3. Ceza Dairesi

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükümlerin onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin 01.02.2018 tarih ve 7079 sayılı Kanunun 94 üncü maddesi ile değişik CMK'nın 299/1 inci maddesi uyarınca takdiren REDDİNE, I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.03.2021 tarihli ve 2019/114 Esas, 2021/76 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 63 ncü maddesi uyarınca 11 yıl 3 ay, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 328 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 ncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları ve 63 ncü maddesi uyarınca 21 yıl 1 ay 10 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin, 29.06.2021 tarihli ve 2021/836 Esas, 2021/1304 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 28.12.2021 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafii temyiz dilekçelerinde özetle; -Suç unsurlarının oluşmadığına, -Alınan ceza miktarının fazla olduğuna, -Casusluk suçu yönünden somut bilgi bulunmadığına, -Kararın bozulmasına, tahliye kararı verilmesine ve sair nedenlere ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden; Sanığın bu örgüt ile münasebetinin üniversiteye gittiği 1992 yılında başladığı, mezkur dönemde örgüte müzahir yurtlarda ve evlerde kaldığı, çeşitli etkinliklere iştirak ettiği, üniversiten sonra İstanbul'da, tıp doktoru olarka görev yaptığı sırada, örgüt yöneticilerinden A.H.P. nin kendisini örgütün MİT mahrem yapılanmasında öğretmen olarak görevlendirdiği, örgütsel anlamda Basri Kod adını kullandığı, MİT mahrem yapılanmasına dahil olduğu tarihten yakalandığı tarihe kadar MİT mahrem temsilcisi ... kod E.I. nın altında hareket ederek, MİT bünyesine sızdırılan ve öğrenci tabir edilen örgüt üyeleriyle düzenli ve periyodik görüşmeler yaptığı, görev yaptığı birim ve çalıştığı konular hakkında bilgi aldığı, yönlendirme yaptığı, gizliliği sağlamak amacıyla tedbir faaliyetleri kapsamında örgütün MİT mahrem yapılanmasında kullandığı iletişim araçlarından olan UBUNTU ve operasyonel/gizli hatlar marifetiyle iletişim kurduğu, çok sayıda örgüt üyesi MİT çalışanın örgütsel takibinden sorumlu olduğu, teşkilat çalışanlarından aldığı bilgileri ve himmet altında topladığı paraları üst abisi E.I. ya düzenli olarak aktardığı belirtilerek mahkumiyetine dair karar verilmiştir. Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçu yönünden; Sanığın MİT mahrem yapılanmasında, Teşkilat bünyesine örgüt tarafından sızdırılan MİT çalışanlarının takibini yaptığı, bu cümleden olarak; örgüt üyesi ve hepsi ihraç MİT çalışanları; ... ve ... nün düzenli ve periyodik örgütsel takiplerinin sanık tarafından icra edildiği, bilgi alındığı, MİT mahrem imamlarından olan sanığın, mezkur şahısların takiplerini haftalık veya 2 haftalık periyotlarda yüz yüze buluşarak düzenli yaptığı, gizliliği sağlamak maksadıyla örgütün MİT mahrem yapılanmasında iletişim araçları bölümününde bahsi yapılan UBUNTU ve operasyonel/gizli hat ile de iletişim kurdukları, sanığın ikrarını havi mezkur ifadeleri ve bu ifadelerle örtüşür tanık beyanlarından da anlaşıldığı üzere, adı geçen MİT çalışanları ile bir araya geldiklerinde veya belirtilen gizli iletişim yöntemleri ile görüştüklerinde; Teşkilat, çalışılan birim ve çalışma konuları hakkında sanığa bilgi verildiği, bu bağlamda sanığın takibi altındaki bu MİT çalışanlarından görev yaptıkları ünite, çalıştıkları konular, MİT personeli ve amirleri, şube müdürleri, genel müdürleri, teşkilat çalışanlarının tüm zaaflarını, teşkilatın, örgüt hakkındaki çalışmaları dahil olmak üzere Teşkilat bünyesindeki gizli bilgileri aldığı ve adları geçen bu MİT çalışanlarının Teşkilat bünyesinde öğrendiği, duyduğu ve eriştiği tüm bu gizli bilgi ve belgeleri, sanık ile yapılan düzenli ve periyodik görüşmelerde yüz yüze, bazen de, UBUNTU ve operasyonel/gizli hat üzerinden kendisine vermek maksadıyla temin ettikleri, sanığın, örgütsel tabirle öğrencilerden aldığı, temin ettiği, tüm bilgileri rutin olarak görüştüğü örgüt abisi ... kod E.I. ya aktardığı, zaten MİT mahrem yapılanmasında, icra edilen bu takibin mutlak anlamda tek bir amaçla, Teşkilat hakkında bilgi alma stratejik hedefi ile yapıldığı ve sanığın da bu yönde davrandığı, yine yukarıda örgütün mahrem yapılanması altında MİT mahrem yapılanmasının hedef aldığı Teşkilatı kontrol ve yönetmek amacıyla sızdırdığı ve öğrenci olarak nitelendirdiği üyeleri aracılığıyla kurum bünyesinden bilgi alma cihetine gittiği, MİT mahrem imamlarınına deruhte edilen faaliyetin ana gayesinin de bu noktaya teksif edildiği, bunun için de imamların, takibi altındaki öğrencilerden Teşkilat kapsamında öğrendikleri bilgileri temin etme stratejisi ile hareket ettikleri, nitekim yapılan örgütsel görüşmelerin de bu amaçla icra edildiği, sanık ile mahrem imamı arasındaki görüşmelerin dosya kapsamındaki delillerden anlaşıldığı üzere örgütsel amaca uygun ve periyodik olarak gerçekleştiği, sanığın yukarıda belirtilen şekilde örgüt abisine vermek üzere Teşkilat bünyesinden bilgi temin ettiği belirtilerek mahkumiyetine dair karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen dava konusunda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE A. Sanık Hakkında Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçundan Kurulan Mahkumiyet Hükmü Yönünden; Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, sanığın ''BASRİ'' kod adını kullandığı, örgüt ideolojisini benimseyerek hiyerarşik yapıya dahil olduğuna ilişkin tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında; silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden verilen mahkumiyet kararına yönelik vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmakla kurulan mahkumiyet hükmünde hukuka aykırılık bulunmamıştır. B. Sanık Hakkında Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme Suçundan Kurulan Mahkumiyet Hükmü Yönünden; Sanığın örgütsel faaliyet kapsamında işlediği Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan kurulan hükümde mahiyeti itibariyle bir ceza değil cezaya bağlı olarak uygulanacak infaz rejimi ile ilgili bir kurum olan TCK’nın 58/9 uncu maddesinin uygulanmaması kazanılmış hak oluşturmayacağından infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih ve 2017/956 Esas 2017/370 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen Dairemizin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih ve 2015/3 Esas 2017/3 sayılı Kararında ve yine Dairemizin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarih ve 2017/1443 Esas 2017/4758 sayılı onama kararında açıklandığı üzere; Kendisini kısaca ‘Hizmet’ olarak tanımlayan FETÖ/PDY; Paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren, siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden, bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyen, güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen, gizlilikten görünmez bir duvar inşa edip bu duvarın arkasına saklanan, böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da bu düşman üzerinden mensuplarını motive eden, "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan, bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden, böylece Devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp, ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan suigeneris bir suç örgütüdür. Örgütün türü ve niteliği açısından değerlendirme yapıldığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet ettiği, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkı gizlediği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasada öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp, örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükümet ve diğer Anayasal kurumları fesih edip iktidara gelmek olduğu, bu amacı gerçekleştirmek için Polis ve Jandarma Teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisine haiz kurumlara sızan üyeleri vasıtasıyla, meşru organlara ve halka karşı silahlı saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme, yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiğinin, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüte mensubiyetlerinden dolayı açılıp bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları, Emniyet Genel Müdürlüğünün örgüt hakkındaki raporu gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletini ve varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkmak ve daha sonra ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri ... tarafından belirlenen ideolojisi doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek üzere eylem ve fikir birliği içinde hareket etmiştir. Sahip olduğu ya da mensuplarının tasarrufunda bulunan araç gereç bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314/1-2 maddesi kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu anlaşılmıştır. Dini unsurları temel alarak hareket ettiğini iddia eden FETÖ, dini değerler değişmezken, zamana ve şartlara göre kendisini değiştirmesi, ülkesi ve Devleti ile barışık olması beklenirken Devleti kendisine hasım ve karşı cephe olarak görmesi, tüm yapısıyla açık ve şeffaf olması gerekirken bir istihbarat örgütü gibi "KOD isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar" kullanması, yönetim kadrosunun faaliyetlerini yurt dışından idare etmesi ve Türkiye'ye gelmekten imtina etmesi, hasımlarını saf dışı etmek için her türlü baskı, şantaj ve yasa dışı faaliyeti kullanması, diğer terör örgütleriyle eylem ve söylem birliği içerisinde hareket etmesi, çeşitli yabancı misyon temsilcileriyle mahiyeti bilinmeyen görüşmelerde bulunması, söz konusu yapının casusluk faaliyetlerini de kapsayan bir terör örgütü olduğunu ortaya koyan unsurlardır. Devlet sırları, Devletin güvenliğini ve bekasını ilgilendirdiğinden hukuk sistemi bu sırların muhafazası hususunda büyük bir hassasiyet göstermekte, ihlaline veya buna teşebbüs edenlere ağır yaptırımlar öngörmektedir. 5237 sayılı Ceza Kanununda, Devlet güvenliği ve bekası için Devletin gizli bilgilerinin korunmasına ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Bunlar, “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” başlığı altında, ikinci kitap, dördüncü kısım, yedinci bölümde, 326. ile 339. maddeler arasında düzenlenmiştir. Sır, sözlükteki kelime anlamı bakımından; “varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen”, “gizli kalan, gizli tutulan şey”, “aklın erişmediği, açıklanamayan veya çözülemeyen şey”, “giz, gizem”, “bir amaca ulaşmak için kullanılan, başvurulan özel ve gizli yöntem” olarak tanımlanmaktadır. Ceza kanunu dışındaki yasalar ile uluslararası hukukta da Devlet sırrına ilişkin tanımlara ve düzenlemelere yer verilmiştir. AİHS'nin 10/2 nci maddesinde “ulusal güvenliğin” korunması ve demokratik toplumda gerekli olması halinde “Devlet sırrı” ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır. Anayasanın 26/2 nci maddesinde;“Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik; kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” denilerek düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik hangi fikir ve düşüncelerin sınırlandırılabileceği belirtilirken, Devlet sırrı kavramına da yer verilmiştir: Yine Anayasanın 28 inci maddesinde, “Devlet sırrı” ceza hukuku bakımından bir kriter olarak değerlendirilerek; "...Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar." hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca mevzuatta Devlet sırrına ilişkin çeşitli tanımlar da mevcuttur; Sır'dan maksat, yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, milli varlığının, bütünlüğünün, Anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler"dir. (TCK.m. 326 madde-gerekçesi) Devlet Sırrı; açıklanması veya öğrenilmesi Devletin milli savunmasına ve Milli Güvenliğine zarar verebilecek Anayasal düzenine dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir. (Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı m. 3) Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile karşılaştırdığımız bir başka yasal düzenleme, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 16. ve 18. maddeleridir. Bu düzenlemelere göre Devlet sırrı; "açıklanması hâlinde Devletin emniyetine, dış ilişkilerine, milli savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla Devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgelerdir. Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, istihbarata ilişkin bilgi veya belgelerdir." Ceza Muhakemesi Kanununun 47. maddesinde “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve Milli Güvenliğine zarar verebilecek; Anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve Devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler Devlet sırrı kapsamındadır. Yine aynı Kanunun 125 inci maddesine göre, “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” Burada yargılamanın selameti ve iddiaların aydınlatılması adına, suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin yargılamanın aleniliği çerçevesinde Devlet sırrı olarak kabul edilemeyeceği belirtilmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında "Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir” hükümleri yer almaktadır. Yani mahkeme hakiminin, sır statüsündeki bilgiyi edinmesi ya da sır olarak koruma altına alınmış belgeleri görmesi, bunların içeriğine vakıf olması; o bilginin sır niteliğini ortadan kaldırmayacaktır. Bu düzenlemelerden yola çıkarak, genel anlamda Devletin sırlarının üçe ayrıldığı söylenebilir;

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap