Aramaya Dön

Danıştay 5. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2020/3709
Karar No
K. 2023/20383
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2020/3709 E.  ,  2023/20383 K. "İçtihat Metni"T.C. D A N I Ş T A Y

BEŞİNCİ DAİRE

Esas No: 2020/3709
Karar No: 2023/20383
TEMYİZ EDEN (DAVACI): ...
VEKİLİ: Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI): ... Bakanlığı
VEKİLLERİ: ...

İSTEMİN KONUSU :... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem:

Davacı tarafından, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde istatistikçi olarak görev yapmakta iken, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin Sağlık Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; Mahkemelerinin 17/04/2019 tarihli ara kararıyla davalı idareden, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin son fıkrası uyarınca davacıdan savunmasının istenilmesine ilişkin savunma istem yazısı ile davacının savunmasının onaylı bir örneğinin gönderilmesinin istenildiği, davalı idarece savunma dilekçesi ekinde dosyaya sunulan ... tarih ve ... sayılı, "Savunma İstem Yazısı" konulu yazı incelendiğinde; Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirildiğinden, hakkında tesis edilecek işleme esas olmak üzere davacıdan 7 gün içerisinde savunmasını göndermesinin istenildiğinin, aksi takdirde savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağının belirtildiğinin görüldüğü, buna karşın, mezkur yazıda davacının hangi eylem veya eylemleri nedeniyle ve hangi terör örgütüne veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu konusunda belirlilik bulunmadığı, Mahkemelerinin 27/05/2019 tarihli ara kararıyla davalı idareye; dava konusu işlemin tesis edilmesinden önce davacı hakkında isnat olunan eylem nedeniyle herhangi bir soruşturma, inceleme veya araştırma yapılıp yapılmadığının sorularak, buna ilişkin bilgi ve belgelerin istenildiği, ayrıca davacının hangi eylem veya eylemleri nedeniyle ve hangi terör örgütüne veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğunun sorularak, buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenildiği, ancak davalı idarece söz konusu ara kararının gereği yerine getirilmeyerek; dava konusu işleme dayanak oluşturabilecek somut bilgi veya belgelerin Mahkemelerine ibraz edilmediği, ayrıca Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 25/06/2019 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren yazısında, davacının herhangi bir terör örgütüne üyeliği ve mensubiyetinin bulunup bulunmadığına ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılıkları nezdinde herhangi bir soruşturma ve ihbar kaydına rastlanmadığının belirtildiği, UYAP sistemi üzerinden yapılan sorgulamada da, davacı hakkında ceza soruşturması ve/veya kovuşturması bulunmadığının anlaşıldığı belirtilmiş ve davalı idarece 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin son fıkrası uyarınca davacının savunmasının istenilmesine dair savunma istem yazısında, davacının hangi eylem veya eylemleri nedeniyle ve hangi terör örgütüne veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatlı olmakla itham edildiği açıkça belirtilmediğinden, davacı tarafın hangi eylemi veya eylemleri nedeniyle ve ne ile suçlandığını bilmeksizin savunma hazırlamak durumunda kaldığı, dolayısıyla davacının Anayasa'nın 36. ve AİHS'nin 6. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma ve savunma hakkının ihlal edildiği ve dava konusu işleme dayanak oluşturabilecek somut bilgi ve belgelerin Mahkemelerine ibraz edilmediği anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, Anayasa'nın 125/son maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlandığından, hukuka aykırı bulunan dava konusu işlem nedeniyle davalı idare tarafından davacının yoksun kaldığı parasal hakların davanın açıldığı 04/04/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Açıklanan gerekçelerle, dava konusu işlemin iptaline, davacının tazminat isteminin kabulüne, davalı idare tarafından davacının yoksun kaldığı parasal hakların davanın açıldığı 04/04/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davalı idare tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacı hakkında 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin verdiği yetkiye istinaden başlatılan idari tahkikata dayalı olarak tesis edilen uyuşmazlık konusu idari işlemin, davalı idarece cezai sorumluluktan bağımsız şekilde yapılan değerlendirmeler neticesinde, davacının iltisak veya irtibatının bulunduğu yönünde oluşan kanaate dayalı olduğu, davalı idarece de ceza hukuku bağlamında davacının terör örgütlerine üyeliği veya terör faaliyetlerine veya darbe teşebbüsüne iştirakinin tespit edilmiş olması nedeniyle değil, tahkikat kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerden hareketle örgütle olan irtibat ve iltisak durumunun değerlendirildiği, davacı hakkındaki iddiaların da yer aldığı savunma istem yazısının davacıya tebliği ile 7 günlük süre de verilmek suretiyle savunma hakkının tanındığı, davacının bu süre içerisinde verdiği 8 sayfalık yazılı savunmasında özetle, "FETÖ/PDY terör örgütüne üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı olmadığını ve bu örgütle irtibatının bulunmadığını, bu iddialarla hakkında açılan bir soruşturmanın olmadığını, Bank Asya'da hesabının bulunmasının kişisel ve objektif gerekçelerinin olduğunu" beyan ettiği, 18/02/2014 tarihinde Bank Asya'da adına hesap açmasıyla ilgili olarak da, "babasından miras olarak kalan paranın tüm mirasçıların ortak kararıyla kendi hesabına yatırıldığını, murisin de anılan Banka'da hesabının bulunması ve faizsiz bankacılık hizmeti sunulması gibi gerekçelerle adına bu Banka'da hesap açarak parayı yatırdığını, Devlet büyüklerinin bu bankadaki paraların çekilmesi yönündeki açıklamalarına duyarlılık göstererek bankadaki tüm parayı çektiğini, terör örgütü liderinin bankaya para yatırılması yönündeki talimatından haberdar olmadığını" beyan ederek iddiaların esasına yönelik savunmalarını sunduğu, ayrıca davacının 28/07/2016 tarihinde FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında görevden uzaklaştırılmış olması karşısında, savunma istem yazısında yer alan iddiaların hangi terör örgütüyle alakalı olduğu hususunda belirsizlik bulunduğundan ve esasa yönelik savunmalarını sunmuş olması nedeniyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin son fıkrası hükmüyle tanınan savunma hakkının ihlal edildiğinden söz edilemeyeceği, diğer taraftan Dairelerinin 19/02/2020 tarihli ara kararına cevaben dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden; davacının adına kayıtlı hat üzerinden, FETÖ/PDY'ye müzahir bir şirket tarafından geliştirilen, genel kullanıcı profiline sahip "define" isimli mobil uygulamaya erişim sağladığının, 18/02/2014 tarihinde Bank Asya'da hesap açarak yüklü miktarda para yatırdığının ve Banka'nın TMSF'ye devredildiği 04/02/2015 tarihinden sonra bu paraları çektiğinin, bu şekilde terör örgütüne finansal destek sağladığı yönünde saha görüşü oluştuğunun, ayrıca yapılan güncel "UYAP-entegrasyon sorgulaması" neticesinde davacı hakkında Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde "(FETÖ/PDY) terör örgütü-şüpheli" sıfatıyla soruşturma kaydı bulunduğunun, dosyadaki bilgi ve belgelere göre de "terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla davacının adli soruşturmasının tutuksuz olarak devam ettiğinin görüldüğü belirtilmiş ve dava konusu işlemin cezai bir müeyyide niteliğinde olmayıp, ülke genelinde olağanüstü hal ilanına neden olan darbe girişimi sonrasında FETÖ/PDY terör örgütünün oluşturduğu tehdidin tamamen sonlandırılmasını sağlamaya dönük idari bir tedbir olduğu, terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen davacı hakkında 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesi uyarınca işlem tesisi için anılan suçlamalarla alakalı bir mahkumiyet hükmünün bulunmasının gerekli olmadığı, davacının kamu görevinden çıkarılmasına sebep olan ve yukarıda aktarılan süreç ve faaliyetler göz önünde bulundurulduğunda idarece haiz olunan takdir yetkisinin etkili bir şekilde kullanılmasının, ölçülülük ilkesini ihlal edecek genişlikte ve hakkın özünü zedeleyecek bir uygulama şeklinde değerlendirilemeyeceği dikkate alındığında, davacı hakkında davalı idarece yukarıda aktarılan tedbirlere yönelik olarak kullanılan takdir ve değerlendirme yetkisi kapsamında tesis edilen "kamu görevinden çıkarma" işleminde hukuka aykırılık, aksi yöndeki Mahkeme kararında ise hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, davacının kamu görevine son verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, bu işlem nedeniyle uğranıldığı iddia olunan parasal hak kayıplarının yasal faiziyle birlikte tazmini talebinin de yerinde görülmediği belirtilmiştir.

Açıklanan gerekçelerle, istinaf başvurusunun kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :

Davacı tarafından; FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyacak tanık beyanı veya başkaca somut bir delilin bulunmadığı, Bölge İdare Mahkemesince "Özet Bilgi Tablosu" başlıklı, kim tarafından hazırlandığı belli olmayan bilgilere itibar edilmesinin adil yargılanma hakkının ihlaline sebebiyet verdiği, dava konusu işlemin tesisinden önce hakkında herhangi bir idari soruşturma yürütülmediği, masumiyet karinesine aykırı şekilde karar verildiği, savunma istem yazısında, hangi eylem veya eylemleri nedeniyle ve hangi terör örgütüne veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu konusunda belirlilik bulunmadığından savunma hakkının kısıtlandığı, Define isimli mobil uygulamayı kullandığı yönündeki iddianın gerçek dışı olduğu, hakkındaki ceza soruşturması neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, anılan kararda örgütsel bir iletişim programı kullanmadığı hususunun belirtildiği, Bölge İdare Mahkemesince yeterli ve gerekli inceleme yapılmadan karar verildiği, dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu iddia edilmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından; Bölge İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE

MADDİ OLAY ve İLGİLİ MEVZUAT:

Türkiye'de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.

Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.

MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.

23/07/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 4/1-(f) maddesinde; 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinde belirtilenler hariç diğer mevzuata tabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dahil) istihdam edilen personel, ilgili kurum veya kuruluşun en üst yöneticisi başkanlığında bağlı, ilgili veya ilişkili bakan tarafından oluşturulan kurulun teklifi üzerine ilgisine göre ilgili bakan onayıyla kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Diğer yandan, olağanüstü hâlin sona erdirilmesinden sonra 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye Geçici 35. madde eklenmiştir. Anılan maddede, ''...B) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen;...9) 657 sayılı Kanuna ve diğer mevzuata tabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilen personel, ilgili kurum veya kuruluşun en üst yöneticisi başkanlığında bağlı, ilgili veya ilişkili olunan bakan tarafından oluşturulan kurulun teklifi üzerine ilgili bakan onayıyla kamu görevinden çıkarılır. '' hükmü getirilmek suretiyle, 667 sayılı KHK'nın 4/1-(f) maddesiyle benzer düzenlemeye yer verilmiş, ayrıca aynı maddenin son fıkrasında, (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği belirtilmiştir.

Daha sonra, 28/07/2021 tarihli ve 31551 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesiyle, söz konusu Geçici 35. maddenin (B) fıkrasında yer alan “üç yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Davacı, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde istatistikçi olarak görev yapmakta iken 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca Sağlık Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı işlemi ile kamu görevinden çıkarılmıştır. Bunun üzerine, anılan işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen davayı açmıştır.

Öte yandan, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan adli soruşturma sonucunda Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın itiraz edilmeden kesinleştiği anlaşılmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 667 sayılı KHK'nın 4. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin, “kamu görevinden çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.

Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla, "terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler" hakkında; 667 sayılı KHK'nın 4. maddesiyle, olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte tedbir, OHAL kalktıktan sonra 375 sayılı KHK'nın Geçici 35. maddesiyle de dört yıl süreyle uygulanmak üzere kamu görevinden çıkarma yaptırımı getirilmiştir.

AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından Anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).

Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, kamu görevlilerinin Devlete sadakat yükümlülüğünü yitirildiğini ortaya koyan ve bahse konu yaptırımın uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan yaptırımın uygulanabilmesi için yeterlidir.

Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır.

Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.

Bununla birlikte iptal davaları idarî işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalardır. İdari işlem ise idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği hukuki sonuç doğuran işlemdir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden maddi ve hukuki etkenler ise idari işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinde yer alan, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin “meslekten veya kamu görevinden çıkarılmasına karar verilir'' hükmü gereğince davacı hakkında dava konusu işlem tesis edilmiştir.

Bu kapsamda davacı hakkındaki terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönünde davalı idarece yapılan değerlendirmenin de kuşkusuz keyfilikten uzak olması gerekir.

