3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; fesih istemine konu olan şirketin ortağı ... olup dava süresi boyunca kendisine herhangi bir tebligat yapılmadığını, dolayısıyla davalının, huzurdaki şirketin feshi istemi davasından haberdar olamadığını, hal böyle olunca müvekkilininin Adil Yargılanma ve Hukuki dinlenilme hakkının zarara uğradığını, bunun yanı sıra Tebligat Kanunu'nun 12. Maddesi ''Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir.'' hükmünü ihtiva ederek ticari işletmenin işlemlerinden doğacak olan ihtilaflarda ticari mümessile yapılan tebligatın geçerli olduğunun belirtildiğini, ancak dava dilekçesi ve tensip zaptının ticari şirketin müdürü olan davalıya tebliğ edilmediğini, bu husus düşünüldüğünde usulsüz tebligat nedeniyle davanın usulden red olunması gerektiğini, kaldı ki mahkemenin tensip zaptında davalı olarak sadece şirketin gösterilmiş olup tebligatların yetkili müdüre tebliğ edilmemesinden dolayı şirketin kendini temsil edemeyeceğini, şirketin her ne kadar taraf ehliyeti olsa bile 6100 sayılı kanunda belirtilen dava ehliyeti, davada kanuni temsil ve dava takip yetkisi olmadığını, Zira 6100 sayılı kanunun 52. Maddesi '' Medenî hakları kullanma ehliyetine sahip olmayanlar davada kanuni temsilcileri, tüzel kişiler ise yetkili organları tarafından temsil edilir.'' hükmü ile davada her ne kadar tüzel kişilerin taraf olabileceğini ihtiva etse de müdür, yönetim kurulu gibi temsilciler tarafından temsil edilmesi gerektiğinin belirtildiğini, keza, şirket medeni haklarını kendisi kullanamayan kişiliklerden olup davada şirket için gerekli işlemleri yapacak kişi onun yetkilisi olduğunu, şirketin kendini temsil edememesi durumunda davayı ikame eden taraf hakka ve hukuka uygun olmayacak şekilde davayı yönetecek, ileri sürülmesi gereken karşı delillerin mahkememize sunulamayacağını, hal böyle olunca haksız davanın kabulü işten bile olmayacağını, bu sebeple davalı müvekkile tebliğ edilmeyen tebligatlar ve davada taraf olarak gösterilmemesi sebebiyle davanın usulden reddi gerektiğini, taraf sıfatının davacı veya davalı olacak kişilerin bu sıfata haiz olma durumunu belirleyen bir kurum olduğunu, davada kişilerin taraf olması kendilerine açılmış olan davada hukuki bağlantısının bulunmasına bağlı olduğunu, eğer bu bağlantı yoksa davanın husumetten reddedilebileceğini, mahkememize taşınan uyuşmazlık iki şirketin arasında olan bir anlaşmazlık olmayıp davaya konu ticari şirketin içindeki ortakların uyuşmazlığı olduğunu, bu sebeple eldeki davada şirketin doğrudan davalı olarak gösterilemeyeceğini, şirketin ancak dolaylı davalı olabileceğini, keza dava konusu şirketin feshi istemi olup taraf sıfatına haiz olan ortaklar olduğunu, dolayısıyla davalı müvekkilin davada taraf olarak gösterilmemesi husumet yokluğuna sebebiyet verdiğini, mahkememizin bu hususu dikkate alarak husumet yokluğundan davanın reddine karar vermesi gerektiğini, kaldı ki bu hususta dava şartlarından sayılmakta olduğunu, davacının, şirketin feshi davasını açmadan önce müvekkili ile iletişime geçmediğini, davaya konu şirketin gerekli işlemleriyle ilgilendiğine dair herhangi bir ihtarname göndermediğini, müvekkilinin yabancı uyruklu ve finans direktörü olmasının çok fazla yurt dışı seyahati yapmasına sebebiyet vermekte olduğunu, ancak müvekkili şirket ile alakalı sorumluluklarını bu kadar yoğunluğuna rağmen eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini, davacı tarafın müvekkilin ortak ve müdür olarak görevlerini yerine getirmediğinden bahisle işbu davayı ikame ettiğini, fakat müvekkiline söz konusu davayı açacaklarına dair herhangi bir ihtarname gönderme gereği bile duymadıklarını, bu sebeple davacının işbu davayı kötü niyetle açtığının aşikar olduğunu, bunun yanı sıra Türk Ticaret Kanunun 636. Maddesinin 2. fıkrası'' Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir.'' hükmünü ihtiva ederek müdürleri dinleyerek şirketin kanuna uygun hale gelmesi için süre verilmesini gerektiğinin belirtildiğini, müvekkiline usulüne uygun tebligat yapılmadığını, müvekkiline ihtar çekilmediğini ve feshin son çare olma ilkesi gözetildiğinde şirketin direkt feshine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olacağını, mahkememize taşınan somut olayda şirketin feshine sebebiyet verecek haklı bir sebep olmadığını belirterek davanın husumet ve usulsüz tebligat nedeniyle usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte olması durumunda esastan reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLER VE GEREKÇE; Dava, davalı şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesine karar verilip verilemeyeceğine ilişkindir.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın