ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Davacı vekili, müvekkil ... en son ...tarihinde borçluların kuyumcu dükkanına gitmiş olduğunu, oğlunu evlendirmek için daha önce sürekli olarak alışveriş yaptığı ve güvendiği ...Kuyumculuk'ta o esnada buluanan ...ve ......gram has altın, ...gram değerinde küpe ve ...adet E7'lik Cumhuriyet altını aldığını, parasını peşin ödeyerek satın aldığını ancak altınları teslim almadığını, müvekkilin ne kadarlık alacağı olduğunu gösteren saat: ... ...tarihli makbuz kesildiğini, alışverişin olduğu sıralarda kuyumcu dükkanının kamerasının çalışır vaziyette olduğunu, müvekkilin alışveriş yaptığı ve altınları teslim almadığının açık olduğunu, bu tarihlere ait kamera görüntülerinin henüz savcılık aşamasında olduğunu, ...soruşturma sayılı dosyasında mevcut olduğunu, müvekkilin altınları almak için kuyumcu dükkanına gittiğini, borçluların şu an ellerinde o kadar altın olmadığı bahanesiyle müvekkili oyaladığını, aradan yaklaşık 20 gün geçmesinin ardından medyada yayınlanan haberlerde borçluların kaçtığını öğrendiğini, borçluların savcılık ifadesinde para ve altınların kendilerinde olduğunu ve dağıtacaklarını beyan ettiğini ancak borcun takibi için yapılan icra takip dosyasına davalının itiraz ettiğini bu nedenle itirazın iptalini ve takibin devamını talep ve dava etmiştir. Davalı ...vekili cevap dilekçesinde, davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği asılsız iddiaları kabul etmediklerini, ......sigortalı olarak çalışan personel olduğunu, Türk Ticaret Gazetesi'nden anlaşılacağı üzere ...ortaklarından birisi olmadığını, müvekkilin tutuklu olması ve koşulları göz önünde bulundurulduğunda müvekkilin mal kaçırma durumu söz konusu olamayacağını, davacı tarafın bahse konu etmiş olduğu altın alışverişinde davacı tarafın altınlarını almış olduğunu karşılığında ise para borcunu ödediğini, davacı tarafın herhangi bir alacağının kalmadığını, söz konusu davacı tarafın öne sürdüğü hususlardan birinin bilgi fişi olduğunu, davacı tarafın ekte sunduğu bilgi fişine bakılacak olursa bilgi fişinin ...adına yazıldığını, müvekkilinin davacı taraf ile herhangi bir bağlantısı bulunmadığını, davacı tarafın bahsettiği bilgi fişlerinin, emsal yargıtay kararlarına göre bilgi amaçlı olduğunu, belge olarak hukuki bir geçerliliği olmadığını, genel olarak kuyumculukta her türlü alım satım konusunda kartvizit kullanılmasının yapılan alışveriş, rehin vs. gibi konularda ortaya konu olan eşyanın veya para miktarının cinsi ve sayısını belirlemek için kullanıldığını, bilgi fişinin adi bir belge olup hukuki anlamda bir geçerliliği bulunmadığını, davacı tarafın davasının reddini talep etmiştir. Dava, itirazın iptali ve takibin devamı talebinden ibarettir. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle görevli mahkemenin belirlenmesi gerekir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerine göre, ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir (TTK 11/1). Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir (TTK 11/2). Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten gerçek kişiye tacir denir (TTK 12/1). İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır (TTK 15/1). TTK'nın 24 ve devamı maddelerde düzenlenen ticaret siciline ilişkin hükümler tacir sıfatını taşımanın tescile bağlı olmadığı üstelik bu sıfatı taşımanın sonucu ve gereği olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle esnaf boyutunu aşan ticari işletme işleten kimsenin ticaret siciline kaydını yaptırmamış olması, tacir olmadığını göstermediğinden esnaf sayılmasını gerektirmez. 21.07.2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 18.06.2007 tarihli 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlar belirlenmiş olup, bu kararda, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 177. maddesinde belirtilen hadlerden, 1. ve 3. bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda yarısını, 2. bendeki faaliyetlerde bulunanların bu tutarın tamamını aşanların tacir olacağı belirlenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re'sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir. Somut olayda, davanın tarafları gerçek kişidir. TAraflar tacir olmadığından nispi ticari davanın koşulları oluşmadığının oluşmadığının kabulü gerekir. Bir an için davalı tarafın kuyumculuk faaliyetinde bulunduğu ve tacir olduğu kabul edilse dahi davacı tacir değildir. Öte yandan, uyuşmazlıkta 6102 sayılı TTK.'nun 4. maddesinde düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığından uyuşmazlığın çözümünde Ticaret Mahkemeleri görevli değildir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3/1-k maddesinde tüketicinin; “ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi” ifade edeceği, 3/1-l maddesinde ise tüketici işleminin; “mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi” ifade edeceği düzenlenmiş, aynı Kanunun 73/1 maddesinde de; tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalara bakmaya tüketici mahkemelerinin görevli olduğu hüküm altına alınmıştır. Somut olayda, davacı kuyumcuya emaneten bıraktığı para ve altın karşılığı davalı tarafından iadesi gereken altınların iade edilmediğini ileri sürmüştür. Bu halde, davacının tüketici, emaneten verildiği iddia edilen para ve altının kuyumculuk mesleki faaliyeti kapsamında verildiği ileri sürüldüğüne göre, taraflar arasındaki ilişkinin tüketici işlemi niteliğinde olduğunun ve uyuşmazlığın çözümünde Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğunun kabulü gerekir. İddianın ileri sürülüş şekli ve dava ve takip dayanağı yapılan belgeye göre, davacının kuyumcuya emaneten nakit para ve altın bırakıp bırakmadığı, davalının iş yerinin filili sahibi olup olmadığı ve emaneten bırakılan para ve altının davalının iş yerini işlettiği dönemde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği hususları ispat kurallarına ilişkin olup, görevli mahkemece değerlendirilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle Diyarbakır Tüketici Mahkemelerine görevsizlik kararı verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın