Danıştay 10. Daire Başkanlığı
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/11714 E. , 2023/3089 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Hukuk Müşaviri …
2.…
İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, taraflarca ve davalı yanında müdahillerden … ve … tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, gözüne demir çapağı kaçtığının zamanında teşhis edilemediği ve yanlış tedavi uygulanması nedeniyle engelli hale geldiği ileri sürülerek 1.000,00 TL (miktar artırımı ile birlikte 319.532,56 TL) maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlar doğrultusunda, tedavi sürecinde eksik tıbbi uygulama yapıldığı, sağlık hizmetinin yürütümünde kusurlu davranıldığı sonucuna varılarak yaptırılan hesap bilirkişisi incelemesi neticesinde, 319.532,56 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 28/05/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesince; davacının çalışma gücünün en az % 60'ını veya vazifesini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybetmediği, meslekte kazanma gücü kayıp oranının %60'ın altında kaldığı, daha fazla efor harcamak suretiyle de olsa çalışmasını sürdürüp yaşlılık aylığına hak kazanması olası bulunduğundan pasif dönem zarar hesabı yapılmasının doğru görülmediği gerekçesiyle pasif dönem için maddi zarar hesabının yapılmadığı ve sürekli iş gücü kaybı zararının 236.099,43 TL olarak hesaplandığı ek hesap raporu alınmak suretiyle; davacının istinaf isteminin reddine, davalı idarenin istinaf isteminin maddi tazminat istemi yönünden kabulüne, manevi tazminat istemi yönünden reddine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/4. maddesi uyarınca maddi tazminat istemi yönünden yeniden incelenen davada, davanın kabulüne, 236.099,43 TL maddi tazminatın 1.000,00 TL'lik kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 28/05/2014 tarihinden itibaren, 235.099,43 TL'lik kısmının ise 05/06/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI :
Davacı tarafından, pasif dönemin zarar hesabına dahil edilmesi gerektiği, günlük yaşamını sürdürmekte sakatlık oranında zorlanacağı, ayrıca aynı işi yapamayacak duruma geldiği, bu nedenle aktif ve pasif dönem için kazanç kaybı yaşadığı; davalı idare tarafından, hastaneye ilk başvurudan ve iki yıl sonraki ameliyattan sonra uzun süre müracaat edilmemesinin davacının şikayetinin olmadığını gösterdiği, bahsetmediği ya da fark etmediği ikinci bir yaralanmanın söz konusu olabileceği, yapılan muayenelerde yabancı cismin atlanmış olma ihtimalinin bulunmadığı, davalı yanında müdahiller tarafından, hastaneye yapılan tüm başvurularda dört farklı hekim tarafından göz içi yabancı cismi düşündürecek herhangi bir bulguya rastlanmadığı, şikayet oluşturmaksızın davacının gözünde cisim kalmasının mümkün olmadığı, iki yıldan fazla süreyle hastaneye başvurmaması nedeniyle daha yakın bir zamanda göz yaralanması geçirmiş olabileceği, Adli Tıp Kurumu raporunda ameliyat öncesinde yapılan iki adet ultrason ve röntgen incelemesiyle ameliyat sonrasındaki aylarda yapılan detaylı retina muayeneleri görmezden gelinerek değerlendirme yapıldığı, hekimin tuttuğu hasta kayıtları yerine faturalandırmayla ilgili Medula sisteminin esas alınamayacağı ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Karşılıklı olarak temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: … DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
MADDİ OLAY : Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden;
a)Davacının ilk olarak 21/07/2010 tarihinde Ankara Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil polikliniğine başvurduğu, konjonktivit (gözde iltihaplanma) tanısı konularak yara pansumanı uygulandığı,
b)Daha sonra davacının 12/03/2012 tarihinde aynı hastaneye başvurduğu, sağ göz travması ve katarakt tanısı konulduğu,
c)İşlem kaydı, servis protokol defteri ve el yazısıyla doldurulan ameliyat randevu kartının birlikte incelenmesinden, ameliyattan iki hafta önce (15/03/2012 tarihinde) akciğer grafisi ve kafa grafisi çekildiği, ayrıca randevu kartına da “sağ göz flue doğal USG” kaydının düşüldüğü ancak servis protokol defterine göre ameliyattan iki hafta önce istenilen kafa grafisinin işlem dökümünde gösterilmediği, 29/03/2012 tarihinde yapılan katarakt ameliyatından yaklaşık bir saat önce ultrason çekildiğine ilişkin işlem kaydının mevcut olduğu, ameliyattan sonra şifa ile taburcu edilen davacının daha sonraki iki ay boyunca birer kez kontrole geldiği,
ç)Sonraki süreçte, ilk olarak 14/11/2013 tarihinde davacının Özel Ankara Maya Göz Hastalıkları Merkezine başvurduğu, burada çekilen ultrasonda sağ gözde demir çapağı görüldüğü, OCT tetkiki de uygulandıktan sonra göz içi basıncını düşüren göz damlası reçete edilen davacıya düzenli aralıklarla takip önerildiği, yaklaşık 7 ay sonra yapılan muayenede de benzer tespitlerde bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından, hatalı teşhis ve tedavi nedeniyle görme yeteneğini kısmen kaybettiği ileri sürülerek maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan dava açılmıştır.
İdare Mahkemesince, olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda, "Sağ gözüne demir çapağı kaçması nedeniyle Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğu ve tedavi edildiği bildirilen 1981 doğumlu, Mehmet oğlu Ramazan Halıcı adına düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerin tetkikinde, her ne kadar ilk göz muayenesine ait tıbbi bulgular dosyada mevcut değilse de, demir çapağı kaçtığı bildirilen hastanın muayenesinde yabancı cisim saptanmadığı halde orbita BT'nin istenmemesinin tıbbi eksiklik olduğu, katarakt gelişimi sonrasında muayene edilen hastanın 15.03.2012 tarihinde direkt grafisi çekildiği ve doğal olduğu kayıtlı olduğu ancak söz konusu grafiler dosyada mevcut olmadığından hususun mahkemece aydınlatılmasının uygun olduğu, katarakt nedeniyle fakoemülsifikasyon + arka kamara lens uygulanmasının tıp kurallarına uygun olduğu, ancak göz içi yabancı cisim varlığında dekolman gelişme olasılığının yüksek olduğu, fonksiyonel sonuçların da yüz güldürücü olmadığının tıbben bilindiği" yönünde görüş bildirilmiştir.
Bunun üzerine Mahkemece, raporda bahsedilen grafilere ilişkin olarak verilen 25/01/2017 tarihli ara kararına Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesinin … tarih ve E… sayılı yazısıyla, "... söz konusu ara kararda hastanın 15/03/2012 tarihinde çekilen direkt grafisinin gönderilmesi bildirilmektedir. Hastanemizde 2012 yılında kullanılan röntgen cihazı dijital olmadığından dolayı çekilen grafiler direkt olarak çıktı şeklinde alınmakta idi. Bu grafiler boyutları nedeni ile hasta dosyasına sığamayacak büyüklükte olduğu için tıbbi değerlendirilmesi yapıldıktan sonra hastanın kendisine verilmekteydi. Bu nedenle hastanın dosyasında söz konusu grafi bulunmamaktadır. Ancak hastanın belirtilen tarihte çekilen bir grafisinin bulunduğu o döneme ait hastanemiz radyoloji kayıt defterinden tespit edilmiş olup söz konusu defter fotokopisi onaylanarak yazımız ekinde gönderilmiştir." şeklinde cevap verilmiştir. Bunun üzerine Mahkemece, hastaneye yapılan 21/07/2010 tarihli ilk başvuruyla ilgili kayıtların ve söz konusu grafilerin davacıdan istenilmesine karar verilmiş, davacı tarafından verilen cevapta ise kayıtların kendisinde bulunmadığı belirtilmiştir.
Ayrıca, 25/01/2017 tarihli ara kararıyla Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından tedavi sürecine ilişkin Medula hizmet dökümü istenilmiş olup, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … karar numaralı ek raporda, "Medula hizmet dökümünde kafa grafisi tetkiki kayıtlı olmadığı cihetle, hiçbir görüntüleme tetkiki istemeyen kurumun kusurlu olduğu" şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur.
İdare Mahkemesince, anılan raporlar doğrultusunda olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varılarak, öncelikle iş gücü kaybı oranının tespiti amacıyla davacının hastaneye gönderilmesine karar verilmiş ve Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 17/11/2017 tarihli sağlık kurulu raporunda davacının %32 oranında malul olduğu belirtilmiştir.
Engel oranının belirlenmesinin ardından yaptırılan hesap bilirkişisi incelemesi neticesinde hazırlanan raporda ise, dava dilekçesinde davacının kepçe operatörü olduğunun belirtilmesi nedeniyle Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığının kazanç bilgisi sorgulama sisteminden alınan rapor doğrultusunda davacının asgari ücretin 1,40 katı gelir elde ettiği kabul edilerek ve pasif dönem de dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucunda maddi zarar 319.532,56 TL olarak belirlenmiştir.
İdare Mahkemesince, söz konusu hesap raporu doğrultusunda maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup, Bölge İdare Mahkemesince pasif dönem zarar hesabının yapılmadığı ek hesap raporu alındıktan sonra davacının istinaf isteminin reddine, davalı idarenin istinaf isteminin maddi tazminat istemi yönünden kabulüne, manevi tazminat istemi yönünden reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
Öte yandan; 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Bedensel zarar" başlıklı 54. maddesinde, bedensel zararların; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olduğu; "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinin 1. fıkrasında, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği; zarar veya tazminattan indirilemeyeceği, hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı, bu Kanun hükümlerinin, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporlarında, ilk göz muayenesine ait tıbbi bulgular dosyada mevcut değilse de, demir çapağı kaçtığı bildirilen hastanın muayenesinde yabancı cisim saptanmadığı halde orbita BT'nin istenmemesinin tıbbi eksiklik olduğu, Medula hizmet dökümünde kafa grafisi tetkiki kayıtlı olmadığından, hiçbir görüntüleme tetkiki istemeyen kurumun kusurlu olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de; 21/07/2010 tarihinde hastaneye yapılan ilk başvuruyla başlayan süreçte ikinci başvurunun 1,5 yıldan fazla bir süre sonra gerçekleştiği, ilk başvuruda sadece konjonktivit tanısı konulduğu, 2012 yılı Mart ayında yaşanan süreçte de sağ göz travması tanısı konularak katarakt ameliyatı yapıldığı, 28/03/2012 tarihli yatış işlemine ilişkin tedavi evrakı arasında yer alan "servis müşahade" başlıklı tıbbi belgede yer alan "1 yıl önce sağ gözüne demir parçası çarpmış" ifadesi dışında daha önceki sürece ilişkin davacının gözünde yabancı cisim varlığını doğrudan ifade eden bir kaydın bulunmadığı görülmektedir.
Bu nedenle, 2010 ve 2012 yıllarında yaşanan süreçte farklı hekimler tarafından muayene edilen davacının sağ gözünde yabancı cisim mevcut olduğunun, net bir şekilde ilk defa katarakt ameliyatından yaklaşık 1,5 yıl sonra başvurduğu özel hastanede tespit edildiği dikkate alındığında, dava konusu olayda Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan muayeneler esnasında yabancı cisim varlığının tespit edilmemesinin mümkün olup olmadığı, yaşanan tedavi sürecinde hastaneye başvurular arasındaki süreler göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu demir çapağının davacıda şikayet oluşturmaksızın gözünde durmaya devam edip edemeyeceği hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bu amaçla, göz hastalıkları uzmanı olan, profesör unvanlı öğretim üyelerinden teşkil edilecek bilirkişi heyetinden, tarafların iddialarının dikkate alındığı, tedavi sürecinin bir bütün halinde değerlendirildiği, tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, davacının %32 oranında malul olduğu tespit edilmiş olup, davacının içtihadi emeklilik yaşı olan 60 yaşını doldurduğu tarihten TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel bakiye yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif dönemde de, çalışma gücü kaybı nedeniyle daha fazla efor sarf ederek yaşamını devam ettirmesi söz konusu olacağından bu döneme ilişkin maddi zararının hesaplanması ve aktif dönem açısından da hem gelir kaybı hem de çalışma gücü kaybından kaynaklı tazminat istemine yönelik olarak hesaplama yapılması gerektiğinden, hizmet kusuruna ilişkin yukarıda bahsedilen raporun düzenlenmesinin ardından Bölge İdare Mahkemesince olayda hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılması halinde aşağıdaki ilkelere uygun olarak yeniden hesap raporu alınması gerekmektedir: Davacının meydana gelen olay nedeniyle kepçe operatörü olarak çalışmaya devam edemediği, bu nedenle gelir kaybına uğradığı yönündeki iddiasına ilişkin olarak öncelikle mevcut geliri tespit edilmelidir. Daha sonra, Sosyal Güvenlik Kurumu nezdinde yapılacak araştırma doğrultusunda varsa geçici iş göremezlik süresi için (davacının gerçek geliri x % 100 - geçici iş göremezlik ödeneği) formülünün uygulanması suretiyle "kazanç kaybı" zararının hesaplanması gerekmektedir.
Sürekli iş göremezlik süresi için ise; aktif döneme (geçici iş göremezlik süresinin bitiminden itibaren içtihadi emeklilik yaşı olan 60 yaşını doldurduğu tarihe kadarki) ilişkin olarak, davacının dava konusu olaydan önceki aylık geliri ile mevcut geliri arasındaki "farka" ek olarak davacının halihazırdaki aylık net gelirine yukarıda bahsedilen sağlık kurulu raporunda tespit edilen %32 maluliyet oranı uygulanmak suretiyle belirlenecek "tutar" kadar toplam çalışma gücünün azalmasından kaynaklı maddi zararının bulunduğu dikkate alınarak hesaplama yapılmalıdır.
Davacının pasif dönemde (60 yaşını tamamladığı tarihten TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel bakiye ömrünün sonuna kadarki) ise, günlük yaşamını yine maluliyet oranında daha fazla efor sarf ederek devam ettirmesi söz konusu olacağından, zararın oluşacağının ve bu zararın asgari ücret düzeyinde bir zarar olacağının kabulü gerekmektedir. Efor kaybından kaynaklı söz konusu zararın ise, asgari geçim indirimi hariç net asgari ücret tutarına %32 maluliyet oranının uygulanması suretiyle hesaplanması gerekmektedir. Ayrıca, işleyecek aktif dönem zararı ile pasif dönem zararı hesaplanırken, bilinen son ücretin 1/Kn formülüne göre her yıl %10 arttırılması ve % 10 iskontoya tabi tutulması suretiyle zarar kalemlerinin belirlenmesi gerektiği açıktır.
Öte yandan, hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılarak tazminata hükmedilmesi halinde, kabul edilen maddi ve manevi tazminat tutarının tamamına (miktar artırımına konu edilen kısım dahil) davacının idareye başvurduğu tarihten itibaren yasal faiz işletilmesi, manevi tazminata ilişkin istinaf başvurularının reddine karar verilmesi durumunda ise bu kısma yönelik olarak tekrar vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekmektedir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;
1.Tarafların temyiz isteminin KABULÜNE,
2.… Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 01/06/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.