T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2020/2016 Esas

KARAR NO: 2024/304

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

DAVA: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 09/12/2019

DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)|Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 07/03/2024

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davalı şirket ile 03/09/2014 tarihinde imzalamış olduğu danışmanlık sözleşmesi kapsamında davalı şirkete hizmet vermeye başladığını, bu hizmet karşılığında 2015 yılı Temmuz ayı danışmanlık hizmeti bedeli için 31/08/2018 tarihli 13.411,54 TL bedelli, 30/09/2015 tarihli 13.955,97 TL bedelli faturaların kesildiğini ve davalıya tebliğ edildiğini, davalı tarafından 30/09/2015 tarihli faturayı sözleşmenin fesih edilmiş olduğundan dolayı iade ettiklerini, davalının sözleşmeyi tek taraflı olarak fesh ettiğini ancak davalı şirkete ilgili fatura tebliğ olunduktan sonra davalının sanki sözleşme fesih edilmiş gibi faturayı geri iade etmesinin de hukuki olarak hiç bir geçerliliği olmadığını, davalının 30/09/2015 tarihli faturadan kaynaklı borçlarını ödememesi üzerine davalı hakkında İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ...E.sayılı dosyası ile ilamsız takip başlattıklarını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek, haksız ve kötüniyetli itirazın iptaline, takibin devamına, icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davacı arasında Danışmanlık Hizmet Sözleşmesi akdedildiğini, ... ve ortağı olduğu davalı şirketin anılan sözleşmede yer alan taahhütlerini yerine getirmediğini, sözleşmeyi haklı nedenlerle feshettiklerini belirterek davanın reddini, kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

BİRLEŞEN DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket yetkilisi davacı ...'ın akademik çalışmaları, bilimsel makaleleri olan bir kimyager olduğunu, 2010 yılının Haziran ayından itibaren davalının o tarihteki şirketlerinden biri olan ....Ş.'de görev yaptığını, müvekkil ... A.Ş.'de çalıştığı süreçte kendi uzmanlık alanı olan TPU ve PU sistemli ürünlerin yurt dışından ithal edildiğini görüp bu alanda faaliyet göstermeyi çalıştığı şirkete teklif ettiğini, teklifin kabul görmemesi üzerine kendi teknik bilgisi ve zekasıyla bu ürünü üretme imkanı yarattığını ve ...isimli şirketi kurduğunu, davalı şirketin de 2011 yılı Eylül ayında davacının şirketinin % 95 hissesini devraldığını, 21/09/2015 tarihinde ise davalının haksız ve kötü niyetli olarak sözleşmeyi feshettiğini beyan ile davalının davacı şirkete verdiği zararların tespiti ile fazlaya dair tüm yasal talep haklarının saklı kalmak kaydı ile şimdilik 20.000,00 Euro karşılığı 64.852 TL'lik kısmının davalıdan tahsiline, sözleşmenin haksız rekabete ilişkin 8 maddesinin hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacılar vekili 24.07.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile; birleşen dava bakımından mahrum kalınan kazanç bedeli alacaklarının bilirkişi raporunda belirlenen miktar (92.000+KDV Euro) 92.000 Euro +16.560 Euro (KDV) = 108.560-Euro'nun (24.07.2019 günü saat 15.30 da belirlenen gösterge niteliğindeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Efektif Satış Kuru üzerinden 1 Euro = 6,3881 TL) Türk Lirası karşılığı olan 693.492,136-TL)'nin hüküm altına alınması için ıslah ettiklerini beyan ederek toplam 108,560-EURO bedelin dava tarihinden itibaren itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

BİRLEŞEN DAVADA CEVAP:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; gerek ... ve gerekse ortağı olduğu şirketin anılan sözleşmede yer alan taahhütleri yerine getirmediğini, danışmanlık konusu işe vakit ayırmadığını, raporlamalar yapmadığını, kendisi ve ortağı olduğu şirketten taahhüt edilmiş olan edimlerle alakalı verim alınamadığını, müvekkil şirketin taleplerinin karşılanmadığını, satış ve pazarlama konusunda hiçbir girişimde bulunmadığını, neticeye yönelik bir çalışmasının olmadığını, sadece aylık maaşını alma niyetiyle hareket ettiği tespit edildiğini, davanın haksız, yersiz ve kötü niyetle ikame edilmiş olduğunu beyan ile davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; asıl dava yönünden; davacı tarafça asıl dava yönünden 14.420,00-TL dava değeri talebinde bulunulmuş ise de alınan rapora itirazı bulunmadığından onun yönünden raporun kesinleştiği, davalı tarafın 21.09.2019 tarihli noter ihtarnamesi ile taraflar arasındaki sözleşmeyi feshettiğini, bu nedenle de icra takibine konu faturadan dolayı borçlu olmadığını belirtmiş ise de bu savunmaya itibar edilmediğini, zira taraflar arasındaki 03.09.2016 tarihli danışmanlık hizmet sözleşmesi uyarınca davacının davalıya verdiği hizmet karşılığında sözleşmenin 5.maddesinde kararlaştırılan 4.000,00 Euro + KDV üzerinden danışmanlık hizmet bedelini talep etmekte haklı olduğuna kanaat getirildiği, sözleşmenin başlangıcının 03.09.2014 tarihi olduğu, davacının Eylül ayı hakedişinin 03.10.2015 tarihi olacağı, davalı tarafça davacının sözleşmesel edimini yerine getirmediğine ilişkin daha önceden usulüne uygun ihtarının bulunmadığı, feshe ilişkin ihtarın Edirne Noterliğince çıkarılıp iade edilen ilk tebliğin 28.09.2015 tarihi olduğu ve sözleşmedeki 11.maddesi uyarınca sözleşme 1.maddesinde belirtilen adrese yapılmış olduğu kabul edilmiş ise de aylık miktarı 13.955,97 TL olan faturanın ayın tamamlanmamış olması nedeniyle güne bölünerek günlük üzerinden 26 gün karşılığı taraflar arasındaki sözleşme ve fatura içeriğine göre yansıtılacak KDV'nin 1: 9 olması nedeni ile 1: 10 oranındaki KDV dahil 12.000,11 TL olacağı ve bu kısma ilişkin davacının davalıdan talepte haklı olduğuna bu nedenle de bu kısma ilişkin talebin kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verildiği, davacının ana dosyada kabul edilen dava değeri üzerinden, alacağı fatura'ya dayalı olması, likit olduğu kabul edilerek taktiren % 20 oranında hesaplanan 2.400,02 TL inkar tazminatının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı tarafın kötü niyet tazminatının ise reddedilen kısım yönünden davacının kötü niyeti ispatlanamamış olduğu gerekçesi ile şartları oluşmamış olması nedeni ile davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Birleşen dava yönünden; Taraflar arasındaki sözleşmenin karma bir akit olduğu, ağırlıklı olarak eser sözleşmesi ve vekalet sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiği, sözleşmede her ne kadar pazarlama hususu var ise de, pazarlama konusu henüz devreye girmediğinden pazarlama ile ilgili hükümler değerlendirme dışında bırakıldığı, 6098 sayılı Borçlar Kanunu 484. Maddesindeki "iş sahibi, eserin tamamlanmasından önce yapılmış olan kısmın karşılığını ödemek ve yüklenicinin bütün zararlarını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir." şeklindeki hüküm ile 485. Maddesindeki "eserin tamamlanması, iş sahibi ile ilgili beklenmedik olay dolayısıyla imkansızlaşırsa yüklenici yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerini isteyebilir. İfa imkansızlığının ortaya çıkmasında iş sahibi kusurluysa, yüklenicinin ayrıca tazminat isteme hakkı vardır." şeklindeki hükümlerinin göz önünde bulundurulması suretiyle ihtilafın çözümlenmesi gerektiği ve davacının eser sözleşmesine istinaden üzerine düşen edimleri yerine getirdiğini ispat etmesi gerektiğini, bu nedenle de, ispat davalıda değil, sözleşmenin haksız feshedilmiş olduğunu iddia eden ve bu nedenle de üzerine düşen edimini ifa ettiğini savunan davacı tarafa düştüğü, davalı tarafça fesihten önce davacıya üzerine düşen edimi yerine getirmediğine dair bir uyarı, ihtarda bulunulmadığı, aksine itirazi kayıt konulmadan fesih anına kadar olan tüm ödemelerini davacıya yaptığı, takibe konu bir fatura alacağını da icra takibi için de kabul ettiği, bu nedenle davacının edimini yerine getirdiğine kanaat getirildiği, buna göre de, davacının sözleşme feshedilmemiş olsaydı kazanç elde edeceğinin sabit olduğu, davacının sözleşmenin haksız feshedilmiş olması nedeni ile yoksun kaldığı kazancını talep ettiği, buna göre de, davacının bakiye süre için davalıdan talepte bulunma hakkı olduğunu, buna göre de sözleşme feshedilmemiş olsaydı aylık 4.000 EURO'dan bakiye 23 ay için talepte bulunabileceği ve bunu talep ederken ayrıca KDV'de talep edebileceği, ancak KDV'nin 1:10'unu talep edebileceği kanaat getirilmiş buna göre de, bilirkişilerin bu kısma ilişkin ayrıntıyı fark edememiş olmalarına rağmen mahkemelerince bu tespit yapılmakla ve yeniden bilirkişi incelemesi gerektirmemesi nedeni ile de bilirkişi raporundaki bu ayrıntı duruma ilişkin görüşlerine iştirak edilmediği, neticeten KDV dahil 20.000 EURO'nun dava tarihinden itibaren 73.656 EURO'nun ise ıslah tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi uyarınca faiz işletilmek sureti ile talep edebileceğine kanaat getirildiğinden bu kısma ilişkin davasının kabulüne, bakiye 14.904 EURO'ya ilişkin talebinin ise reddine, davacı tarafça birleşen davada her ne kadar sözleşmedeki 8. Maddedeki hükmün geçersizliğinin tespiti de talep edilmiş ise de, sözleşmenin davalı tarafça feshedilmiş olduğu, ortada bir sözleşmenin bulunmadığı keza sözleşmenin haksız feshedilmiş olduğu da tespit edildiğinden artık bu yönde yapılacak bir tespit olmadığı, hükmün kendiliğinden ortadan kalktığı belirtilerek birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davalı vekili ve katılma yolu ile davacılar tarafından istinaf edilmiştir.

Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; davacıların sözleşmede yer alan taahhütlerini yerine getirmediği, danışmanlık korusu işe vakit ayırmadığı, kendisi ve ortağı olduğu şirketten taahhüt edilmiş olan edimlerle alakalı verim alınamadığını, müvekkili şirketin taleplerinin karşılanmadığını, bunun üzerine sözleşmenin ihtarname ile feshedildiğini, Yerel Mahkemenin ispat yükünü müvekkiline yüklemesinin hatalı olduğunu, sözleşmenin müvekkili tarafından haklı olarak feshedildiğini, sözleşmenin 7. ve 8. Maddelerinde davacıların edimlerinin açık ve net olduğunu, davacıların taahhüt edilmiş olunan haksız rekabeti engellemeye yönelik şartı bertaraf etmek niyeti ile davacıların kötüniyetle hareket etmekte olduğunu ispat ettiğini,Yerel mahkemenin BK 325.maddesi uyarınca inceleme yapmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.

Davacılar vekili katılma yoluyla sunduğu istinaf dilekçesinde; katılma yolu ile Yerel Mahkeme Kararında yanlış olarak hesap edilen avukatlık ücretine ilişkin istinaf sebeplerini bildirdiklerini, Yerel mahkeme birleşen İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/321 esas sayılı dosyası yönünden vermiş olduğu hükmün 5. Bendinde davacı lehine vekalet ücretine hükmettiğini ancak Yerel mahkemenin vermiş olduğu bu hükümde vekalet ücretinin yanlış hesaplandığını, Mahkemenin toplamda 93.656,00 Euro'nun davalıdan alınarak müvekkili davacıya verilmesine hükmettiğini, o halde davanın vekalet ücretininde toplam kabul edilen dava değeri olan 93.656,00 Euro üzerinden hesaplanması gerektiğini, vekalet ücreti hesabında, tahsiline karar verilen yabancı para alacağının, karar tarihi itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL’ye çevrilerek hesaplanacak vekalet ücretine karar verilmesi gerektiğini belirterek davalı tarafın istinaf taleplerinin reddine, davacı taraf lehine hükmedilen vekalet ücretindeki hesap hatasının düzeltilmesine, ilk derece mahkemesi hükmünün düzeltilerek onanmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Asıl dava, danışmanlık hizmet sözleşmesinden kaynaklı fatura alacağının tahsili için başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Birleşen dava, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle tazminat ve sözleşmedeki haksız rekabete ilişkin maddenin hükümsüzlüğünün tespiti istemine ilişkindir.Taraflar arasında danışmanlık sözleşmesi bulunduğu ve sözleşmenin davalı tarafından feshedildiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.İstinafa konu uyuşmazlık, sözleşmenin feshinde davalı tarafın haklı olup olmadığı, bu durumu ispat yükünün kimde olduğu, BK 325(TBK 408.) maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı noktasındadır. Taraflar arasında 03.09.2014 tarihli TPU ve PU Syslem House Projelerinin tasarlanıp geliştirilmesi ve başarıya ulaştırılmasına ilişkin Danışmanlık Hizmet Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmenin 2. ve 3. Maddelerine göre, TPU ve PU System House Projelerinin Tasarlanarak geliştirilmesi ve başarıya ulaştırılması hususunda davacı şirket tarafından danışmanlık hizmeti verileceği, ayrıca sözleşmenin 3. Maddesinde de;

1.Aşamada TPU ve PU System House Projelerinin tasarlanarak geliştirilmesi ve 2. Aşamada ise; söz konusu projelerin başarıya ulaştırılarak, satışın gerçekleştirilmesi için satış ve pazarlama bölümüne destek olunması yükümlülükleri taahhüt edilmiştir. Davalı şirket tarafından Edirne 2.Noterliğinin 21.09.2015 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacı şirketin anılan sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmediği, danışmanlık konusu işe vakit ayırmadığı, emek harcamadığı, iş bu nedenle davacı şirketten taahhüt edilmiş olan edimlerle ilgili verim alınamadığı, taleplerinin karşılanmadığı gerekçesi ile sözleşmenin feshedildiği ihtar edilmiştir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin süresi ve fesih başlıklı maddesinde; "İşbu Sözleşme imzalandığı tarihte yürürlüğe girecek olup, 3 (üç) sene süre ile yürürlükte kalacaktır. Taraflarca işbu sözleşmenin süresinin bitiminden 3 ay önce hiçbir yazılı bildirimde bulunulmaması halinde, işbu Sözleşme, hüküm ve şartlar aynen geçerli olmak kaydıyla, 1 yıllık dönem için kendiliğinden yenilenmiş sayılır. Daha sonraki yenilemeler da aynı şartlar dahilinde gerçekleştirilecektir. İşbu Sözleşme'de yer alan hükümlerden birinin Taraflardan herhangi biri tarafından ihlali halinde diğer taraf, ihlalin sona erdirilmesi için kendisine 15 (on beş) gün öncesinden ihtarda bulunacaktır. Bu süre sonunda ihlalin sona ermemesi durumunda diğer taraf, har türlü dava, cezai şart ve tazminat hakkı saklı kalmak üzere Sözleşme'yi tek taraflı olarak derhal feshedebilir." düzenlemesi yer almaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 190. maddesindeki, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nun 6. maddesindeki, taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu düzenlemeleri yer almaktadır. Somut davada, davacı sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini iddia etmekte, davalı ise sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini savunmaktadır.Mahkemece, davacının eser sözleşmesine istinaden üzerine düşen edimleri yerine getirdiğini ispat etmesi gerektiği, ispat yükünün davacıda olduğu kabul edilerek, davalı tarafça fesihten önce davacıya üzerine düşen edimi yerine getirmediğine dair bir uyarı, ihtarda bulunulmadığı, aksine itirazi kayıt konulmadan fesih anına kadar olan tüm ödemelerini davacıya yaptığı, takibe konu bir fatura alacağını da icra takibi içinde kabul ettiği, bu nedenle davacının edimini yerine getirdiğine kanaat getirildiği gerekçesi ile davalı tarafından sözleşmenin haksız feshedildiği tespit edilmiştir.Bu durumda öncelikle feshin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir. Davalı taraf fesih ihtarnamesinde, sözleşmeyi fesih gerekçesi olarak davacının sözleşmedeki taahhütlerini yerine getirmemesi, danışmalık konusu işe vakit ayrımamasını göstermiştir. Ancak sözleşmenin 6. Maddesi uyarınca davalı tarafından fesihten önce davacıya ihlalin sona erdirilmesi için 15 gün öncesinden ihtarda bulunduğuna dair herhangi bir delil sunulmamıştır. Buna göre davalının sözleşme kapsamında davacının hangi edimlerini ihlal ettiğini fesih ihtarnamesinde somutlaştırmadığı gibi fesih öncesinde de herhangi bir ihtarda bulunduğunu ispat edemediği, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini iddia eden davalının TMK 6 ve HMK 190.madde hükmü uyarınca iddiasını ispat edemediği anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Yargıtay 23 HD 2016/8440 E-2019/4832 K. Sayılı 20.11.2019 tarihli ilamında sözleşmenin haksız feshi halinde talep edilebilecek zararın 6098 sayılı TBK'nun 408.maddesi kıyasen uygulanarak belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.6098 sayılı TBK'nın 408.maddesinde; "İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir." düzenlemesi yer almaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2021 tarihli 2017/(13)3-2243 E-2021/1193 K. sayılı ilamında, BK’nın 325/2 maddesi (TBK 408/2) hükmünün resen nazara alınması gerektiği, davalının isteği olup olmasına bakılmaksızın Mahkemece doğrudan doğruya uygulanması gerektiği belirtilmiştir.Bu durumda TBK 408.maddesi kıyasen uygulanarak maddede gösterilen ilkelere göre, davacının yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar gözetilerek aynı bilirkişi kurulundan veya konusunda uzman farklı bir bilirkişi kurulundan açıklamalı, gerekçeli denetime elverişli bir rapor alınarak davacının gerçek zararının belirlenmesi gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf taleplerinin kabulüne karar vermek gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 bendi de göz önünde bulundurarak davacı ve davalı vekillerinin diğer istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1.Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/115 Esas, 2019/1170 Karar sayılı ve 09/12/2019 tarihli kararının HMK'nun 353/1a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE, 4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununu gereğince asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı alınması gereken 427,60 TL'şer istinaf maktu karar harcından peşin olarak ayrı ayrı alınan 54,40 TL'şer harcın mahsubu ile eksik kalan 373,20 TL harcın davacıdan ayrı ayrı tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 5-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı alınması gereken 427,60 TL'şer (427,60*2=855,20 TL) harcın davalı tarafından peşin olarak yatırılan 5.420,50 TL harçtan mahsubu ile bakiye 4.565,30 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya İADESİNE, 6-Taraflarca yapılmış olan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.07/03/2024

Karar Etiketleri
09.12.2019 KALDIRILMASINA ISTINAFHUKUK HUKUK Borçlar Hukuku 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 492 sayılı Harçlar Kanunu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 6098 sayılı TBK'nun 408.maddesi kıyasen uygulanarak belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.6098 sayılı TBK'nın 408.maddesinde; "İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir." düzenlemesi yer almaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2021 tarihli 2017/(13)3-2243 E-2021/1193 K. sayılı ilamında, BK’nın 325/2 maddesi (TBK 408/2) hükmünün resen nazara alınması gerektiği, davalının isteği olup olmasına bakılmaksızın Mahkemece doğrudan doğruya uygulanması gerektiği belirtilmiştir.Bu durumda TBK 408.maddesi kıyasen uygulanarak maddede gösterilen ilkelere göre, davacının yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar gözetilerek aynı bilirkişi kurulundan veya konusunda uzman farklı bir bilirkişi kurulundan açıklamalı, gerekçeli denetime elverişli bir rapor alınarak davacının gerçek zararının belirlenmesi gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf taleplerinin kabulüne karar vermek gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 6098 sayılı Borçlar Kanunu HMK md.353/1 K6100 md.190 K6100 md.353 HMK md.190 K3095 md.8 K6098 md.484 TBK md.408/2 K6098 md.408 TBK md.408