Esas No
E. 2021/1499
Karar No
K. 2024/506
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KALDIRILMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

T.C.

İZMİR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

20. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2021/1499

KARAR NO: 2024/506

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ : 24/11/2020 (Dava) - 15/09/2021 (Karar)

NUMARASI : 2020/104 Esas - 2021/134 Karar

DAVA: Markanın Hükümsüzlüğü ve Terkini
BAM KARAR TARİHİ: 21/03/2024
KARAR YAZIM TARİHİ: 21/03/2024

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen İzmir Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 15/09/2021 tarihli 2020/104 Esas ve 2021/134 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ortağı olan ...' ün babası dava dışı ... ile davalı tarafın kardeş olduğunu, 17/01/1995 tarihinde ... San. Ve Tic. Ltd. Şti' ni kurduklarını, dava dışı ... ile davalı ...' ün uzun yıllar bu markayı yalnızca testil sektöründe kullandıklarını, müvekkil ile davalının birlikte faaliyetlerine devam ettiklerini, fakat söz konusu şirketin ifas ettiğini ve sicilden terkin edildiğini, daha sonra ...' ün müvekkili şirketi kurarak söz konusu " ... " markasını inşaat sektöründe kullanmaya başladığını, davalı tarafın söz konusu markayı kullanmasına ve müvekkilin gerçek hak sahibi olmasına rağmen haksız ve hukuka aykırı olarak müvekkilinin markasını tescil ettirdiğini, müvekkili şirketin 2015 yılında kurulduğunu ve inşaat sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalı tarafın inşaat sektöründe hiç bir faaliyeti olmamasına rağmen kötü niyetli olarak müvekkilin inşaat sektöründe faaliyet göstermeye başlamasından 4 sene sonra 30/10/2018 tarihinde 2018/96372 tescil numarası ile markayı inşaat sektöründe tescil ettirdiğini, davalı tarafın 90' lı yıllarda testil ve konfeksiyon alanında " ... " markasını müvekkil şirket ortağının babası ile birlikte kullandıklarını, ayrıca tarafların tekstil sektöründe markayı kullandıkları inşaat sektörün de faaliyetlerinin bulunmadığını, şirketin sicilden terkin edildiğini, davalı tarafın inşaat sektöründe markayı hiç kullanmadığı gibi tekstil ve konfeksiyon sektöründe de 5 yılı aşkın süredir yine markayı kullanmadığını, davalının markayı kullanmamasına rağmen kötü niyetli olarak müvekkilinin dava dışı babası hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu belirtmiş, SMK uyarınca davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğe karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından da açıkça beyan edildiği üzere dava dışı ... ile davalı müvekkilinin 1995 yılında ... adlı şirketi kurduklarını, iş bu şirketin daha faal bile olmadığı bir dönemde 1993 yılında müvekkilinin ... markasını kendi adına 27 numaralı sınıfta tescil ettirdiğini, dolayısıyla şirket kurulmadan çok önce müvekkilin marka oluşturduğunu ve bu markayı 1995 yılında kurulan ... adlı şirkette kullandığını, müvekkilinin ... markasının kendi adına tescil ettirdikten sonraki bir tarihte ( 17/01/1995 ) ... adıl şirketin kurulduğunu, bu durumun davacının da kabulünde olduğunu, ... markasının ilk olarak müvekkili tarafından oluşturul 1993 yılında tescil edildiği gözönüne alındığında; markayı ortaya çıkaran ve markaya tanınmışlık düzeyi kazandıran dolayısıyla iddiaların aksine gerçek ve üstün hak sahibi olan kişinin müvekkili olduğunun ortada olduğunu, müvekkilinin tekstil sektöründeki faaliyeti sona erdikten sonra inşaat sektöründe faaliyette bulunmak üzere daha önce adına tescil ettirmiş olduğu ... markasının bir nevi eski markasının devamı olarak bu sefer de ... olarak kullanmak üzere 30/10/2018 tarihinde ine kendi adına tescil ettirdiğini, davacı tarafın müvekkilinin inşaat sektöründe hiç faaliyetinin olmadığından bahisle ... markasının sicilden terkinine yönelik talebinin kabulünün mümkün olmadığını, Müvekkilinin dava dışı ... ile tekstil sektöründeki faaliyetleri devam ederken müvekkili ve dava dışı ... ile birlikte ... San. Ve Tic. Ltd. Şti' ni kurduklarını, bu şirketin % 50 ortağı olarak çeşitli inşaatları ve yapıların mevcut olduğunu, bu iddianın kanıtı açısından ... ve ... Tapu Sicil Müdürlüklerine müzekkere yazılmasını, dolayısıyla müvekkilinin inşaat sektöründe ik kez faaliyete başladığı tarihinin 2014 yılı olduğunu, müvekkili ile ...' ün aralarındaki anlaşmazlıktan dolayı müvekkilinin şirketteki hissesini devrettiğini ve bu şirket ile bağının kalmadığı için inşaat sektöründeki faaliyetinin davamında anılı ismi bu sebeple kullanmadığını, daha önce tekstil sektöründe kullandığı ... markasını inşaat sektöründe ... olarak kullanmak üzere adına tescil ettirdiğini, akabinde inşaat yapmak üzere çeşitli arsalar satın aldığını ancak pandemi nedeniyle ekonomik olarak zor duruma düştüğünden son zamanlarda inşaat alanındaki faaliyetlerini yavaşlatmak zorunda kaldığını, müvekkilinin ... markasını 2018 yılında tescil ettirdiğini ve üzerinden 5 yıl geçmediğini, bu alanda faaliyeti olmadığından bahisle markanın hükümsüzlüğüne ve terkinine karar verilmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu, ... markasının müvekkili ile özdeşleştiğini ve markanın yarattığı tanınmışlık ve güven sayesinde iş hacmini genişletmek düşüncesi ile hareket edildiğini, müvekkilinin kendi yarattığı markayı kendi adına tescillemesinin normal olduğunu belirtmiş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :

Mahkemece, ''...davalının tescil başvurusundan önce dava konusu markayı kullandığına dair bir delile rastlanmamıştır. Dosya kapsamında toplanan deliller dikkate alındığında davacının dava konusu markayı tescil başvuru tarihinden önce 14/01/2016 yılından itibaren markasal olarak kullanmaya başladığı, davacının bu kullanımının yerelden çok geniş coğrafyada belirli bir ayırt edicilik düzeyine ulaşmadığı, ancak davacı ortağı ile davalının amca yeğen olduğu, akraba oldukları davalının arka başvurusundan önce davalı firmanın "..." ibaresini markasal olarak kullandığını bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşılmıştır. Yasada kötü niyetin bir tanımı yapılmamıştır. hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulan veya tescil ettirilen marka olarak tanımlanabilir Yargıtay HGK 2008/11-501 E. ve 2008/507 K. sayılı kararında kötü niyeti belirlemek için bilme ve bilmesi gerektiği unsurlarını vurgulamak amacıyla “…davalının tekstil alanında faaliyet gösteren bir kişi olduğu, basiretli bir tacir gibi davranması gerektiği, kullanacağı işaretin bir başkasına ait olup olmadığını araştırmakla yükümlü olduğu…”şeklinde belirtmiştir. Bu ilke çerçeveside gerçek hak sahibi olmamakla birlikte başkasının ticaretinde kullandığı tescilsiz bir işareti,kendisinin hak sahibi olmadığını bile bile tescili için başvuruda bulunan kimse kötü niyetli sayılacaktır. Davalı markasının davacı markasının bire bir aynı olduğu, davalının seçme özgürlüğü bulunmasına rağmen son derece ayırt ediciliği yüksek "..." ibaresini seçip tescil ettirmesinin, davacının ticaretine engellemeye yönelik olduğu, iyi niyetli tescil olmadığı...'' gerekçesiyle; ''...Davacının davasının kabulüyle, Davalı adına tescilli .../... nolu markanın kötü niyetli tescil sebebiyle hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine...'' şeklinde karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalının müvekkillerinin marka hakkını ihlal ettiği gerekçesi ile savcılık şikayetinde bulunmasının kötüniyetli olduğunu, davalının Buca'da yaşadığını, husumetli olduklarını bu nedenle davacılardan haberi olmadığını, kötüniyetin kanıtlanamadığını iddia ettiğini ancak bu beyanların davalının müvekkillerini şikayet ettiği ceza davası ile çeliştiğini, davalı taraf kötüniyetli olmayıp müvekkillerinden haberi olmasaydı müvekkilini marka hakkını ihlal etmekten haksız ve hukuka aykırı olarak şikayet edemeyeceğini, söz konusu ceza dosyasının yargılamasının da devam ettiğini, davalı tarafça müvekkillerinin şikayet edilmesi sebebiyle taraflarınca işbu marka tescilinden haberdar olunduğunu ve hükümsüzlük davası açıldığını, davalı tarafın müvekkillerinin markayı kullandığını görerek “inşaat sektöründe” markayı tescil ettirdiğini, sonra da müvekkillerinin markayı kullanmasını önlemek ve ceza almalarını sağlamak için kötüniyetli olarak müvekkillerini şikayet ettiğini, davalının Menderes'te tarlaları ve taşınmazları bulunmakta olup, sürekli olarak Menderes'e gelip gittiğini, davalı tarafın Menderes'te gerek tarlaları gerekse de taşınmazları bulunmakta olup, tarafların Menderes'te sürekli olarak karşılaştığını, davalı tarafın sürekli olarak Menderes'e gerek tarla ile ilgilenmek için gerekse de kira toplamak için geldiğini, davalı tarafın gerek Menderes'e geldiğinde yapılan inşaatların ve binaların üzerinde “...” ibaresini görmesi gerekse de ortak tanıdık ve akrabalar nedeniyle müvekkillerinden haberdar olup, davalının müvekkilinin amcası olduğunu, tarafların birbirlerinden haberdar olmadığını ileri sürmenin zorlama bir yaklaşım olduğunu, davalının ... Cad. No:... ... adresinde 1 dükkanı 2 dairesi bulunmakta olup, müvekkilinin işyerinin yanında olduğunu, ayrıca davalının ... ... Mevkiinde ... ve ... bulunmakta olup, söz konusu hobi bahçesi nedeniyle sürekli Menderes'te olduğunu, taraflar arasındaki husumet nedeniyle halen karşılıklı birçok davaları bulunduğunu, davalı tarafın kötüniyeti ortada olup, istinaf taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirket markası ile davalıya ait markanın birebir aynı olduğunu, markaların yazımı bile iltibas içerisinde olup, davalı tarafın tescilinde de “R” harfinin bacağı diğer harflere doğru uzadığını, açıkça görüleceği üzere markalar görsel olarak da iltibas içerisinde olup, tek farkın marka rengi olduğunu, kaldı ki davalının markasında herhangi bir renk bulunmamakta olup, zaten davalının kullanımı da olmadığını, ayrıca markaların gerek işitsel olarak gerekse de anlamsal olarak birebir aynı olduğunu, bu nedenle de davalının markaların benzemediği yönündeki savunmasına itibar edilmesinin mümkün olmadığını, davalının kullanımı 25. sınıfta olup, marka korumasının sınıfsal olduğunu, davalının dayandığı marka 16 sene önce müddet olmuş olup, hiçkimseye hiçbir hak sağlamasının mümkün olmadığını, her ne kadar yerel mahkemece yalnızca kötüniyet yönünden hüküm kurulmuş ise de müvekkili gerçek hak sahibi olup, bu nedenle kararın düzeltilerek onanması gerektiğini, her ne kadar yerel mahkemece gerçek hak sahipliği yönünden hüküm kurulmamış ise de gerçek hak sahipliğinin de dikkate alınması gerektiğini belirterek davalı tarafın istinaf taleplerinin reddine, davalıya ait markanın kötüniyetli tescil edilmesi ve müvekkilinin gerçek hak sahibi olması sebebiyle yerel mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının sunduğu kullanım belgelerindeki marka ile hükümsüzlüğe konu markanın şekil ve genel görünüm bakımından birebir aynılığından söz edilemeyeceğini, davacının markasını Yaşamınıza mutluluk katar sloganı ya da farklı şekillerle veya yazım şekli ile kullandığı, davalı markası ile davacı markası yazım şekillerinin birbirinden farklı olduğu gerçeği karşısında birebir aynılık bulunmadığını, markayı ihdas eden ve ilk olarak kullananın müvekkili ... olduğunu, kötüniyetli tescil iddiasının hükümsüzlüğe konu 2018/96372 sayılı markanın başvuru tarihi olan 30/10/2018 tarihi itibariyle incelenmesi gerektiğini, dolayısıyla davacının 30/10/2018 tarihinden sonra kullanımlarının önemi olmadığını, yerel mahkemenin gerekçesinde davacının markasını yerelden çok geniş coğrafyada ayırt edici hale getirdiğini kanıtlayamadığını kabul ettiğini, hükümsüzlüğe ilişkin kabulün ise davacı şirket ortağı ile davalının amca yeğen olması nedeniyle, davacının marka kullanımının bilinmesi gerektiğine ilişkin olduğunu, bu konuda gözden kaçırılan hususun dava dilekçesinde davacının belirttiği üzere taraflar arasındaki husumetin varlığı olduğunu, davalının, davacının markayı kullanmaması için herhangi bir şikayette bulunmadığını, dava açmadığını, ihtarname göndermediğini, amacının markayı tescil sınıflarında, önceki markasının devamı olarak kullanmak olduğunu, davacı şirketin inşaat hizmetleri marka kullanımında önceden tekstil de kullanılan ... ibaresini tercih ettiği gibi ticaret alanında ... olarak tanınan davalının da daha önce tekstil sektöründe kullandığı markayı tercih etmesinde kötüniyetin bulunmadığını, davacı şirketin kendi kullanımına dayanarak kötü niyet iddiasında bulunması halinde, kullanımının tescilsiz markanın şirketi işaret edecek şekilde belli bir ayırt edicilik düzeyine ulaştığını kanıtlamış olması gerektiğini, yerel mahkemenin gerekçesinde belirttiği gibi ayırt edicilik düzeyine ulaşmayan bir kullanımda davalının davacının tescilsiz markasını bildiği veya bilmesi gerektiğinden söz edilemeyeceğini, olağan bir akrabalık ilişkisinde amca ve yeğenin birbirlerinin ticari faaliyetlerinden haberdar olmasının bekleneceğini, akrabalık bağı bakımından davacı şirketin, davalının tescilsiz marka kullanımını bildiğine dair kanıt sunmamış olması ve ayrıca taraflar arasında davacı şirketin tescilsiz marka kullanımından çok daha önceye dayanan husumet nedeniyle herhangi bir iletişim, ticari veya medeni ilişkinin varlığı da kanıtlanamamış olduğundan, kötüniyetin kabulüne ilişkin kararın çelişkili ve hukuka aykırı olduğunu, taraflar arasındaki akrabalık hukuken var olsa da fiilen uzun yıllardır bu ilişkinin sona erdiğini, tarafların birbirlerinin ne yaptığından haberdar olmadığını, yerel mahkemenin kötüniyete ilişkin kabulünün aksine, davacı şirket kullanımları belli bir ayırt edicilik düzeyine ulaşmış olsaydı basiretli bir tacir olarak kullanacağı işareti araştırması gerektiğinin iddia edilebileceğini, bu nedenlerle davaya ilişkin deliller dikkate alınarak kötüniyetin kanıtlanmadığının kabulü gerektiğini, davacı şirketin iddialarını ispat edemediğini belirterek İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 15/09/2021 gün ve 20202/104 E. 2021/134 K. sayılı karar ile 04/10/2021 gün ve 20202/104 E. 2021/134 K. Sayılı ek kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, gerçek hak sahipliğine ve kötü niyetli tescile dayalı markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, karar davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, uyuşmazlık konusunda ehil bilirkişi tarafından düzenlenen ve hükme esas alınan 24/08/2021 tarihli raporunun denetime elverişli, hüküm kurmaya yeterli olduğu; davacının şirketi ...'nin 04/09/2015 yılında ticaret siciline tescil edilmiş olduğu, davacının ticari ünvanında yer alan “...” işaretini 14/01/2016 tarihinde ilk kez davacının faaliyet alanı olan inşaat hizmetlerinde markasal olarak kullandığı, 13/04/2016 tarihli - 16/04/2016 tarihli, 25/04/2016 30/04/2016 tarihli, 19/05/2016 tarihli, 21/09/2016 10/11/2016 tarihli, 08/12/2016 tarihli ve 25/04/2016 tarihli "..." olarak internet görselleri ve 2016,2017,2018 tarihli fatura suretleri ile ispatladığı; davalının 30/10/2018 tarihli başvurusu üzerine 04/03/2019 tarihinde davalı adına tescil edilen 2018/96372 numaralı "..." markasının davacının ilk kullanımından sonraki bir tarihte davalı adına tescil edildiği, davacının önceye dayalı kullanımını ispat ettiği "..." işareti ile davalı adına tescilli "..." markasının tescilli olduğu sınıflarda kullanılması halinde davacının işareti ile karıştırma ihtimalinin bulunduğu; dosya kapsamında tescil başvurusundan önce davalının dava konusu markayı kullandığına dair herhangi bir bilgi veya belge bulunmadığı, davacının markasal olarak kullandığı işareti davalının da markasının tescil tarihinden önceki tarihlerde markasal olarak kullandığını, yani davacının kullanım tarihinden daha eski tarihlerdeki kullanımını ispat edemediği; bu durumun davalının 2019 yılında marka tecavüzü nedeni ile davacı hakkında suç duyurusunda bulunması ile davacının marka tescilinden haberdar olduğu yönündeki iddiasını da kanıtlar nitelikte olduğu; davacının faaliyet alanlarının ve davalının tescilli markasının kayıtlı olduğu sınıftaki hizmetlerin faaliyet alanlarının aynı olduğu; davacının eskiye dayalı bu kullanımının çok geniş coğrafyada belirli bir ayırt edicilik düzeyine ulaşmasa da davalının İzmir ilinde ikamet ettiği ve davacı şirketin de İzmir ilinde faaliyet gösterdiği, yine davalı ...'ün, davacı şirket ortağı ...'ün öz amcası olduğu, ayrıca davacı şirketin ortağı ...'ün babası olan dava dışı ...'ün öz kardeşi olduğu ve her iki kardeşin yıllar önce birlikte ... San. ve Tic. Ltd.Şti.'ni kurduğu ve şirketin 06/01/1995 tarihinde ticaret siciline kaydının yapıldığı, bu tarihten önce 11/10/1993 yılında tescilli “...” ibaresini tekstil ve konfeksiyon sektöründe kullandıkları ve daha sonra ortaklıklarını sona erdirdikleri, aynı zamanda yakın akraba olan tarafların aralarında husumet olduğunun davalı tarafından da belirtildiği, uzun yıllar ortak olarak tekstil alanında iş yapan ve akraba olan tarafların birbirinin faaliyetinden haberdar olduğunun kabulü gerekeceği anlaşılmakla, mahkemece davalı adına tescilli "..." markasının tescilinin kötü niyetli tescil olarak kabul edilmesinin isabetli olduğu, dosya kapsamına göre davalının tescilinin kötü niyetli tescil teşkil ettiği, davalının markasının tescil tarihi ile dava tarihi arasındaki arasındaki geçen süre nazara alındığında, davacının davalının markasına sessiz kalma yoluyla onay verdiğinin de kabul edilemeyeceği anlaşılmakla; davalı vekilinin tüm itirazlarının esastan reddi, davacı vekilinin istinaf itirazının ise, mahkemece gerçek hak sahipliği iddiası yönünden hüküm kurulmamış olmasının hatalı olması nedeniyle kabulüne karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle,

HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davalı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine, davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK 353/1-b-2. maddesi uyarınca esastan kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak Dairemizce yeniden hüküm tesisine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.Davalı vekilinin İzmir Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesinin 15/09/2021 tarihli 2020/104 Esas ve 2021/134 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2.Davacı vekilinin istinaf itirazlarının KISMEN KABULÜ ile, İzmir Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesinin 15/09/2021 tarihli,2020/104 Esas ve 2021/134 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, KALDIRILAN KARARIN YERİNE GEÇMEK ÜZERE; "a-Davacının davasının kabulüyle, b-Davalı adına tescilli .../... nolu markanın, davacının eskiye dayalı kullanımı nedeni ile gerçek hak sahibi olması ve davalı tarafından kötü niyetli olarak tescil edilmiş olması sebebiyle hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, c-Alınması gereken 59,30 TL karar harcının davacı tarafından peşin olarak yatırılan 54,40 TL karar harcından hazineye irat kaydına, eksik 4,9 TL karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, davacı tarafından yatırılan 54,40 TL peşin harcın da davalıdan alınarak davacı tarafa ödenmesine, ç-Davacı tarafından yapılan toplam 899,30 TL yargılama giderinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa ödenmesine, d-Davacı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, Dairemiz karar tarihindeki AAÜT.’nin 2/3 maddesine göre belirlenen 25.500,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine " e-Davalı tarafından yapılan toplam 19,50 TL yargılama giderinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına, f-Kalan ve kullanılmayan gider avanslarının karar kesinleştiğinde talep beklenmeksizin ilgili yanlara iadesine," ŞEKLİNDE YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE,

3.İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından peşin alınan 59,30-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 368,30-TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine),

4.İstinaf başvurusu sırasında davacıdan alınan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine),

5.Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,

6.İstinaf incelemesi esnasında davacı tarafça yapılan 162,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 40,00-TL posta masrafı olmak üzere toplam 202,10-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

7.HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,

8.İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,

9.Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 21/03/2024

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.