20. Hukuk Dairesi

Dava, marka ile ilgili YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü ile sicilden terkin istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dairemizce verilen 11/11/2021 Tarih ve 2020/253 Esas, 2021/1450 Karar sayılı kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/09/2023 tarih ve 2022/1231 Esas, 2023/5232 Karar sayılı ilamıyla bozulması üzerine, taraflara tensip zaptı ve Yargıtay bozma ilamı ekli, duruşma gününü bildirir davetiye gönderilerek duruşma açılmasına karar verilmiştir. Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelere göre taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davalı firmaya ait 2007/44078 sayılı önceki markasına karşı kullanılmama iddiasına bağlı olarak marka iptal davası açılmış olmasına rağmen, davalı Şirketin "..." ibareli iş bu davaya konu marka başvurusunun, o davanın sonuçsuz kalmasına yönelik markanın kötüniyetli olarak başvurulduğu konusunda davacı taraf iddiasının ve YİDK kararının yerinde ve doğru olup olmadığı noktasında olduğu anlaşılmıştır. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötüniyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Çünkü bu düzenlemeler, esasen, TMK'nın 2. maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir (Yargıtay HGK 16/07/2008 T., 2008/11-501 Esas, 2008/507 Karar). Marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil nedeniyle markadan doğan hakların kötüye kullanılması amacıyla yapılan marka tescili, kötüniyetli marka tescili olarak kabul edilmektedir. Hangi şekilde yapılan marka başvurularının kötüniyetle yapılmış sayılacağına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmayıp, her somut olayın özelliğine göre değerlendirme yapılmalıdır. Bununla birlikte uygulamada ve öğretide, kendisine duyulan güveni kötüye kullanan kişilerin başvurusu, markayı kullanmak amacıyla değil başkalarının ticaretine engel olmak amacıyla, başkalarından para koparma veya şantaj yapma amacıyla yapılan başvurular kötüniyetli marka başvuruları olarak kabul edilmektedir (Yargıtay 11. HD, 19/1285 E., 19/8003 K., 09/12/2019). Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelere göre, Bakırköy 1. FSHHM'de 2016/73 Esas sayılı dosyada bu dosyadaki davacının yine bu dosyadaki davalı olan taraf aleyhine 2007/44078 sayılı "..." markasının 556 s. KHK Md. 14 kapsamında markanın kullanılmaması nedeniyle iptali talebiyle dava açmış olduğu, bu dava devamında da davalının da dava konusu marka başvurusunu yaptığı ve bu durumun önceki davayı sonuçsuz bırakmaya yönelik yani kötüniyet oluşturduğu iddia edilmektedir. Ancak öncelikle, davalının daha önceden tescilli olan "..." (2007/44078) sayılı markası ile sonraki başvuru olan "..." ibareli muhtelif sınıflarda yapılan marka başvurusunun aynı olmadığı, bu nedenle ayrı ayrı markalar olarak değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle öncelikle bu nedenle somut olayda kötüniyetin olmadığı değerlendirilmektedir. Öte yandan, kötüniyete ilişkin başka bir emare olmaksızın, salt hükümsüzlük davasının varlığına rağmen marka başvurusu yapılması olgusunun, başvurunun kötüniyetli olduğunu kabul için yeterli olmadığı Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.01.2020 tarih, 2019/2269 esas, 2020/16 karar sayılı kararında açıklanmıştır. Diğer yandan Bakırköy 1. FSHHM'de 2016/73 Esas sayılı dosyada, Anayasa Mahkemesinin 14. maddeyi iptal etmesi nedeniyle "davanın yasal dayanağı ortadan kalktığından davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı" şeklinde karar verilmiş olduğu da anlaşılmaktadır. Yani yasal dayanağını kaybetmiş olan bir davanın kötüniyet iddiaları bakımından dikkate alınmasının da mümkün olamayacağı düşünülmüştür. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda verdiği yasal dayanağını kaybetmiş davaların kötüniyet iddiaları bakımından dikkate alınmasının mümkün olmadığına dair kararları da aynı yöndedir (11. Hukuk Dairesinin 2019/2269 Esas ve 2020/16 Karar; 2021/2700 Esas ve 2022/6794 Karar). Kaldı ki, kötüniyete ilişkin başka bir emare ve delil olmaksızın, salt kullanmama nedeniyle marka iptali davasının varlığına rağmen marka başvurusu yapılması olgusu, başvurunun kötüniyetli olduğunun kabulü için yeterli dahi değildir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 20/01/2020 tarihli, 2019/2447 -2020/494 E/K sayılı ilamı da aynı yöndedir). Son olarak da, Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle marka başvurusunun kötüniyetli olduğunun, iddia eden tarafça ispat edilmesi gerekmekte olup dosya kapsamında böyle bir iddianın ispatının bulunmadığı da anlaşılmaktadır. Yukarıda ayrıntılı olarak yapılan açıklamalar karşısında davalının dava konusu 2016/58131 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu kötüniyetli yapıldığının kanıtlanmamış olmasına rağmen, mahkemece, yukarıda yazılı bulunan gerekçe ile davanın kabulüne dair karar verilmesi doğru görülmemiş, Dairemizce bozma ilamındaki görüşlere iştirak edilmemiş, önceki kararda direnilmesine ve önceki hükmün aynen kurulmasına karar vermek gerekmiştir.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap