Danıştay 13. Daire Başkanlığı
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2022/2575 E. , 2023/6482 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 6758 sayılı Kanun ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134. maddesi ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmelik hükümleri uyarınca oluşturulan "... Gaz Grubu Hisseleri Ticari ve İktisadi Bütünlüğü"nün satışına yönelik 19/01/2022 tarihinde gerçekleştirilmesi planlanan ihale ve satış işlemleri ile dayanağı Fon Kurulu kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; Davanın 19/01/2022 tarihinde gerçekleştirilmesi planlanan ihale ve satış işlemleri yönünden;
Satış Komisyonu Başkanlığı'nın 14/01/2022 tarihli kararı ile ihale takvimi uzatılması nedeniyle, ... Gaz Grubu Hisseleri Ticari ve İktisadi Bütünlüğü'nün kapalı zarf ve açık artırma usullerinin birlikte uygulanması suretiyle satışının yapılması amacıyla 19/01/2022 tarihinde gerçekleştirilmesi planlanan ihale ve satış işlemlerinin gerçekleşmediği, ayrıca davacı tarafından 23/02/2022 tarihinde yapılacağı kararlaştırılan ihale ve satış işlemlerinin iptali istemiyle Mahkemelerinin E:... , E:... ve E:... sayılı dosyalarıyla davaların açıldığı, bu yönüyle davanın konusuz kaldığı anlaşıldığından, konusu kalmayan davanın esasının incelenmesine imkân bulunmadığı; Fon Kurulu'nun ... tarih ve ..., ... sayılı ile ... tarih ve ... sayılı kararları ile İhale Şartnamesi yönünden; Yetkiye/yetkisizliğe ilişkin iddialar yönünden incelenmesi;
Fon'un kayyım olarak atandığı şirketler ve malvarlığı değerleri hakkında ticari ve iktisadi bütünlük oluşturma ve satış kararı alınmasında Fon Kurulu'nun münhasıran yetkili olduğu ve alınacak kararlar için mahkeme de dahil olmak üzere başka bir merciiden izin ve/veya icazet almasına gerek bulunmadığı, satış yetkisinin müsadere kararına bağlı olmaksızın şirkete yönelik sürdürülemez olduğu yönündeki mali durum raporları dikkate alınarak Fon Kurulu'na tanınması, müsadere kararının kesinleşmesi gerekliliğine ilişkin herhangi bir mevzuat hükmünün de bulunmaması hususları dikkate alındığında, Fon Kurulu kararlarında yetki yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı, Davacının uyuşmazlığa konu hisse oranına ilişkin iddiaları yönünden incelenmesi;
Davacının gerçekleştirdiği hisse devrinin ... Sulh Ceza Hakimliği'nin ... ve ... D.İş sayılı kararları ile 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (7086 sayılı olarak kanunlaşmış) 4. maddesi uyarınca muvazaalı sayılarak geçersiz sayılmasına hükmedildiği, söz konusu hisse devrinin geçersiz sayılmasının gerekçesi olarak gösterilen 7086 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 4. maddesinin 26/01/2022 tarih ve 31731 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi'nin 24/06/2021 tarih ve E:2018/81, K:2021/45 sayılı kararıyla iptal edildiği görülmekle birlikte, hisse devrinin geçersiz sayılmasının bir yargı kararına dayandığı ve söz konusu yargı kararının kaldırıldığına/bozulduğuna yönelik herhangi bir bilgi ve belgenin de sunulmadığı dikkate alındığında, hisse devrinin geçersiz sayılmasının dayanağı mevzuat hükmünün iptaline karar verilmesi ve hisselerin nama yazılı hisse senedine bağlanması iddialarının doğrudan işbu davada dinlenemeyeceği, İlgili düzenleyici kurumların onayının alınmadığı iddiaları yönünden incelenmesi;
