11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2024/4077 E. , 2025/2610 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı şirkette %36 oranın pay sahibi olan müvekkilinin, davalı şirketin ihtiyaç dahilindeki farklı zamanlarda ortak sıfatıyla borç para verdiğini, borcun ödenmemesi üzerine başlatılan takibe itiraz edildiğini, şirket ortakları olan kardeşler arasında ortaklıkların ayrılması amacıyla yapılan görüşmeler neticesinde müvekkilinin davalı şirketteki hisselerinin diğer ortaklara devrine, aynı kardeşlerin aynı oranda hissedar oldukları dava dışı ... A.Ş.'deki kardeşlerin hisselerinin de müvekkiline devrine karar verildiğini, bu konuda ortaklar arasında çıkan muarazaya ilişkin açılan davada yapılan yargılama sonunda dava dışı ... A.Ş.'nin tüm hisselerinin müvekkiline ait olduğunun tespitine karar verildiğini, kararın kesinleşmesi ile müvekkilinin davalı şirketteki bütün hisselerini diğer kardeşlerine devrederek hissedarlığını sona erdireceğini, davalı şirketin çoğunluk hissedarlarının bu aşamada sermayeye dahil ederek alacağı sıfırlayıp sonrasında da müvekkili hisselerinin bedelsiz olarak kendilerine devredileceği için bu alacaktan kurtulma çabasında olduklarını ileri sürerek davalının icra takibine itirazının iptali ile alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; davalı şirkette %36 oranın pay sahibi olan müvekkilinin, davalı şirketin ihtiyaç dahilindeki farklı zamanlarda ortak sıfatıyla borç para verdiğini, bu kapsamda borç olarak gönderilen 100.000,00 Euro'nun davalı tarafından geri ödenmediğini, davalı şirkette sermaye artırımı için hiçbir zorlayıcı sebep olmamasına rağmen müvekkilinin ortaklar hesabında görülen ortaklık alacağını sıfırlamak amacıyla bu alacağın sermayeye eklenmeye çalışıldığını, alacağın tahsili için başlatılan icra takibine davalı tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek davalının icra takibine itirazının iptali ile alacak miktarının en az %20'si oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP
1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davacının müvekkili şirketten alacağı bulunmadığını, davacının kendi kontrolündeki şirket kayıtlarında hile yaparak üçüncü şahıs işlemlerinde kendini alacaklandırdığını, fiktif kayıtlar oluşturulduğunu, işlemlerle ilgili hiçbir belgenin şirket kayıtlarında bulunmadığını, işlemlerin yapıldığı dönemde şirketin banka hesaplarında yüklü parası bulunduğunu, davacının şirket faaliyetleri dışında hiçbir gelirinin bulunmadığını, davacı ve diğer ortaklar arasındaki ortaklığın tasfiyesine ilişkin protokollerde her detaya yer verildiğini, gerçek olduğu iddia edilen bir alacağın ortaklık tasfiye protokolüne konu edilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olacağını savunarak davanın reddi ile %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; icra takibinde alacağın nedeni açıklanmadığı gibi takibe dayanak bir belge de ibraz edilmediğini, taraflar arasındaki ihtilafın davacının müvekkilinin ortaklar hesabına esasen var olmayan ancak kayden görünen alacağından kaynaklandığını, müvekkili şirket kayıtları üzerinde yapılan detaylı incelemede davacının kayıtlarda görünen alacağının önemli bir kısmının davacının şirket yöneticisi olduğu dönemde görevini kötüye kullanma, hile ve aldatmak suretiyle şirketi üçüncü şahıslar tarafından ödenen veya havale edilen tutarların kendi hesabına alacak kaydettirildiğinin ortaya çıktığını, davacının 100.000,00 Euro tutarındaki havalesinin ödünç niteliğinde olmadığı gibi kaynağının davacının malvarlığı da olmadığını, paranın ... A.Ş. hesabından davacının şahsına açıklamasız olarak 150.000,00 Euro havale edildiğini, havalenin şirketi temsilen davacı tarafından yapıldığını, taraflar arasındaki ortaklığı sona erdirme görüşmelerinin sürdüğü sırada davacının, kabul anlamına gelmemek üzere ... A.Ş.'nin kendisinde, müvekkili şirketin ise kardeşlerinde kaldığı düşüncesiyle o tarihte şirketten kendi kendine çektiği tutarın kendi 1/3 payını mahsup ederek kardeşleri ... ve ...'