4. Hukuk Dairesi
4. Hukuk Dairesi 2009/8829 E. , 2010/4310 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı ... mirasçıları ... ve diğerleri vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 10/11/2006 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 12/03/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, Tedavi hatası nedeniyle mirasbırakanın ölümünden dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur. Davacılar, davalı doktorun 2/8 orandaki kusurlu eylemi nedeniyle mirasbırakanlarının yaşamını yitirdiğini belirterek, uğradıkları manevi zararlarının ödetilmesini istemişlerdir.
Davalı doktor ise, ölüm ile eylemi arasında nedensellik bağı bulunmadığını, 06.06.2002 günü sol kolunu burkan ölenin ertesi günü başvurduğu acil polikliniğinde, yumuşak doku travması tanısı konularak ortopedi kliniğine başvurması gerektiği bildirilerek evine gönderildiğini, öleni 12.06.2002 gününe kadar ortopedi kliniğine getirmeyen davacıların, öleni nöbetçi olduğu 12.06.2002 günü acil polikliniğine geri getirdiklerini, sol kolun omuzdan parmaklarına kadar röntgenini çektirdiğini, kırık olmadığını, yumuşak doku enfeksiyonu tanısı ile reçete düzenlediğini ve ortopedi kliniğine başvurmaları gerektiğini bildirdiğini, bulundukları ilde enfeksiyon hastalıkları uzmanı olmadığını, zaten bir tane olan ortopedi uzmanını kırığı olmayan hasta için çağıramayacağını, asıl kusurlu olanın olaydan sonra hastalarını kliniğe getirmeyen ve tıbbi yöntemler dışında tedavi etmeye çalışan davacılar olduğunu, ceza mahkemesinde alınan ve kendisini kusurlu bulan Yüksek Sağlık Şurası kararının, ideal tıbbi yaklaşım içinde değerlendirilerek alındığını, oysa çalıştığı hastane koşulları içinde ideal tıbbi yaklaşımın uygulanabilmesinin olanaksız olduğunu, ortopedi uzmanının hastayı görmesinin de sonucu değiştirmeyeceğini, ölümün öngörülebilir olmadığını belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, davalının 2/8 oranında kusurlu olduğuna ilişkin Yüksek Sağlık Şurası kararı ve cezalandırılmasına ilişkin ceza mahkemesi kararı ile tüm dosya kapsamı değerlendirilerek, istemin bir bölümü kabul edilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; 06.06.2002 günü sol kolu burkulan ölenin ertesi gün başvurduğu acil polikliniğinde ilk tedavisi yapılıp ortopedi kliniğine başvurması gerektiği bildirilerek gönderildiği, 12.06.2002 gününe kadar ortopedi kliniğine götürülmeyen ölenin tarım işinde çalışmaya devam ettiği, 12.06.2002 günü ise davalı doktorun nöbetçi olduğu acil kliniğine getirildiği; yeniden çektirdiği sol kol grafilerinde de kırık tespit edemeyen davalının, reçete düzenleyerek, yine ortopedi kliniğine başvurması için evine gönderdiği hastanın, crush sendromu nedeniyle gece evinde yaşamını yitirdiği anlaşılmaktadır.
Davalı doktorun çalıştığı hastanede bir tane ortopedi doktoru olduğu, enfeksiyon hastalıkları uzmanı bulunmadığı da ileri sürülmüştür. Bu durum karşısında, davalı doktorun eylemi ile miras bırakanın ölümü arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığının saptanması amacıyla, en yakın üniversite hastanesinin ilgili bölümünden seçilecek alanında uzman 3 kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Yerel mahkemece açıklanan yön gözetilmeyerek, eksik inceleme ile yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.