8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2018/2368 E. , 2018/12649 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, paydaşı olduğu 384 ve 383 parsel sayılı taşınmazları davalının un fabrikası olarak kullandığını kendisinin kullanımını engellediğini ileri sürerek ecrimisile karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davacının taşınmazda paydaş olduğunu fabrikada payının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, taşınmazların davalılar tarafından kullanıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, paydaşlar arası ecrimisil isteğine ilişkindir.
1.Dosya içeriği ve toplanan delillerden ; çekişmeli 384 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının davalı ..., 1/4 payının davacı ... ve 1/4 payının dava dışı Mustafa'ya ait olduğu, 383 parsel sayılı taşınmazın 1/4 payının davacı ..., 1/4 payının dava dışı ... ve 1/2 payının davalı ... Un ve Gıda Pazarlama şirketi adına kayıtlı olduğu, 383 parsel sayılı taşınmazda ev ve un fabrikası 384 parsel sayılı taşınmazda fabrikaya bağlı depo garaj ve yazıhane bulunduğu sabittir. Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı) Somut olaya gelince; Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli olduğu söylenemez. Şöyle ki; mahallinde yapılan keşif, bilirkişi raporu ve tanık beyanlarından davacının çekişmeli taşınmazları kullanmadığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, davacının taşınmazda kullanabileceği bir yer bulunup bulunmadığı hususu tespit edilmiş değildir. Taraflar arasındaki çekişme ile ilgili yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca araştırma yapılması, davacının çekişmeli taşınmazlarda kullanabileceği kısımlar olup olmadığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesi, kullanabileceği yer bulunmadığı veya kullanımın davalıca engellendiğinin anlaşılması halinde davalıların kullandıkları alanlar tespit edilerek sonuca gidilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
2.Bilindiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nun 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nın 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir. İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. Somut olayda; Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ecrimisil hesabının fabrika geliri üzerinden yapıldığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca yukarıda ilkeler uyarınca ecrimisil hesabı yapılması gerekirken fabrikanın net geliri üzerinden ecrimisil hesaplanarak sonuca gidilmesi doğru değildir. Kabule göre de çekişmeli 384 parsel sayılı taşınmazda davalı şirketin, 383 parsel sayılı taşınmazda ise davalı ...'in payı bulunmadığı dolayısıyla aralarında zorunlu dava arkadaşlığı olmadığı gözetilerek ecrimisile hükmedilecek ise davalıların taşınmazlardaki sorumluluklarının ayrı ayrı belirlenmesi gerekirken müştereken sorumlu tutulmaları da isabetsizdir.