Davalı idarece, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ve Rekabet Kurumu ile yazışmalar yapılarak, Doğalgaz Piyasası Kanunu ve Yönetmeliği ile diğer ilgili yasal düzenlemeler kapsamında gerçekleştirilmesi planlanan ihalede katılımcılardan aranması gereken şartların, talep edilmesi gereken bilgi ve belgelerle dikkat edilmesi gereken diğer hususların neler olduğuna ilişkin bilgi verilmesinin talep edildiği, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Doğal Gaz Piyasası Dairesi Başkanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı, Rekabet Kurumu II. Denetim ve Uygulama Dairesi Başkanlığı'nın 27/12/2021 tarihli cevabi yazıları ile ihale alıcılarında aranması gereken şartlar ile yükümlülüklerin bildirildiği, anılan yazıların satış ilanı tarihinden sonra düzenlendiği görülmekle birlikte, davalı idarece İhale Şartnamesi'nde söz konusu Kurumlarca ihale alıcılarında aranılan şart ve yükümlülüklerin düzenlendiği, kaldı ki 23/02/2022 tarihinde gerçekleştirilen ihale sonucunda tesis edilen Fon Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararıyla en yüksek teklif veren ... Enerji İnşaat Anonim Şirketi hakkında Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ve Rekabet Kurumu'ndan gerekli onay ve izin alınmasını teminen anılan Kurumlara bildirim yapılmasına karar verildiği anlaşıldığından, ilgili düzenleyici kurumlar nezdinde gerekli bildirimlerin yapılarak zorunlu süreçlerin yerine getirildiği; "Sürdürülebilir Olmama/Sürdürülemezlik" kavram ve tespiti yönünden değerlendirilmesi;
Davaya konu ... Gaz hakkında, 6758 sayılı Kanunun 19 uncu Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esasların 7/1. maddesinde zikredilen “sürdürülebilirlik” kriteri kapsamında ... Yönetim Danışmanlığı Anonim Şirketi'nce hazırlanan 21/05/2021 tarihli Mali Durum Tespit Raporu'nda 6758 sayılı Kanun'un 19. maddesinin 3. fıkrası gereği şirketin mevcut hâlinin sürdürülebilir olmadığı tespitlerine yer verildiği, yine ... Enerji Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi hakkında düzenlenen aynı tarihli Mali Durum Tespit Raporu'nda da anılan şirketin mevcut hâlinin sürdürülebilir olmadığı yönünde tespitlere yer verildiği, dolayısıyla davaya konu ... Gaz Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin mevcut hâlinin 6758 sayılı Kanun'un 19. maddesinin 3. fıkrası hükmü kapsamında “sürdürülebilir olmadığı” yönündeki değerlendirmelerin hukuken kabul edilebilir nitelikte ve yeterlilikte tespitler içerdiği; "Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturulması" kavramı, usul ve seçimi yönünden değerlendirilmesi; ... Gaz ile ...'ın mali durumlarının sürdürülebilir olmaması, gaz akışının başlamaması nedeniyle düzenlenen 21/05/2021 tarihli Mali Durum Tespit Raporlarında şirketlerin 6758 sayılı Kanun'un 19/3. maddesi uyarınca mevcut durumlarının “sürdürülebilir olmadığı” yönündeki tespit ve kanaatler ile kayyım heyetince bu tespit ve kanaatlere her iki şirket yönetimi olarak iştirak edilmesi hususları dikkate alınarak, Fon Kurulu kararlarında belirtilen hisselerin, birlikte satışa sunulması hâlinde daha fazla bir değer ve sinerji oluşturulacağından hareketle tek bir bütünlük olarak satışa konu edildiği görüldüğünden, 6758 sayılı Kanun ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'un 134. maddesi uyarınca ticari ve iktisadi bütünlük oluşturulmak suretiyle satışının yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, Muhammen bedelin tespiti yönünden incelenmesi;
Davacının hissedarı olduğu ... Gaz ile .... ve ... ile ilgili olarak ... Yönetim Danışmanlığı Anonim Şirketi'nce hazırlanan 26/11/2021 tarihli değerleme raporlarında; anılan şirketlerin gelecek yıllara ait herhangi bir gelir projeksiyonu olmaması ve operasyonlarının sürekliliği konusundaki belirsizliğin devam etmesi nedeniyle Gelir Yaklaşımı ve Piyasa Yaklaşımı yöntemlerinin kullanılmadığı, Net Aktif Değer Yöntemine ilişkin değerlemenin yapıldığı ... Gaz ve ... 'ya ilişkin olarak şirket yönetimlerinin 15/07/2021 tarihinden itibaren ... tarafından gaz ithalatının kesik olduğu ve ... 'ya ilişkin olarak şirketin 30/09/2021 tarihi itibarıyla paylaşmış olduğu ... ile olan tahkim sürecinden doğan düzeltmeler dikkate alınarak, ... Gaz'ın endikatif hisse değer aralığının düşük (-856,912) orta (-388,682) yüksek 28,201 milyon TL, ... 'nun endikatif hisse değer aralığının düşük (-650,337) orta (-262,506) yüksek 154,588 milyon TL, ... 'nın endikatif hisse değer aralığının düşük (-173,824) orta (85,522) yüksek 18,335 milyon TL olarak tahmin edildiği yönündeki tespitler kayyım heyetince de dikkate alınarak muhammen bedelin tespiti ve ihaleye çıkartılması talebiyle gönderilmesi üzerine Fon Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile muhammen bedelin 230.000.000,00-TL olarak tespit edildiği;
Davalı idarece belirlenen muhammen bedelin tespitinde dikkate alınan değerleme raporunda, ... Gaz'ın sahip olduğu EPDK lisansı süresinin 2042 yılına kadar geçerli olduğu, ancak 15/07/2021 tarihi itibarıyla şirketin ana tedarikçisi olan ... 'un gaz ithalatını kesmesi sebebiyle şirketin gelecek yıllara ait nakit akımını doğru şekilde tahmin edebilmek için yeterli gelir ve gider öngörüsü bulunmaması ve şirket yönetimi tarafından taraflarına geleceğe yönelik herhangi gelir ve gider öngörüsü iletilmemesi sebebiyle şirketin 2021 yılı sonunda operasyonlarının sonlanacağının varsayılması hususları dikkate alınarak ... Gaz'ın değerlemesinde Net Aktif Değer (NAD) yöntemi uygulandığı ve Net Aktif Değer metodunda varlıkların defter değerinden borçların düşülmesiyle bir işletmenin net aktif değerine ulaşıldığı, başka bir deyişle, bütün varlıkların satılıp borçların tümü ödendikten sonra elde kalan tutarın hesaplanmasında kullanılan yöntem olduğu;
Bu kapsamda; doğal gaz ithalatını ve toptan satışını yapmak amacıyla kurulan ve ... şirketinden alınan doğal gazı yurt içi müşterilere satan söz konusu şirketlerin ... şirketi ile yaşanan fiyat farkı anlaşmazlıklarından dolayı gerçekleşen tahkim neticesinde oluşan yaklaşık 287 milyon Doların geriye dönük fiyat farkı borcu (retroaktif borç) nedeniyle 15/07/2021 tarihinden itibaren gaz akışının kesilmesi sonrasında tahkim sonucunda oluşan retroaktif borcun satış ilanı ve şartname düzenlendikten sonra kredi çekilerek borcun ödenmesi suretiyle gaz akışının sağlandığı görülmekle birlikte, şirketlerin sürdürülebilir olmadığının ortaya konulması, söz konusu fiyat farkı (retroaktif) borcunun kredi çekilmesi suretiyle ödenmesi nedeniyle borcun bankaya yönelik olarak devam etmesi, bunun dışında başka borçlarının (sözleşmesel al ya da öde karşılığı) da bulunması hususları dikkate alındığında, uygulanan değerleme yönteminin ve bütünlüğü oluşturan varlıkların ayrı ayrı kıymet takdirlerinin yapılmış olması ile bağlı olmaksızın düzenlenecek rapor çerçevesinde Fon Kurulu tarafından belirleneceği yönündeki hüküm uyarınca tanınan yetki doğrultusunda Fon Kurulu'nca tespit edilen muhammen bedelin hukuka uygun olarak belirlendiği; İhale Şartnamesi yönünden incelenmesi;
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcurların Satışına İlişkin Yönetmeliğinin "Satış şartnamesinde bulunacak hususlar" başlıklı 11. maddesinde belirtilen hususlar ile ilgili düzenleyici kurumlarca ihale alıcılarında aranılan şart ve yükümlülükleri düzenleyen ve anılan Yönetmeliğin 10. maddesi hükmüne uygun şekilde Fon Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile onaylanan dava konusu İhale Şartnamesi'nin hukuka uygun olduğu,
Bu durumda, Fon'un kayyım olarak atandığı şirketler ve malvarlığı değerleri hakkında ticari ve iktisadi bütünlük oluşturma ve satış kararı alınması hususlarında mevzuat uyarınca tanınan yetki kapsamında, bağımsız değerleme şirketlerince düzenlenen raporlar dikkate alınmak suretiyle sürdürülebilir olmadığı tespit edilen şirket bünyesindeki davacının hissesinin de aralarında bulunduğu hisselerin bir araya getirilerek ticari ve iktisadi bütünlük oluşturulmasına, satışına, ticari ve iktisadi bütünlüğün muhammen bedelinin tespitine, İhale Şartnamesi'nin onaylanmasına ve satışın gerçekleştirilmesi amacıyla ihaleye çıkarılmasına ilişkin Fon Kurulu kararlarında ve gerekli hususları ihtiva eden İhale Şartnamesi'nde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle kısmen konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, kısmen davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, satış işlemlerinin 19/01/2022 tarihi yerine 23/02/2022 tarihinde gerçekleştirilecek olmasının ihale ve satış işlemlerinin incelenmemesini ve değerlendirilmemesini gerektirmediği, davalı idarenin satış yetkisinin bulunmadığı, satış ve tasfiye kararının Cumhurbaşkanı tarafından verilmesi gerektiği, bu yönde bir karar bulunmadığı, davalı idarenin yetkisini aştığı, Başbakanlık tarafından verilen Yetki Yönergesi'nin hukuken bir geçerliliğinin olmadığı, satışa konu edilen şirkette kendisinin %10,1 hissesi olmasına rağmen kendisine ait olmayan %14,99 oranındaki hissenin de satıldığı, hisse devrinin geçersizliğine ilişkin yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edildiği, dolayısıyla derdest aşamadaki dosyalar bakımından iptal kararının uygulanması gerektiği, ihale işlemlerinin Rekabet Kurumu'na yazılan yazıya verilmesi gereken cevap beklenmeden tesis edildiği, mali durum inceleme raporlarının bahse konu şirkete ilişkin olmadığı, raporda esaslı hatalar yapıldığı, raporun 2020 yılı dikkate alınarak düzenlendiği, raporların hiçbir güvenirliğinin bulunmadığı, raporun bağımsız hazırlanmadığı, anılan şirketin satışında menfaat bulunmadığı, kıymet takdir yöntemi mevzuata uygun belirlenmediği, İhale Şartnamesi'nin usulüne uygun düzenlenmediği, ihalede şeffaflık, tarafsızlık ve rekabet ilkelerine riayet edilmediği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, tesis edilen işlemlerin hukuka uygun olduğu, davacının iddialarının dayanaktan yoksun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tarafların duruşma istemleri yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
USUL YÖNÜNDEN: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinde, dava dilekçelerinin görev ve yetki yönünden ilk incelemeye tâbi tutulacağı; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde ise, adlî yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır.
İdarî yargı mercilerinde yargısal denetimi yapılarak çözümlenecek uyuşmazlıklarda, öncelikle davaya konu işlemin idarî bir işlem olup olmadığı hususunun, başka bir anlatımla idare hukuku kurallarına göre tesis edilen, kamu gücüne dayanılarak diğer tarafın rızasını aramaya gerek olmaksızın hukukî durumda tek yanlı irade açıklamasıyla değişiklik meydana getiren bir işlem olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir. İdarî makamlar tarafından tesis edilmiş olsa bile, özel hukuk hükümlerine tâbi olan işlem ve sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde adlî yargı mercileri görevlidir. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 403. maddesinin ikinci fıkrasında kayyımın belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanacağı kurala bağlanmıştır. Bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalmış olması ve yönetiminin başka yoldan sağlanamaması hâlinde vesayet makamı tarafından yönetim kayyımı atanacağı aynı Kanun'un 427. maddesinde belirtilmiştir.
Kanun'un 'Malvarlığının yönetimi' başlıklı 460. maddesinde ise 'Kayyım bir malvarlığının yönetimi ve gözetimi ile görevlendirilmiş ise, yalnız o malvarlığının yönetim ve korunması için gerekli olan işleri yapabilir. Kayyımın, bunun dışındaki işleri yapabilmesi, temsil olunanın vereceği özel yetkiye, temsil olunan bu yetkiyi verecek durumda değilse vesayet makamının iznine bağlıdır. ' hükmü yer almıştır.
Yönetim kayyımının olağan yönetim işlerini yapabilmesi, temsil olunanın vereceği özel bir yetkiye bağlı olmadığı gibi vesayet makamının da iznine bağlı değildir. Olağan yönetim işlerine; alacakların tahsil edilmesini, borçların ödenmesini, vergi beyanlarında bulunulmasını, bozulacak malların satılmasını, mevcudun korunması için önlem alınmasını örnek olarak göstermek mümkündür. Türk Medeni Kanunu'nun 462 ve 463. hükmü kapsamındaki işlerde ise yetkili vesayet dairelerinden izin alınması zorunludur.(Gençcan Ömer Uğur: Vesayet Hukuku, Ankara-2009, s.818)
Kayyım, vesayet işleriyle görevlendirilmiş olan diğer kişiler gibi bu görevini yerine getirirken iyi bir yönetimin gerektirdiği özeni göstermekle yükümlüdür. Malvarlığını yönetme yükümlülüğü kapsamında yönetim kayyımının da kayyımlığına verilen kişinin malvarlığını iyi bir yönetici gibi özenle yönetme ve yönetimle ilgili hesap tutma zorunluluğu vardır. (Gençcan Ömer Uğur: Vesayet Hukuku, Ankara-2009, s.821) Kayyımın görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla sebep olduğu zararlardan sorumlu olacağı Medeni Kanun'un 467. maddesinde belirtilmiş ve açılacak olan tazminat davalarında asliye hukuk mahkemelerinin görevli olacağı Kanun'un 469. maddesinde kurala bağlanmıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun şirket yönetimi için kayyım tayini başlıklı 133. maddesinde, " (1) Suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddî gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması hâlinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hâkim veya mahkeme, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabilir. Atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığı veya yönetim organının yetkilerinin ya da yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiği açıkça belirtilir. Kayyım tayinine ilişkin karar, ticaret sicili gazetesinde ve diğer uygun vasıtalarla ilan olunur. (2) Hâkim veya mahkemenin kayyım hakkında takdir etmiş bulunduğu ücret, şirket bütçesinden karşılanır. Ancak, soruşturma veya kovuşturma konusu suçtan dolayı kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararının verilmesi halinde; ücret olarak şirket bütçesinden ödenen paranın tamamı, kanunî faiziyle birlikte Devlet Hazinesinden karşılanır. (3) İlgililer, atanan kayyımın işlemlerine karşı, görevli mahkemeye 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 29/06/1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurabilirler." ... hükmü yer almıştır.
Dava konusu işlemlerin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan hâliyle 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19. maddesinde, (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi uyarınca kayyım atanmasına karar verilen şirketlerde görev yapan kayyımların yetkileri, hâkim veya mahkeme tarafından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilir ve devirle birlikte kayyımların görevleri sona erer. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra ve olağanüstü halin devamı süresince terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi uyarınca şirketlere ve bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 üncü maddesi uyarınca varlıklara kayyım atanmasına karar verildiği takdirde, kayyım olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu atanır. (3) 20/07/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen şirketler hariç olmak üzere; birinci ve ikinci fıkra kapsamındaki şirketlerin mali durumu, ortaklık yapısı, diğer sorunları veya piyasa koşulları nedeniyle mevcut halin sürdürülebilir olmadığının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından tespit edilmesi durumunda, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu şirketin yahut varlıklarının veya bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 13. maddesinde belirtilen varlıkların satılmasına veya feshi ile tasfiyesine karar verebilir. Satış ve tasfiye işlemleri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yerine getirilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakan onayıyla belirlenir. (4) Üçüncü fıkra kapsamında gerçekleştirilen varlık ve mal varlığı değeri satışlarına bağlı olarak elde edilen gelirden borçlar ödendikten sonra kalan tutar, şirket işlerinde kullanılabilir. Üçüncü fıkra kapsamında gerçekleştirilen fesih ve tasfiye işlemleri sonunda borçlar ödendikten sonra kalan tutar, yargılamanın kesin hükümle sonuçlandırılmasına kadar bir kamu bankasında açılan hesapta nemalandırılır.(...)" hükmü yer almıştır.
Aynı Kanun'un 20. maddesinde ise, "(1)19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından devralınan şirketler ve bunların varlıkları ile ilgili olarak Fona verilen yetkiler, bu Kanun Hükmünde Kararname ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna verilen kayyımlık görevi ile satış veya tasfiye işlemlerinde, bu şirketlerin yahut bunların sahiplerinin Fona borçlu olup olmadığına ve varlıkları üzerinde Fon haczi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kıyasen uygulanır. (...) Şirketlerin tasfiye işlemlerini yürütmek üzere Fon Kurulu tarafından görevlendirilen tasfiye komisyonu, adlî işlemler veya davalar bakımından taraf ehliyetine sahiptir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı şirketlerin ya da bunların varlıklarının bu madde kapsamında satışından elde edilecek tutarlar yargılamanın kesin hükümle sonuçlandırılmasına kadar bir hesapta nemalandırılır. (2) Şirket varlıklarının ticârî iktisâdî bütünlük yoluyla satışına karar verilmesi halinde Fon Kurulu, geçmiş dönem borçlarını, bu borçların FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla ihale bedelinden ödemeye veya ihale alıcısına ödettirmeye yetkilidir. (3) Bu madde hükümleri, kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının veya bunların bağlı olduğu şirketlerin Hazine tarafından devralınan varlıklarının satış ve tasfiyesini teminen Maliye Bakanlığınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilmesi durumunda da uygulanır. Devredilen varlıkların satışından elde edilen tutarlar Maliye Bakanlığına aktarılır." kuralına yer verilmiştir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134. maddesinin beşinci fıkrasında, Fon alacaklarının tahsilini teminen, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca haczedilen aktif değerler ile lisans, ruhsat ve imtiyaz sözleşmelerinden doğan haklar ve bu varlıkların feri veya mütemmim cüzü niteliğindeki sözleşmelerden doğan, ancak başlı başına iktisadî değeri olmayanlar da dahil olmak üzere diğer tüm hak ve varlıkları bir araya getirerek, ticarî ve iktisadî bütünlük oluşturarak alıcısına geçişini sağlayacak şekilde satışına, hacizli malların birden fazla borçluya ait olması ve/veya birden fazla alacaklının haczi olması hâlinde de satışı yaptırmaya, ihale bedelinin ödenme şeklini, para birimini, alıcıların sahip olması gereken şartları, ödeme tarihini ve ihalenin sair usûl ve esasları ile satış şartlarını 6183 sayılı Kanun hükümlerine bağlı olmaksızın belirlemeye, satışa konu ticarî ve iktisadî bütünlüğü alacağına mahsuben satın almaya, satışa konu varlıkların ait olduğu şirketlerin teknik bilgi, yazılım, donanım, ekipman, mal ve hizmet alımından doğan geçmiş dönem borçlarını ihale bedelinden ödemeye veya ihale alıcısına ödetmeye Fon Kurulu'nun yetkili olduğu ifade edilmiştir.
Aktarılan mevzuatın değerlendirilmesinden; Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 133. maddesi uyarınca suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddî gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması hâlinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hâkim veya mahkemenin şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabileceği, 6758 sayılı Kanun'un 19. maddesi gereğince Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 133. maddesi uyarınca şirketlere kayyım atanmasına karar verildiği takdirde, kayyım olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun atanacağı, kayyımın işlemlerine karşı ilgililer tarafından görevli mahkemeye Türk Medeni Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulabileceği anlaşılmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun ... sayılı dosyasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak ve terörizmin finansmanı suçlamaları kapsamında başlatılan soruşturma kapsamında 668 sayılı KHK'nın 3/1. ve CMK'nın 128. maddeleri uyarınca davacının da aralarında bulunduğu şahısların malvarlığı değerlerine el konulduğu, ... Sulh Ceza Hakimliği'nin ... tarih ve ...
D. İş sayılı kararı ile davacının da ortağı olduğu ...
Gaz Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye Fon'un kayyım olarak atanmasına karar verildiği, davacının hissedarı olduğu ...Gaz Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi bünyesindeki hissesinin, 6758 sayılı Kanun ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134. maddesi ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmelik hükümleri uyarınca oluşturulan "... Gaz Grubu Hisseleri Ticari ve İktisadi Bütünlüğü" kapsamında kapalı zarf ve açık artırma usullerinin birlikte uygulanması suretiyle 19/01/2021 tarihinde satışının gerçekleştirilmesi için 21/12/2021 tarih ve 31696 sayılı Resmî Gazete'de ihale ilanının yayımlandığı, bunun üzerine 19/01/2022 tarihinde gerçekleştirilmesi planlanan ihale ve satış işlemleri ile dayanağı Fon Kurulu kararının iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dairemizin tüm üyelerinin katılımıyla 02/11/2022 tarihinde yapılan toplantıda alınan karar ile, davalının kayyım sıfatıyla yönettiği şirketlerin hak ve taraf ehliyetlerini koruduğu, anılan şirketlere ilişkin olarak kayyımın ticârî gerekliliklere göre gerçekleştirdiği iş ve işlemlerin idarî işlem ve eylem niteliğinde olmadığı, kayyım sıfatıyla ticârî kural ve teamüllere dayanılarak tesis edilen işlemlerde kamu yararının değil ticârî faaliyet gereklerinin esas alındığı ve kayyım işlemlerinin idare hukuku ilkelerine göre değil ticaret hukuku ilkelerine göre tesis edildiği dikkate alınarak uyuşmazlığın esas itibarıyla Türk Medenî Kanunu'nda düzenlenen kayyımlık görevinin nasıl îfâ edileceğine dair ilke ve kurallar ile Türk Ticaret Kanunu hükümleri dikkate alınmak suretiyle adlî yargı yerlerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esası incelenerek verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararında usûl hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un "Kapsam ve nitelik" başlıklı 1. maddesinin ilk fıkrasında, "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümü, bu Kanunda gösterilen usûllere tâbidir." kuralına yer verilmiştir. 2577 sayılı Kanun'a 6545 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda söz konusu yargılama usulünün uygulanacağı; (g) bendinde ise, verilen nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceği kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 142. maddesi uyarınca, Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişleri ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. Kanun yolları da, yargılama usûlleri arasında yer alır. Yargı yerlerince yapılacak incelemeler sonunda verilecek kararlardan hangisinin kesin olduğunun belli edilmesi dahi, anılan madde hükmü ile Anayasa'daki temel ilkelere ve güvence kurallarına aykırı olmamak üzere yasa koyucunun takdirine bırakılmıştır (AYM kararı, E:1985/23, K:1986/2, Karar tarihi: 20/01/1986).
Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini belirten Anayasa’nın 142. maddesinin de kanuni hâkim güvencesinin değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gerektiği açıktır. Kanuni hâkim güvencesi, mahkemelerin kuruluş ve yetkileri ile izleyecekleri yargılama usulünün kanunla düzenlenmesini ve dava konusu olay ortaya çıkmadan önce belirlenmesini gerektirir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi kararlarında, kişinin hangi mahkemede yargılanacağını önceden ve kesin olarak bilmesini gerektiren doğal hâkim ilkesini koruyan bir hüküm olarak ele alınmaktadır (AYM kararı, Muhammed Deniz başvurusu, B. No: 2014/10728, Karar tarihi:18/07/2018).
Aktarılan kanunî düzenlemelere göre, 6545 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle birlikte 20/07/2016 tarihinden sonra ilk derece mahkemelerince verilen kararlara karşı genel kanun yolunun istinaf olarak belirlendiği, yalnızca 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinde tahdidî olarak sayılan uyuşmazlıklarla ilgili kararlara karşı istinaf kanun yolundan sonra temyiz kanun yoluna da başvurulabileceği, 2577 sayılı Kanun'da düzenlenen özel ve istisnai bir yargılama usûlü olan ivedi yargılama usulüne tâbi olan uyuşmazlıklarla ilgili olarak ise ilk derece mahkemelerince verilen kararlara karşı hangi tarihte verildiğine bakılmaksızın doğrudan temyiz kanun yoluna başvurulabileceği açıktır. 2577 sayılı Kanun'un 1. maddesinin ilk fıkrası uyarınca idarî yargının görevine giren uyuşmazlıkların çözümü bu Kanun'da gösterilen usûllere tâbi bulunduğundan ve anılan Kanun'un 20/A maddesinde yer verilen ivedi yargılama usûlü öncelikle ve süratle sonuçlandırılması önem taşıyan bazı idarî dava türleri için öngörülen özel bir yargılama usûlü olduğundan; adlî yargının görevinde olduğu değerlendirilen uyuşmazlıklar bakımından Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümünde uygulanacak usûlü belirleyen 2577 sayılı Kanun'da düzenlenen özel bir yargılama usûlü olan ivedi yargılama usûlü uygulanarak karar verilmesi mümkün değildir. Ayrıca, istisnaî bir yargılama usûlü olan ivedi yargılama usûlünün bu şekilde geniş bir yorum yoluyla genel yargılama usûlü yerine uygulanmasının Anayasal kurallar uyarınca Kanunla belirlenmesi zorunlu olan yargılama usûlüne ilişkin konulardan biri olan mahkeme kararlarına karşı başvurulacak kanun yolunu etkileyeceği açıktır.
Bu itibarla, çözümü adlî yargının görevinde olan, 2577 sayılı Kanun ve bu Kanunda düzenlenen usûllerin uygulanmasına ve öncelikle sonuçlandırılması özel önem taşıyan uyuşmazlık olarak nitelendirilmesine imkân bulunmayan ve bu anlamda ivedi yargılama usulü kapsamında yer almayan dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak, genel yargılama usûlü yerine ivedi yargılama usûlü uygulanarak karar verilmesinde de usûl kurallarına uygunluk bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin kabulüne;
2.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 28/12/2023 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY :
Dosyanın incelenmesinden, İdare Mahkemesince kısmen davanın reddine, kısmen konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek anılan karara karşı 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca (15) gün içerisinde Danıştay nezdinde temyiz yoluna başvurulabileceğinin belirtildiği; davacı tarafından Danıştay ilgili Daire Başkanlığı'na gönderilmek üzere kararın bozulması talebiyle temyiz başvuru dilekçesi verilmesi üzerine dosyanın Danıştay'a gönderildiği anlaşılmaktadır. Öncelikle, davanın konusu ihale işlemi olmakla birlikte uyuşmazlığın çözümünün adli yargının görev alanına girdiğinin tespiti halinde ivedi yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağının dolayısıyla temyiz incelemesi yapılıp yapılamayacağının belirlenmesi gerekmektedir. Usul hukukunun konusunu, bir uyuşmazlıkla ilgili olarak mahkemelere başvurulduğunda mahkemenin bu uyuşmazlığı nasıl çözümleyeceği, ne tür bir yöntem uygulayacağı hususları oluşturmakta olup, davanın açılma anıyla birlikte usul hukukunun da uygulanmaya başlaması gerekmektedir. Bu nedenle açılmış olan bir davada öncelikle hangi yargılama usulünün uygulanacağının belirlenmesi ve belirlenen usul kuralları uygulanmak suretiyle diğer yargılama işlemlerinin yürütülmesi gerekmektedir. 2577 sayılı Kanun'un "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda söz konusu yargılama usulünün uygulanacağı düzenlenmiştir. Kanun'un 20/A maddesiyle özel bir yargılama usûlü getirilmesinin amacı da ihale işlemleri gibi ivedilikle sonuçlandırılması önem arz eden bazı davaların öncelikle ve süratle sonuçlandırılmasını sağlamaktır.
Kanun'un 20/A maddesinde ivedi yargılama usulünün kapsamı belirlenirken tamamen davanın konusu dikkate alınmış olup, yargı yoluna ilişkin herhangi bir husus içermemekte, konusu ihale işlemi olan bir davada hangi yargı yoluna tabi olup olmadığına bakılmaksızın ivedi yargılama usulünün uygulanması gerekmektedir.
Ayrıca, göreve ilişkin hususların kamu düzenine ilişkin olması, davanın her aşamasında taraflarca görevsizlik itirazında bulunabileceği veya mahkeme tarafından re'sen gözetilmesi gerektiği ve yargı mercilerince bir takım işlemler gerçekleştirildikten sonra da görevsizlik kararı verilebildiği, göreve ilişkin kararın istinaf veya temyiz aşamasında değişebileceği hususları dikkate alındığında, konusu ihale işlemi olan bir davada ivedi usulün uygulanmaması kanunun amacına da aykırılık oluşturur. Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlık ihale işlemi olduğundan ivedi yargılama usulünün uygulanması ve temyiz isteminin incelenerek davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.