ın payına düşen 100.000,00 Euro'yu müvekkiline havale ettiğini, davacının borç verme iradesi bulunmadığını, kendince var olduğunu düşündüğü bir borcu ifa ettiğini, havalenin ödeme vasıtası olduğunu, ödünç olduğunun ispat yükünün davacı üzerinde bulunduğunu, ortaklığın tasfiyesine ilişkin dayanılan protokollerde her detaya yer verildiğini, dava konusu 100.000,00 Euro alacağın ortaklık tasfiye protokolüne konu edilmemiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının ortaklıktan ayrıldıktan sonra müvekkili şirkete borç vermesinin çelişkili olacağını, davanın zaman aşımına uğradığını savunarak davanın reddi ile %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yapılan bilirkişi incelemesinde davalı şirketin 331 ortaklar cari hesabında fiktif ve muvazaalı kayıtların bulunduğu, bu durumun ticari defterlerin delil olma özelliğini zedelediği, işletmenin günlük kasasında bulunması gereken, ticari teamüllere ve modern iş şartlarına göre makul karşılanabilecek miktarın üzerinde bakiye varken şirketin ortaklardan borç para almasının makul karşılanamayacağı, bu işlemlerin fiktif olarak değerlendirildiği, davacının ortaklar cari hesabında 5.351.203,94 TL fiktif ve muvazaalı işlem tespit edildiği, buna göre asıl davada davacının icra takibine dayanak yaptığı alacağının gerçek bir alacak olmadığının anlaşıldığı, birleşen davada ise açılan davalar sonucunda ortaklar arasında imzalanan sözleşmeler kapsamında her iki şirketteki hisselerin devir ve tespitine ilişkin kararlar verildiği, kararların kesinleştiği, davacı tarafından davalı şirketteki kendisine ait hisselerin diğer ortaklara devrine dair sözleşmelerden ve şirketi münferiden temsil yetkisi sona erdikten sonra banka aracılığı ile davalı şirket hesabına 100.000,00 Euro gönderdiği, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere bu hususun davalı şirketin ticari defter kayıtlarında da yer aldığı, davacının bu miktarı davalı şirkete borç olarak verdiği, davalı vekilinin yemin deliline başvurması üzerine, davacı asil hakkında meşruhatlı yemin davetiyesi çıkartıldığı, davacının celsede hazır bulunarak yemini edası ile davacının davasını ispatladığı, alacağın likit ve itirazın haksız olduğu gerekçesiyle asıl davanın ve davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin reddine, birleşen davanın kabulüne, davalının icra takip dosyasına itirazının iptali ile takibin devamına, alacağın TL karşılığının %20'sine isabet eden 181.894,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm asıl davada taraf vekillerince, birleşen davada davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile verilen kararda bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin asıl davaya yönelik, davalı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm asıl davada taraf vekillerince, birleşen davada davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl ve birleşen dava, davacı tarafından davalı şirkete borç verildiği iddia edilen alacağın tahsili için başlatılan icra takiplerine vaki itirazların iptali istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ:
Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl davada taraf vekillerinin, birleşen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, 21.04.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Dava, davacının ortak olduğu davalı şirkete değişik tarihler de vermiş olduğu borç paranın ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Yargılama sırasında alınan 06.05.2021 tarihli bilirkişi raporunun 11. sayfasında davalı şirketin 10.08.2020 tarihli genel kurul toplantısı yönünden yapılan değerlendirmeye ilişkin olarak "...Gündemin 6. maddesinde... arttırılan 11.900.000 hissenin 11.900.000,00 TL'si ... karşılanmıştır. Şirket ortaklarına hisseleri oranında nama yazılı bedelsiz hisse senedi verilecektir..." dendiği hususunda tespit yapıldığı görülmektedir. 10.08.2020 tarihi itibarıyla davacı, davalı şirketi temsile yetkili olmayıp 15.03.2019 tarihi itibarıyla temsil yetkisinin sona erdiği, 10.08.2020 tarihli toplantının ertelenmesinin davacı vekilinin talebi ile yapıldığı, yaklaşık 5 ay sonra yapılan genel kurul toplatısında önceki gündemin 6. maddesinden farklı olarak diğer ortaklar tarafından fiktif işlem oluşturulduğunun ileri sürüldüğü dosya kapsamından anlaşıldığından, 10.08.2020 tarihli gündemin 6. maddesinde belirtildiği şekilde davalı şirketin ortaklarına borçlu olduğuna dair kabulü dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığını düşündüğümden sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmamaktayım.