Esas No
E. 2011/14286
Karar No
K. 2012/17579
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Genel Hukuk

4. Hukuk Dairesi         2011/14286 E.  ,  2012/17579 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 20/07/2010 gününde verilen dilekçe ile muvazaalı takibin iptali istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 13/07/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, danışıklı (muvazaalı) olduğu ileri sürülen takibin iptali istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istem reddedilmiş; karar, davacı tarafından temyiz olunmuştur.

Davacı, davalının eski eşi olan dava dışı ...'den 11/11/2009 tanzim tarihli, 04/01/2009 ödeme tarihli senetten dolayı alacaklı olduğunu, dava dışı ...'in ödeme tarihi geldiğinde kendisinden zaman istediğini, bu sırada muvazaalı olarak boşandığı eşi olan davalı ...'ye senet ile borçlandığını, davalının icra takibi başlattığını, icra takibinde taraflar arasında ticari ilişki bulunmamasına rağmen ticari faiz istenmesine rağmen borçlu ...'nin itiraz etmediğini, borçlu ...'in maaşına haciz konulduğunu, alacağını tahsil etmek için icra takibi başlattığında sıra cetveli yapılınca davalının takibini öğrendiğini, davalı tarafından yapılan muvazaalı takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı ...; dava dışı eski eşi ... ile 1992 yılında evlendiğini, üç cocuklarının olduğunu, şiddetli geçimsizlik nedeniyle 2006 yılında boşandıklarını, cocukları ile ayrı bir yerde yaşadıklarını, boşanma nedeniyle yoksulluğa düştüğünü, eşinin sosyal güvenlik haklarından mahrum kaldığını, ceyiz ve altınlarının kullanıldığını, büyüklerinde araya girmesi ile senedin düzenlendiğini, takibe konu senedin muvazaalı olmadığını, davacı tarafından dosyaya sunulan belgenin gerçek olmadığını, davacı ile eski eşinin birlikte hareket ederek kendisini zarara uğratmak için bu davayı açtıklarını ileri sürerek, davanın reddini talep etmiştir.

Yerel mahkemece, davalı ile dava dışı ...'in ayrı yaşadıkları, dosyaya sunulan senedin muvazaalı olduğu yönündeki belgeyi imzalayanların senet içeriğinden haberdar olmadıklarını beyan ettikleri, ...'in senedi daha önce eşinden aldığı altınlara karşılık verdiğini beyan ettiği, bizzat davacının alacağına engel olmak amacıyla senet verildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Somut olayda davalı ... ile dava dışı ... 'in Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/349 Esas 2006/477 karar sayılı hükmü ile 11/10/2006 tarihinde şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşandıkları görülmüştür. -/- -2- 2011/14286-2012/17579

Dava dışı ...'in davacıya 11/11/2009 tanzim tarihi 04/01/2010 ödeme tarihli 22.000,00 TL bedelli senet verdiği, davalı ... tarafından 12/02/2010 tarihinde Batman İcra Müdürlüğünün 2010/1829 E. Sayılı takip dosyası üzerinden 111.590,86 TL alacak üzerinden takip başlatıldığı, davacı tarafından ise 26/02/2010 tarihinde Batman İcra Müdürlüğünün 2010/2167 E. Sayılı takip dosyası üzerinden 24.200,00 TL alacak üzerinden takip başlatıldığı görülmüştür.

Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre; iptaline karar verilmesi istenen icra takibinde davacıya borçlu olan dava dışı ... aleyhine davalının icra takibi başlattığı tarihin davacıya verilen senedin ödeme tarihinden kısa bir süre sonra olması, takipte aralarında ticari ilişki bulunmamasına rağmen ticari faiz istenmesi ve borçlunun itiraz etmemesi, tarafların sosyal ve ekonomik durumu birlikte değerlendirildiğinde davalının eski eşine bu miktar para karşılığı olan 2.669,39 kg altın vermesinin ve tarafların boşandıktan yaklaşık dört sene sonra bu altınlara karşılık bu miktarda bir senet düzenlemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dava dışı ... tarafından duruşmada senedin davacıya verilen senetten sonra verildiğinin kabul edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde dava dışı ... ile eski eşi davalının davacının alacağının tahsiline engel olmak için el ve işbirliği içinde bulundukları anlaşılmaktadır.

