Aramaya Dön

Danıştay 10. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2019/1120
Karar No
K. 2023/2688
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/1120 E.  ,  2023/2688 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

ONUNCU DAİRE

Esas No: 2019/1120
Karar No: 2023/2688
DAVACI: …
VEKİLİ: Av. …
DAVALI: … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ: Av. …

DAVANIN KONUSU: Davacı tarafından, 23/06/2017 tarih ve 30105 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Soruşturma, Kovuşturma veya Yargılama Hedef Sürelerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: Adli yargı hâkimi olan davacı tarafından, yargı teşkilatının mevcut iş yükü ve kadro sıkıntısı gözetildiğinde davaya konu Yönetmelik'te yer alan sürelere uygun yargılama faaliyeti sürdürülmesinin mümkün olmadığı, hedef süre veya benzeri, tüm yargıya ilişkin düzenlemelerin Hakimler Savcılar Kurulu tarafından yapılması gerektiği, ayrıca Anayasa'nın 138. maddesinin özü itibariyle yargıya her türlü müdahaleyi yasakladığı, iptali istenen Yönetmeliğin de anılan Anayasa hükmü nedeniyle yargılama faaliyetine müdahale oluşturduğu, süre sınırlaması getirilmesinin yargıç üzerinde adil karar vermesine engel oluşturacak şekilde baskı yaratacağı, öte yandan her hakim ve savcıya düşen dosya sayısı ve personel sayısı standart olmadığı gibi bakılan dosyaların hacmi ile karmaşıklık derecesinin de farklılık arz ettiği, diğer taraftan hedef süre uygulaması sonucunda yerel mahkemelerde hedef sürenin kaçırılmaması veya kaçırılması halinde yargıç ve Cumhuriyet savcısının nelerle karşılaşacağına ilişkin belirsizliğin hatalı kararların oluşmasına sebep olacağı, bu durumun istinaf mahkemelerinin iş yükünü artıracağı, devamında ise yüksek yargının iş yükünün artmasına sebep olacağı, Yönetmeliğin yetki, sebep, konu ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

DAVALININ_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, usule ilişkin olarak; davanın süre yönünden reddi gerektiği, yine davacı tarafından iptali istenen her bir Yönetmelik hükmüyle ilgili menfaat bağı kurulmadığından ve hukuka aykırılık sebepleri gösterilmediğinden dava dilekçesinin usule ilişkin olarak da reddi gerektiği; esasa ilişkin olarak; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usul ekonomisi ilkesi" başlıklı 30. maddesinde, hakimin, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tazminat istemi" başlıklı 141. maddesinde de, kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama merci huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebilecekleri, aynı Kanun'un "Ara verme" başlıklı 190. maddesinde de, duruşmaya ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verileceği, ancak zorunlu hallerde davanın makul sürede sonuçlandırılmasını olanaklı kılacak surette duruşmaya ara verileceği düzenlemelerinin bulunduğu, ayrıca 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Kanun yolu değerlendirme formu" kenar başlıklı 28. maddesinin 7. fıkrasında soruşturma, kovuşturma ve yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef sürelerin Hakimler ve Savcılar Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca belirleneceğinin hüküm altına alındığı, hedef süre uygulamasının 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 38. maddesi doğrultusunda yürütülen faaliyetler kapsamında ve Avrupa Konseyi ile ortak yürütülen çalışmalar sonucunda ortaya çıkan bir çalışma olduğu, dava konusu Yönetmelikle hakim ve Cumhuriyet savcılarının anayasal teminat altında olan bağımsızlık ve tarafsızlıklarının ihlal edildiğini kabul etmenin olanaksız olduğu, birçok ülkede soruşturma, kovuşturma ve yargılamanın tamamlanması için makul sürelerin belirlenerek duyurulmasının hem şeffaflık ve hesap verilebilirlik hem de yargıya olan güveni güçlendirici etkisi nedeniyle tercih edildiği, belirlenen hedef sürelerin, usul kanunlarında yargılamaların belli bir sürede bitirilebilmesi için öngörülen ve hukuki sonuçları olan bir süre sınırlaması olarak düşünülmemesi gerektiği, hedef sürelerin HSK’nın görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen soruşturma ve davaların bu süreler içerisinde sonuçlandırılamaması halinde yargısal süreçlerin iyileştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını teminen öngörülmüş idari düzenlemeler olduğu, öte yandan, Yönetmeliğin yayımlanmasına ilişkin sürecin son derece şeffaf bir biçimde gerçekleştirildiği dikkate alındığında sebep öğesi yönünden; yasa hükümlerinin uygulanmasını düzenlemekten ibaret bir işlem olması nedeniyle konu yönünden; makul sürede yargılama hakkını korumaya yönelik bir düzenleme olması sebebiyle de amaç öğesi yönünden hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: … DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI: …

DÜŞÜNCESİ:

Davacı tarafından, 23/06/2017 tarih ve 30105 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Soruşturma, Kovuşturma veya Yargılama Hedef Sürelerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in yargı teşkilatının mevcut iş yükü ve kadro sıkıntısı gözetildiğinde davaya konu Yönetmelik'te yer alan sürelere uygun yargılama faaliyeti sürdürülmesinin mümkün olmadığı, hedef süre veya benzeri, tüm yargıya ilişkin düzenlemelerin Hakimler Savcılar Kurulu tarafından yapılması gerektiği, ayrıca Anayasa'nın 138. maddesinin özü itibariyle yargıya her türlü müdahaleyi yasakladığı, iptali istenen Yönetmeliğin de anılan Anayasa hükmü nedeniyle yargılama faaliyetine müdahale oluşturduğu, süre sınırlaması getirilmesinin yargıç üzerinde adil karar vermesine engel oluşturacak şekilde baskı yaratacağı, öte yandan her hakim ve savcıya düşen dosya sayısı ve personel sayısı standart olmadığı gibi bakılan dosyaların hacmi ile karmaşıklık derecesinin de farklılık arz ettiği, diğer taraftan hedef süre uygulaması sonucunda yerel Mahkemelerde hedef sürenin kaçırılmaması veya kaçırılması halinde yargıç ve Cumhuriyet savcısının nelerle karşılaşacağına ilişkin belirsizliğin hatalı kararların oluşmasına sebep olacağı, bu durumun istinaf mahkemelerinin iş yükünü artıracağı, devamında ise yüksek yargının iş yükünün artmasına sebep olacağı ileri sürülerek iptali istenilmektedir.

Davalı idare tarafından, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usul ekonomisi ilkesi" başlıklı 30. maddesinde, hakimin, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tazminat istemi" başlıklı 141. maddesinde de, kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama merci huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebilecekleri, aynı Kanun'un "Ara verme" başlıklı 190. maddesinde de duruşmaya ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verileceği, ancak zorunlu hallerde davanın makul sürede sonuçlandırılmasını olanaklı kılacak surette duruşmaya ara verileceği düzenlemelerinin bulunduğu, ayrıca 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Kanun yolu değerlendirme formu" kenar başlıklı 28. maddesinin 7. fıkrasında soruşturma, kovuşturma ve yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef sürelerin Hakimler ve Savcılar Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca belirleneceğinin hüküm altına alındığı, hedef süre uygulamasının 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 38. maddesi doğrultusunda yürütülen faaliyetler kapsamında ve Avrupa Konseyi ile ortak yürütülen çalışmalar sonucunda ortaya çıkan bir çalışma olduğu, dava konusu Yönetmelikle hakim ve Cumhuriyet savcılarının anayasal teminat altında olan bağımsızlık ve tarafsızlıklarının ihlal edildiğini kabul etmenin olanaksız olduğu, birçok ülkede soruşturma, kovuşturma ve yargılamanın tamamlanması için makul sürelerin belirlenerek duyurulmasının hem şeffaflık ve hesap verilebilirlik hem de yargıya olan güveni güçlendirici etkisi nedeniyle tercih edildiği, belirlenen hedef sürelerin, usul kanunlarında yargılamaların belli bir sürede bitirilebilmesi için öngörülen ve hukuki sonuçları olan bir süre sınırlaması olarak düşünülmemesi gerektiği, hedef sürelerin HSK’nın görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen soruşturma ve davaların bu süreler içerisinde sonuçlandırılamaması halinde yargısal süreçlerin iyileştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını teminen öngörülmüş idari düzenlemeler olduğu, öte yandan, Yönetmeliğin yayımlanmasına ilişkin sürecin son derece şeffaf bir biçimde gerçekleştirildiği dikkate alındığında sebep öğesi yönünden; yasa hükümlerinin uygulanmasını düzenlemekten ibaret bir işlem olması nedeniyle konu yönünden; makul sürede yargılama hakkını korumaya yönelik bir düzenleme olması sebebiyle de amaç öğesi yönünden hukuka uygun olduğu savunularak davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

Adil yargılanma hakkının önemli bir başlığını oluşturan yargılamaların makul sürede bitirilmesi ilkesinin daha etkin olarak gözetilmesi ile uzayan yargılamaların önüne geçmek amacıyla Avrupa Yargının Etkinliği Komisyonu ( CEPEJ) 2007 yılında kısa adı SATURN olan Yargıda Zaman Yönetimi Merkezi'ni kurmuştur.Merkez davaların makul sürede bitirilmesine yönelik birçok çalışma gerçekleştirmiştir.6 Aralık 2016 tarihinde ise CEPEJ Genel Kurulu, SATURN çalışma grubu tarafından metinleştirilen yargılamaların belli sürede sonuçlandırılması için oluşturulan uygulama rehberini kabul etmiştir. Bu rehberde üye ülkeler için davaların 1-2 ve 3 yıllık sürelerde bitirilmesi tavsiye edilmiştir. Ancak üye ülkeler için asıl hedefin davaların bir yıllık sürede bitirilmesi olduğu belirtilmiştir.Söz konusu rehber; yargıda hedef süre belirlenmesini, süreye uyumun takip edilmesini ve denetim mekanizmasının oluşturulması ile uzun süren davalar ile ilgili çözüm önerisi geliştirilmesini öngören bütünleşik bir sistem getirmektedir. Bu uygulama, yargılamaların kalitesinden ödün vermeden süresinde bitirilmesi ile yararlanıcılara öngörülebilir bir yargısal süreç sunarak yargıda şeffaflık ve kamuoyu denetimini sunmaktadır.

Hedef süre uygulamasın mevzuat alt yapısının oluşturulması için ilk olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda düzenleme yapılmıştır.01.07.2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun’un 25 inci maddesiyle yeniden düzenlenen Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 28 inci maddesinin 7 inci fıkrasında "Soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef sürelerin Hâkimler ve Savcılar Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirleneceği" hüküm altına alınmıştır.Bu Kanuna göre hazırlanan; hedef sürelerin belirlenmesi ile uygulanmasına dair usul ve esasları düzenleyen "Soruşturma, Kovuşturma veya Yargılama Hedef Sürelerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik" ise 23.06.2017 tarihli 3015 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanmış ve 01.09.2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Diğer yandan kanun yolları incelemesi neticesinde adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile idari yargı hâkimleri hakkında düzenlenecek Kanun Yolu Değerlendirme Formlarına ilişkin usul ve esasları belirleyen ve 30.09.2016 tarihinde yürürlüğe giren Kanun Yolu Değerlendirme Formlarının Düzenlenmesine İlişkin Yönetmeliğin 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (c) bendinde ise; "Soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın hedef sürede tamamlanması" hususunun değerlendirmede dikkate alınacağı hüküm altına alınmıştır.

Hedef sürelerin, Adalet Bakanlığı’nda hâkimler, savcılar ve akademisyenlerden oluşan bir komisyon tarafından, Türkiye genelindeki tüm adli yargı ilk derece mahkemeleri, Cumhuriyet başsavcılıkları, idari yargı ilk derece mahkemeleri, Yargıtay, Danıştay, HSK ve Türkiye Barolar Birliği’nin görüş ve önerileri alınarak pilot bölge uygulaması sonrasında belirlendiği görülmekle düzenlemede amaçlarına ve hukuka aykırılık saptanmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 23/05/2023 tarihinde, davacı vekili Av. … tarafından mazeret dilekçesi sunulduğu ve duruşmaya gelinmediği, davalı idare vekili Av. …'nin geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Hazır bulunan tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra hazır bulunan tarafa son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Dava, 23/06/2017 tarih ve 30105 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Soruşturma, Kovuşturma veya Yargılama Hedef Sürelerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in iptali istemiyle açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE

USUL YÖNÜNDEN:

Davalı tarafından, dava dilekçesinin usulüne uygun olmadığı, dilekçenin reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, davacının yetki yönünden Yönetmeliğin bütününe yönelik iptal isteminde bulunulduktan sonra bu iddianın yerinde görülmemesi halinde Yönetmelikle çerçevesi belirlenen hedef süre uygulamasına bir bütün olarak sebep, konu ve amaç yönleriyle itiraz edildiği, dolayısıyla dilekçenin usulüne uygun olduğu görülerek anılan iddiaya itibar edilmemiştir.

Öte yandan davalı idare tarafından, davaya konu Yönetmeliğin 23/06/2017 tarih ve 30105 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, hedef süre uygulamasına mahkemelerde 03/09/2018, savcılıklarda 01/10/2018 tarihinde başlandığı, bakılan davanın ise dava açma süresi geçtikten sonra 28/02/2019 tarihinde açıldığı, bu sebeple davanın süre yönünden reddi gerektiği ileri sürülmüştür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde, "1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. ...

4.İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.." hükmüne yer verilmiştir.

Uyuşmazlıkta; 23/06/2017 tarih ve 30105 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğe karşı 28/02/2019 tarihinde dava açıldığı görülmekle birlikte; davacının hakim olarak görev yaptığı ve bu itibarla dava konusu Yönetmeliğin görevi boyunca davacıya uygulanmakta olduğu açık olduğundan, davalı idarenin davanın süresinde açılmadığına ilişkin iddiası yerinde görülmemiştir. ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat:

Dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte bulunan (mülga) 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde, "Adalet hizmetleriyle ilgili konularda, gerekli araştırmalar ve hukuki düzenlemeleri yapmak, görüş bildirmek," Adalet Bakanlığı'nın görevleri arasında sayılmış iken; 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1. maddesi ile 2992 sayılı Kanun 09/07/2018 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmıştır.

Dava konusu Yönetmeliğe ilişkin uygulamanın devam ettiği tarihte yürürlükte bulunan, 10/07/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Görev" başlıklı 38. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, "Adalet hizmetleriyle ilgili konularda, gerekli araştırmalar ve mevzuat hazırlıklarını yapmak ve görüş bildirmek,"; (h) bendinde, "Görev alanıyla ilgili olarak uygulamayı takip etmek ve ortaya çıkan sorunların nedenlerini araştırarak çözüm önerileri geliştirmek," Adalet Bakanlığının görevleri arasında sayılmıştır. 26/02/1983 tarih ve 17971 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde, "(1) Bu Kanun, adli yargı hakim ve Cumhuriyet savcıları ile idari yargı hakim ve savcıları hakkında uygulanır. (2) Yargıtay ve Danıştay Başkan ve üyeleri de 1 inci maddenin (b) bendinde sayılan özlük hakları bakımından bu Kanun hükümlerine tabidirler." hükmü; "Kanun yolu değerlendirme formu" başlıklı 28. maddesinin 2. fıkrasında, "...Kanun yolu değerlendirme formu; soruşturmanın niteliği, iddianame, karar veya hükmün hukuka uygunluğu ve isabet derecesi, soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın hedef sürede tamamlanması, gereksiz masrafa sebebiyet verilmesi, duruşmalara hazırlıklı çıkılması veya hazırlıksız çıkılarak gecikmelere neden olunması, dosyaların eksiklik nedeniyle geri çevrilmeye neden olmayacak şekilde görevli daire veya birime gönderilmesi, bilirkişi görevlendirilmesinin hukuka uygun yapılması, soruşturma, kovuşturma veya yargılama işlemlerinin usul hükümlerine uygun olarak doğru ve zamanında yapılması, dava konularının anlayış ve yönlendirilmesi ile mütalaa, gerekçeli karar ve tebliğnamelerin yazılış, tahlil ve sonuçlandırılmasında başarı gösterilmesi gibi hususlar dikkate alınarak çok iyi, iyi, orta ve zayıf şeklinde düzenlenir.

Yapılan incelemede olumlu veya olumsuz kanaat edinilememesi hâlinde, değerlendirme formu bu durum belirtilerek düzenlenir." hükmü; son fıkrasında, "Soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef süreler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenir." hükmü yer almaktadır. Dava Konusu Yönetmeliğin İncelenmesi: Anayasa'nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler.

Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir.

Mülga 2992 sayılı Kanun ile 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin ilgili hükümleri incelendiğinde; adalet hizmetleriyle ilgili konularda, gerekli araştırmalar ve hukuki düzenlemeleri yapmak konusunda Adalet Bakanlığı'nın görevli ve yetkili olduğu; 2802 sayılı Kanun'un 28. maddesinin değerlendirilmesinden de, adli ve idari yargı ilk ve ikinci derece mahkemeleri ile Cumhuriyet savcılıklarınca soruşturma, kovuşturma ve yargılamanın tamamlanacağı hedef süreleri belirlemeye Hakimler ve Savcılar Kurulunun görüşünün alınması kaydıyla yine Adalet Bakanlığının yetkili olduğu anlaşılmaktadır.

Bu kapsamda Adalet Bakanlığı tarafından yargıda hedef sürelere yönelik düzenleme yapılmasında yetki yönünden hukuka aykırılık bulunmamaktadır. İdari işlemler tesis olunurken, mutlaka bir yol, bir usul izlenerek hazırlanırlar. İdarenin irade açıklamaları, önceden birtakım kurallara bağlıdır. İdari işlemde şekil unsuru da, idarenin iradesinin ortaya çıkması için izlenecek usul, yol kavramını ifade etmektedir. İdarenin iradesinin ortaya konulabilmesi için veya idari işlemin oluşabilmesi için şekil şartına uyulması gerekmektedir. Aksi takdirde, şekil unsurundaki bozukluk idari işlemin sakatlığı sonucunu doğurmaktadır.

Eğer ki mevzuatta, nihai işlemi tesis edecek idari makam açısından tesis olunacak işlemin içeriğine ilişkin bilgi sahibi olan başka idari makamlardan, otoritelerden ya da uzmanlardan görüş alınması konusunda düzenleme var ve bu kurala riayet edilmeden işlem tesis edilmişse, işlemin hazırlık aşamasındaki bu eksiklik idari işlemi şekil unsuru yönünden sakatlayacaktır.

Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; 2802 sayılı Kanun'un 28. maddesinin son fıkrası uyarınca soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef sürelerin Hâkimler ve Savcılar Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirleneceği kuralı doğrultusunda Hâkimler ve Savcılar Kurulundan görüş alma zorunluluğu bulunduğu; davalı idarece Hâkimler ve Savcılar Kurulu da dahil olmak üzere Yönetmeliğe ilişkin görüş ve önerilerinin alınması için hazırlanan raporların tüm Adli Yargı İlk Derece Mahkemelerine, Cumhuriyet Başsavcılıklarına, İdari Yargı İlk Derece Mahkemelerine, Yargıtay'a, Danıştay'a, Türkiye Barolar Birliğine gönderildiği anlaşıldığından, bu kapsamda anılan Kanun hükmüne uygun olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun görüşü de alınmak suretiyle hedef sürelerin belirlendiği anlaşılmakta olup, düzenlemede şekil unsuru açısından hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

İdari işlem ile ulaşılmak istenen nihai sonuç olan idari işlemin amaç unsurunun her zaman "kamu yararı" olması gerekmektedir. Yargısal süreçlerin iyileştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınıp yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmasına yönelik Yönetmeliğin kamu yararı amacıyla hazırlandığı açık olup, Yönetmelikte amaç unsuru yönüyle de hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Gerek yargısal kararlarda gerekse öğretide idari işlemin sebep unsuru, işlemin yapılmasını gerektiren hukuki işlem veya olay olarak tanımlanmaktadır. Sebep, idareyi işlem yapmaya yönelten tüm etkenler olup, işlemin bir tür gerekçesidir.

Dava konusu Yönetmeliğin, 2802 sayılı Kanun'un 28. maddesinin son fıkrasının soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef sürelerin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirleneceğine dair hükmü gereği yürürlüğe konulması karşısında, hukuki ve maddi gerekçelerinin açık kanuni düzenleme olduğu anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede sebep unsuru yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bir idari işlemin konu unsuru ise, o işlemin hukuk aleminde yaptığı etki ve doğurduğu hukuki sonuç veya hüküm olarak ifade edilmektedir.

Dava konusu Yönetmelikle, bölge adliye mahkemeleri ve Cumhuriyet başsavcılıkları, adli yargı ilk derece mahkemeleri ve Cumhuriyet başsavcılıkları, bölge idare mahkemeleri ile idari yargı ilk derece mahkemeleri tarafından yürütülen soruşturma, kovuşturma veya yargılamalara ilişkin hedef sürelerin belirlenmesine ve uygulanmasına dair usul ve esaslara yer verilmiş olup, bu kapsamda hedef sürelerin ne şekilde belirleneceği ve duyurulacağı, sürelerin başlangıçları ve bitiş tarihleri, bu konuda ilgililerin ne şekilde bilgilendirileceği, hedef sürelere uygunluk sağlanıp sağlanmadığının nasıl takip edileceği, yine hedef sürelerin en geç iki yılda bir Bakanlık tarafından güncelleneceği hususlarında düzenlemeler getirilmiştir. Belirtilen hususların, dayanağı mevzuatta belirlenen konu ile örtüştüğü, hukuka, ahlaka uygun olduğu görüldüğünden dava konusu Yönetmelikte konu unsuru yönüyle de hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

Yönetmelik düzenlemelerinin bir bütün olarak incelenmesinden; idarenin, soruşturma, kovuşturma veya yargılamalara ilişkin hedef sürelerin belirlenmesi ve uygulanmasına ilişkin usûl ve esasları detaylı şekilde belirlediği ve hukuksal çerçeve içinde davranıldığı görülmekte olup, düzenlemelerde hukuka ve kamu yararı ile hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan, davaya konu Yönetmeliğin dayanaklarından olan 2802 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 7. fıkrasının “…kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef süreler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenir.” bölümünün Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesinin 30/12/2021 tarih ve E:2021/17, K:2021/103 sayılı kararıyla, kovuşturma ve yargılamanın hedef sürede tamamlanması ölçütünün kanun yolu değerlendirme formunun tek belirleyicisi olmadığı, hâkim ve savcıların derece yükselmelerinin aralarında kanun yolu değerlendirme formunun da bulunduğu birçok unsurun birlikte değerlendirilmesiyle yapıldığı, bu değerlendirmeyi yapmakla görevli Kurulun mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatına sahip olduğu gözetildiğinde hedef süreye ilişkin itiraz konusu kuralın hâkim ve savcıların bağımsızlığını ihlal ettiğinin söylenemeyeceği, ayrıca kuralda hedef sürelerin belirlenmesinde Kurulun görüşünün alınacağının belirtilmesi suretiyle Kurulun konuya ilişkin görüşlerinin Bakanlık tarafından gözetilmesi imkânının da sağlandığı, bu nedenle kuralın mahkemelerin bağımsızlığı ilkesiyle çelişen bir yönünün de bulunmadığı gerekçeleriyle, kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 7., 138. ve 140. maddelerine aykırı olmadığına karar verilmiştir.

Bu itibarla, davacının, Yönetmelik kurallarının mahkemelerin bağımsızlığı ile hakimlik teminatına aykırı olduğu yönündeki iddiası da yerinde görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.DAVANIN REDDİNE,

2.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

3.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,

4.Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 23/05/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.