8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2013/1229 E. , 2013/4582 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 23.12.2010 gün ve 220/292 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı, dava dilekçesinde;... Köyü 111 ada 15 parsel sayılı taşınmazın kendisinin zilyetlik ve tasarrufu altında olduğu halde, köyde yapılan kadastro çalışmaları sırasında ölü ... ve ... adına tespit edilerek tapuya tescil edildiğini, bu durumu tapu almak için gittiği sırada öğrendiğini açıklayarak, taşınmazın davalıların murislerine adına olan tapu kayıtlarının iptali ile adına tapu tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılara usulüne uygun olarak tebligat yapılmış, davalılar davaya cevap vermemişlerdir. Davalı ... yargılama oturumunda davada hak iddia etmediğini, tarlanın ...’a ait olduğunu açıklayarak davayı kabul ettiğini beyan etmiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kadastro tespitinden önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal nedenine dayalı olarak TMK'nun 713/1, 3402 sayılı Yasanın 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali tescil davasıdır.
Uyuşmazlık konusu 111 ada 15 parsel sayılı taşınmaz senetsizden tarla vasfıyla ceddinden intikalen ve taksimen ½ hissesinin ... oğlu ...'ye, ½ hissesinin ...oğlu ...’ın aralıksız çekişmesiz malik sıfatıyla zilyetliğinde olduğu, ...'ında 1992 yılında ölümü ile geriye mirasçı olarak karısı ... ile çocukları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’in bıraktığı, karısı ...’in 2003 yılında ölümü ile geriye mirasçı olarak kızı ...’i bıraktığı belirtilerek ½ hissesi ... oğlu ... adına, ½ hissesi ise verasette iştiraklı olarak ... çocukları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... adına tespit edilmiş, tespitin 13.11.2006 tarihinde kesinleşmesi üzerine aynı tarihte tapu kaydı oluşmuştur.
Yargılama tutanaklarının tetkikinden davacıya delil ve tanık listesini bildirmek için süre ve imkan tanınmadığı anlaşılmıştır. Keşif sırasında ise yerel bilirkişiler ... ve ... dinlenmiş yerel bilirkişi ... ise tarafların yerel bilirkişinin dinlenmemesi hususunda herhangi bir vazgeçme beyanı olmamasına, Mahkemece bu doğrultuda alınmış bir ara kararı da bulunmamasına rağmen dinlenilmemiştir. Dava konusu olayda tanık dinlenmeden yerel bilirkişi sözleri esas alınarak hüküm kurulmuştur. Davada kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanıldığına göre, kazanmayı sağlayan zilyetliğin davalılara karşı kanıtlanması gerekmektedir. Hukuki niteliği yanında maddi olaylardan sayılan zilyetliğin, tanık dahil her türlü delille kanıtlanması mümkün bulunmaktadır. (3402 sayılı KK. m. 14/1. fıkra) 6100 sayılı HMK.nun 266 (HUMK'nun 275) maddesinde hangi amaçla bilirkişi bilgisine başvurulacağı açıklanmıştır. Bunun dışında tanık sözleriyle tespiti gereken bir yön için tanık dinlenmeden bilirkişinin bilgisi ile yetinilemez. Benimsenen Usul ve Kanuna uygun olan uygulamaya göre zilyetliğin ilk önce tanık sözleriyle tespiti şarttır. Bu yapılmadıkça bilirkişi sözleri yalnız başına bir delil olamaz. Taşınmaz malın yer, sınır ve dava tarihindeki değeri konusunda özel bilgisini veren yerel bilirkişinin zilyetlik konusundaki sözleri ancak, zilyetliğin tespiti maksadı ile dinlenen tanıkların sözlerinin doğruluğunu gösteren tamamlayıcı bir bilgi olarak gözönünde tutulabilir. O halde zilyetliğe dayanan tescil davalarında tarafların bildirdikleri tanıklar dinlenmeden yerel bilirkişinin sözleri ile tescil kararı verilemez. (HGK., 30.03.1994 T., 1993/8-939 E., 1994/176 K).
HMK'nun 27. maddesinde düzenlenen “hukuki dinlenilme hakkı” açıklama ve ispat hakkını da kapsamaktadır. Hukuki dinlenilme hakkı Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Zira, insan onurunun yargılamadaki zorunlu bir sonucu olarak, yargılama sujelerinin, yargılamada şeklen yer almaları dışında tam olarak bilgi sahibi olmaları, kendilerini ilgilendiren yargılama konusunda açıklama ve ispat haklarını tam ve eşit olarak kullanmaları ve yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermesi gereklidir. Taraflara delil ve tanık listelerini sunmak üzere süre ve imkan tanınmaması, Mahkemece tespit edilen yerel bilirkişi ...'un da dinlenilmemesi az önce açıklanan ilke ve yasa maddelerine aykırı olmuştur.
Öte yandan, dosya arasında bulunan nüfus kaydına göre davacı ..., babası olan ...'un tek mirasçısıdır. Mahkemece, gerekçede davacının annesi ..., kız kardeşi olarak kabul edilerek ...'in terekesinin iştirak halinde olduğu dolayısıyla davacının tek başına taşınmazın adına tescili için dava açamayacağı benimsenmiş ise de, varılan bu sonuç dosya kapsamıyla örtüşmediğinden doğru olmamıştır.
Bu durumda Mahkemece yapılacak iş taraflara delil ve tanık listelerini sunmak üzere süre ve imkan tanınması, tanık listesi sunulduğunda yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nun 243 ve 244 maddeleri uyarınca davetiyeyle keşif yerine çağrılmaları, aynı Kanunun 259. maddesi uyarınca uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıkların keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, taşınmaza kimin zilyet olduğu, zilyetlik süresinin ne zaman başladığını ve ne şekilde devam ettiği hususları yerel bilirkişi ve tanıklara sorularak açıklığa kavuşturulmalı, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Davacının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 18,40 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 28.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.