1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2010/4601 E. , 2010/5885 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/12/2009
NUMARASI : 2006/206-2009/290
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, 2770 ada 10 ve 11 nolu parsellerde miras bırakanları R.Ö.nün paydaş olduğunu, davalının da aynı taşınmazlarda paydaş olup, taşınmazların taksim edilmediği gibi, kendilerinin de kullandıkları bir yer olmadığını, davalının taşınmaz üzerinde ruhsat dışı inşai faaliyetlerde bulunduğunu ileri sürerek, paya vaki el atmanın önlenmesi ile ecrimisil ve eski hale iade isteminde bulunmuşlardır. Davalı, davanın reddini savunmuş, yargılama sırasında savunmasını ıslah ederek davacıların murisinin taşınmazlardaki paylarını satış vaadi sözleşmesi ile F. Ş.'a sattığını belirtmiştir. Mahkemece, davacıların murislerinin satış vaadi sözleşmesi ile taşınmaz ile olan ilişiğini kestiği, bu nedenle murislerinin hakkına halef olan davacıların ecrimisil isteyemeyeceği ve davalının haksız müdanalesinin olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi .. raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi,ecrimisil ve eski hale iade isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 2770 ada 10 ve 11 parsel sayılı taşınmazlarda davacıların miras bırakanı ile davalının paydaş oldukları anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Nevarki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " ahde vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; paydaşlar arasındaki el atmanın önlenmesi davalarında, özel bir parselasyon planının bulunup bulunmadığı veya fiili kullanım biçiminin oluşup oluşmadığı açıkça saptanmadığı gözetildiğinde mahkemece yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde bir araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Hal böyle olunca, yukarıda belirlenen ilkeler çerçevesinde taraf delillerinin toplanarak araştırma ve inceleme yapılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacıların bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.