5. Ceza Dairesi
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; 10/08/2005 günü mağdur ... ile kardeşi tanık Mehmet'in mahkemeden aldıkları tapuda isim tashihi ve veraset ilamları ile birlikte intikal işlemleri yaptırmak amacıyla Harran Tapu Sicil Müdürlüğüne geldikleri, burada veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak görev yapan sanığın işlerin yoğunluğundan bahisle mağdurdan elindeki evrakları alıp daha sonra gelmesini istediği, bunun üzerine tapu dairesinden ayrılan mağdur ve kardeşinin 16/08/2005 günü tekrar sanığın yanına gelip, işlemlerinin bitip bitmediğini sordukları, ancak sanığın bir kez daha iş yoğunluğu nedeniyle daha sonra gelmelerini söylediği, işlemlerinin uzun sürmeyeceğini söylemeleri üzerine mağdura hitaben “ben babanın kölesi değilim, benim yevmiyemi verirsen işleminizi akşam 20.00'den sonra yaparım” diyerek mağdurdan 250 TL istediği, mağdurun makbuz istemesi üzerine de makbuz vermeyeceğini, bu paranın kendisine ait yevmiye parası olduğunu, parayı vermediği takdirde işlemleri geciktireceğini, bu nedenle destekleme parası alamayacaklarını, parayı verdiği takdirde akşam 20.00'den sonra işlemlerini yapacağını beyan ettiği, sanığa para verme düşüncesinde olmayan mağdurun ise yanında para olmadığını söyleyerek sanığın yanından ayrıldığı, ertesi gün de emniyete giderek durumu anlattığı ve sanıktan şikayetçi olduğu, aynı gün öğleden sonra önceden seri numaraları alınan 250 TL ile birlikte tapu sicil müdürlüğüne gittiği, sanığa istediği parayı getirdiğini söylediği, sanığın da parayı mağdurdan alarak işlemlerini akşam yapacağını beyan ettiği, parayı aldıktan sonra da görevli polis memurlarınca suçüstü yakalandığı dava konusu somut olayda, mağdurun sanığın kendisinden istediği paranın haksız olduğunu bilmesi ve haksız menfaat isteminden sonra kendiliğinden emniyete müracaat etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde irtikabın ikna ve icbar unsurunun oluşmadığı, 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde "rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır" denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken bir işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlanmasının rüşvet suçu kapsamından çıkarıldığı cihetle, sanığın eyleminin aynı Yasanın 257/3. maddesinde düzenlenen görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçu niteliğinde olduğu, hükümden sonra 19/12/2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Yasa ile TCK'nın 257/3. maddesinde yapılan değişiklik ve 05/07/2012 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 105/5-b maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 257/3. maddesinin yürürlükten kaldırılmış olması ve aynı Yasanın 86 ve 87. maddeleri ile 5237 sayılı TCK'nın 250 ve 252. maddelerinde düzenlemeler yapılması karşısında sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi ve lehe yasanın buna göre belirlenmesi lüzumu, Kabule göre de; Suçun 5237 sayılı TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesine rağmen aynı Yasanın 53/5. madde ve fıkrası gereğince cezanın infazından sonra başlamak üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı ve sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 12/12/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın