T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/2023 Esas
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2018/847 Esas - 2021/484 Karar
TARİHİ: 08/07/2021
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesi ile; dava dışı ... A.Ş. ile müvekkili arasında 28/12/2016 tarihli Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi akdedildiğini, sözleşme gereğince müvekkilinin tapuda ... İli, ... İlçesi, ... Mah, ... ada ... pafta, ... parselde kayıtlı, A Blok 19 nolu bağımsız bölümü satın aldığını, müvekkilinin taşınmazın satış bedelini ödediğini, ancak taşınmazın tapusunun ve konutun müvekkiline fiilen teslim edilmediğini, dava dışı ... müvekkilinin alacaklısı olduğu konut dahil tüm malvarlığı üzerinde milyonlarca liralık haciz ve ipoteklerin mevcut olduğunu, ayrıca bu şirket aleyhine açılmış bulunan iflas davası dahil diğer alacaklıların açtığı yüzlerce davanın bulunduğunu, bu durumda müvekkilinin satış sözleşmesi ile alacak hakkı bulunan konutun tapusunun üzerinde milyon liralık haciz ve ipotekle devralamayacağını, dava dışı şirket inşaatı tamamlamadığı için müvekkilinin sözleşmeden Kadıköy ... Noterliğinin 15/08/2018 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile haklı sebeplerle döndüğünü ve satış bedelinin iadesi için İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını ancak yapılan takip talebi ve ödeme emrine karşın içi boş olan ve iflas ilanı çıkan bu şirketten bir sonuç alamadıklarını, dava dışı ... yönetim kurulu üyeleri olan davalılardan ... ve ... müvekkiline karşı verilen zarardan sorumlu olduklarını, diğer davalılardan Neoyapı'nın hakim ortağı ve ... şirketi olan ... şirketi ... ise tüzel kişilik perdesinin aralanması sebebiyle sorumlu olduklarını, müvekkilinin alacaklısı olduğu konut üzerinde tesis edilen 16 milyon TL tutarında ipotek olduğunu ve 04/06/2018 tarihinden itibaren 3. kişiler tarafından konmaya başlayan ve bugüne kadar devam eden 24 farklı ihtiyati haciz şerhi bulunduğunu, diğer alacaklılar tarafından ...ı aleyhine İstanbul 1. ATM'nin 2018/729 Esas sayılı dosyası ile iflas davası açıldığını, şirket alacaklarının şirket borçlarını karşılamaz nitelikte olduğunu, müvekkilinin satın aldığı aynı etaptaki tüm konutlar üzerinde ipotek ve hacizler bulunduğunu, davalılardan ... ve ... ... yönetim kurulu üyesi olarak kendilerine TTK'nın yüklediği yükümlülükleri kusur ve ihmalleri ile yerine getirmediklerinden alacaklıların doğrudan zararına sebep olduklarını, satış bedelinin müvekkiline iadesi konusunda müteselsilen sorumlu olduklarını, davalı şahısların TTK madde 376'da sayılı yükümlülüklerini yerine getirmeyerek ara bilonço çıkarmadıklarını, şirketin malvarlığı alacaklarının alacaklarını karşılamaya yetmediği ve iflasın eşiğinde olduğu halde şirketin iflasını istemediklerini, davalıların tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle sorumlu olduklarını, davalı ... A.Ş.'ye yapılan hisse devrinin alacaklılardan mal kaçırma amacı ile yapıldığının açık olduğunu, dava dışı Neo Yapı ve davalı şirketlerin hissedarlarının aynı kişilerden oluştuğunu, bu şirketlerin iç içe geçtiğini, davalı şirketlerin dava dışı ... gibi faaliyet konularının inşaat olduğunu, ... ile davalı ... aynı adreste faaliyetlerini sürdürdüğünü, ..., ... aynı anda konkordato talep etmesinin şirketler arasındaki organik bağı kanıtladığını beyanla müvekkilinin davalıların zararı sebebiyle alacaklı olduğu 285.000 TL'nin davalılara ihtar tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari faizi ile ödenmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar ... ve ... Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile; Davacının müvekkillerine yönelik hiçbir iddiasını kabul etmediklerini, iddiaların gerçekleri yansıtmadığını, müvekkillerine husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davaya konu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin dava dışı ... şirketi ile imzalandığını, davacının sözleşmeden döndüğü iddiasıyla açacağı bir alacak davasını sözleşmenin tarafı olan şirkete yöneltmesi gerektiğini, müvekkillerinin sorumluluğuna gidebilecek herhangi bir eylemlerinin söz konusu olmadığını, huzurdaki davanın açılabilmesi için ilk şartın bir somut bir zararın söz konusu olması olduğunu, davacının gerçekleşmiş somut bir zararının söz konusu olmadığını, davacı tarafın her ne kadar dava dışı ... tüm malvarlıkları üzerine haciz ve ipoteklerin mevcut olduğunu, iflasının istendiğini ileri sürmüş ise de iş bu davanın açıldığı tarih itibari ile bahsi geçen şirketin iflas etmediğini ve şirketin birçok malvarlığının bulunduğunu, bu nedenle davacının öncelikle sözleşmenin asıl tarafı olan dava dışı şirkete yönelik dava açması gerektiğini, başvurunun sonuçsuz kalması halinde bu davayı açabileceğini, müvekkillerine husumet yöneltilemeyeceğini ve şartları oluşmayın davanın reddine karar verilmesine yönelik beyanlarını saklı kalmak kaydıyla davacının tüzel kişilik perdesinin aralanarak .. ortaklarından olan müvekkillerinin sorumluluğuna gidilmesi gerektiğine yönelik beyanlarını kabul etmediklerini, ... şirketinin müvekkilinin aile şirketi olduğunu, ortakların aynı olmasının bu şirketlerin ayrı tüzel kişiliği olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini, bir an için tüzel kişilik perdesinin aralanacağı düşünülse dahi yapılacak inceleme neticesinde müvekkili şirketin alacaklarından mal kaçırma kastının bulunmadığı, aksine dava dışı ... borçlarına karşılık müvekkili şirket tarafından şirketin tüm taşınır taşınmaz malvarlığının teminat olarak gösterildiğini, bu nedenle dava dışı şirketin borçlarından dolayı müvekllerinin de ekonomik olarak zorlandığı ve mağdur olduğunun anlaşılacağını beyanla davaya konu sözleşmenin tarafı olmayan müvekkillerine husumet yöneltilemeyeceğinden huzurdaki davanın müvekkilleri açısından pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, yasal şartları oluşmayan davanın usulden reddine, müvekkilleri aleyhine açılan haksız ve kötü niyetli davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin TTK madde 369 maddesinde belirtilen özen ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak muvazaalı işlemler ile yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı, dava dışı ... şirketinin içini boşalttığı ve mal kaçırdığının iddia edildiğini, dava dışı şirketin sektörün önde gelen şirketlerinden olduğunu ve uzun yıllar üst düzey konut inşaatları gerçekleştirdiğini, müvekkilinin 30 yıllır inşaat mühendisliği kariyeri ile bu projelerin hepsinde aktif olarak görev aldığını ancak dünya genelinde likitide sıkıntısı ve son bir yılda ülkemizin ekonomik durumun kötüye gitmesi, genel seçimler öncesi yaşanan siyasi belirsizlik nedeni ile yaşanan durgunluk ve döviz kurunda yaşanan ani yükselişin yarattığı ekonomik daralmadan en çok etkilenen sektörlerin başında gelmesinden dolayı faaliyetlerine devam edemeyecek duruma geldiğini, müvekkili alacaklılara zarar verme kastıyla hareket etmediği gibi, müvekkilinin dava dışı şirketin borçlarına karşı şahsi kefaletlerde bulunmuş olmasının dahi şirketin içini boşaltarak alacaklılara zarar verme yada sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı kusurlu harekette bulunmadığının tek başına ispatı olduğunu, davacının şirketin hisselerinin devrine ilişkin iddialarının gerçeği yansıtmadığını, söz konusu devir işleminin ... ve ... A.Ş.'nin kredibilitesinin yüksek olması nedeniyle şirketin yaşadığı ekonomik sıkıntılardan kurtulmak ve yeni kredi imkanları yaratmak amacıyla yapıldığını, bu devir işleminin şirketin içini boşaltmak için değil tam tersine şirketin mali yapısını güçlendirmek ve sürdürebilir bir ekonomik program oluşturmak amacıyla yapıldığını, davacının dilekçesinde müvekkili ve diğer davalı ...
TTK'nın 376 maddesine göre şirketin borca batık durumda olduğunu bildikleri halde ara bilanço çıkartıp bu durumu Mahkemeye bildirerek şirketin iflasını istemediklerini, bu nedenle görevlerini yerine getirmediğinden borçtan sorumlu olduklarını iddia ettiğini ancak davacının dava dilekçesinde de delil olarak gösterdiği gibi İstanbul 1 ATM'nin 2018/470 Esas ve İstanbul 2 ATM'nin 2018/491 Esas sayılı dosyalarındaki bilançolardan görüleceği üzere dava dışı şirketin borca batık durumda olmadığını, dava dışı şirketin bankaların kredi kullandırmasından dolayı likit sıkıntısı yaşadığını, borçlarını ödeyemediğini, davacının iddialarının hiçbirinin müvekkilinin kusurunu ispatlamadığını beyanla davanın müvekkili açısından haksız ve mesnetsiz olması nedeni ile reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Tic. Ltd. Şti. davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 08/07/2021 tarih ve 2018/847 Esas - 2021/484 Karar sayılı kararında; "Dava; alacağın varlığının tespiti ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle tahsili istemine ilişkindir. Davalı .... Tic. Ltd. Sti kesin sürelere rağmen defterlerini incelemeye sunmamıştır. 22.10.2020 tarihli ara kararda defterlerin incelemeye sunulmaması halinde dosyanın mevcut durumu ile karara bağlanacağı ve karşı taraf açıklamalarının dikkate alınabileceği, 06.12.2019 tarihli ara karar ile defterlerin sunulmaması halinde defterlerin incelenmesinden vazgeçmiş sayılacağı ihtar edilmiştir. Davalı ... Ltd. Şti. ticari defterlerini sunmadığından, ... kendisine aktarılan tutarının ne kadarlık kısmının uhdesinde kaldığı tespit edilememiştir. Davalı ... defterlerini incelemeye sunmadığından diğer deliller ile birlikte yapılan incelemeler sonucu davacı yan açıklamalarına üstünlük tanınmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2020/19-94 E., 2020/358 K., sayılı kararında; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “dürüst davranma” başlıklı 2. maddesine göre; herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokar ve kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar (TMKm. 50).Tüzel kişiliğin söz konusu olabilmesi için, oluşturulacak kişiliğin kendine özgü bir malvarlığı olmalı ve bu malvarlığı bir amaç içinde ve bağımsız olarak ortaya konmalıdır. Onu oluşturan ve koyan üyelerin, ortaklarının malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel prensibe “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” prensibi denilmektedir [Antalya, G: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s.143 vd.)]. Ayrılık ilkesi gereği tüzel kişilik; tüzel kişiliği meydana getirenler ile üçüncü kişiler arasına sanki bir perde olarak çekilmektedir. Üçüncü kişiler muhatap oldukları tüzel kişilik bir perde olarak kullanıldığında, perdenin arkasındaki üye ya da ortaklara ulaşamamaktadır [Ulusoy, E.: Şirketler ve Bankacılık Hukukunda Kapsama Alma ve Sorumlu Kılma Amacıyla Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 352 vd). Ancak tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık prensibinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan gerçek kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenilmesi dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumda tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alanlar gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır [Sağlam, İ: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanmasına Genel Bir BakışTüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu ( Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 154 vd.)]. Eş söyleyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ve sermaye şirketlerinde ortakların sınırlı sorumlu olması gibi sonuçlar, ancak TMK 2. madde çerçevesinde kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. "İyiniyet kurallarına riayet edilmemesi, tüzel kişiliğin kötüye kullanılması (abus de la personnalite morale) hâllerinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması veya delinmesi (liftingpiercing of theveil) veya yok sayılması (disregard of thecorporateent-tiy) ve tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir. Özel hukuk alanında çok geniş bir uygulaması olan tüzel kişiliğin yok sayılması, bu topluluklara yasalarla kişilik tanımanın amaçlarıyla ters düşen uygulamalar dolayısıyla ortaya çıkmıştır (Battal, A.:Bir Alan Araştırması Işığında Sermaye Şirketlerinin Sorumluluğu Konusundaki Hukuki Bilgi Eksikliğinin Olumsuz Sonuçları Ve Perdenin Kaldırılması Teorisi Yardımıyla Giderilmesi, Yargıtay Dergisi, Ekim 1998, C24, s 659 vd.).Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik dikkate alınmadan, mevcut kişiliğin arkasına saklanan kimsenin borçtan sorumlu tutulması veya çiğnediği yasağın sonuçlarına katlanmasıdır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasından, tüzel kişinin kişiliğine ve mal varlığına ilişkin ayrılık ilkesinin uygulanmaması ve onun hukuki bağımsızlığının bir nevi dikkate alınmayıp onun bertaraf edilmesini anlayabiliriz. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda ise bazen perdenin kaldırılması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir.Tüzel kişi ile ortaklarının faaliyet alanlarının ve malvarlıklarının iç içe geçmesi birbirine karışması, bir şirketin ticari defterlerinin ya da ticari sır kabul edilen belgelerinin diğer şirkete ait iş yerinde bulunması, ikisinde de aynı ticari defterlerin kullanılması ve ortak hesap yapılması (tek merkezden idare edilmesi), ortaklığın faaliyet konusunu sürdürebilmesi için yeterli sermayesi bulunmadığı hâlde alacaklıları ya da üçüncü kişileri zarara uğratmak niyetiyle bilinçli olarak faaliyet göstermeye devam edilmesi, şirket ortaklarının kendi kişisel malvarlıkları ile şirketin malvarlığı özdeş-tekmiş gibi hareket etmeleri, şirketlerin ya da ortağın üçüncü kişileri aldatacak şekilde kendi kişilikleri ile tüzel kişiliğin aynı olduğu izlenimini vermeleri, bu kapsamda birbirlerinin tanıtımlarını yapmaları, aynı tüzel kişilikmiş gibi anlaşılacak benzer isimleri ve logoları kullanmaları, yani dışarıya karşı tek bir tüzel kişilikmiş gibi intiba yaratmaları, şirketlerin aynı konuda faaliyet göstermeleri ve (tek başına bu hususa dayanılmamak koşuluyla) hâkim ortaklarının ya da yöneticilerinin aynı kişiler olması, tüzel kişilik kavramının arkasına sığınılacak şekilde art niyetli davranışlarla zararlandırıcı faaliyetlerde bulunulması, işlemlerin diğer tarafınca sözleşmelerin kiminle yapıldığı dahi anlaşılamayacak şekilde karışıklığa yol açılması, şirketin kendi çıkarları gözetilmeksizin yürütülmesi veya yalnızca ve bilinçli olarak açıkça hâkim ortak korunacak şekilde diğerleri zarara uğrayacak şekilde işlemler yapılması hâlleri gösterilebilir.Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Organik bağ şirketlerin adreslerinin, faaliyet alanlarının, ortaklarının veya temsilcilerinin aynı olmasından ve aradaki hukuki ilişkiden tespit edilebilir. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Örneğin; üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir.Açıklamalarına yer vermiştir.TTK'nın 369. maddesine göre; yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar.TTK’nın 553/1. Maddesi ise ‘Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.’ hükmünü içermektedir.Kural olarak tüzel kişiler kendilerini oluşturan kişilerden bağımsız ayrı kişiler olup “sınırlı sorumluluk” ilkesi çerçevesinde hukuki işlemlerde taraf olurlar. Kimi zaman sözleşme ve kanundan doğan borç ve yükümlülüklerden kurtulabilmek için tüzel kişiliğin araç olarak kötüye kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bunun engellenebilmesi amacıyla doktrinde “perdenin aralanması “teorisi geliştirilmiş, zaman içerisinde Yargıtay uygulamalarında da bu teori benimsenmiştir... Perdenin aralanması ile şirket kurucusu gerçek kişilerin sorumluluğuna gidilebildiği gibi, aynı şirketler içerisinde yer alan kardeş şirketler arasında da sorumluluğun gerçekleştiğinin kabulü sağlanabilir. (Yargıtay 15. HD 2016/2671 E., 2016/3423 K.,)
Gerçek kişiler ortağı olduğu şirketi hileli hareketlerinde perde olarak kullanabilmektedir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasıyla ortakların "tüzel kişiliğin ayrılığı" ilkesini kötüye kullanarak tüzel kişi alacaklılarına karşı sorumluluklarından kaçınmaları ve tüzel kişi alacaklılarının zarara uğratılmaları önlenmektedir. Yargıtay HGK 2004/4-360 - 2004/431 sayılı kararında perdenin kaldırılması yöntemiyle ortakların gizlediği amaç ve eylem çıkartılıp sergilenerek sorumluluğun belirlenmesi gerektiğine hükmetmiştir. Davalı ... şirketi dava dışı ... şirketinin borçlarına kefil olduğunu savunmuştur.
Davalı şirketler arasında mevcut organik bağ, davalı ... şirketinin defterlerinde taşınmaz satışına ilişkin bir kayda, belgeye rastlanmaması, bilirkişi incelemesi ile kaynak aktarımına ilişkin yapılan tespitler ve davalı şirket ortaklarının tüzel kişiliği perde olarak kullanarak kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmeleri karşısında davalı ... şirketinin dava dışı şirkete kefil olması esasa etkili görülmemiştir.Bu kapsamda somut olayda; İncelenen davalı ... ticari defterlerine göre, davalı ... tarafından dava dışı ... , depo kiralama ve danışmanlık hizmetleri verildiği, bunun dışında taraflar arasında bir ticari ilişkinin mevcut olmadığı, dava dışı ... tarafından davalı ... şirketine kaynak aktarımı sağlandığı, 19.09.2018 dava tarihi itibarıyla davalı şirketin dava dışı ... 1.300,51 TL alacaklı olmasına karşılık, 340 numaralı alınan avanslar hesabından dava dışı ... 4.322.392,13 TL borçlu olduğu, dava dışı ... A.Ş ile davalı şirketler arasında kaynak aktarımının 25.408.358,00 TL olarak tespit edildiği, davalılar tarafından ise dava dışı ... toplamda 4.330.582,72 TL geri ödeme yapıldığı ve bu şekilde dava dışı ... şirketinin mal varlığının davalı şirketlere aktarılarak ortaklık alacaklılarının dava dışı ... yapı şirketinden olan alacakların tahsilinin engellendiği, dava dışı şirketin yeterli öz kaynağının bulunmadığı, bunun üçüncü kişilerden saklandığı ve bu nedenle 3. Kişilerin zarar gördüğü, ortaklık mal varlığının yönetici pay sahipleri tarafından kendi mal varlıkları gibi yönetildiği, davalı şirketler ile dava dışı şirket pay sahipleri ile yöneticilerinin büyük ölçüde aynı kişilerden oluştuğu ve şirketlerin ağırlıklı olarak aynı alanda faaliyet gösterdikleri, davalı şirket yönetici ve pay sahipleri ile dava dışı şirket ile ortak malvarlığı anlayışıyla hareket ettiği, ciddi para transferlerini haklı gösterir ticari ilişkinin varlığı ortaya konulmadığı bunların neticesinde dava dışı şirketin borca batık duruma getirildiği, davalı şirketlerin ise faaliyetlerine devam ettiği, davalı gerçek kişilerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ayrıntılarını bilirkişi raporunda açıklanan hukuka aykırı davranışlarıyla ihlal ettikleri dikkate alındığında şirketler ve ortakları arasında perde bulunduğu ve perdenin kaldırılarak davalıların davacı alacağından sorumlu tutulmaları gerektiği kanaatiyle davanın kabulüne karar verilmiştir." gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ve verilen karara karşı davalılar ... ve ...Tic. A.Ş. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalılar ... ve ... Tic. A.Ş. vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemece husumet itirazları dikkate alınmadan müvekkilleri ile diğer davalı ... arasında organik bağ olduğu kanaatine varılmış olmasının hatalı olduğunu, Yerel mahkeme nezdindeki yargılama boyunca müvekkilleri adına husumet itirazında bulunmalarına rağmen hiçbir değerlendirme yapılmadığını, olumlu/olumsuz karar da verilmediğini, bu durumun kanuna aykırı olduğunu; Müvekkilleri ile davacı arasında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi de dahil olmak üzere yazılı veya sözlü hiçbir zaman, hiçbir şekilde sözleşme ilişkisi kurulmamış olup istinafa konu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin davacıyla ... arasında imzalandığını, davacı her ne kadar davasını ... ile birlikte müvekkillerine yönlendirmişse de, müvekkillerine husumet yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacının sözleşmeyi diğer davalı ... ile imzaladığını, buna ilişkin ödemelerini de diğer davalı şirkete yaptığını, bu nedenle alacak talebinin de davalı ...’ya yöneltilmesi gerektiğini, müvekkilleri açısından davanın pasif husumet yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, müvekkillerinin Neoyapı ile tek ilişkisinin söz konusu şirkette pay sahibi olmaları olduğunu, sözleşmenin tarafı ... bir sermaye şirketi olup bilindiği üzere sermaye şirketlerinde, pay sahiplerinin sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile şirkete karşı sorumlu olacaklarını, şirketin sorumluluğundan dolayı paydaşların sorumluluğuna gidilememesi ilkesinin yasa ile güvence altına alınmış olması karşısında şirketin imzaladığı bir sözleşmeden dolayı müvekkillerinin sorumluluğuna gidilebilmesinin mümkün olmadığının açık olduğunu, nitekim Yargıtay'ın da bu görüşte olduğunu, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2001/2416 E.-2001/2847 K. sayılı ve 15.02.2001 tarihli kararının bu duruma örnek olduğunu, davalı Neoyapı’nın borçlarına ve sorumluluklarına karşı müvekkillerinin sorumluluğuna gidilmesinin hukuken mümkün olmadığını;Yerel mahkeme kararının ‘Gerekçe’ başlıklı bölümünde; "Mahkememizce hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporuna göre davalılar arasında organik bağ bulunduğu," kanaatine varıldığının belirtildiğini, Yerel mahkemece Yargıtay kararlarında yer verildiği anlamda organik bir bağın olup olmadığının hiçbir şekilde incelenmediğini, irdelenmediğini, yüzeysel bir tespit yapılarak hazırlanan bilirkişi raporunun hükme esas alınarak karar verildiğini, bilindiği üzere hukuk sisteminde organik bağın ne olduğuna ilişkin bir tanım yapılmadığını, yasalarımızda da organik bağa ilişkin açıkça bir düzenleme getirilmediğini, Yargıtay’ın verdiği kararlar ile organik bağ kavramının oluşturulduğunu, yine Yargıtay kararları ile bu bağın tespiti için ortakların aynı olması, adreslerinin aynı olması, faaliyet alanlarının aynı olması gibi bazı kriterler oluşturulduğunu, bunların varlığı aranmış ise de bunların varlığında dahi, bu hususların tek başına organik bağ olarak kabul edilmediğini, organik bağ nedeniyle diğer şirketin de sorumluluğuna gidilebilmesi için şirketlerin muvazaalı ve kötü niyetli hareket etmeleri, bu hareketleriyle alacaklıları zarara uğratmaları, kendilerine menfaat sağlamış olmaları gibi şartların arandığını, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2013/21926 E.-2015/6642 K. sayılı ve 23.03.2015 tarihli kararında; “…davalı 3. kişi şirket ile dava dışı borçlu şirketin aynı alanda faaliyet göstermeleri ve ortaklarının kardeş olması nedeni ile organik bağ içinde olmaları tek başına muvazaayı göstermez…” diyerek organik bağın tespitinde aynı alanda faaliyet göstermeyi ve ortakların kardeş olmasını bu şirketler arasında muvazaa olduğuna yeterli bulmadığını, bu kapsamda yapılacak değerlendirmede müvekkili şirketin ... şirketinde hakim ortak olması veya her iki şirketin Yönetim Kurulu Başkanının ... olmasının tek başına organik bağın varlığını ispatlamayacağının açık olduğunu; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında elbette bir bağ olduğunu ama bu bağın şirketin hissedarları olması nedeniyle kurulan bir bağ olduğunu, davalılardan ... şirketi ile müvekkili ...
Tic. A.Ş.'nin iki ayrı ve farklı tüzel kişilik olup ayrı sermayeleri ve ayrı yönetim kurullarının bulunduğunu, her iki müvekkili ile diğer davalı ... arasında alacaklıları zarara sokmak amacıyla herhangi bir işlem yapılmasının da söz konusu olmadığını, davalı ... Şirketi'nin, diğer davalı müvekkili ... aile şirketi olduğunu, şirket ortaklarından birinin aynı kişi olmasının şirketlerin ayrı tüzel kişiliği olduğu gerçeğini değiştirmediğini, buna ilave olarak Yargıtay’ın yerleşik kararları gereğince şirket ortaklarının aynı olmasının tüzel kişilik perdesinin aralanması için tek başına yeterli olmadığını, tüzel kişilik perdesinin aralanması için borçlu şirketi yükümlülüklerinden kurtarmaya ve alacaklıyı zarara uğratmaya yönelik örtülü, kötü niyetli, muvazaalı bir faaliyetin somut olarak ortaya konulması gerektiğini, aksinin kabulü durumunda örneğin ... Grubu gibi birçok şirketin ortakları aynı olup bu şirketlerden herhangi birinin borcu ya da herhangi bir sorumluluğu için diğerinin sorumluluğuna gidilebileceği sonucunun ortaya çıkacağını ki bunun da hukuk düzeninde karmaşaya sebep olacağının açık olduğunu; Müvekkili şirketin ...’nın borçlarına kefil olduğunu, tüm malvarlığını bu şirketin borçlarına karşılık verdiğini, müvekkili şirketin bu kapsamda ... Şirketi'nin ...’a olan borçlarına karşılık olmak üzere çok değerli bir taşınmazını ...’a devrettiğini, müvekkili şirketin maliki olduğu ‘... Mah. ... Sk. No:... D:1 Sarıyer/İstanbul’ adresindeki taşınmazı 27.06.2018 tarihinde ...’nın borçlarına mahsuben ...’a piyasa rayiç değeri çok daha fazla olmakla birlikte 8.475.544 TL’ye devrettiğini, bu devir neticesinde müvekkili şirketin ... 4.153.152 TL alacaklı duruma geldiğini, müvekkili şirket ...’nın borcuna karşılık olmak üzere maliki olduğu ‘... ili, ... ilçesi, ... Mah. ... ada, ... G III pafta, 2 parsel’de kayıtlı taşınmaz üzerinde 1. dereceden 26.200.000,00 TL tutarında ipotek tesis ettirmiş olup ilgili banka tarafından İstanbul .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlatıldığını; Müvekkili şirketin ...’nın 10.810.064,43 TL tutarlı bir başka borcuna karşılık olmak üzere maliki olduğu "... İli, ..., ... Mah. ... Ada, ... Parsel"de kayıtlı taşınmazı üzerine ipotek tesis ettirdiğini, yine maliki olduğu "İzmir ili, ... ilçesi, ... Mah. ... ada, ... G III pafta, 2 ve 3 parsel"de kayıtlı taşınmazlar üzerine ...’nın borçlarına karşılık başlatılan icra takiplerine istinaden İstanbul .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı, İstanbul .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı, İstanbul .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyalarından hacizler konulduğunu, maliki olduğu "... ili, ... ilçesi, ... Mah. ... ada, ... pafta, 1 parsel"de kayıtlı kayıtlı taşınmaz üzerine ...’nın borçlarına karşılık İstanbul .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı, İstanbul .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı, İstanbul .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyalarından hacizler konulduğunu, maliki olduğu "... ili, ... İlçesi ... Mah. ... Ada, ... parsel"de kayıtlı fabrika binasının bulunduğu taşınmaz üzerinde ...nın borçları nedeniyle 100.000.000 TL’yi aşan hacizler işlendiğini, söz konusu kefillikler nedeniyle müvekkili şirketin tüm malvarlığına hacizler konulduğunu, bazı malvarlıklarının elinden çıktığını, yine bu kefillik nedeniyle sürekli haciz işlemlerine maruz kaldığını, müvekkili şirketin tüm malvarlığı ile ...’nın borçlarına kefil olması nedeniyle mali olarak zor durumda kaldığını ve İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1093 E. sayılı dosyası ile konkordato talebinde bulunduğunu, tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde müvekkili şirketin, ...yı veya davacının da dahil alacaklılarını zarara uğrattığından bahsedilemeyeceğinin, aksine mali yönden zarara uğrayanın kendisi olduğunun görüleceğini; İstinafa konu iş bu davada Yerel mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporunda müvekkili şirketin konkordato talebi ve bu talebe ilişkin gerekçelerinin de hatalı değerlendirildiğini, bu gerekçelerin organik bağın varlığına delil olarak kabul edildiğini, oysa yukarıda belirtilen kefillikler nedeniyle müvekkili şirketin tüm malvarlığına hacizler konulduğunu, bazı malvarlıklarının elinden çıktığını, yine bu kefillik nedeniyle sürekli haciz işlemlerine maruz kaldığını, müvekkili şirket konkordato talebinde bulunurken, şirketin borçlarının sebebinin diğer davalı Neoyapı’ya olan kefillikten kaynaklandığının belirtildiğini, ...’nın konkordato kararı sonrasında, borçlarının ödenmesine ilişkin süreç, şekil ve şartların kefilliği nedeniyle müvekkili şirketi de etkileyeceği, ...ı’nın konkordato sürecinde borçlarını ödemesi, yapılandırması vs. halinde müvekkili şirketin kefillikten kaynaklı borçlarının da sona ereceği belirtilerek bu sürecin eş zamanlı olması ve yönetilmesi gerektiğinin dile getirildiğini, Mahkeme kararında ise son derece haklı bir gerekçe olan bu hususların yanlış değerlendirildiğini, müvekkili şirketin Neoyapı’nın borçlarına kefil olmasını organik bağ olarak nitelendirdiğini, organik bağın kriterleri arasında özellikle alacaklıları zarara uğratma şartının arandığını ve müvekkili şirketin kefil olup borç altına girmiş olduğu dikkate alındığında alacaklılara zarar vermesinin söz konusu olmadığını ve mahkemenin müvekkili şirket ile organik bağ olduğuna ilişkin tespitlerinin Yargıtay kararlarıyla örtüşmediğini beyanla tehiri icra kararı verilmesini, Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, dava dışı şirket ile imzalanan Gayrimenkul Satış Vaadi ve İnşaat Sözleşmesi'ne konu taşınmazın teslim edilmemesi ve sözleşmeden dönülmesi sebebiyle uğranılan zararın, dava dışı şirketin yönetim kurulu üyesi olan davalı gerçek kişilerden TTK'nın 553 ve 369. maddeleri uyarınca yönetici sorumluluğu kapsamında, dava dışı şirketle organik bağ içerisinde oldukları iddiası ile davalı şirketler yönünden tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kapsamında tazmini talebine ilişkindir.Davacı taraf dava dilekçesi ile, dava dışı ... Anonim Şirketi ile arasında 28.12.2016 tarihli Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi'nin imzalandığını, sözleşme ile ... ili, ... ilçesi, ... mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın A Blok 19 nolu bağımsız bölümünü satın aldığını, satış bedelini ödemesine rağmen taşınmazın fiilen teslim edilmediğini ve tapu devrinin yapılmadığını, taşınmazın tapu kaydında milyonlarca liralık haciz ve ipotek tesis edildiğini, dava dışı şirket aleyhine üçüncü kişilerce iflas davası açıldığını, şirketin borçlarını ödeyemez halde olduğunu, dava dışı şirket tarafından zarara uğratıldığını, davalılardan ... ve ... dava dışı şirketin yönetim kurulu üyesi olduklarını ve uğradığı zarardan, gerek dava dışı şirketin iflasını istememiş olmaları, gerekse şirketin malvarlığını alacaklılara zarara uğratacak şekilde kullanmaları sebebiyle TTK'nın 553 ve 369. maddesi uyarınca sorumlu olduklarını, davalı .... A.Ş.'nin dava dışı şirketin hakim ortağı olduğunu, adı geçen şirket ile diğer davalı şirketin yönetici ve ortakları ile dava dışı .... Şirketi'nin yönetici ve ortaklarının, faaliyet konularının aynı olduğunu, aynı adreste faaliyet gösterdiklerini, dava dışı şirket ile davalı şirketler arasında organik bağ olduğunu, dava dışı şirket yönünden tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle zararın davalı şirketlerden tahsilinin gerektiğini iddia ederek ödemiş olduğu taşınmaz bedelinin faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalılar ... ve ... Şirketi, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin dava dışı ... Şirketi ile yapılmış olduğunu, taraflarına bu sözleşmeden doğan zararın tazmini için husumet yöneltilemeyeceğini, davalı ...un TTK'nın 553. maddesi uyarınca sorumluluğundan bahsedilebilmesi için davacının somut ve gerçek bir zararının bulunması gerektiğini, öncelikle taşınmaz bedelinin dava dışı şirketten talep edilebileceğini, dava dışı şirketin iflas etmediğini, bir çok malvarlığının bulunduğunu, dolayısıyla davacının somut bir zararın olmadığını, dava dışı ... Şirketi ile ...Şirketi'nin farklı tüzel kişiliklerinin bulunduğunu, iki şirket arasında dava dışı şirketin alacaklılarını zarara sokacak bir işlem yapılmadığını, ...Şirketi'nin neredeyse bütün malvarlığını dava dışı şirketin borçlarına karşılık teminat olarak gösterdiğini, tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirir şartların oluşmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, davalı ...kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, dava dışı şirketin borçlarına kefil olduğunu, alacaklılara zarar verme kastı ile hareket etmediğini beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalılar ... ile ... Tic. A.Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalılar vekilince ileri sürülen istinaf sebepleri; yargılamanın başından itibaren husumet itirazında bulundukları, bu itirazların karşılanmadığı, davacı ile davalılar arasında yapılmış bir sözleşme olmadığı, talebin dava dışı ... Şirketi'ne yöneltilmesi gerektiği, davalıların yalnızca dava dışı şirketin ortağı oldukları, şirketin imzalamış olduğu bir sözleşmeden ortak olarak sorumlu tutulamayacakları, dava dışı şirket ile davalı şirket arasındaki organik bağın tespitine yönelik inceleme ve gerekçenin eksik ve hatalı olduğu, Mahkemece verilen kararda organik bağın şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmediği, iki şirketin ortaklarının aynı olmasının aralarında organik bağ olduğunu göstermeyeceği, aksinin kabulü halinde dahi davalı şirket tarafından, dava dışı şirketin borçlarının teminatı olmak üzere taşınmazları üzerinde ipotekler tesis edildiği, davalı şirketin dava dışı ...Şirketi'nin borçlarına kefil olduğu, bu nedenle hakkında bir çok takip ve haciz işlemi yapıldığı, taşınmazlarının satıldığı, dava dışı şirketin alacaklılarını zarara uğratacak işlemler yapmadığı, aksine dava dışı şirketin borçları nedeniyle konkordato ilan etmek zorunda kaldığı ve neticeten verilen kararın hatalı olduğuna ilişkindir.Dosya kapsamından; davacı ile dava dışı ... Şirketi arasında 28.12.2016 tarihli Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve İnşaat Sözleşmesi'nin imzalandığı, dava dışı şirketin ... ili, ... ilçesi, ... mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın A Blok 19 nolu bağımsız bölümünü 285.000 TL bedel mukabilinde, anahtar teslim şeklinde tamamlayarak davalıya teslim etmeyi/satmayı taahhüt ettiği, sözleşmenin 10.2. maddesinde alıcının, başta mali olmak üzere tüm yükümlülüklerini eksiksiz ve süresinde yerine getirmiş olması ve satışa konu olan bağımsız bölümü fiilen teslim almış olması şartı ile satıcının, taşınmazın tapu ferağ takririni alıcının talebinden itibaren, mücbir nedenler dışında 30 gün içerisinde takyidatsız olarak vereceğinin kabul edildiği, davacı tarafından Kadıköy ... Noterliği'nin 15.08.2018 tarihli ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile sözleşmeden dönüldüğünün iddia edildiği ancak ihtarname suretinin dosya içerisinde bulunmadığı, davacının taşınmaz bedelini dava dışı şirkete ödediği, taşınmazın tapuda davacıya devredilmediği, taşınmazın tapu kaydı üzerinde birçok tedbir/haciz/ipotek şerhinin bulunduğu, dava dışı şirketin dosyada bulunan 24.04.2019 tarihli sicil kaydına göre davalı ... yönetim kurulu başkanı, davalı ... ise yönetim kurulu başkan yardımcısı olduğu, dava dışı şirketle ilgili başka bir kaydın dosyaya celp edilmediği, yine dosyaya davacı tarafça sureti sunulmuş davalı ... dava dışı şirketin yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğine dair 18.08.2018 tarihli Noter belgesinin bulunduğu, Mahkemece tarafların delilleri toplanarak üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alındığı, bilirkişi kök raporunda; davalılar ...Şirketi, ... ve ...dir dava dışı ... Şirketi'nin ortağı oldukları ancak yalnızca ... yönetim kurulu üyesi olduğu, davalı ...Şirketi'nin tek ortağı ve yetkilisinin davalı ... olduğu, iki şirketin faaliyet konularının ve yerleşim yeri adreslerinin farklı olduğu, davalı ... Şirketi'nin ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme ile dava dışı şirket tarafından adı geçen şirkete ve diğer davalılara karşılıksız para aktarımı yapıldığının tespit edildiği, davalılar ... ve .... Şirketi vekilinin bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesi sunduğu, Mahkemece bu kez diğer davalı şirket ile dava dışı ....Şirketi'nin ticari defterleri de incelenerek itirazlar karşılanmak üzere ek rapor alınmasına karar verildiği, dava dışı şirketin ticari defterlerini incelemeye sunmadığı, bilirkişi heyetince düzenlenen ek raporda davalı ...Şirketi'nin dava dışı şirketin borçları için kefil olduğu, ipotek verdiği tüm belgelerin celbi ile itirazlarının incelenebileceği, davalı şirkete ait taşınmazın dava dışı şirketin borcu kapsamında satılmış olması halinde davalı ...Şirketi'nin dava dışı şirketten alacaklı hale geleceğinin tespit ve beyan edildiği, alınan rapora davalılar vekilince yeniden itiraz edildiği ve dava dışı şirketin borçlarına kefil olunduğu ve bu borçlar için verilen ipotekler nedeniyle hakkında icra takipleri başlatıldığına dair belgelerin dosyaya ibraz edildiği, yeni bir heyetten rapor alınmasının talep edildiği, Mahkemece yeniden rapor alınmadan istinaf incelemesine konu kararın verildiği anlaşılmıştır. T.C. Anayasası'nın 141/3. maddesi hükmüne göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır. 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararları asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmeli, hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hüküm açık ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir. Kararın gerekçesiz oluşu, gerekçe ile hüküm arasında veya gerekçenin kendi içerisindeki çelişki, açık bir kanuna ve kamu düzenine aykırılık hali olup, İstinaf aşamasında re’sen nazara alınması gerekmektedir. 6100 sayılı HMK'nın 33. maddesi uyarınca bir davada hukuki nitelendirme yapma hakkı mahkemeye aittir. Aynı kanunun 25. maddesinde düzenlenen taraflarca getirme ilkesi uyarınca hakim, tarafların mahkeme önüne getirdikleri vakıalar ile bağlıdır.
TTK'nın 553. maddesi uyarınca; şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur.
TTK'nın 553 ila 555. maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları mümkündür. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı olarak zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur.
TTK'nın 553. maddesi uyarınca şirket alacaklıları, şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açabilir. Söz konusu davanın açılıp görülebilmesi için oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti gerekir. Şirket alacaklısı konumunda olan üçüncü şahısların sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır.
Bu kapsamda şirket alacaklılarının; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yönetimle görevli diğer kişilerin, tasfiye memurlarının veya kuruluşta etkili kişilerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihmal etmeleri nedeniyle doğrudan zarara uğramaları durumunda, anılan kişileri dava edebilmeleri ve tazminatın kendilerine ödenmesini isteyebilmeleri mümkündür. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, bazı şartların varlığı halinde, tüzel kişilik dikkate alınmadan, mevcut kişiliğin arkasına saklanan kimsenin borçtan sorumlu tutulması veya çiğnediği yasağın sonuçlarına katlanmasıdır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasından, tüzel kişinin kişiliğine ve mal varlığına ilişkin ayrılık ilkesinin uygulanmaması ve onun hukuki bağımsızlığının bir nevi dikkate alınmayıp bertaraf edilmesi anlaşılmaktadır. Öğretide tüzel kişilik perdesinin; düz perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, ters yönden perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, borçlunun perdenin kaldırılmasını talep etmesi, çapraz olarak perdeyi kaldırma olarak tabir edilen dört farklı biçimde ortaya çıkabileceği belirtilmiştir. Yargıtay içtihatları ile kabul edildiği üzere; malvarlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda uygulanması gereken bir teoridir. Bu kural istisnai bir kural olduğundan, uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Organik bağ ise, iki tüzel kişi ve/veya bunların ortakları arasındaki ilişki olarak nitelendirilebilir. Organik bağ, perdenin saklanmasına göre daha geniş bir anlamı ifade eder. Organik bağ, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını sağlayacak güçte değildir. Şirketlerin kuruluş tarihlerinin aynı olması, hissedarların aynı soyadını taşımaları organik bağın varlığını göstermez. Şirketlerin aynı kişi tarafından yönetilmesi, aynı ortaklara sahip olması ya da benzer iş kolunda faaliyet göstermeleri somut olayın niteliğine göre başka delillerle desteklendiğinde organik bağın varlığı için yeterli ise de; bu husus tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. (Bkz. Yargıtay HGK; 06.09.2020 T., 2019/11-808 Esas, 2020/504 Karar sayılı kararı).Yapılan tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; Mahkemece, gerekçeli kararın gerekçe başlıklı kısmında davanın, "alacağın varlığının tespiti ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle tahsili talebine" ilişkin olduğunun açıklandığı, teorik olarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasından bahsedilerek dava dışı şirket ile davalı şirketler arasında kaynak aktarımı olduğu, dava dışı şirketin yeterli öz kaynağının bulunmadığı, davalı şirketler ile dava dışı şirketin yönetici ve ortaklarının büyük ölçüde aynı kişilerden oluştuğu, dava dışı şirketin para aktarımları ile borca batık hale getirildiği, davalı şirketlerin ise faaliyetlerine devam ettikleri, davalı gerçek kişilerin ise kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini bilirkişi raporunda açıklanan şekilde ihlal ettikleri, bu şekilde şirketler ve ortaklar arasında perde bulunduğu ve perdenin kaldırılması ile davalıların davacının zararından sorumlu tutulmaları gerektiğinin açıklandığı, Mahkemece dava dışı şirketin ticari defterleri ve diğer mali kayıtları ile getirtilen banka, tapu vs kayıtları üzerinde herhangi bir inceleme yapılmadan, getirtilen konkordato vs dava dosyalarından bahsedilmeksizin borca batık olduğuna yönelik tespitin neye dayandığının gerekçeden anlaşılamadığı, yine gerekçeden davalı ... yönünden de tüzel kişilik perdesinin kaldırıldığı sonucu çıkarılabilirse de, kararda ayrıca bilirkişi raporuna atıf yapılmak ve davalı gerçek kişilerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettikleri kabul edilmekle, bu davalı yönünden açık bir şekilde hangi hukuki sebebe dayanılarak davanın kabul edildiği anlaşılamadığı gibi, bilirkişi raporuna göre yönetim kurulu üyesi olmayan davalı ...un yönetim kurulu üyesi olarak mı kabul edildiği, yönetim kurulu üyesi olduğu kabul edilmemiş ise kanuni yükümlüklerinin ne olduğu, bu yükümlülüklerin ne şekilde ihlal edildiğinin de anlaşılamadığı, dava dilekçesinde davalı ... yönünden TTK'nın 553 ve 369. maddesi uyarınca tazminat talep edildiği, bu davalı yönünden tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yönünde herhangi bir talep olmadığı, bu minvalde Mahkemece davalı ...yönünden davacı tarafından getirilen vakıalara bağlı kalınarak ve bu kişinin yönetim kurulu üyesi olup olmadığı yönündeki çelişkiler giderildikten sonra, davalılar vekilince cevap dilekçesinden itibaren husumet itirazında bulunulduğu ve davacının gerçek ve somut bir zararının olması gerektiği, dava dışı şirketin iflas etmediği, malvarlığının bulunduğunun beyan edildiği de nazara alınmak suretiyle, davacının zararının niteliği ve TTK'nın 369 ve 553. maddelerinde yer alan şartların davalı ...yönünden oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekirken, bu hususlar yerine getirilmeksizin, davalı . ..Şirketi'nin dava dışı şirketin ortağı olup olmasına göre aralarında organik bir bağ olup olmadığı hususu ile, davalı ..Şirketi'nin dava dışı . ..Şirketi'nin borçlarına kefil olduğu ve borçları için ipotek verdiği taşınmazlarının satıldığına yönelik savunması ve bu kapsamda dosyaya sunulan deliller ve bilirkişi ek raporunda bu belgelerin incelenmesi gerektiğine ilişkin tespite göre, dava dışı şirketten davalı . ..Şirketi'ne para aktarımı olup olmadığı, davalı şirketin dava dışı şirketle birlikte alacaklıları zarara uğratacak iş ve işlemlerde bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi, bu konuda gerekli olması halinde ek bir bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekirken bu gerekliliklere uyulmaksızın davalı şirketin defterlerinde böyle bir kaydın olmaması gerekçesi ile esasa etkili görülmediğinden bahisle verilen karar dosya kapsamına, usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Davalılar vekilinin istinaf başvurusu haklıdır.Açıklanan nedenlerle davalılar ... ile ... Tic. A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.