10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2013/11134 E. , 2013/25610 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 2010/274-2013/91 Davacı, davalı şirkete ait işyerinde 01.02.2009-20.04.2010 tarihleri arasında müdür olarak çalıştığının tespitini talep etmiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 86/9. maddesidir. Anılan Kanunda ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşın, ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu değildir. Hukuk Genel Kurulunun 2005/21-409 E., 2005/413 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 288. maddesindeki (Hukuk Muhakemeleri kanunu'nun 200. maddesi) yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır.
Ücret miktarı, yasada düzenlenen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkündür. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinletilebilir. Tespiti istenen miktar sınırı aşıyor olsa bile, varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinletilmesi mümkündür (HMK m. 202).
Somut olayda; Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Zira dosyada mevcut, Mersin Valiliği yazısından; dava konusu dönemde davacının Valilikte geçici personel (4/c) olduğu, 30.04.2009 tarihli özel hastane raporunda “30 gün yatak istirahatinin uygun görüldüğü” ve SSK Sağlık İşleri Genel Müdürlüğünde çalıştığı bilgilerinin yer aldığı, hizmet döküm cetvelinde 1053540 sicil numaralı işyerinden 2009/2 ve 3. aylarda tam, 2009/4. ayda 22 gün, 2009/5. ayda ise 5 gün bildirimin bulunduğu, dava konusu döneme ilişkin bordroların celbedilmeği, davacı tanıklarının, dava konusu dönemde çalışmalarının olup olmadığının tespit edilmediği, prime esas kazanç hakkında araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Şu halde, resen araştırma ilkesi doğrultusunda; Mahkemece, davacının, kesintisiz olduğunu iddia ettiği çalışmalarının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; geçici personel olarak çalıştığı belirtilen Mersin Valiliğinden durum araştırılmalı, dava dışı 1053540 sicil numaralı işyeri kayıtları getirtilmeli, davalı şirkete ait dava konusu döneme ilişkin tüm bordrolar davalı Kurumdan istenilmeli, dönem bordrolarında kayden çalışması görünen ve uyuşmazlığa konu dönemi kapsar şekilde çalışması bulunan bordro tanıkları re’sen belirlenerek beyanlarına başvurulmalı, talep edilen döneme ilişkin bodro tanıklarına ulaşılamadığı takdirde sigortalı ile birlikte çalışan kişiler ile aynı çevrede işyeri olan işveren ya da bu işverenlerin çalıştırdığı kişiler re’sen saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, işçilik hakları dava dosyasında dinlenilen tanıkların anlatımları ile işbu davada bilgi ve görgülerine başvurulan tanıkların beyanları arasında varsa çelişkiler giderilmeli; sigortalının kayıtlarda görünmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu yeterince araştırılmalı; çalışmanın varlığı ve kesintili olup olmadığı yöntemince soruşturulmalı, davacının prime esas kazanç hususunda varsa, hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgeler araştırılmalı, toplanan tüm kanıtlar birlikte değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir.
Kabule göre de; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinin (2). fıkrasında “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir”, hükmü öngörülmüş olup, anılan hükme aykırı olarak, eldeki davada birden fazla davalı bulunduğu halde, kararda hüküm altına alınan yargılama giderinin hangi davalıdan tahsil edileceği belirtilmeksizin infazda tereddüt oluşturacak şekilde “… ret kabul oranına göre hesaplanan 400,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” karar verilmesi, isabetsiz olmuştur. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır