11. Hukuk Dairesi 2009/7516 E. , 2011/502 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Didim Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26.12.2008 tarih ve 2007/414 - 2008/733 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin ortağı olan davalının 14.03.2006 tarihi itibariyle aidat ve gecikme faizi borcunun bulunduğunu, tahsili için yapılan icra takibinin itirazla durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve %40 inkar tazminatı hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, borcunun bulunmadığını savunarak, karşı davasında da; davacı ile aralarında 01.07.2003-30.06.2004 dönemini içerir muhasebe ve mali müşavirlik sözleşmesi imzalandığını, müvekkilinin muhasebe hizmeti verdiğini, ayrıca bu hizmet kapsamında yazılım programı alım bedeli ile yol giderinden doğan alacağının da bulunduğunu öne sürerek, toplam 8.481.27 YTL alacağın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddialar, savunmalar, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı-karşı davacının davacı-karşı davalının ortağı bulunduğu, kooperatifin tüzel kişiliğinin devam ettiği, aktif dava ehliyetinin bulunduğu, taraflar arasında ayrıca mali müşavirlik sözleşmesi imzalandığı, tanık anlatımlarından davalı-karşı davacının bu hizmeti vermediğinin anlaşıldığı, bilirkişi raporunda davalı-karşı davacının, davacı-karşı davalıya 1.358.00 YTL borcunun kaldığı belirtilmiş ise de davacı-karşı davalı tarafça yapılan hesaplamanın doğru olduğu gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabulüne, davalının icra takibine itirazın iptaline, takibin devamına, alacağın varlığının ve niteliğinin belirlenmesi yargılamayı gerektirdiğinden inkar tazminatı istemi ile karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz etmiştir.
1.Asıl dava, aidat ve gecikme faizi alacağının tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptali, karşı dava ise, muhasebe hizmet bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçe ile asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, karar doğru değerlendirmeler içermediği gibi yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor da hüküm vermeye elverişli değildir.
Bilirkişi raporunda asıl dava bakımından davacı alacağı genel kurul kararlarına göre tespit edilmemiş, takip talebindeki davacı istemleri dikkate alınmadan salt davacı defter ve kayıtları üzerinde rapor düzenleme tarihine göre belirlenmiştir. Her ne kadar asıl dava bakımından mahkemece bilirkişi raporundan ayrılarak davacı alacağının takip talebinde doğru hesaplandığı kanaatine varılmış ise de bu sonuca nasıl ulaşıldığı karar yerinde hiç tartışılmamıştır. Öte yandan, bilirkişi raporu karşı dava bakımından da iddia ve savunmaları karşılar nitelikte değildir. Muhasebe hizmetleri bakımından taraflar arasında yazılı sözleşme imzalandığı çekişmesizdir. Davacı-karşı davalı vekili, sözleşmenin bir süre sonra feshedildiğini açıklamış, davalı-karşı davacının ifa ettiği edimin karşılığının ödendiğini, muhasebe hizmetlerinin başka kişi tarafından verildiğini savunmuştur. Tarafların kanıtları olarak, yazılı sözleşme, ödeme belgeleri ile bir takım muhasebe belgeleri sunulmuştur. Karşı dava tarihi itibariyle davalı-karşı davacının bir alacağının olup olmadığı hususu iddia ve savunma kapsamında yeterli şekilde incelenmemiş, salt davacı-karşı davalı tanıklarının beyanları ile karşı davanın reddine karar verilmiştir. Eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Bu durum karşısında, öncelikle aidat ve gecikme faizi alınmasına ilişkin davacı-karşı davalının genel kurul kararlarının dosyaya getirtilmesi, tarafların tüm kanıtlarının ibrazının sağlanması, aralarında muhasebeci ve hukukçunun bulunduğu uzman bilirkişi vasıtasıyla davacı-karşı davalı defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, asıl davada takip tarihi, karşı davada ise, bu dava tarihi itibariyle alacağın olup olmadığı yönünde denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı-karşı davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2.Hüküm kısmında açıklanan ve yargılama giderleri arasında bulunan bilirkişi ücretinin davalı-karşı davacıdan tahsiline karar verilmiştir.
Dosya içinde taraf imzasını içermeyen tahsilat makbuzunda bu ücretin davacı-karşı davalı tarafından yatırıldığı açıklanmıştır. Oysa, ara kararında bilirkişi ücretinin davalı tarafından yatırılması hüküm altına alınmıştır. Temyiz dilekçesinde de davalı-karşı davacı vekili bilirkişi ücretinin müvekkilince yatırıldığını açıklayarak, ayrıca kendisinden tahsiline karar verildiğini ileri sürmüştür. Tahsilat makbuzunun taraf imzasını içermediği ve ara kararda davalının yatırması gerektiği dikkate alındığında bilirkişi ücretinin gerçekte kim tarafından yatırıldığı net şekilde ortaya konulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması da yanlış olmuş, kararın davalı-karşı davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3.Ayrıca, icra takibinde BK.nun 104. maddesine aykırı şekilde işlemiş faiz alacağına temerrüt faizi uygulanacak şekilde talepte bulunulduğu dikkate alınmadan ve tahsiline karar verilen gecikme faizi alacağına takip tarihinden itibaren faiz uygulanması sonucunu doğuracak şekilde hüküm kurulması da kabul şekli bakımından doğru görülmemiş, kararın bu yönüyle de davalı-karşı davacı yararına bozulması gerekmiştir.
4.Asıl davanın konusunu teşkil eden aidat ve gecikme faizi alacağı genel kurul kararlarına göre tespit edilen alacaklardan olup, miktarı belirlenebilir niteliktedir. Bu bakımından likit alacak özelliği taşımaktadır. O halde, davacı-karşı davalı yararına inkar tazminatına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde bu istemin reddi yine kabul şekli bakımından doğru görülmemiş, kararın davacı-karşı davalı yararına bozulması gerekmiştir.
5.Öte yandan, asıl davadan bağımsız bir dava olan ve reddine karar verilen karşı dava nedeniyle davacı-karşı davalı yararına vekalet ücreti tayin edilmemesi de yine kabul şekli bakımından yanlış olmuş, kararın bu yönüyle de davacı-karşı davalı yararına bozulması gerekmiştir.