Esas No
E. 2009/11369
Karar No
K. 2009/12759
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Gayrimenkul Hukuku

1. Hukuk Dairesi         2009/11369 E.  ,  2009/12759 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : TRABZON 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,

TARİHİ : 21/04/2009

NUMARASI : 2008/18-2009/103

Taraflar arasında görülen davada;

Davacı,  davalı adına kayıtlı taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını ileri sürüp,tapunun kıyıda kalan bölümünün iptalini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, hak düşürücü süre yönünden davanın reddine karar  verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi  raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.                               Dava, 3621 Sayılı Yasadan kaynaklanan tapu iptal ve sicil kaydının kütükten terkini isteğine ilişkindir. Mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar  verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli taşınmazın 857 sayılı parselden yenileme sonucu oluştuğu ve davalının 27.5.1981'de satın alma yoluyla malik olduğu anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, 14.3.2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2.maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 12.maddesinin 3.fıkrasına " bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut  Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır." cümlesi ve aynı yasanın 3.maddesi ile de 3402 Sayılı Yasaya "Bu kanunun 12.maddesinin 3.fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır." şeklindeki geçici 10.madde eklenmiştir.

Somut olayda, kadastro tepsitinin kesinleşmesinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık sürenin geçtiği açıktır. 3402 Sayılı Yasanın 12/3.maddesinde öngörülen süre hak düşürücü süre olup, kamu düzeni ile ilgilidir ve mahkemece davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekli olumsuz dava şartlarındandır. Özellikle, bu hususlar gözetilerek davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı Hazine vekilinin diğer temyiz itirazı yerinde değildir, reddine.

Ancak, hemen belirtilmelidir ki, bir taraf dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren derdest davalara da uygulanacağı öngörülen yeni bir yasa hükmü ya da yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz.

Anılan bu kural, yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır. Ayrıca, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan, avukatlık ücreti 4.9.1957 tarih ve 4/16 Sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. Davacı Hazine, temyiz dilekçesinde sair nedenlerden söz etmek suretiyle bu hususa değinmiştir.

Taşınmazın belirlenecek, kıyı kenar çizgisi kapsamında kalması halinde davacı Hazinenin dava tarihinde dava açmakta haklı olacağı dikkate alındığında ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa gereğince dava reddedildiğine göre davalının tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulması gerekeceğinde kuşku yoktur.

Hal böyle olunca, 28.11.1997 tarih ve 5/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yerinde uzman bilirkişi kurulu aracılığı ile keşif  yapılarak taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının saptanması ve oluşacak haklılık durumuna göre yargılama giderlerinin hüküm altına alınması gerekirken, değinilen husus gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davacının, bu yöne değinen temyiz  itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedene hasren HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 09.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.  

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.