekillerinin sulh yoluyla çözüme gitmek istemediklerine yönelik beyanları üzerine tahkikata geçilerek deliller toplanıp incelenmiş, değerlendirilmiş, tahkikat işlemleri yerine getirilip bitirilmiş ve son celse duruşmada hazır bulunan taraf vekillerinden tahkikata ve esasa ilişkin son sözleri dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.
Öncelikle davaya esas -----.İcra Dairesinin -----Esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden dosyaya eklenerek incelenmiştir.
Yapılan incelemede icra dosyasının davanın tarafları ve konusu ile uyumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca tarafların ticaret sicil kayıtları dosyaya kazandırılmış ve bağlı bulundukları vergi dairelerine ayrı ayrı müzekkereler yazılarak tarafların vergi kayıtları ve uyuşmazlığın doğduğu 2020/2021 yıllarına ait BA-BS formları celbedilmiştir. Dosyaya mübrez Arabuluculuk tutanağına göre de hukuk uyuşmazlıklarında dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecinin yerine getirildiği ve anlaşma sağlanamaması üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. 2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesinde; "(Değişik fıkra: 17/07/2003-4949 S.K./15. md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik fıkra: 09/11/1988-3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga fıkra:17/07/2003-4949 S.K./103.md.)Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. (Ek fıkra:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır." hükmü bulunmaktadır. Bu hükümden haretketle; takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.
Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda somut olaya bakıldığında; ----. İcra Dairesinin---- Esas sayılı dosyasından davalı-borçlu hakkında cari hesap dökümü 372.901,90 TL açıklamasıyla davalı şirket aleyhinde icra takibi başlatıldığı , ödeme emrinin tebliğine bağlı olarak borca yapılan itiraz üzerine icra takibinin durdurulduğu ve bir senelik yasal hak düşürücü süre içinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Takibin dayanağı cari hesap sözleşmesi olarak gösterilse de ekli belgenin muavin defterindeki tek taraflı girilen miktarlardan oluştuğu, dosyaya taraflar arasında düzenlenmiş bir cari hesap sözleşmesi sunulmadığı, muavin defterine girilen verilerin temelinin de faturalardan kaynaklandığı ve faturaların da taraflar arasındaki eser sözleşmesi niteliğindeki taşeronluk sözleşmesinden dolayı düzenlendiği tespit edilmiştir.
Maalesef uygulamada neredeyse her alacak borç ilişkisinin cari hesap sözleşmesi üst başlığında değerlendirilerek yok yere hukuki hatalara ve hak kayıplarına sebep olunduğu bilinmektedir. Oysa Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17/09/2019 tarihli -----. Sayılı kararına göre; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir.
Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK'nin cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise, önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK'daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz. İtirazın iptali davası da, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan bir eda davasıdır. Madde metninde de açıkça belirtildiği üzere takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı genel mahkemede açılır ve genel hükümlere göre görülür. Alacaklı bu davada genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava etmektedir. İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III). Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır.Diğer taraftan, İİK’nin 67. maddesinin son fıkrasında alacaklının itirazın tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açmamışsa umumi hükümler dairesinde alacağını dava etme hakkının saklı olduğu ifade edilmiştir.
Bu da bir yıllık süre içinde açılan itirazın iptali davası ile süre geçirildikten sonra açılan alacak davaları arasında her ikisi de genel hükümlere tabi olmakla birlikte ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından bir fark olduğunu ortaya koymaktadır. Zira süresi içinde açılan dava itirazın iptali davasıdır ve itirazın iptali davasının kazanılması hâlinde borçlunun itirazı iptal edilmiş olur. Bunun üzerine alacaklı itiraz üzerine durmuş olan icra takibine devam edilmesini isteyebilir. Süresinden sonra açılan davada ise itirazın iptali değil alacağa hükmedilmesi istenecektir ve verilen kararın takibe etkisi bulunmamaktadır. Şu durumda itirazın iptali davasında ispat edilecek olanın takibe ve borçlunun itirazına konu alacak olduğunda ve itirazın iptali davası için bu alacağın sebebinin değiştirilme olanağının bulunmadığında kuşku yoktur. Genel hükümlere göre her türlü ispat olanağının varlığı, takip talebinde yer alan borç sebebinden ve takip dayanağından uzaklaşmak anlamında düşünülmemelidir. Burada sadece icra mahkemesinin dar yetkisi nedeniyle inceleyemediği delillerin genel mahkemede serbestçe ancak borca bağlı olarak ileri sürülmesi olanağının varlığı söz konusu olmaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun -----. Sayılı ilamı) Bu açıklamalar kapsamında olayımıza bakıldığında, davacı şirket tarafından davalı hakkında cari hesap ve muavin defterindeki verilere göre alacak iddiası ile ilamsız takip başlatmıştır. Yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere, taraflar arasında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 89. Maddesindeki cari hesap hükümlerinin uygulanabilmesi için yazılı bir sözleşmenin gerektiği, somut olayda yazılı bir sözleşme bulunmadığından cari hesap hükümlerinin somut olayda uygulanamayacağı, davacının alacağının takip talebi ekindeki muavin defteri ve bu verilerin dosyaya sunulan faturalardan kaynaklandığı açıkça anlaşılmış durumdadır. Bilindiği üzere itirazın iptali davaları, takibe sıkı sıkıya bağlı olup, uyuşmazlığın icra takibine dayanak yapılan belgelerle sınırlı olarak incelenip çözümlenmesi gerekir. Dolayısıyla eldeki somut uyuşmazlığın da dosyada bulunan faturalar kapsamında çözülmesi gerekmektedir. Faturadan kaynaklanan itirazın iptali davalarında ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davacı üzerindedir.
Davanın ve takibini dayanağı kabul edilen faturaların sebebine yani taraflar arasındaki temel hukuki ilişkiye gelince; ----Hastanesi ) ----- bloklarının bölme duvar ve asma tavan işleri hakkında eser sözleşmesi niteliğinde taşeronluk sözleşmesi imzalandığı dosyada bulunan sözleşme örneğinden anlaşıldığı gibi tarafların da kabulündedir. Buna göre olayda davacı yüklenici/alt taşeron davalı iş sahibi / üst taşeron konumundadır. Burada evvelin teşoronluk sözleşmelerinin ülkemizin hukuki ve ticari hayatını zehirleyerek şişiren ve karmaşık hale getiren bir uygulama olduğu ve terk edilmesi gerektiği inancı kaydedilmelidir. Zira, eser sözleşmelerinde işin niteliği bunu gerektirmekle birlikte; kanunun lafzı ve ruhu gereği de yüklenici eseri bizzat yapıp iş sahibine teslim etmelidir. Buyurunuz; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 vd. maddelerinde düzenlenen “Eser sözleşmesi” yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Her iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olan eser sözleşmesinde “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsur vardır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yapıp zamanında tamamlayarak teslim etmeyi, iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemeyi üstlenmektedir. 4721 Sayılı TMK'nin 6. ve 6100 Sayılı TMK'nin 190. maddelerine göre kural olarak yapılan işlerin miktarını ve bedelini ispatlamak yükleniciye, yapılan ödemeleri ispat etmek ise iş sahibine aittir. Somut olayda uyuşmazlığın ve davanın niteliği ve yapıldığı ileri sürelen işler ve iş yeri koşullarına göre keşif yapılarak bilirkişi raporu alınmasının sonuca bir etkisi ve yararı olmayacağı ifade edilmelidir.
Mahkememizce açılan işbu dava üzerine taraf teşkili sağlanarak işin esasının incelenmesine geçilmiş, taraf vekillerince gösterilen deliller toplanmış, tarafların bağlı bulunduğu vergi dairelerinden uyuşmazlığın tabi olduğu 2020/2021 yılına ait BA-BS formları getirtilmiştir. Taraflar arasında ticari nitelikte eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ve bu kapsamda faturalar düzenlendiği, takibin temelinin de esasen faturalardan doğan alacaktan kaynaklandığı ve itirazın iptali davasının özelliği gereği incelemenin yalnızca bu kapsamda yapılabileceği anlaşılmakla, 6102 Sayılı TTK'nin 83-85 ve 6100 Sayılı HMK'nin 222. maddeleri kapsamında inceleme gün ve saati belirlenerek taraf şirketlerin ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak rapor alınmasına karar verilmiş ve bu minvalde dosya ---- Bilirkişilik Bölge Kurulu Listesinden resen seçilen alanında yetkin bir bilirkişiye tevdi edilmiştir. Bilirkişi SMMM ----- tarafından tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan 14.03.2022 tarihli raporda özetle; Davacı yan tarafından incelemeye sunulan 2020-2021 yılı ticari defterlerinin 6102 sayılı TTK. İlgili hükümleri yönünden usulüne uygun tutulmuş olduğu, Davalı yan tarafından incelemeye sunulan 2020-2021 yılı ticari defterlerinin 6102 sayılı TTK. İlgili hükümleri yönünden usulüne uygun tutulmuş olduğu, Davacı yanın davalı yandan takip tarihi olan 23.02.2021 tarihi itibarıyla 130.894,17 TL alacaklı olduğu, Davacı yanın 130.894,17 TL alacağı için (talebi gibi) 3095 sayılı yasaya (Md.1) istinaden icra takip tarihi olan; 23.02.2021 tarihinden itibaren yıllık % 9 oranında yasal faiz talep edebileceği yönünde tespit, hesap ve kanaatlerine ilişkin rapor tanzim edilmiştir.
Mahkememizce bilirkişi raporu taraf vekillerine tebliğ edilerek vaki beyan ve itirazlar değerlendirilmiştir. (HMK, 266 vd, 281, 282,) Ayrıca davacı vekili tarafından gösterilen tanıkların bir kısmı dinlenmiştir. Ne var ki, davacı taraf icra takibine konu ettiği faturalara esas alacağının varlığını ve miktarını tam olarak ispat edememiştir. Ayrıca bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere aynı gün düzenlen on bir adet fatura muhtevasına konu işlerin yapıldığı ve teslim edildiği de ispat edilememiştir. Bu hususta tanık beyanları da yeterli görülmemiştir. Zira tanık ----- beyanından alacağın kaynağının çoğunlukla personel değişimi ve personele yapılan ödemler ve iş sahasına getirilip kurulan malzemelerden ve iş makinelerinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bu tanığı alacağın miktarına ilişkin verdiği rakam ile tanık ----- beyan ettiği rakam arasında da büyük bir fark göze çarpmaktadır. Tanık ------ beyanları ise genel nitelikte olup olayın çözümüne somut bir katkısı görülmemiştir. Filhakika, tanık beyanları ile 05/02/2021 tarihinde akşam saatlerinde üst üste düzenlenen on bir adet fatura içeriklerinin örtüşmediği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin bitmesi üzerine davacı şirket tarafından işbu faturaların keşide edildiği anlaşılmış olup, icra takibine konu edilen miktar ile dava edilen miktar arasındaki farkın muavin defterine sehven yazılan miktardan kaynaklandığı gibi ileri sürülen ve takibe ve davaya dayanak yapılan hususların da basiretli tacir kavramından uzak iş ve işlemler olduğu değerlendirildiğinden, itibar edilmemiştir. Bu açıklamalardan sonra tekrar uyuşmazlığın esasına yani faturalara konu alacağın varlığı ve miktarına dönüldüğünde; taraflar arasındaki ticari ve akdi ilişkinin sabit olması karşısında incelenen her iki tarafın ticari defter ve belgelerinin usulüne uygun olarak tutulduğu ve delil kabiliyeti taşıdığı anlaşıldığından, taraf şirketlerin birbirini doğrulayan ticari defterlerindeki kayıtlar yönünden davacının alacağının kanıtladığı , bu miktarın da benimsenen bilirkişi raporunda 130.894,17 TL olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla usulüne uygun olarak tutulan ve birbirini doğrulayan ticari defter ve belgelerin içerikleri kesin delil oduğundan somut olayda takibe ve davaya konu 130.894,17 TL alacağın sabit olduğunun kabul edilmesi gerekmiştir. (HMK,222/2,3) Davalının sözleşme koşullarını öne sürerek hiç borcu olmadığına yönelik savunmasının ticari defter ve belgeler karşısında bir önemi olmayıp, davalının tespit edilen alacak yönünden ödemeye ilişkin bir savunması ve delili de bulunmadığından iddianın kısmen doğrulandığı kabul edilmelidir. Öte yandan davacı taraf dava dilekçesinde yemin deliline dayandığından vekaletnamedeki özel yetkiye binaen davacı vekiline ispat edilemeyen miktar yönünden yemin delili hatırlatılarak karşı tarafa yemin teklif edip etmediği hakkında talebi üzerine beyanda bulunması için usulüne uygun olarak kesin süre verilmesine rağmen buna ilişkin bir beyanda ve talepte bulunulmamıştır. Binaenaleyh; davacı şirketin takipte / davada gösterilen asıl alacak yönünden davasını TMK'nin 6 ile HMK'nin 190 ve 222/2,3 maddeleri nazarında usulüne uygun olarak tutulan her iki tarafın ticari defter ve kayıtları, sözleşme, kısmen tanık beyanları , mevcut bilirkişi raporu ve dosyaya mübrez sair tüm deliller de gözetildiğinde kısmen ispatladığı; kısmen ispatlayamadığı sonuç ve kanaatiyle, dosyaya sunulan sözü geçen SMMM bilirkişi raporunun da gerekçeli, denetime açık, hüküm kurmaya elverişli, yeterli ve yerinde olduğu kabul ve takdir edilerek davacının davasının kısmen kabulü ile, icra takip dosyası ve taleple bağlılık ilkesi, 6098 sayılı TBK'nin 117/1 maddesi gereğince temerrütün icra takibiyle oluşması ve 6102 sayılı TTK'nin 16/1 maddesine göre tarafların tacir sıfatı taşımalarına rağmen takipte tercihen yasal faizi talep edilmesinin ve uygulanmasının hukuka uygun olması da denetlenip gözetilerek davalı-borçlunun -----.İcra Dairesi'nin ------ Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazının kısmen iptali ile icra takibinin asıl alacağa (130.894,17 TL) takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle 130.894,17 TL asıl alacak üzerinden devamına, fazlaya ilişkin (169.347,73 TL) davanın/talebin reddine karar verilmiştir. (AY.9, 36 ,138, 141, TMK, 1/1, 6 , İİK, 67/1,2, TBK, 1 vd. 470 vd. 117/1, TTK,16/1,18/2, 83,85,89, HMK, 25,26,27,30, 240 vd. 222, 187/1, 190, 198, 266 vd, 282 )Davacı tarafın İcra İnkar Tazminatı İsteğine ilişkin yapılan değerlendirmede ise ; Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre itirazın iptali davalarında İİK’nin 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak inkar tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada borçlunun itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmamaktadır. Bu yasal koşullar yanında takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması, başka bir ifadeyle borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Somut olayda takip hukuku acısından tazminatın yaptırım amacı ışığında yapılan değerlendirmede; hüküm sonucuna yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre ulaşılması, takibe konu miktar ile davaya konu edilen miktar arasındaki açık fark ve verilen hükmün kısmi alacağa dayanmasına göre alacağın borçlu -davalı yönünden muayyen nitelikte olmadığı ve böylece koşulları oluşmadığı anlaşılmakla icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Davalı vekilinin, 2004 sayılı İİK'nin 67/2 maddesi gereğince kötüniyet tazminatına yönelik talebine gelince; 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 maddesinin 2.fıkrasına göre; “Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. ”düzenlemesi bulunmaktadır. Kötüniyet tazminatı, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi için açıkça takibin kötü niyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir. Bu ilkeler uyarınca somut olaya bakıldığında hüküm sonucuna yapılan yargılama, hukuki yorum ve ispat kurallana göre ulaşılması yanında, davacının davalıyı ızrar kastıyla ve kötü niyetle takip yaptığına yönelik davalı tarafın vaki soyut beyan ve talebi dışında hukuki bir tespit ve beyyine bulunmadığından davalının tazminat talebinin de reddedilmesi gerekmiştir.Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden sorumluluk, aynı yasanın 326/2 maddesi gereğince tarafların haklılık durumu esas alınarak belirlenmiştir.
Bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de kabul ve ret oranına göre karşılıklı olarak taraflardan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddesi gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
1.)Davanın KISMEN KABUL;KISMEN REDDİNE,
2.)2004 sayılı İİK'nin 67/I maddesi gereğince davalı-borçlunun -----.İcra Dairesinin ----- Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazının kısmen iptali ile icra takibinin asıl alacağa (130.894,17 TL) takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle 130.894,17 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin (169.347,73 TL) talebin/davanın reddine
3.)Davacının, 2004 sayılı İİK'nin 67/II maddesi gereğince icra inkar tazminatı talebinin reddine,
4.)Davalının, 2004 sayılı İİK'nin 67/II maddesi gereğince, haksız ve kötü niyetli takip nedeniyle tazminat talebinin reddine,
5.)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 8.941,38 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 3.262,88 TL harcın ve icra dosyasına yatırılan 1.864,51 TL harcın mahsubuyla bakiye 3.813,99 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
6.)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen kabul edilen miktar (%44) üzerinden hesaplanan 575,47 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
7.)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ret edilen miktar (%56) üzerinden hesaplanan 744,53 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
8.)Davacı tarafından yapılan 59,30 TL başvurma harcı, 3.262,88 TL peşin harç ve 8,50 TL vekalet harcı olmak üzere toplam 3.330,60 TL harçtan oluşan yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
9.)Davacı tarafından yapılan 228,60 TL posta ücreti, 850,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.183,00 TL yargılama giderinden davanın kabul (%44) ve ret (%56) oranına göre 470,23 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerine bırakılmasına,
10.)Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davacı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/1, maddesi uyarınca kabul edilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 20.943,07 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
11.)Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/1, maddesi uyarınca ret edilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 27.095,54 TL nispi vekalet ücretinın davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
12.)Davalı tarafından kendisini vekille temsil ettirmek dışında (HMK'nin 323/1/ğ) yapılmış başka bir yargılama gideri bulunmadığından işbu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
13.)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle----Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.