53. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
53.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/619
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 13/10/2020
NUMARASI: 2018/252 Esas, 2020/501 Karar
DAVANIN KONUSU: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili, müvekkilinin, davalı ile boş haldeki dairesini ... Merkezi olarak tasarım, proje ve uygulama ile tadilat dekorasyon hususunda iç mimari olarak anlaşmış olduklarını, bu hususta oluşan sıkıntı nedeni ile İstanbul Anadolu 17. Sulh Hukuk Mahkemesi aracılığı ile tespit yaptırmış olduklarını (2017/92 D.İş sayılı) taraflar arasında bulunan sözlü anlaşmaya göre tasarım proje çizimi vs işler için 12.500,00 TL, tadilat işleri için toplam 28.800,00 TL mobilya işleri için 14.250,00 TL, aydınlatmalar için toplam 3.750,00 TL olmak üzere toplam 59.300,00 TL olarak hesap edildiğini, davalının bu bedellerden yalnızca 22.500,00 TL sini ödediğini, müvekkilinin tüm edimlerini yerine getirdiğini, bu hususun whatsapp yazışmalarından ve e-posta yazışmalarından açık bir şekilde görülebileceğini, davalının ödeme yapmadığını ileri sürerek şimdilik 36.800TL alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının, taleplerinin aksine kendi istekleri doğrultusunda bir çizim yapmış olduğunu, alınan malzemeler, aksesuarlar konusunda hiçbir şekilde bilgi vermemiş olduğunu, fikrini almamış olduğunu, bu hususta ihtarname göndermiş olduğunu, mevcut piyasaya bakıldığında fiyatların abartılı olduğu, davacının işi yarım bıraktığını, tamamlamak için başka ustalar ile anlaşmış olduklarını, yapılan ölçümlerin hatalı olduğundan sürekli aksaklık çıkmış olduğunu, fotoğrafta görünen duvar , tavan boyalarının ve elektrik aksamının kapı kollarının elektrik prizlerinin tüm tavan kablolarının yanlış işçilikle yapıldığı için kendisince tekrar yaptırılmak zorunda kalınan imalatlar olduğunu, tanzim edilen tespit raporunun müvekkilinin işleri tamamlattığından sonra tanzim edilmiş olduğunu, bu nedenle bir geçerliliğinin olmadığını, işyerini uygun duruma getirebilmek adına taraflarınca masraflar yapıldığını, bu 3 aylık zaman dilimi içinde müvekkilinin işyerini faal duruma getiremeden fazladan ay başına 6.400,00 TL kira ve 1.200,00 TL stopaj olmak üzere fazladan 22.800,00 TL ödemiş olduğunu, müvekkiline teslim edilmiş olan ürünlerin % 80'ninin kullanılamadığını atılmak zorunda kalındığını ve zayi olduğunu, müvekkilinin 24.750,00 TL tutar ödemiş olduğunu, borçlu değil alacaklı olduğunu savunarak , davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ve davalının ... Merkezinin tadilat ve dekorasyonu hususunda anlaştıkları, davacının ... Merkezinin tadilat ve dekorasyonunu üstlendiği, davalı tarafından yapılan ifanın ayıplı olduğunu, istenen bedelin fahiş olduğunu, ürünlerin imalatında müşteri onayının alınmadığını ve işin geç teslim edildiğinin iddia edildiği, incelenen dosya kapsamından davalının dosyaya sunulan Whatsapp yazışmalarını inkar etmediği, ancak yazışmalarda fatura tarihinden sonra ödemeye ilişkin yazışma bulunmadığı, davalı işin geç teslim edildiğini iddia etmiş ise de işin 20 günde teslimi hususunda anlaştıklarını ispat edemediği, davalının yemin deliline dayanmadığı, işin gecikmesinin davalının ödeme yapmamasından kaynaklandığının bilirkişi raporu ile tespit edildiği, işin gecikmesi iddiası ile ilgili davacı tarafından sunulan yazışmalarda her hangi bir beyan bulunmadığı ve bu hususta çekilmiş bir ihtarda bulunmadığı, teslim edilen ürünlerin ayıplı olduğu iddiasının ispatlanamadığı, dosyaya sunulan ve davalı tarafça inkar edilmeyen taraflar arasındaki yazışmalar ile teslim belgesi nazara alındığında sözleşmeye aykırı ifa hususunun da ispatlanamadığı, her ne kadar sözleşme teklifinin mail ile gönderildiği iddia edilmiş ise de mailde teklif içeriğinin belirsiz olduğu, davalının ise maildeki teklif içeriğini kabul ettiğine dair açık bir beyan bulunmadığı, taraflar arasında sözleşme bedeli konusunda mutabakatsızlık bulunduğu, davacı tarafça davalı tarafından yapıldığı kabul edilen 22.500,00 TL ödeme davacının hakedişinden mahsup edildiği ve benimsenen bilirkişi raporu ile davacının talep edebileceği miktarın 44.142,50 TL olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekili istinafında, ilk derece mahkemesi'nin verdiği kararda müvekkili tarafından gönderilen ihtarnamenin, ayıp ihbarının dikkate alınmadığını, dosyadaki tüm deliller göz önüne alınmadan eksik inceleme yapılarak karar verildiğini, davacı tarafından gönderilen teklifin onaylanmadığını, ürünler için rızaları alınmadan, davacının istekleri doğrultusunda hazırlandığını, davacı tarafından yapılmayan işçiliklerin bile sanki davacı tarafça yapılmış gibi hesaplandığını ve böylece haksız kazanç elde edilmeye çalışıldığını, dava dışı üçüncü kişilere yaptırılan işçiliklerden haksız kazanç sağlandığını, fiyat listesinin onaylanmadığını, konuşmalarda ücretlerin sorulduğunu, bilirkişilerin piyasa koşullarını araştırıp karşılaştırma yaparak dosyaya sunmaları gerektiğini, whatsapp konuşmalarının Yargıtay içtihatlarında delil niteliğine haiz olmadığını, en fazla delil başlangıcı olabileceğini, davacının işi geciktirdiğini, zararlarının olduğunu, üç ay sonra teslim ettiği malzemelerin %80'inin de kullanılamadığını ve zayi olduğunu, 24.750 TL ödeme yaptıklarını, davacının alacaklı değil borçlu olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Eser sözleşmelerinde, kural olarak yüklenici yaptığı işin tutarını, iş sahibi de iş bedelini ödediğini kanıtlamak zorundadır. Sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 481. maddesinde; “Eserin bedeli önceden belirlenmemiş veya yaklaşık olarak belirlenmişse bedel, yapıldığı yer ve zamanda eserin değerine ve yüklenicinin giderine bakılarak belirlenir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Dairemiz kararları ile Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi, (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi ve 6.Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ve uygulamasında da; eser sözleşmesi ilişkisinin varlığı kabul edilip sözleşmede bedel yazılı olmaması ya da sözlü sözleşme ilişkisinde tarafların bedelde anlaşamamaları halinde yüklenicinin gerçekleştirdiği imalât bedelinin sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 481. maddesi hükmünce yapıldığı yıl mahalli piyasa rayiçleriyle hesaplanacağı kabul edilmektedir. Bu açıklamalar doğrultusunda dosya kapsamı değerlendirildiğinde, taraflar arasında sözlü eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu, davacı yüklenicinin yaptığı işler nedeniyle bakiye iş bedeli talebinde bulunduğu, davalı iş sahibinin ise eksik ve ayıplı ifa ile işin geciktiğine dair savunmada bulunduğu, mahkemece işin gecikmesinin davalının ödeme yapmamasından kaynaklandığının bilirkişi raporu ile tespit edildiği, işin gecikmesi iddiası ile ilgili davacı tarafından sunulan yazışmalarda her hangi bir beyan bulunmadığı ve bu hususta çekilmiş bir ihtarda bulunmadığı, teslim edilen ürünlerin ayıplı olduğu iddiasının ispatlanamadığı, taraflar arasındaki yazışmalar ile teslim belgesi nazara alındığında sözleşmeye aykırı ifa hususunun da ispatlanamadığı, her ne kadar sözleşme teklifinin mail ile gönderildiği iddia edilmiş ise de mailde teklif içeriğinin belirsiz olduğu, davalının ise maildeki teklif içeriğini kabul ettiğine dair açık bir beyan bulunmadığı, taraflar arasında sözleşme bedeli konusunda mutabakatsızlık bulunduğu belirlenmiş ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 481. maddesine uygun olarak alınan bilirkişi raporu ile belirlenen bedelin piyasa rayicine uygun olduğunun belirlendiği, davalının savunmalarında belirttiği hususları dosya kapsamına göre ispatlayamadığı anlaşılmakla davanın kabulüne dair verilen mahkeme kararı doğru olmuştur. Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.