2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Davacı vekili dilekçesi ile müvekkili ... T.A.Ş. ile dava dışı borçlu ... Limited Şirketi arasında 31.7.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi imza edilmiş olduğunu, anılan Genel Kredi Sözleşmesini davalılar ... ve ... müteselsil kefil/müşterek borçlu sıfatı ile imza etmiş olduklarını, hesabın kat'ı üzerine müvekkili banka tarafından 7.11.2018 tarihinde ... 29.İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyasından davalı borçlular hakkında takip çıkışı itibarı ile 817.567,58TL. üzerinden ilamsız icra takibine girişilmiş olduğunu, davalı borçluların takibe itiraz etmiş olup, takip durmuş olduğunu, davanın kabulü ile ... 29. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına davalılarca yapılan haksız itirazın iptaline ve takibin devamına, davalıların talep edilen alacak tutarının %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekilinin cevap dilekçesi ile kefalet sözleşmesi yasa gereğince yazılı yapılması gerektiği ve kefalet tarihi de belirtilmek zorunda olduğunu, dosyaya sunulan kefalet sözleşmesine bakıldığında “kefalet tarihinin belirtilmediği” ve “birçok kısmın boş bırakıldığı” görülmekte olduğunu, kefalet için eş rızası da alınmamış olduğunu, kefalet sözleşmesine bakıldığında belirtilen şartların hiçbirisini taşımadığını ve matbu olarak düzenlenen sözleşmede sadece kefil isminin el yazısı ile yazıldığı görülmekte olduğunu, eş muvafakati de alınmamış olduğunu, kefalet sözleşmesi bu yönüyle de hukuka aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacı tarafça talep edilen gayri nakdi alacağın depo edilmesi yönündeki talebi de hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkillerin davacıya gerek geçersiz kefalet sözleşmesi nedeniyle gerekse de tarafların defter ve kayıtları gereğince hiçbir borcunun olmadığını, davacı tarafça işbu dava yasal sürede açılmamış olduğunu ve müvekkilleri adına hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, arabuluculuk hususunda da müvekkillere usulüne uygun bir tebligat yapılmamış olup, bu nedenle müvekkiller toplantıya katılamamış olduğunu, e davanın usulden reddinin gerekmekte olduğunu, davanın tüm müvekkiller açısından da reddine karar verilmesini, davacı aleyhine her müvekkil lehine ayrı ayrı icra tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, takibe esas sözleşme içeriği dikkate alındığında takip tarihinde belirtilen her bir miktar nedeni ile asıl borçludan talep edilebilecek miktarların ne olduğu, özellikle kefiller yönünden ihtarnamenin davalı kefillere tebliğ olunması halinde, kefillerin temerrüd tarihinden takip tarihine kadar asıl alacağa uygulanacak temerrüd faizinden sorumluluğu açık olmakla kefil yönünden kat ihtarnamesinin davalıya tebliği tarihine göre önel süresinin eklenerek temerrüd tarihinin tespiti, bu çerçevede davalı kefilin kendi temerrüd tarihine kadar olan kefalet sınırları içinde kalmak koşulu ile asıl alacak ve asıl borçlunun temerrüdünden sorumlu olacak olması, bu çerçevede davalı kefil yönünden temerrüd için hesap kat ihtarının kefile tebliğinin şart olması, sözleşmede öngörülmediği sürece İİK.m.68 hükmünün kefil yönünden uygulanmasının ise mümkün olmaması, kefil yönünden temerrüd tarihinin ne şekilde belirlendiğinin açıklanması, buna göre temerrüd tarihinin tespiti (Yargıtay 19.HD 2015/3357E., 2015/16301K.sayılı ilamı) Yargıtay uygulaması ve sözleşme hükümleri karşısında bilirkişi tarafından banka kayıtları üzerinde inceleme yapılarak bankanın temerrüd halinde uyguladığı en yüksek faiz oranının belirlenmesi, bu orana sözleşmede belirtilen miktarın ilave edilerek borçlunun sorumlu olduğu temerrüd faizinin tespiti, (Yargıtay 19.HD 2015/7884E., 2016/2362K.sayılı ilamı yine konu ile ilgili Yargıtay Genel Hukuk Kurulunun ve 19HD'nin emsal uygulamaları) özellikle davalı olan kefillerin sözleşmede yazılı olan azami miktarlar, kefalet tarihi, müteselsil kefiller olması durumunda bu sıfat ile yükümlülük altına girdiğine dair kendi el yazısı ile yazılmış ibarelerin mevcut olup olmadığı, buna göre kefalet sözleşmesi nedeniyle davalıların şeklen sorumlu bulunup bulunmadığı, sonuç itibariyle her bir davalıdan talep olunan ve hesaplanan miktarların ne olduğu noktalarında toplanmaktadır. Taraflar arasında, davalı şirketin asıl borçlu, davalı gerçek kişilerin kefil olduğu, süresi içinde icra müdürlüğüne itiraz sunulduğu, itiraz dilekçesinin davacı alacaklıya tebliğ edilmediği, itirazın iptali davasının ise süresi içinde açılmış olduğu bu hususların tartışmasızdır. Yargılama aşamasında davacı vekilinin duruşma gün ve saatinden haberdar olduğu halde belirlenen gün ve saatte duruşmaya gelmediği gibi mazeretsiz davanın takip edilmediği, ayrıca davalılar vekili tarafından dahi davanın takip olunmadığı anlaşılmıştır. Zaten bu nedenle 13/12/2023 günü HMK m.150 hükmü uyarınca dava dosyası işlemden kaldırılmıştır. Dava dosyasının işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren ve üç ay geçtiği halde ise taraflarca HMK m.150 hükmü uyarınca yenileme dilekçesi sunulmamıştır. Dava dosyasının işlemden kaldırıldığı tarihten hüküm tarihine kadar üç aylık sürenin geçtiği, davanın da yenilenmediği anlaşılmakla HMK m.150 hükmü gereği davanın açılmamış sayılma şartları oluşmuştur. Bu noktada işlemden kaldırma kararının da tebliği gerekmemektedir. (Yargıtay 11.HD 2024/278E. 2024/244K.sayılı kararı) Dosyadaki arabuluculuk son tutanağı dikkate alındığında davalıların mazeretsiz olarak toplantıya katılmadıkları tartışmasızdır. Her ne kadar davalılar vekili davadan feragat halinde masraf talepleri olmadığını, tazminat talepleri olmadığını açıklamış iseler de davadan feragat olmadığı, dava dosyasının işlemden kaldırıldığı gerçeği karşısında bu durum üzerinde ayrıca durulmuştur. Öncelikle belirtmek gerekir ki davanın açılmamış sayılma kararı oluşturulduğundan genel hükümlere göre değerlendirme yapılacaktır. 7036 sayılı HUAK m.18A/f.11 hükmüne göre "Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmez.." şeklinde düzenleme getirilmiştir. Somut olay yönünden, davacı tarafın arabuluculuk son tutanağına katıldığı halde davalıların mazeretsiz olarak toplantıya katılmadıkları anlaşılmaktadır. Her ne kadar davalılar lehine açılmamış sayılma kararı verilmiş olsa dahi davalıların yukarıda belirtilen hüküm uyarınca davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin tamamından sorumlu tutulmaları gerekir. Ancak davacı vekili dosyanın işlemden kaldırılmasından sonra sunduğu 18/12/2023 tarihli dilekçesinde herhangi bir yargılama gideri yahut vekalet ücreti talep etmediklerini bildirmekle davacı lehine herhangi bir yargılama gideri ve vekalet ücreti takdir edilmemiştir. Ayrıca, feragat beyanının olmadığı ve HUAK m.18/f.11 hükmü dahi gözetilerek mazeretsiz olarak toplantıya katılmayan davalılar lehine vekalet ücreti takdir edilmemiş, genel hükümler uyarınca hazinece karşılanan arabuluculuk ücretinin davalılardan müteselsilen tahsiline dair hüküm oluşturulmuştur. Bilindiği üzere İİK.m.67/f.2 hükmüne göre itirazın iptali davalarında davalı borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi karşısında borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli olması halinde ise alacaklı tazminata mahkum edilir. Buna göre davalı borçluların itirazının haksız olduğuna dair karar oluşturulmadığından davacının icra inkar tazminat talebinin reddine, yine davacının kötü niyetli takip yaptığı anlaşılamadığından davalıların kötü niyet tazminat taleplerinin reddine dair karar oluşturulmuştur. Yapılan açıklamalar karşısında davanın HMK.m.150/f.5 hükmü uyarınca açılmamış sayılmasına karar vermek gerekmiştir.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın