11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2009/5660 E. , 2010/11840 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05.03.2009 tarih ve 2006/87-2009/29 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin 1997 yılında kurulduğunu, davalı şirket yöneticisi olan ...’nın 2003 yılına kadar davacı şirketin ortağı olduğunu, ancak 2007 yılında davalı şirketi kurduğunu, her iki taraf ünvanının başında yer alan "Modatimkar" ibaresinin 2003 yılında davacı tarafça marka olarak tescil ettirildiğini, her iki şirketin aynı konuda faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin davacıya ait markayı kullanmak suretiyle markaya tecavüzde bulunup haksız rekabet yarattığını ileri sürerek, müvekkilinin tescilli "Modatimkar" markasına davacı tarafça yapılan tecavüz ve haksız rekabetin önlenmesine, davalının ticaret sicil kaydının terkinine, 10.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatın ihtar tarihi olan 31/03/2008 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ve davalı şirket arasındaki iç ilişki dikkate alındığında, davacının başlangıçtan itibaren durumu bildiği ve aynı kurum içerisinde kabul ettiği, aralarında işçi nakli olduğu, davalı şirketin ünvanının terkinini istemesinin mevcut deliller kapsamında MK.'nun 2. maddesine uygun olmadığı, davalının tescilli ticaret ünvanını tescile uygun çalışma, amaç ve konusu kapsamında kullanmasının TTK 20,41 ve 52. maddeleri uyarınca bir yükümlülük ve hak olduğu, bu kapsamda kullanımın hukuken var olan hakkın fiilen kullanılmasından ibaret olup, ünvan terkin edilmedikçe haksız rekabet oluşturmayacağı, dosyaya sunulan delillere göre 04/04/2008 gününden dava tarihi olan 07/05/2008 tarihine kadar davalının markasal kullanım yaptığı yönünde delil olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ve davalı şirket tarafından markasal kullanım yapılmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2.Ancak, yukarıda yapılan özetlemeden de anlaşılacağı üzere her iki şirketin ticaret unvanının esaslı unsurunu “Modatimkar” ibaresinin oluşturduğu ve davacının bu hususta üstün hak sahibi bulunduğu çekişmesiz olup, uyuşmazlığın halli davacının bu hususu ileri sürmesinin, MK’nun 2. maddesi hükümleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı noktasındadır. Her ne kadar, mahkemece tarafların aynı binada faaliyet göstermeleri ve davacı işçisinin, iş sözleşmesinin davalıya devri yönünde işlemde bulunmaları karşısında, davacının davalının ticaret unvanından “Modatimkar” ibaresinin terkinin istemi MK’nun 2. maddesine aykırı bulunmuş ise de, her iki işlemin dava tarihine çok yakın bir tarih olması ve davacının davadan önce de, davalının bu unvanı kullanımını engellemek için ihtar çekmesi karşısında suskun kalınması süretiyle hak kaybı veya ticaret unvanının kullanılmasına izin verildiği sonucu çıkartılamaz. Bu itibarla, mahkemece, davacının ticaret unvanının terkin talebi ve TTK’nun 54. maddesi kapsamında tazminat taleplerinin yerinde olup olmadığının tartışılması ve neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
3.Öte yandan, kabule göre de, manevi tazminat talebi tamamen red edildiğine göre mahkemece Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. maddesi hükmü gereğince davalı yararına maktu ücreti vekalete hükmedilmesi gerekirken nisbi olarak hesaplanması dahi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.