Bununla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde; herkesin, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

Adil yargılanma hakkının düzenlendiği bu maddede; davanın kanun ile kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmesi, makul bir süre içinde sonuçlandırılması, hakkaniyete uygun yargılama ve aleni yargılama ilkelerine açıkça yer verildiği görülmekte olup, hakkaniyete uygun yargılama ilkesi; silahların eşitliği, çelişmeli yargılama ve gerekçeli karar hakkı unsurlarının bir arada mevcut olmasını gerektirmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde, gerekçeli karar hakkı denetiminin, gerekçenin yasal olup olmadığı, yeterli ve makul olup olmadığı, tarafların esaslı iddialarının karşılanıp karşılanmadığı, gerekçenin makul sürede yazılıp yazılmadığı ilkeleri açısından yapıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, bir uyuşmazlık tarafların esaslı iddiaları karşılanmadan karara bağlanıyorsa adil ve hakkaniyete uygun yargılama açısından ihlal gerçekleşebilmektedir. Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında yer alan davacı hakkındaki tespit ve değerlendirmeler bu çerçevede incelendiğinde;

a)Bölge İdare Mahkemesi kararında; davacının, 18/02/2014 tarihinde Bank Asya'da hesap açarak yüklü miktarda para yatırdığı ve Banka'nın TMSF'ye devredildiği 04/02/2015 tarihinden sonra bu paraları çektiği, bu şekilde terör örgütüne finansal destek sağladığı yönünde saha görüşü oluştuğu hususunun davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesiyle ilgili olarak;

Davacı tarafından, bu tespite ilişkin olarak dava dosyasındaki ve hakkındaki ceza soruşturmasındaki beyanlarında özetle; Bank Asya'da hesabı bulunmasının kişisel ve objektif gerekçelerinin olduğu, babasından miras olarak kalan paranın tüm mirasçıların ortak kararıyla kendi hesabına yatırıldığı, murisin de anılan Banka'da hesabının bulunması ve faizsiz bankacılık hizmeti sunulması gibi gerekçelerle adına bu Banka'da hesap açarak parayı yatırdığı, hesabına yatırılan paranın murisin yıllardan beri Bank Asya'da olan parası olduğu, söz konusu Banka'ya örgüte finansal destek sağlamak amacıyla yeni bir mevduat yatırmadığı, para bir süre Banka'da kaldıktan sonra ev almak için çektiği, terör örgütü liderinin Banka'ya para yatırılması yönündeki talimatından haberdar olmadığı ileri sürülmüştür.

FETÖ lideri tarafından talimatın verildiği 25/12/2013 tarihinden, Bank Asya'nın TMSF'ye devredildiği 29/05/2015 tarihine kadar, örgüt liderinin emri doğrultusunda mali olarak zor duruma düşen Banka'nın parasal yönden iyi durumda olduğunu göstermek amacıyla örgüt mensuplarınca, gerek birkısım malvarlıkları elden çıkarılarak, gerekse başka finans kuruluşlarından kredi çekilerek tasarruf ve kâr amacı gözetilmeksizin, kendileri, eşleri, reşit olmayan çocukları ve bazen de anne-babaları adına para yatırılmış, katılım hesapları açılmış, döviz ve altın alım-satımı gibi işlemler yapılmıştır.

Nitekim, Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 20/12/2017 tarihli ve E:2017/1862, K:2017/5796 sayılı kararı ile örgüt liderinin talimatı doğrultusunda Bank Asya'ya para yatırma fiilinin terör örgütünün amacına hizmet eden yardım suçu kapsamında değerlendirildiği, ayrıca anılan Banka'ya eş adına para yatırılmasının da aynı kapsamda olduğu karara bağlanmıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesi de, örgütün mali kaynağını oluşturan ve bu yolla gelir elde ettiği anlaşılan Banka'ya, örgüt liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine para yatırmanın somut olayın koşullarına göre silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak değerlendirilebileceğini kabul etmiştir (AYM, Metin Evecen, B. No: 2017/744, 04/04/2018, § 59).

Dava dosyasının incelenmesinden; Bölge İdare Mahkemesince, davacının yukarıda belirtilen iddiaları dikkate alınmadan ve hesap hareketleri hakkında somut herhangi bir değerlendirme yapılmadan, 18/02/2014 tarihinde Bank Asya'da hesap açarak yüklü miktarda para yatırmak ve Banka'nın TMSF'ye devredildiği 04/02/2015 tarihinden sonra bu paraları çekmek suretiyle terör örgütüne finansal destek sağladığı sonucuna varıldığı görülmüştür.

Netice itibarıyla, Mahkemece, "Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan; davacının, müflis Asya Katılım Bankası AŞ’de katılım ya da cari hesabının bulunup bulunmadığının sorularak, var ise ilgili belge ve raporların (şahıs, hesap no, hesap açılma tarihi, işlem tarihleri, işlemlerin mahiyeti, tutarı yer alacak şekilde) istenilmesine" yönelik yapılacak ara kararı neticesinde gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının alınmasından sonra, davacının iddiaları da değerlendirilerek FETÖ lideri tarafından talimatın verildiği 25/12/2013 tarihinden, Banka'nın TMSF'ye devredildiği 29/05/2015 tarihine kadar olan dönemdeki hesap hareketlerinin örgüt liderinin talimatıyla uyumluluk arz edip etmediğine yönelik bir inceleme yapılması gerekirken, anılan inceleme yapılmadan, davacının terör örgütüne finansal destek sağladığının kabul edilmesinin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan adil yargılanma hakkına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

b)Bölge İdare Mahkemesi kararında; davacı hakkında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde ceza soruşturması bulunması hususunun davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesiyle ilgili olarak;

Davacı tarafından, bu tespite ilişkin olarak temyiz dilekçesindeki beyanlarında özetle; bahse konu ceza soruşturması neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, davalı idarece gerçeği yansıtmayan hususların dava dosyasına sunulduğu ileri sürülmüştür.

Davacı hakkında salt ceza soruşturması bulunmasının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak noktasında aleyhe bir durum olarak değerlendirilmesi masumiyet karinesi gereğince mümkün olmamakla birlikte davacının terör örgütüyle irtibat ve iltisakı bulunup bulunmadığı noktasında değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de göz önüne alınması gerekmektedir. Zira 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesi uyarınca bir kamu görevlisi hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olması nedeniyle kamu görevinden çıkarılmasına yönelik işlem tesis edilebilmesi karşısında, anılan kamu görevlisi hakkında ''silahlı terör örgütüne üye olma'' suçundan yürütülen ceza soruşturması neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan işlemin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.

Netice itibarıyla, Mahkemece, davacı hakkındaki ceza soruşturmasında, davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyacak tespitlerin bulunup bulunmadığı noktasında bir inceleme yapılması gerekirken, anılan inceleme yapılmadan, salt davacı hakkında ceza soruşturması bulunması hususunun davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak kabul edilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

c)Bölge İdare Mahkemesi kararında; davacının, adına kayıtlı hat üzerinden, FETÖ/PDY'ye müzahir bir şirket tarafından geliştirilen, genel kullanıcı profiline sahip "define" isimli mobil uygulamaya erişim sağladığı hususunun davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesiyle ilgili olarak;

Davacı tarafından, bu tespite ilişkin olarak temyiz dilekçesindeki beyanlarında özetle; bugüne kadar kendisine böyle bir iddianın yöneltilmediği, bu iddiadan Bölge İdare Mahkemesi kararıyla haberdar olduğu, böyle bir uygulamayı kullanmadığı, bahse konu mobil uygulama hakkında bilgi sahibi olmadığı, anılan iddianın iftiradan ibaret olduğu ileri sürülmüştür.

Dava dosyasının incelenmesinden; Bölge İdare Mahkemesince, "define" isimli mobil uygulamanın FETÖ/PDY'ye müzahir bir şirket tarafından geliştirilen örgüt içi bir iletişim programı olup olmadığı hususuna ve davacının bu uygulamayı kullanmadığı yönündeki iddiasına yönelik herhangi bir araştırma yapılmadan davacının anılan uygulamayı kullandığının ve bu suretle FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakının ortaya konulduğunun kabul edildiği görülmüştür.

Netice itibarıyla, Mahkemece, "Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; 'define' isimli mobil uygulamanın FETÖ/PDY'ye müzahir bir şirket tarafından geliştirilen örgüt içi bir iletişim programı olup olmadığının ve davacının bu uygulamayı kullandığına ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) istenilmesine" yönelik yapılacak ara kararı neticesinde gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra karar verilmesi gerekirken, anılan ara kararı yapılmadan, davacının "define" ismli uygulamayı kullandığının ve bu suretle FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakının ortaya konulduğunun kabul edilmesinin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan adil yargılanma hakkına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, yukarıda belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle, adil yargılanma hakkına aykırı şekilde davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü, mahkeme kararının kaldırılması, davanın reddi yönünde verilen Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,

2.Dava konusu işlemin iptali ile davacının bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal hakların davanın açıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak davalı idarece yapılan istinaf başvurusunun kabulü, İdare Mahkemesi kararının kaldırılması, davanın reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle BOZULMASINA,

3.Yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmediğinden, fazladan alınmış olan ...-TL temyiz YD harcının istemi halinde davacıya iadesine,

4.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ...Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 26/12/2023 tarihinde, oybirliğiyle, kesin olarak karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.