13. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1421
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARI VEREN
MAHKEME: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 13/10/2020
DOSYA NUMARASI: 2018/623 Esas - 2020/726 Karar
İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin hukuken hiç bir sorumluluğu olmadığı halde yaklaşık 1,5 yıldır davalıların baskısına, tehdidine ve tacizine maruz kaldığını, davalıların da müvekkili şirketin herhangi bir sorumluluğu olmadığını bildiklerini, bu sebeple müvekkiline karşı açılan bir tane dava bulunmadığını, davalıların eski ... çalışanlarının kıdem tazminat alacaklarından müvekkil şirketin sorumlu olduğunu iddia ettiğini, bu nedenle bir buçuk yıldır artık şiddet boyutuna varan eylemleriyle müvekkili şirkete ve çalışanlarına zarar verdiğini, mağaza önünde eylem yapıldığı, müşterilerin girişinin engellendiği, sloganlar atıldığını, müvekkilinin eski ... çalışanlarına karşı hiçbir sorumluluğunun olmadığını, buna rağmen davalıların her hafta müvekkilinin mağazalarında eylem yaptıklarını, eylemlerin çalışanlara ve müşterilere zarar verme ihtimali bulunduğunu, müvekkiline ise zarar verdiğini belirtmiş olup, bu davranışların haksız rekabet teşkil ettiğini, bu sebeplerle davalılar tarafından gerçekleştirilen eylemlerin haksız rekabet oluşturduğunun tespiti ile haksız rekabet teşkil eden eylemlerin önlenmesine ve Türkiye' nin en yüksek tirajlı en az 3 gazetesinde ilan ettirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili 05/11/2018 havale tarihli cevap dilekçesinde; görevli mahkemenin İş Mahkemesi olduğunu, davalıların tek amaçlarının ödenmeyen kıdem tazminatlarınnı ödenmesi olduğnu, davalıların tacir olmadıklarını, davanın haksız rekamet etmelerinin koşulları olmadığı gibi bir menfaatlerinin de olmadığını, zaten ortada haksız rekabetin de olmadığını, davalıların eylemlerinin TTK 54.maddesi ve 55.maddede tanımlanan eylemlerden hiçbirine uymadığını, davalı müvekkillerinin davacı firmanın kıdem tazminatlarından 2014 yılına kadar sorumlu olduğu işçiler olduğunu, davalıların davacının da dahil olduğu ... tüm hisselerine sahip olduğu işletmelerinden .... A.Ş.'nin muhtelif mağazalarında 2014 yılına kadar işçi olarak çalıştıklarını, 11/07/2014 tarihinde ... Grubu'nun ... tamamını ... sattıklarını, devirden sonra da davalıların ... yanında aynı mağazalarda aynı pozisyonlarda çalışmaya devam ettiklerini, 27/07/2017 tarihinde İstanbul Anadolu .... İflas müdürlüğü'nün şirketn iflasına ilişkin kararı gerekçe gösterilerek davalıların ihbar ev kıdem tazminatları ödenmeden iş akitlerinin feshedildiğini, daha sonra İstanbul Anadolu 3. Asliye ticaret Mahkemesinin 2017/815 Esas sayılı dosyasında verilen iflas kararının İstanbul Bam 17. Hukuk dairesinin 2018/386 esas - 367 karar sayılı ve 28/02/2018 tarihli kararı ile kaldırıldığını, davalıların bir çoğunun davacının işletmelirendin olan .... 10-15 hatta 17 yıla varan kıdemlerinin olduğunu, davacının tazminat talepine dayanak yaptığı davalıların eylemleri ödenmeyen kıdem tazminatarının ödenmesi amacıyla yapılan uluslararası sözleşmelerin, anayasanın, yasaların, doktrinin ve yargı kararların meşru hak arama eylemleri olarak değerlendirileceğini, görevli mahkemenin İş Mahkemesi olduğunu, aynı davacının aynı davalılar hakkında aynı olaylarla ilgili olarak Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2018/154 Esas sayılı dosyasında maddi manevitazminat davası açtığını ve dosyanın halen derdest olduğunu, derdestlik nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, davalıların tek amacının hileli iflaslar gerekçe gösterilerek ödenmeyen tazminatların ödenmesi olduğunu, sonuç olarak öncelikle dosyanın görev yönünden İş Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini, esas yönünden kötü niyetli açılan davanın ve tedbir talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 14/10/2020 tarih ve 2018/623 Esas - 2020/726 Karar sayılı kararı ile; " Dava, 6102 sayılı TTK'nun 54 ve devamı maddelerine dayanılarak açılan haksız rekabetin men'i istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK 'nın 54 mad.dayanak yapılarak açılmış haksız rekabetin önlenmesi, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
TTK 54 mad.de aldatıcı ve dürüstlük kuralına aykırı davranışlar ile ticari uygulamaların haksız ve hukuka aykırı olduğu belirtilerek 55.mad de başlıca haksız rekabet hallerine yer verilmiş olup 56.mad de ise hukuki sorumluluk ve haksız rekabet halinde açılabilecek dava ve taleplere yer verilmiştir. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir.İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. (İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin, 2019/378 E. - 2020/1317 K. Sayılı ilamı)Yine Anayasa' nın Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenme hakkının düzenlendiği 34. Maddesi "Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir." şeklindedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinini 2016/7095 Esas, 2018/1019 sayılı ilamı" Haksız rekabetin önlenmesindeki amaç, serbest piyasa düzeninde herkesin dürüstlük kuralları içerisinde hareket etmek suretiyle rekabet etmek suretiyle rekabet kurallarına uygun olarak piyasada faaliyet göstermesi ve sonuçta mal ve hizmetlerin nihai tüketicilerinin aldatılmasına izin verilmeksizin kaliteli mal ve hizmetlerin piyasa kurallarına göre oluşan en uygun fiyatla satışa sunulmasıdır." şeklindedir.Somut olayda; davalıların tacir olmadıkları, davacı ile aynı iştigal konusunda herhangi bir ticaret yapmadıkları, davalıların ifade, gösteri ve yürüyüş haklarının bulunduğu, bu haklarını kullanırkenki eylem ve söylemlerinin hakkın özünü, amacını aşar ve karşı tarafa zarar verir nitelikte olduğunun tespit edilmesi halinde ise bunun haksız rekabet eylemini oluşturmayacağı, oluşacak zararlar sebebiyle maddi ve manevi tazminat davasına konu olabileceği, buna ilişkin de Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2018/154 Esas - 2020/197 Karar sayılı dosyasında yargılamanın var olduğu görülerek, yasal şartları taşımayan davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçeleri ile; " 1-Davacının davasının REDDİNE, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: DAVACI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Huzurdaki davanın, davalılar tarafından müvekkil şirket aleyhine gerçekleştirilen haksız, planlı, süreklilik arz eden ve aleyhe propaganda amacı taşıyan eylemler sebebiyle ikame edilmiş olduğunu, zira dava konusu haksız ve dürüstlük kuralına aykırı eylemler neticesinde, haksız rekabet yasağına aykırı olarak müvekkil şirketin saygınlığına ve ticari faaliyetlerine büyük zararlar verildiğini, müvekkil şirkete ait "..." ibareli markanın itibarının zedelenmiş olduğunu, ancak yerel mahkeme nezdinde tesis olunan 13.10.2020 tarihli kararda hukuka ve hakkaniyete aykırı olarak; "İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Yine Anayasa' nın Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenme hakkının düzenlendiği 34. Maddesi "Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir." şeklindedir. Haksız rekabetin önlenmesindeki amaç, serbest piyasa düzeninde herkesin dürüstlük kuralları içerisinde hareket etmek suretiyle rekabet etmek suretiyle rekabet kurallarına uygun olarak piyasada faaliyet göstermesi ve sonuçta mal ve hizmetlerin nihai tüketicilerinin aldatılmasına izin verilmeksizin kaliteli mal ve hizmetlerin piyasa kurallarına göre oluşan en uygun fiyatla satışa sunulmasıdır." şeklindedir. Somut olayda; davalıların tacir olmadıkları, davacı ile aynı iştigal konusunda herhangi bir ticaret yapmadıkları, davalıların ifade, gösteri ve yürüyüş haklarının bulunduğu, bu haklarını kullanırkenki eylem ve söylemlerinin hakkın özünü, amacını aşar ve karşı tarafa zarar verir nitelikte olduğunun tespit edilmesi halinde ise bunun haksız rekabet eylemini oluşturmayacağı, oluşacak zararlar sebebiyle maddi ve manevi tazminat davasına konu olabileceği, buna ilişkin de Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2018/154 Esas - 2020/197 Karar sayılı dosyasında yargılamanın var olduğu görülerek,..." gerekçelerine dayandırılarak ret şeklinde tesis olunmuş ise de işbu kararın açıkça hukuka aykırılık teşkil etmekte olup istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini ve talep olunduğunu, Esasa ilişkin açıklama ve itirazlarına geçmeden önce, yerel mahkemenin “Davalıların tacir olmadıkları, eylemlerinin haksız rekabet eylemini oluşturmayacağı” yönündeki hukuka aykırı tespitlerine yönelik itirazlarını sunacaklarını, Yerel mahkkeme tarafından davalıların eylemlerinin haksız rekabet teşkil etmediği belirtilmiş ise de söz konusu eylemlerin müvekkil şirketin tüketiciler nezdinde ticari itibarını ve marka itibarını zedelediği hususunun göz ardı edilmiş olduğunu, Davalıların, ...’in iflas sürecinin ardından, hukuken hiçbir bağı ve sorumluluğu olmamasına rağmen, kıdem tazminatı taleplerini haksız olarak müvekkil şirkete yönelttiklerini, akabinde ise müvekkil şirkete karşı karalayıcı ve gerçeklere aykırı eylemlere giriştiklerini, davalıların aylarca müvekkil şirkete ait mağazalar önünde haksız eylemler gerçekleştirdiklerini, bu eylemler sırasında müvekkil şirketi hırsız olmakla ve sarı sendikacılıkla suçladıklarını, bu iddialarına yönelik birçok mecrada basın açıklaması ve sosyal mecralardan canlı yayınlar yaptıklarını, davalıların daha da ileri giderek, satışların arttığı özel günler başta olmak üzere, sıklıkla müşterileri alışveriş yapmamaya ve müvekkil şirketi boykota çağırdıklarını, Davalıların, sıklıkla söz konusu eylemlerini basın-yayın yoluyla geniş kitlelere ulaştırmaya çalıştıklarını, gerçekleştirilen hukuka ve dürüstlük kurallarına aykırı söz konusu eylemlerde atılan sloganlar, taşınan pankartlar, giyilen üniformalar ve ayrıca basın açıklamaları ile müvekkil şirketin itibarına açıkça zarar verdiklerini, Türk Ticaret Kanunu'nun 54. maddesi ve devamı ile haksız rekabetin düzenlenmiş olduğunu, buna göre haksız rekabet düzenlemelerinin amacının “bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması” olarak yer almakta olduğunu, ilili düzenlemeye göre, haksız rekabetin aldatıcı hareket ve hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suiistimali olduğunu, iktisadi rekabeti bir bütün olarak gören bu tanım çerçevesinde rakiplerin, müşterilerin, mesleki birliklerin ve tüketicilerin tümünün çıkarları açısından dürüst, serbest bir rekabet ortamının sağlanmasının amaçlandığını, (Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Genişletilmiş ve Gözden geçirilmiş 13. Baskıdan 14. Tıp Baskı, Ankara 2010, s.299) Kanun’un 55. maddesinde ise haksız rekabet hallerinin sayılmış olduğunu, buna göre haksız rekabet hallerinin şunlar olduğunu; "1. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek, " Kanun’un 56. maddesinde ise, haksız rekabet halinde başvurulacak hukuki yolların belirtilmiş olduğunu, buna göre; "(1) Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, mesleki itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a) Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b) Haksız rekabetin men'ini, c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, d) Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini, e) Türk Borçlar Kanunu' nun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini, isteyebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hakim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir." Burada önemle dikkat çekmek isteriz ki, haksız rekabete yol açan fiilin faili ile mağduru arasında bir rekabet ilişkisinin bulunmasının zorunlu olmadığını, rekabetin işleyişinde eşitsizliğe yol açan her türlü fiilin hukuka aykırı olarak değerlendirilmekte olduğunu, zira haksız rekabete yol açan fiilin engellenmek istenmesindeki temel amacın, sadece söz konusu fiil nedeniyle zarara uğrayan kişinin korunması değil, aynı zamanda ve belki de daha ağırlıklı olarak, rekabet düzeninin bozulmasının engellenmesi olduğunu, (Ayşe İpek Sarıöz, Haksız Rekabetten Doğan Uyuşmazlıklarda Uygulanacak Hukuk ve Yetkili Mahkeme, 1. Baskı, İstanbul, Şubat 2012, s.
33.Bu kapsamda Yerel Mahkeme kararının gerekçesinde belirtildiği şekilde "davalıların tacir olmadıkları, davacı ile aynı iştigal konusunda herhangi bir ticaret yapmadıkları"ndan bahisle dava konusu eylemlerin haksız rekabet teşkil etmediğinin kabulünün mümkün olmadığını, zira haksız rekabetin oluşması için haksız rekabet teşkil eden eylemlerin tacirler veya rakipler tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğine yönelik yasal bir düzenleme bulunmadığını, - Haksız rekabet hükümlerinin, tüm piyasayı kapsayıcı ve koruyucu bir düzenleme getirdiği ve sadece rakipler arasındaki ilişkiyi düzenlemediği hususunun Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 1999/1155 K. 1999/1574 sayılı ve 26.02.1999 tarihli kararında açıkça belirtilmekte olduğunu, ilgili kararın şu şekilde olduğunu; “Haksız rekabet hükümleri sadece rakiplerin ekonomik çıkarlarını değil, rekabete dayalı ekonomik düzenin de korunmasını amaçlar. İyi niyet kurallarına aykırı iktisadi rekabetin her türlü suiistimali haksız rekabet olarak tanımlanmış; bundan zarar gören veya böyle bir tehlikeye maruz kalan kimselere dava hakkı tanınmıştır.” Yukarıda yer verilen düzenlemeler ışığında, davalıların müvekkil şirkete karşı haksız rekabet kurallarına aykırı şekilde hareket ettikleri ve müvekkil şirketin ticari itibarını zedeledikleri hususunun açık olduğunu, davalıların aylarca planlı ve sürekli olarak müvekkil şirket aleyhine kamuoyunu etkilemeye çalıştıklarını ve müşteriler nezdinde müvekkil şirket aleyhine olumsuz algılar oluşmasına sebebiyet verdiklerini, - Nitekim konuya ilişkin olarak bir müşterinin müvekkil şirkete iletmiş olduğu mailinde şunları söylediğini: “...emekçi insanları bu şekilde mutsuz görmek beni gerçekten üzüyor dün yaptığım en keyifsiz alışverişti ve çok müşterinin konuşması yüz ifadesi değişikti burukluk yaşadılar. ...’in müşterisi belirli bir kitleye hitap ediyor müşterileriniz okumuş insanlar esnaf askeriye iş dünyası iş adamları yani bilinçli bir kitleye sahipsiniz. Aylardır bu sıkıntınız devam ediyor bu çalışanlarınızın veya işten ayrılanlarınızın sıkıntısını bir an önce tatlıya bağlayın uzlaşmaya bağlayın. Devlet bile ara bulucu sistemi çıkarmışken ...’nun bu sorunu çözmemesi bizi üzüyor.” Bunun yanında 22 Ekim Pazartesi tarihinde, restoran sahibi bir müşterinin ise, eylemcilerin mağazaya giriş eylemlerine tanık olduğunu, bunun üzerine tekrar mağazaya gelmeyeceğini ifade ederek ... alışveriş kartını kırdığını, işbu hususların şirketin müşteri nezdindeki itibarının zedelendiğini gözler önüne sermekte olduğunu, Davalı eylemcilerin eylemlerinin, müvekkil şirketin marka imajına zarar vermiş olduğu hususunun dosyaya sunulu uzman mütalaası ile kanıtlanmakta olduğunu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Görevlisi Marka-Patent Vekili Av.... tarafından tanzim olunan Uzman Görüşü'nde de davalıların eylemleri neticesinde ... ibareli markaların itibarının zedeleneceği hususunun belirtilmiş olduğunu, (EK-Av.... tarafından düzenlenen Uzman Görüşü) Marka-Patent Vekili Sayın Av. ...'ın mütalaasında şu kanaatlerini bildirmiş olduğunu, "Tarafıma tevdii edilen davalıların eylemlerine ilişkin fotoğraflar incelendiğinde, pankartlarda davacının ticaret unvanının veya onun kök sözcüğünün değil doğrudan lacivert zemin üzerine sarı büyük harflerle yazılan ... ibareli markasının kullanıldığı, hak gasıbı ve işçi düşmanı olarak itham edildiği görülmektedir. Öte yandan afişleme yapılarak, söz konusu afişlerde de sadece eylem sırasında değil, daha uzun süre davacının müşterileri de dahil olmak üzere kamuoyuna davacının lisans yolu ile kullandığı markasının görseli ile birlikte anılan ithamlar tekrar edilmekte olduğu anlaşılmıştır. ... Anılan eylemler neticesi ... ibareli markaların sulanacağı ve halk nezdinde hak gasıbı ve işçi düşmanı bir şirketin markası olarak yer etme ve bu suretle markanın itibarının zedelendiği yahut da zedelenme riski taşıdığı kanaatine varılmıştır. ... Davalıların eylemlerine, afişlemelerine ve sosyal medya paylaşımlarına ilişkin fotoğraflar incelendiğinde, sadece davacının ticaret unvanının veya onun kök sözcüğünün değil doğrudan lacivert zemin üzerine sarı büyük harflerle yazılan ... ibareli tescilli markasının kullanıldığı, hak gasıbı ve işçi düşmanı olarak itham edildiği,... Davalı eylemleri neticesi ... ibareli markaların sulanacağı ve halk nezdinde hak gasıbı ve işçi düşmanı bir şirketin markası olarak yer etme ve bu suretle markanın itibarının zedelendiği yahut zedelenme riski taşıdığı," sonuç ve kanaatine varılmış olup uzman görüşü ile de açıkça belirtildiği üzere davalıların sözde hak arayışlarının, hak arayışı ötesine geçtiğini, müvekkil şirketin ticari itibarını, marka itibarını ve müşteri nezdindeki imajını zedelemiş olduğunu, hal böyleyken davalıların eylemlerinin anayasal hak arama sınırları içerisinde kaldığının ve haksız rekabet teşkil etmediğinin kabulünün mümkün olmadığını, Yerel mahkeme tarafından davalıların Anayasal haklarını kullandıkları gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de müvekkil şirketin ticari itibarını zedeleyen, şiddet içerikli ve açıkça hakkın özünü aşar mahiyetteki kötü niyetli eylemlerin anayasal hak kavramı içerisinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, Davalı eylemcilerin, müvekkil şirket genel merkezinin yer aldığı Güneşli şubesinde 25.11.2017 tarihinden itibaren yaklaşık 2,5 yıl boyunca Yerel Mahkemenin gerekçelerinde değerlendirmeye almadığı şekliyle müvekkil şirketin hiçbir hukuki ilişkisi ve sorumluluğu bulunmayan bir konuyla ilgili olarak müvekkile karşı karalama mahiyetinde propaganda ve suç niteliği taşıyan eylemler gerçekleştirmiş olup işbu durumun Anayasal çerçeve içerisine alınmasını gerektirir hiçbir unsurun mezkur olay nezdinde bulunmamakta olduğunu, Huzurdaki davanın, davalıların bu eylem sırasında haksız beyanlarla müvekkilin hem ticari saygınlığına ve itibarına hem de ticari faaliyetlerine karşı gerçekleştirdikleri haksız fiillerin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ve haksız rekabet teşkil eden eylemlerin önlenmesi talebi ile ikame olunduğunu, ancak yerel mahkeme tarafından davalıların açıkça haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin anayasal hak çerçevesinde değerlendirilerek davanın reddine karar verildiğini, İfade hürriyeti ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı anayasal bir hak olsa da tüm hakların dürüstlük ve iyi niyet kuralları içerisinde kullanılması gerekliliğinin en temel hukuki kaidelerden olduğunu, Nitekim bu hususun Türk Medeni Kanunu'nun 2.maddesinde açıkça düzenlenmiş olduğunu; "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." Davalıların eylemlerinin anayasal hak kullanımı olarak değerlendirilemeyeceği, söz konusu eylemlerin hakkın özünü aşar mahiyette olduğu ve müvekkil şirket aleyhine haksız rekabet ve dahi suç teşkil ettiği hususlarının, dosyaya ibraz etmiş oldukları ancak yerel mahkeme tarafından hiçbir şekilde değerlendirmeye alınmayan deliller ile sabit olduğunu, davalıların açıkça müvekkil şirketi hedef alan ve tek amacı müvekkil şirketin ticari itibarını zedelemek olan eylemlerini tekrar belirtmek gerekirse; Davalıların haksız rekabet ve suç teşkil eden söz konusu eylemlerinde ne kadar ileriye gittikleri hususunun, 30 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleştirdikleri eylemde açıkça görülmekte olduğunu, müvekkil şirketin mağazasına girmek isteyen davalıların, güvenlik kapısını açmak için zorladıklarını ve hatta hasara sebep olduklarını, eylemcilerden birinin ise “Sizi mahvedeceğiz, rezil edeceğiz” diyerek müvekkil şirket çalışanlarına tehdit ve hakaretlerde bulunduğunu, davalıların haksız eylemlerini ayyuka çıkardıkları, eylem adı altında hakaret ve tehditler savurdukları görüntülerin yerel mahkemeye ibraz edildiğini ve eylemcilerin vermiş oldukları zarara ilişkin ise ayrıca suç duyurusunda bulunulduğunu, Bunun yanı sıra, 19.06.2018 tarihinde Büyükçekmece’de bulunan mağaza önünde vahim sonuçlar doğuran bir başka haksız eylem gerçekleştirilmiş olduğunu, bu eylemde Nakliyat-İş Örgütlenme Daire Başkanı olduğu öğrenilen şahsın, eylem sırasında mağaza çalışanı ... ve ...'a “köpek, kimin köpeğisin, kime uşaklık ediyorsun, şerefsiz oğlu şerefsiz” şeklinde hakarette bulunduğunu, devamında ise arbede çıkaran şahsın, olay çıkmasını engellemeye çalışan bir polisi arayıp darp ettiğini, yaşanan bu olayın ardından tarafların Büyükçekmece Polis Merkezi Amirliği’ne götürülerek ifadelerinin alındığını, 15.09.2018 Cumartesi günü, yani mağazanın en yoğun gününde Kozyatağı mağazası önünde gerçekleştirilen eylemde, eylemcilerin müşteri gibi mağaza içerisine girdiklerini, alışveriş kasalarını doldurduklarını, ardından kasalara gelip yoğunluk oluşturduğunu ve bu sırada bildiri okumaya başlayarak hem kasaları işlevsiz hale getirdiğini, diğer bir deyişle kasaları kapattığını, hem de insanlara alışveriş yapmamaları yönünde telkinde bulunduklarını, müvekkil şirketi hırsızlıkla suçlayan eylemcilerin davranışlarının bazı müşterilerin alışverişlerinden vazgeçip çıkmalarına sebebiyet verdiğini, güvenlik çalışanlarının olaya müdahale etmiş olup, eylemcileri dışarı çıkarığını, bu sırada arbede yaşandığını ve şiddet uygulayan eylemcilerin, ... isimli kalp hastası müvekkil şirket çalışanının fenalaşmasına sebep olduğunu ve olay yerine ambulans geldiğini, konuya ilişkin olarak müvekkil şirket çalışanı tarafından suç duyurusunda bulunulduğunu, 05.04.2018 tarihi gecesi, kimliği tespit edilemeyen eylemcilerin Mamak mağazasına gelerek, marketin dış alan duvarlarına broşür yapıştırıldığını, konuya ilişkin savcılık soruşturmasının devam etmekte olduğunu, aynı eylemin, 21.04.2018 tarihinde, bu sefer özel mülk olan mağaza alanına girişin yasak olduğu bir saatte gelerek, market duvarlarına broşürler yapıştırdığını, 06.11.2018 tarihinde müvekkil şirkete ait Kağıthane mağazasında gerçekleştirilen eylemde çekilen görüntülerde, eylemcilerin şiddete, hakarete ve tehditlere başvurmakta hiçbir sakınca görmediklerinin açıkça anlaşılmakta olduğunu, eylemcilerin yine müvekkil şirket çalışanı olan, diğer bir deyişle kendileri gibi işçi olan kişilere hakaretler ve tehditler yağdırdıklarını, davalıların eylemler sırasında birçok kere şiddete başvurmuş olup bu hususların da dosyaya ibraz edilen fotoğraf ve video görüntüleri ile açıkça ortada olduğunu, ne var ki davalıların açıkça suç teşkil eden bu eylemlerinin anayasal hak kullanımı olarak nitelendirilmiş olduğunu, Davalı eylemciler tarafından gerçekleştirilen şiddet içerikli protestoların barışçıl hak arama yöntemi olarak kabul edilemeyeceği ve anayasal hak kullanımı olarak değerlendirilemeyeceği hususlarının açık olduğunu, nitekim davalıların eylemlerinin hakkın özünü aşar mahiyette olduğunu gösteren İstanbul 52. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2020/70 Esas sayılı dosyası (Davalılar arasında bulunan ...'un müvekkil şirket güvenlik yetkilisi ... hakaret ve tehdidine yönelik hazırlanan iddianamenin kabulünün akabinde başlayan kovuşturma), Bakırköy 23. Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde görülen 2020/118 Esas sayılı dosyası (Sanıkları arasında eylemcilerden ...'nin yer aldığı müvekkil şirkete ait giriş kapısının kırılması ile ilgili olarak (Mala zarar verme suçundan başlatılan kovuşturma) ve daha soruşturma aşaması süren birçok dosya mevcut olup var olan somut deliller dikkate alındığında sürecin anayasal hak aramaktan ziyade organize bir şekilde müvekkili zarara uğratmak kastı ile ilerletildiği hususunun net bir biçimde ortada olduğunu, Salt bu hususlar dikkate alındığında dahi eksik ve hatalı değerlendirme yapıldığı ortada olan yargılama muhteviyatında anılan kararın kaldırılması gerektiğini ve Mahkemeden talep olunmakta olduğunu, Yargılama esnasında detaylı olarak izah edildiği üzere davalıların kıdem tazminatı vb taleplerinin muhatabı hiçbir şekilde müvekkil şirket olmadığından dava konusu eylemlerin "hak arama hürriyeti " kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, Huzurdaki davaya sebebiyet veren uyuşmazlıkla ilgili kişilerin yeniden açıklanması gerekirse; ... AG: Almanya’da faaliyet gösteren bu şirketin, ... Şirketleri’nin nihai ana hissedarı olduğunu, ... AŞ (“... ”): ...’nin grup şirketlerinden biri olan bu şirketin 11.07.2014 tarihinde ... (“...”) usulüne uygun bir şekilde hisse devri yoluyla devredilmiş olduğunu, ardından 24.07.2017 tarihinde, yani hisse devri yoluyla devrinin ve ... ile tüm ilişiğinin kesilmesinden 3 yıl sonra bu şirketin iflasına karar verilmiş olup, kararın henüz kesinleşmemiş olduğunu, ... Tic. Ltd. Şti.: Müvekkil Şirket olup, ...’nin Türkiye’deki grup şirketlerinden biri olduğunu ve en başından beri ...'ten ayrı bir tüzel kişiliği bulunduğunu, ... ile hiçbir hukuki veya ticari birlikteliği/ ortaklığı bulunmadığı gibi, ...'in hiçbir alacağından/ borcundan sorumlu tutulmasının da mümkün olmadığını, Davalıların, müvekkil şirkete karşı girişmiş oldukları eylemlerin açık bir şekilde haksız olduğunu, nitekim müvekkil şirketin davalıların kıdem tazminatı alacağı iddiaları bakımından herhangi bir sorumluluğunun bulunmasının hukuken mümkün olmayıp bu hususun davalılar tarafından da bilinmekte olduğunu, Davalıların, sürecin en başından beri ...’in hileli iflasa sürüklendiğini, hileli iflasa müvekkil şirketin sebebiyet verdiğini, akabinde ise müvekkil şirketin işçilerin kıdem tazminatı alacakları ödemediğini iddia ettiğini ve bu şekilde bir kamuoyu algısı yaratmaya çalıştıklarını, Oysa ki, müvekkil şirket ile ... arasında herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığını, her iki şirketin sürecin en başında Almanya menşeli ve Almanya' da faaliyet gösteren ... iştirakleri olmakla birlikte, her birinin ayrı tüzel kişiliği haiz olduğunu, bu zamana kadar birbirleriyle ticari hiçbir rabıtaları bulunmadığı gibi, birbirlerinin alacaklarından ve borçlarından sorumlu olmalarının da mümkün olmadığını, ..., 11.07.2014 tarihinde ...’e hisse devri yoluyla devredilmiş bir firma olduğunu, nitekim devir sürecinin uygunluğu konusunda Rekabet Kurumu Başkanlığı’nca inceleme yapıldığını ve hisse devri sürecinin uygun bulunduğunu, 24 Temmuz 2017 tarihinde yani ... devredilmesinden ve ... ile tüm ilişiğinin kesilmesinden 3 yıl sonra, ...’in iflasına karar verildiğini, ardından davalıların hiçbir sorumluluğu olmamasına rağmen, piyasadaki güçlü konumu sebebiyle alacak iddialarını müvekkil şirkete yöneltmiş olduklarını, Dava dosyasına ibraz etmiş oldukları ... Hukuk bürosu tarafından tanzim olunan mütaalada müvekkil şirketin, ... ’in doğrudan veya dolaylı hissedarı olmadığı, ... ile geçmişte veya cari dönemde herhangi bir ticari ilişki tesis etmemesinden dolayı, alacaklar ve/veya eski/yeni çalışanlarına karşı bir sorumluluk taşımayacağı yönünde kanaat bildirildiğini, Müvekkil şirketin iş hukuku açısından sorumluluğunu inceleyen, Prof. Dr. ... tarafından tanzim olunan hukuki mütalaanın da davalıların müvekkil şirkete karşı herhangi bir talepte bulunamayacaklarını bildiklerinin ve davalıların haksız amaçlarının çok açık bir göstergesi olduğunu, nitekim davalıları temsilen Nakliyat- İş Sendikası'nın da katılımı ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın incelenmesi ve çözümü amacı ile Prof. Dr. ... ile toplantı yapılmış olduğunu, toplantının ardından Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan mütalaada açıkça müvekkil şirketin ve hatta ... ’nin davalıların kıdem alacaklarıyla ilgili herhangi bir hak talebinde bulunamayacakları hususunun mevzuat ve Yargıtay kararları ışığında açık bir şekilde belirtilmiş olduğunu, Mezkur mütalaanın 10. sayfasında davalıların haksızlığını açıkça gösteren sonuç kısmının; “Bu tespitler karşısında öncelikle bir işyeri devrinin gerçekleşmediği vurgulanmalıdır. Bir an için aksi kabul edilse bile, halen önünde eylem yapılan ... şirketinin hukuken sorumluluğu yine de olmazdı. Zira ... ESKİDEN BERİ AYRI BİR İŞVERENLİK OLUP, ... ŞİRKETİNİN VE İŞYERLERİNİN DEVRİ İLE İLGİLİ BİR İLGİSİ-BAĞI BULUNMAMAKTADIR. İŞYERİ DEVRİNİN VARLIĞI KABUL EDİLSE DAHİ SORUMLU TUTULACAK İŞVEREN, ... ŞİRKETİNİ DEVREDEN ... OLABİLİRDİ. ANCAK İŞYERİ DEVRİ SÖZ KONUSU OLMADIĞI İÇİN, ... AG’NİN DE SORUMLULUĞNU KABUL ETMENİN BİR DAYANAĞI BULUNMAMAKTADIR”. şeklinde olduğunu, görüldüğü üzere, davalıların bilgisi dahilindeki söz konusu mütalaanın, müvekkil şirketin mağduriyetini ve huzurdaki davadaki haklılıklarını açıkça gözler önüne sermekte olduğunu, Davalıların, müvekkil şirketi haksız olarak kötüleme çalışmalarını her fırsatta ve her koşulda devam ettirdiğini, müvekkil şirketle hiçbir alakası olmayan " ... " vakasının bile davalılarca kamuoyuna müvekkil şirketin suçu olarak yansıtıldığını, 7 Kasım 2019 tarihinde eski ... işçileri adı altında bir arada hareket eden ve aralarında kendilerinin de ikrar ettiği grubun, ıspanak ile ilgili olarak ülke gündemini kullanarak #... etiketi (Hashtag) yayınlanmış ve Twitter adlı sitede gündem (Trending Topic) olarak yayılmış olduğunu, yani bu paylaşımların günün en çok etkileşim alan paylaşımları olduğunu, davalıların da aralarında yer aldığı grubun hakkaniyetten uzak ve mesnetsiz olarak paylaşımlarda bulunduğu 07.11.2019 tarihinde saat 18.00 ile 22.00 aralığında 163 içerik paylaşılmış olduğunu, daha sonra davalılarca silinen söz konusu paylaşımların, davalı işçilerin müvekkil şirketi her durumda, her koşulda, doğru olup olmamasının bir önemi olmaksızın, kötü niyetle karalama çabası içinde olduklarının açık bir göstergesi olduğunu, nitekim o dönem gündemi oldukça meşgul eden ve hak arasında büyük bir endişeye sebep olan zehirli ıspanak vakalarının müvekkil şirketten kaynaklandığına ilişkin hiçbir resmi açıklama yapılmadığını, hiçbir tüketici tarafından da böyle bir iddia ortaya atılmadığını, hatta ve hatta müşterilerinin sağlığını ön planda tutan müvekkil şirketin, davalıların söz konusu Twitter paylaşımlarından bağımsız olarak, tüm ıspanak tedarikçilerine ait ürünlerden ayrı ayrı numuneler alarak analizler yaptırdığını, tüm analiz raporlarında da uygunluk sonucu çıktığını ve bu sonuçların da dosyaya ibraz edilmiş olduğunu, Nitekim Sayın Av. ... tarafından tanzim olunan Uzman Görüşü'nde de; "... zehirli ıspanak satıldığı iddiası doğru olmayıp söz konusu iddianın #... hashtagi ile Twitter isimli sosyal medya sitesi üzerinden, paylaşılan fotoğraflarda bulunan pankartlarda "..." markasının açıkça yer aldığı eylem görüntüleri eşliğinde paylaşımda bulunulması haksız bir eylem olup böylelikle zehirli ıspanak satıldığı iddiası ile marka arasında bir ilişki kurularak markanın sulandırıldığı ve tüketiciler nezdinde itibarının zedelendiği yahut da zedelenme riski taşıdığı kanaatine varılmıştır." Davalılarca haksız ve gerçeğe aykırı olarak ileri sürülen bu ve benzeri iddiaların, hak aramaktan ziyade müvekkil şirketin ticari itibarını ve marka itibarını zedeleme amacına matuf olduğu hususunun açık olduğunu, zira müvekkil şirket mağazalarında zehirli ıspanak satıldığı iddiası ile davalıların sözde hak arama faaliyetleri arasında hukuki bir ilişki kurulması ve bu saldırıların "anayasal hak" kavramı içerisinde değerlendirilmesi hususlarının abesle iştigal olduğunu, müvekkil şirktin ticari itibarına ve marka imajına zarar verdiği açıkça ortada olan dava konusu eylemlerin haksız rekabet teşkil etmediğinin kabulünün hukuka ve hakkaniyete aykırı olup yerel mahkeme kararının kaldırılmasının zorunluluk arz etmekte olduğunu, Yargılama kapsamında haksız rekabet şartlarının oluşup oluşmadığının tespiti amacı ile bilirkişi raporu tanzim edilmesi gerekirken bu husustaki talepleri dikkate alınmaksızın karar tesis edilmiş olduğunu, Yerel Mahkeme nezdinde yapılan yargılamada, davalıların eylemlerinin haksız rekabet teşkil edip etmediği hususunun teknik incelemeyi gerektirmesi sebebiyle dosyanın bilirkişi heyetine tevdiine karar verilmesinin talep edildiğini, ne var ki yerel mahkeme tarafından bu taleplerinin kabul edilmediği gibi bu hususta herhangi bir ara karar tesis edilmediğini, gerekçeli kararda da bu hususa hiçbir şekilde değinilmediğini, neden bilirkişi incelemesi yaptırılmadığına ilişkin herhangi bir gerekçe bildirilmediğini, salt bu hususun dahi yerel mahkeme tarafından eksik inceleme sonucu karar verilmiş olduğunun ve müvekkil şirketin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin ispatı niteliğinde olup işbu istinaf taleplerine konu kararın kaldırılarak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmekte olduğunu, Bu kapsamda Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davalıların eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti amacıyla dosyanın perakende alanında uzman bilirkişi, marka hukuku alanında uzman bilirkişi ve mali müşavir bilirkişiden oluşan bir bilirkişi heyetine tevdii gerektiğini ve talep olunduğunu, Nihayetinde hukuk ve hakkaniyete aykırı şekilde tesis edilmiş olan Yerel Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurularının kabulü ile anılan kararının kaldırılması ile yeniden yargılama yapılmak sureti ile davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini beyanla; Açıklanan ve re'sen öngörülecek nedenlerle; - Yerel mahkeme tarafından tesis edilen 13.10.2020 tarihli, 2018/623 Esas- 2020/726 Karar sayılı kararın duruşmalı olarak tetkiki akabinde istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması ile yeniden yargılama yapılarak davanın kabulüne, - Davalılar tarafından gerçekleştirilen eylemlerin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, - Davalılar tarafından gerçekleştirilen haksız rekabet teşkil eden eylemlerin önlenmesine/ men'ine, - Kararın Türkiye’nin en yüksek tirajlı en az 3 gazetesinde ilan ettirilmesine, - Yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; haksız rekabetin tespiti ve men'ine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece davalıların eylemlerinin haksız rekabet oluşturmayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili, ... Şirketlerin ana hissedarının ... olup, ... A.Ş. ve davacı şirketin bu ana hissedarın grup şirketleri olduğunu,
... A.Ş.'nin dava dışı kişiye devrinin yapıldığını ve ... ile ilişiğinin kesildiğini, devirden yaklaşık üç yıl sonra söz konusu şirketin iflas ettiğini, davacı şirket ile hiç bir ilişkisi kalmayan söz konusu şirket çalışanlarının işçilik alacaklarından davacı şirketin sorumlu olmadığını, buna rağmen davalı sendikalar ve işçilerin mağazaları önünde gerçekleştirilen eylemlerin haksız eylemler olduğunu ve TTK'nın 54 ve 55 maddeleri uyarınca haksız rekabet teşkil ettiğini, haksız rekabet eyleminin oluşması için taraflar arasında rekabet ilişkisi olmasının ve tarafların tacir olmasının gerekmediği, davalıların haklarını hakkın özünü aşar şekilde kullandıklarını, davalıların eylemlerinin hak arama kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davalıların eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiği gerekçesi ile davanın kabulüne, haksız rekabetin tespiti ve men'ine karar verilmesini talep etmiş ve aynı gerekçeler ve haksız rekabeti koşullarının oluşup oluşmadığının tespiti için bilirkişi raporu alınmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davalı vekili, davalıların eylemlerinin haksız rekabet teşkil etmediğini ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamaların haksız ve hukuka aykırı olduğu düzenlenmiş, anılan Kanun'un 55 inci maddesinde ise dürüstlük kuralına aykırı davranışlar ile ticari uygulamaların nelerden ibaret olabileceği örnek olarak sıralanmıştır. Bu çerçevede aynı Kanun'un 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendi gereğince; "Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek,..." haksız rekabettir. Hükümde kullanılan kötüleme kavramı, genel bir ifade ile bir kişinin ticari hayatı hakkında olumsuz intiba yaratılmasını ifade etmektedir. Kötülemenin haksız rekabet olarak nitelendirilebilmesi için beyanın, başkalarının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında olması, yine bu beyanın yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici olması gerekmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.06.2020 tarihli, 2017/11-39 Esas ve 2020/396 Karar sayılı kararı). Somut uyuşmazlıkta; davacı gibi ...'nin grup şirketlerden olan ve iflas eden ... A.Ş. ile bir kısım davalılar arasında işçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlık olduğu, davacı şirketinde aynı ana hissedarın grup şirketi olması ve alacaklardan sorumlu olduğu düşünülmesi sebebiyle bir kısım davalıların işçilik alacaklarının tahsili için davacı şirket önünde diğer davalı sendikalar ile birlikte hak toplantı ve gösteri düzenledikleri, söz konusu uyuşmazlıkların ve toplantı ve gösterilerin basına ve sosyal medyaya yansıdığı, davalıların kullandıkları pankartlarda, haberlerde ve sosyal medyada yer alan "...", "..." gibi yazılar, gösteriler sırasında gösteri yapan davalıların söz konusu iş yerlerine girmesi ve müşterilere telkinde bulunması ve gösteri sırasında oluşan taşkınlıklar genel olarak işçilik alacaklarının verilmemesi sebebiyle hakkın aranmasına ilişkin içerik ve eylemler olup, haksız rekabet kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte değildir ve haksız rekabet koşulları oluşmamıştır. Davalılar tarafından davacının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanda bulunulmamıştır. Bu sebeple davalıların eylemlerinin haksız rekabet oluşturmayacağına, ifade, gösteri ve yürüyüş haklarının kullanıldığına ilişkin Mahkeme gerekçesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri ve haksız rekabetin oluşup oluşmadığı Mahkemece değerlendirilecek hukuki bir konu olup, hukuk dışında özel veya teknik bir bilgiyi gerektirmediğinden ve bilirkişi incelemesinin esasa bir etkisi olmayacağından davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Ancak Yargıtay HGK nun 11.03.2021 tarihli, 2017/11-2475 esas ve 2021/246 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere haksız rekabetin varlığı için taraflar arasında rekabet ilişkisinin mevcudiyeti, failin yarar sağlamış olması, failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması aranmamıştır. Bununla birlikte failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması sadece haksız rekabet nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında rol oynamaktadır. Bu sebeple Mahkemece davalıların tacir olmadıkları ve davacı ile aynı iştigal konusunda herhangi bir ticaret yapmadıkları gerekçesi isabetli olmamış, ancak sonuca bir etkisi olmadığından kaldırma sebebi yapılmamıştır. Açıklanan nedenlerle dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.