11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2021/2762 E. , 2022/8189 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 12.04.2018 tarih ve 2014/778 E. - 2018/379 K. sayılı kararın asıl ve birleşen davada davacı-karşı davada davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 03.12.2020 tarih ve 2019/386 E. - 2020/1406 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı-karşı davada davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 22.11.2022 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. ... ile Av. ... ve davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl ve birleşen davacı-karşı davalı vekili; asıl davada, taraflar arasında mevcut 22.02.2008 tarihli acentelik ile 29.12.2008 tarihli aracılık sözleşmesi bulunduğunu, davalının e-mail ile tadil protokolü imzalanması aksi halde araç desteği ve sağlık desteğinin geri alınacağının bildirildiği, davacının bu protokolü imzalamaması üzerine 18.05.2012'de bu hakların geri alındığını, bunun üzerine davacının 08.06.2012 tarihli ihtarname ile sözleşme özgürlüğü prensibine aykırı olarak sözleşme şartı haline dönüşen hakların geri alınması ile taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin temelinden çöktüğünü, müvekkiline AvivaSa Hayat ve Emeklilikten sigorta şirketine yapılan müşteri aktarmaları nedeniyle yapılması gereken komisyon ödemelerinin ödenmediğini, acentelerine de eşit davranmadığını bildirerek sözleşmeleri haklı olarak feshettiğini belirterek fesihin haklı olduğunun tespiti ile davalının aktarım nedeniyle hak edilen komisyon alacağı için şimdilik 10.000.- TL, davalı şirket tarafından şeklen ve esasen hukuka aykırı olarak geri alınan sağlık sigortasının muhatap şirketin ciddiyetsiz tavırları sonucunda hangi tarihte geri alındığının bildirilmeyerek müvekkilinin bir aylık yenileme süresinin kaçırılmasına sebebiyet verilmesi sebebi ile yenileme süresine hak kazanana kadar müvekkili ile bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerine özel sigorta sektörünün ilk beş sırasında yer alan bir sigorta şirketinden sağlık sigortasının yaptırılması ile masraflarının karşılanmasına, davalı şirketin araç desteğini geri çekmesi nedeni ile ikame araç sağlamasını, bunun mümkün olmaması halinde günlük 40 TL olmak üzere 31 Aralık 2014 sonuna kadar ödemek zorunda kalacağı ikame araç bedelinin bir defada ödenmesine, fesih tarihinde muhatap Şirkette bulunan 6.100,000 TL portföyün dikkate alınarak şimdilik 10.000.- TL müşteri tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini, birleşen davada ise davalıdan geriye dönük hakettiği komisyon nedeniyle cari alacağı olduğu halde ödenmemesi üzerine başlatılan takibe haksız itiraz edildiği belirtilerek itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen davada davalı-karşı davacı vekili, davacı tarafından haklı sebep olmaksızın sözleşmelerin fesh edildiğini, sözleşmenin feshine sebep müvekkil şirketin almış olduğu kurumsal bir karar sonucu mevcut sözleşmelerin uzatılması amacıyla imzalanması önerilen 01/01/2012 tarihli tadil sözleşmesinin gösterildiğini, sözleşmelerin değişen mevzuata göre doğacak ihtiyaçlar doğrultusunda veya süre uzatımı amaçlı olarak tadil edilebilmekte olduğunu, nitekim daha önce aracılık sözleşmesinin ek protokol ile 31/12/2014 tarihine kadar uzatıldığını ve sözleşme uzatma bedelinin davacı firmaya ödendiğini, mevcut sözleşmelerin değişen mevzuat ve kurumsal kararlar sonucunda ihtiyaca cevap vermez duruma geldiği için diğer tüm acente ve aracı firmalar ile bir tadil protokolü imzalandığını ancak davacının imzalamadığını, davacı şirket yetkilisinin eşine ait acente ile müşterilerin Allianz Sigorta A.Ş.’ye kaydırılarak davacının rekabet etmeme, özen ve sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini savunarak asıl ve birleşen davanın reddine, karşı davada ise; erken ve haksız fesih nedeniyle davacıya fazladan ödenen primlerin iadesi gerektiğini, dava tarihi itibariyle davacı şirket portföyünden Allianz'a aktarmış olduğu portföy sebebiyle kardan mahrum kalındığını belirterek ek protokol uyarınca tahsil edilmiş 51.445,00 TL'nin, şimdilik 185.870,00 TL mahrum kalınan karın ve erken fesih sebebi ile davacı-karşı davalıya fazladan ödenmiş olan toplam 15.826,00 TL tutarındaki komisyon primlerin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, dava konusu sözleşmenin, davacı tarafından ''tadil protokolünün imzalanmaması neticesinde kendisine sağlanan araç desteği ve sağlık sigortası haklarının 18.05.2012 tarihinde davalı şirket tarafından geri alınması nedeni ile taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin temelden çöktüğü'' gerekçesi ile feshedildiği, ancak bu feshin, sözleşmenin işlem temeli olmaması belgeye dayalı yan hak teşkil etmesi karşısında haklı sayılamayacağı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine, karşı davalının fesihte haklı olmaması nedeni ile incelenen ticari kayıtlar ve belgeler karşısında; karşı davacının sözleşme uzatma bedelini ödediği ve ek protokol gereğince aracı tarafından sözleşmenin şartlarına uyulmaması ve vadeden önce fesih halinde geri ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğinden ödenen bu miktarın bakiye süreye tekabül eden kısmının iadesi gerektiği, karşı davalının haksız feshi nedeni ile; sözleşme gereği tespit edilen oranlarda ödenen tutar ile her yıl eşit şekilde komisyon ödemesi yapılmış olsaydı ödenmesi gereken tutar arasındaki farkın karşı davalının haksız kazancı olduğundan iadesi gerektiği, emeklilik programından çıkan müşterileri nedeni ile sigorta aktüerya hesaplarında şirket portföyüne katılan bir poliçenin şirket bünyesinde 10 sene kalması esas varsayımı ile başka şirkete aktarım nedeni ile karşı davacının kardan mahrum kaldığı gerekçesiyle karşı davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Asıl-birleşen davacı ve karşı davalı vekili, kararı istinaf etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, somut olayda, 08/06/2012 tarihli ihtarname ile davacı-karşı davalı ve birleşen davanın davacısının akdi feshettiği ve fesih gerekçesi olarak bildirdiği ''kendisine sağlanan araç desteği ve sağlık sigortası haklarının 18.05.2012 tarihinde davalı şirket tarafından geri alınması nedeni ile taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin temelden çöktüğü" şeklindeki gerekçe taraflar arasındaki acentalık sözleşmesi incelendiğinde, sigorta şirketinin davacıya sağlanan bu hakları sözleşme kapsamında taahhüt etmediği, sigorta şirketinin sadakat proğramı kapsamında bazı koşulları yerine getiren acentelerine araç desteği ve ücretsiz sağlık sigortası sağladığı, anılan ek faydalarla ilgili olarak sağlanan standartların da sigorta şirketinin belirlediği proğram dahilinde belirlendiği, davacı acentenin davalı sigorta şirketinin sözleşme yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğine ilişkin ispat yükümlülüğünü yerine getiremediği, sözleşmeyi haksız şekilde feshettiği,taraflar arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin 25. maddesi gereği, taraflar arasındaki anlaşmazlıklarda davalı sigorta şirketinin defter ve kayıtlarının esas alınacağının düzenlendiği, davacı acenteye ek protokol ile 51.445,00 TL sözleşme uzatma bedelinin ödendiği ve buna ilişkin dekontun bulunduğu, Aracılık Sözleşmesinin 22. Maddesindeki; ''Her ne sebeple olursa olsun, bu sözleşme süresi içerisinde ARACI tarafından feshedilir veya sona erdirilirse FEH'den herhangi bir hak veya tazminat portföy hakkı, maddi-manevi zarar karşılığı veya kar kaybı isteyemeyeceğini ve herhangi bir iddiada bulunmaya hakkı olmayacağını beyan, kabul ve taahhüt eder,'' hükmü uyarınca davacı-birleşen dosya davacısının tazminat talep hakkının olmadığı karşı dava yönünden mahkemece verilen kararın gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesi ile asıl-birleşen davacı ve karşı davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Asıl-birleşen davacı ve karşı davalı vekili, kararı temyiz etmiştir.
1.Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Asıl dava, taraflar arasındaki acentelik aracılık sözleşmesinden doğan komisyon ödemesi ve portföy tazminatı talepli olup davacı fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla komisyon ücreti için 10.000,00 TL, portföy tazminatı için de 10.000.- TL istemiştir. Diğer alacak istemleri için rakam bildirilmemiştir. Birleşen dava da ise, komisyon alacağından dolayı başlattığı icra takiplerine vaki itirazın iptali istemli olup dava 6.077,89 TL üzerinden açılmıştır. Karar tarihi olan 03/12/2020 itibariyle Bölge Adliye Mahkemesi temyiz kesinlik sınırı 72.070,00 TL olup bu meblağın altında kalan hükümlerin 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a. bendi uyarınca kesin nitelikte olduğu, mahkemece asıl ve birleşen davanın reddine karar verildiği,davacının haksız fesih nedeniyle alacağının bulunmadığı ve asıl dava için reddedilen 20.000.- TL ile birleşen dava için reddedilen 6.077,89 TL’nin temyiz kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanunun 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2.Karşı davalının, karşı davaya yönelik temyizine gelince ise;
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.