Olayların yukarıda anlatılan gelişim biçimi ve icra dosyaları birlikte değerlendirildiğinde davalının başlattığı icra takibinin muvazaalı olduğu, davacının iddiasını ispat ettiği anlaşılmaktadır. Şu durumda mahkemece, muvazaanın varlığı kabul edilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek, yerinde olmayan gerekçe ile istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 22/11/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

(M) KARŞI OY YAZISI Dava, açılmış veya açılacak alacak veya tazminat davasını sonuçsuz (karşılıksız) bırakmak amacı ile kötü niyetli (borçlu) davalı ile 3. kişi arasındaki muvazaalı mal kaçırmaya ilişkin hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali davasıdır. -/- -3- 2011/14286-2012/17579 Söz konusu muvazaalı mal kaçırmaya ilişkin işlemlerin (tasarrufların) iptali davalarında yasa koyucu alacaklıların alacaklarını tahsil edebilmesi için kötü niyetli borçlular ile 3. kişiler arasındaki işlemlerin (tasarrufların)iptali için (kesinleşmiş bir alacağın olması, borçlunun borcunu ödemekten acze düşmesi nedeniyle aciz vesikasının verilmesi, vs.) gibi koşulların bulunması kaydı ile İİK nun 277 ve devamı maddelerinde düzenleme yapmış olmasına rağmen, Yargıtay 4. Hukuk Dairemizin sayın çoğunluğu alacak veya tazminat isteği ile açılmış bir davanın varlığını yeterli görerek, İİK’ nun 277 ve devamı maddelerinde ön görülen koşulların varlığının araştırılmasına gerek görmeyerek açılan davada borçlu (davalı) olduğu iddia edilen kişinin alacak veya tazminatın doğumu tarihine yakın tarihte 3. kişilerle yaptığı hukuki işlemlerin (tasarrufların) B.K nun muvazaayı düzenleyen 18. maddesi gereğince iptal edilmesi görüş ve düşüncesindedir. Açılan her davanın yasal dayanağının bulunması ve davanın açıldığı anda davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartlarındandır. Usul ekonomisi de nazara alınarak dava şartlarının bulunup bulunulmadığının mahkemece davanın başında re’sen araştırılıp değerlendirilmesi gerekir. Bu anlamda dairemizin sayın çoğunlunun görüş ve düşüncesine göre açılan, İİK’ nun 277 ve devamı maddelerindeki koşulları taşımamasına rağmen sadece B.K nun muvazaayı düzenleyen 18. maddesine göre kabul edilen, borçlu olduğu iddia edilen kişi ile 3. kişi arasındaki mal kaçırmaya ilişkin hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali davalarında davaların yasal dayanağı, davacının dava açmakta hukuki yararı ve verilen kararın uygulanma (infaz) kabiliyeti yoktur. Şöyleki,

1.İİK'nun 277 ve devamı maddelerindeki koşulları taşımayan hukuki işlemlerin (tasarrufların)iptali davalarında dairemizin sayın çoğunluğunun yasal dayanak olarak kabul ettiği B.K nun 18. maddesi, tüm muvazaalı işlemlerde uygulanan genel ve işlemlerin yorumlanması ile ilgili bir madde olup, tek başına bu davaların yasal dayanağını oluşturmaz. Yargıtay 4. Hukuk dairemizin sayın çoğunluğu dahi, B.K nun 18. maddesine dayanılarak hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptaline ilişkin kararlarda İİK nun 283. maddesine uygun hüküm kurulmasını aramaktadır. Bu uygulama dahi, B.K nun 18.maddesinin açılan hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali davalarının tek başına yeterli ve yasal dayanağı olmadığını göstermektedir. Ayrıca, hukuki işlemlerin (tasarrufların)iptali ile ilgili taleplerde İİK nun 277-282. maddelerinde düzenlenen ön koşullar açılan davalarda aranmazken İİK nun 283. maddesine uygun hüküm kurulmasını aramak kanaatimizce çelişkidir. Yine, dairemizin sayın çoğunluğunun kabul ettiği görüş ve uygulama doğru kabul edildiği takdirde İİK nun 277 ve devamı maddelerinin uygulanma alanı kalmaz. Zira, herkes alacak ve tazminat talepleri, ile ilgili açtığı davalarda alacak veya tazminatın kesinleşmesini, borçlu (davalının)acze düşmesi nedeniyle aciz vesikası alınması gibi alacağın takibini zorlaştıran koşulları gerçekleştirmeden bu yolla amacına ulaşabilir. Bunun sonucu olarakta İİK nun 277 ve devamı maddelerinde ki düzenlemenin, yasa koyucu tarafından uygulanmamak üzere düzenlendiğini kabul etmemiz gerekir ki bu durum, yargının görevinin yasaları uygulamak olduğuna ilişkin prensibe uygun düşmez.

2.Diğer yandan (alacak veya tazminatın kesinleşmediği, aciz belgesinin alınmadığı, diğer bir deyişle İİK nun 277 ve devamı maddelerindeki koşulların oluşmadığı haller nazara alındığında davacının dava açmakta hukuki yararı da bulunmamaktadır. Halbuki hukuki yarar davanın açıldığı anda var olmalıdır. İleri de hukuki yararın var olabilme ihtimali dava açmak için yeterli değildir. -/- -4- 2011/14286-2012/17579 Zira, hukuki işlemin iptali davasının asıl dayanağı olacak olan “alacak veya tazminat” davasının davacı lehine sonuçlanıp sonuçlanmayacağı sonuçlansa dahi borçlu (davalı) nun hukuki işleminin (tasarrufunun) konusu olan mal veya hak haricinde başka mal ve hakkının olup olmadığı, bunların davacı (alacaklı) nın alacağını karşılayıp karşılamayacağı belli değildir. Bu belirsizlik hukuki işlemin (tasarrufun) iptali davasının açılması anında davacı lehine davada hukuki yararın henüz mevcut olmadığını gösterir.

3.Mahkeme kararlarının yerine getirilmesi (infazı) bilindiği gibi ancak icra takibi yolu ile olur.İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki koşullar aranmadan tasarrufların iptaline ilişkin verilecek kararlar ortada bir icra takibi olmadan nasıl,ne şekilde ve kimin tarafından uygulanacaktır?İcra hukuku yönünden bu sorulara cevap vermek mümkün değildir.Anılan kararların uygulanabilmesi için öncelikle bir alacağın olması,bu alacakla ilgili icra takibinin yapılması,takibin kesinleşmesi,borçlunun borcunu karşılayacak parası veya haciz konlacak malının olmaması diğer bir deyişle aciz vesikasının alınmış olması gerekir.Aksi halde,aciz vesikası alınana kadar verilen kararın uygulanması (infazı) icra hukuku ve icra müdürü yönünden mümkün değildir.Kısaca,alt yapısı olmayan böyle bir tasarrufun iptaline ilişkin kararın uygulanması,yerine getirilmesi mümkün değildir.Uygulanması mümkün olmayacak bir davanın açılmasının ve verilecek kararın bir anlamı ve faydası da yoktur. İİK'nun 277 ve devamı maddelerindeki koşulların gerçekleşmesine kadar, kötü niyetli borçlu ile 3. kişi ve diğer 3. kişiler arasında iptale konu mal veya hakkın el değiştirmesi ve son hak sahibinin iyi niyetli kabul edilmesi halinde alacaklının alacağını elde edememe gibi bir tehlike ile karşı karşıya kalabileceği iddiası ve bu yönde açılan davalarda davacının hukuki yararı vardır şeklindeki gerekçede kanaatimizce doğru değildir. Zira, bu iddia ve gerekçeler yasal dayanağı olmayan davayı kabul edilebilir hale getirmediği gibi, açılacak alacak ve tazminat davaları ile birlikte İİK nun 264/1 maddesine göre istenecek ve mahkemece kabul edilecek ihtiyati haciz kararı ile yukarda ileri sürülen muhtemel tehlikede ortadan kaldırılabilir. Her şeye rağmen İİK'nun 277 ve devamı maddelerindeki koşullar aranmadan açılan hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali ile ilgili davaların kabul edilmesinin bir sakıncası da; Alacak veya tazminat alacaklısı olduğu iddiasında olan davacının açmış olduğu asıl alacak veya tazminat davasını kaybetmesi, borçlu olduğu iddia edilen davalının aciz içinde olmaması, iptale konu mal ve hak haricinde alacağı karşılayacak alacak miktarından çok daha fazla mal veya hakkının bulunması halinde, iptale konu mal veya haklarla ilgili borçlu sayılan davalı ile 3. kişinin tasarruf haklarının kısıtlanması sonucu zarara uğrayacak olmalarıdır. Bu zararı kim karşılayacaktır? Sonuç olarak, İİK'nun 277 ve devamı maddelerindeki koşullar oluşmadan açılacak alacak veya tazminat davalarına dayanılarak borçlu (davalı) olduğu iddia edilen kişilerin alacak veya tazminat hakkının doğum tarihine yakın tarihlerde 3. kişilerle yaptıkları hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptaline ilişkin açılan davaların yasal dayanağı yoktur. B.K nun 18. maddesi yeterli ve bu davaların yasal dayanağı değildir. Ayrıca, davacının iptal davasını açtığı anda dava açmakta hukuki yararı oluşmamıştır. Alt yapısı olmadan bu yönde verilecek kararın icra takibi yönünden uygulanması ve yerine getirilmesi de mümkün değildir. Bu şekilde açılmış bir davanın kabulü, borçlu ile 3. kişinin zararına yol açabileceğinden davanın reddine karar verilmesi düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum. 21/11/2012

Karar Etiketleri
REDDİNE YARGITAYKARARI HUKUK Genel Hukuk İİK md.277 İİK md.264/1 İİK md.283
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog