Aramaya Dön

Danıştay 10. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2019/8791
Karar No
K. 2023/2945
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/8791 E.  ,  2023/2945 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

ONUNCU DAİRE

Esas No: 2019/8791
Karar No: 2023/2945
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- ...

2....

3....

VEKİLİ: Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI): ... Bakanlığı
VEKİLİ: ...

TEMYİZ EDEN (MÜDAHİL)

(DAVALI YANINDA) : ...

VEKİLİ: Av. ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının, taraflar ve davalı yanında müdahilce temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Davacılar tarafından, 16/05/2008 tarihinde mide ve göğüs ağrısı şikayeti ile Lüleburgaz Devlet Hastanesine başvuran yakınları ... 'in gerekli tedavinin yapılmamış olması nedeniyle hayatını kaybettiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarına karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak eş ... için 30.000,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi, çocuklar ... ve ... için ayrı ayrı 25.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 80.000,00 TL maddi ve 80.000,00 TL manevi tazminatın ölümün gerçekleştiği 17/05/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulü ile toplam 50.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 15/07/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, maddi tazminat istemi ile fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ve tazminata olay tarihi olan 17/05/2008 tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebinin reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davalı idare ve davalı idare yanında davaya katılanın istinaf başvurularının reddine, davacıların istinaf başvurusunun kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacılardan ... için 30.000,00 TL, ... ve ... için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 80.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulüne, davacılardan ... için 30.000,00 TL, ... için 25.000,00 TL ve ... için de 5.845,71 TL olmak üzere toplam 60.845,71 TL maddi tazminat isteminin kabulü ile 19.154,29 TL maddi tazminat isteminin reddine, kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına davalı idareye başvuru tarihi olan 22/07/2015 tarihinden itibaren işleyecek şekilde yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, aktüerya raporuna yaptıkları itirazın değerlendirilmediği, itirazın kabulüne veya reddine yönelik herhangi bir karar alınmadan esas hakkında karar verildiğinden miktar artırım imkanı tanınmadığı, hükmedilen tazminat tutarlarına olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği; davalı idare tarafından, hizmet kusuru ve nedensellik bağı olmadığından tazmin şartlarının oluşmadığı, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu ve manevi tazminata hüküm tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği; davalı idare yanında müdahil tarafından, uzman görüşünde kusur olmadığının belirtildiği, Adli Tıp Kurumu raporunda ise illiyet bağının açıkça belirlenmemiş olduğu, tazmin şartları oluşmadığından maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceği, davacılar tarafından maddi tazminata yönelik miktar artırımı talebinde bulunulmadığından, miktar artırımı fırsatı verilmediğine yönelik iddialarının yerinde olmadığı belirtilerek, Bölge İdare Mahkemesi kararının aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davacı ve davalı idare tarafından, karşılıklı temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...

DÜŞÜNCESİ : Davalının ve müdahilin temyiz isteminin reddi, davacıların temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminata ilişkin kısmının ise yeniden aktüerya raporu aldırılmak ve davacılara miktar artırımı hakkı tanınmak üzere bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE

MADDİ OLAY :

Davacıların yakını olan müteveffa ... 16/05/2008 tarihinde saat 21.30'da göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikayetiyle Lüleburgaz Devlet Hastanesi Acil Servisine başvurmuş, nöbetçi hekim ... tarafından muayene edilmiş ve tetkikleri istenip iki kez EKG çekilmiş, yapılan muayene ve tetkikler sonucunda yaşam tehlikesi ya da gözetim altında tutulup tedavi edilmesini gerektiren bir husus bulunmadığı değerlendirmesi ile saat 23.30'da taburcu edilmiş, taburcu edilmesinden yaklaşık bir saat sonra evinde fenalaşarak yaşamını kaybetmiş; davacılar tarafından, yakınlarının hizmet kusuru nedeniyle hayatını kaybettiği ileri sürülerek davalı idareye yapmış oldukları başvurunun reddi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır.

Lüleburgaz Cumhuriyet Başsavcılığınca olaya ilişkin olarak alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... karar numaralı raporunda, "olayın gelişimi, tıbbi belgelerde mevcut veriler ile otopsideki makroskopik ve mikroskopik bulgular birlikte değerlendirildiğinde; kişinin ölümünün kendisinde mevcut kalp-damar hastalığı sonucu meydana gelmiş olduğu" yönünde; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... karar numaralı raporunda, "17/05/2008 tarihinde rahatsızlanarak saat 21.30'da götürüldüğü Lüleburgaz Devlet Hastanesinde iki kez EKG çekilip serum verilerek taburcu edildiği, 18/05/2005 tarihinde saat 00.40 civarı evinde fenalaşarak gelen 112 görevlileri tarafından yapılan müdahaleye rağmen öldüğü bildirilen ... oğlu 1968 doğumlu ... hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerdeki veriler değerlendirildiğinde; başlangıçta yüksek tespit edilmeyen kalp enzimlerinin daha sonra yükselebileceği beklenir bir durum olduğundan enzim takiplerinin belirli aralıklarla tekrarlanmasının gerekli olduğu ve EKG de V2 V3 V4 derivasyonlarda sivri "T" dalgaları bulunan hastanın daha uzun müşahede edilmemesinin bir eksiklik olduğu, ancak bu tür hastalarda uygun tedavinin zamanında yapılması durumunda dahi kurtulmasının kesin olmadığı" yönünde görüş belirtilmiştir.

Taksirle ölüme neden olma suçunu işlediğinden bahisle yargılandığı davada, ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla müdahil doktorun beraatine karar verilmiş; bu karar, ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla, "Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 25/03/2009 tarihli raporunda, 'kişinin ölümünün kendisinde mevcut kalp damar hastalığı sonucu' meydana geldiğinin, 1.İhtisas Kurulunun 29/09/2010 tarihli raporunda ise 'Başlangıçta yüksek tespit edilmeyen kalp enzimlerinin daha sonra yükselebileceği beklenir bir durum olduğundan enzim takiplerinin belirli aralıklarla tekrarlanmasının gerekli olduğu ve EKG de V2 V3 V4 derivasyonlarda sivri "T" dalgaları bulunan hastanın daha uzun müşahede edilmemesinin bir eksiklik olduğu, ancak bu tür hastalarda uygun tedavinin zamanında yapılması durumunda dahi kurtulmasının kesin” olmadığının' bildirilmesi karşısında, sanığın eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu,

TCK'nın 257/2. maddesi gereğince mahkumiyeti yerine beraatına karar verilmesinin kanuna aykırı olduğu" gerekçesiyle bozulmuştur.

Anılan bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın ... Ceza Dairesince tekrar bozulması üzerine ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla, müdahil doktorun görevi kötüye kullanma suçunu işlediğinden bahisle mahkumiyetine karar verilmiş; bu karar Yargıtayca onanarak kesinleşmiştir.

İdare Mahkemesince; sunulan sağlık hizmetinde eksiklik bulunduğu açık olmakla birlikte, bu eksikliğin ölüme katkısının olup olmadığının bilinememesi nedeniyle, idari eylemle zarar arasında nedensellik bağının kuralamadığı, Adli Tıp Kurumu raporlarının incelenmesi sonucunda, davacıların yakınının ölümünün davalı idarece yapılan kusurlu eylemlerden kaynaklandığının şüpheden uzak ve kesin bir biçimde ortaya konulamadığı, ayrıca ölüm olayının davacıların yakınında bulunan kalp damar rahatsızlığı sonucunda meydana geldiği, dolayısıyla maddi tazminat talebinin reddi gerektiği, öte yandan, başlangıçta yüksek tespit edilmeyen kalp enzimlerinin daha sonra yükselebileceği beklenir bir durum olduğundan enzim takiplerinin belirli aralıklarla tekrarlanmasının gerekli olduğu, EKG de V2 V3 V4 derivasyonlarda sivri "T" dalgaları bulunan hastanın daha uzun müşahade edilmemesinin bir eksiklik olduğu ve kişinin taburcu edilmesinin tıp kurallarına uygun olmadığı anlaşıldığından, davacıların murisinin erken taburcu edilmesinin tedavisinin gerektiği gibi yürütülmediği yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açtığının görüldüğü ve davacıların maruz kaldığı acı, elem ve üzüntünün hafifletilebilmesi amacıyla takdiren davacı eş için 20.000,00 TL, çocuklar için de ayrı ayrı 15.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile toplam 50.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 15/07/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, maddi tazminat istemi ile fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ve tazminata olay tarihi olan 17/05/2008 tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebinin reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesince; davacıların yakını olan müteveffa ...'in 16/05/2008 tarihi saat 21.30'da göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikayetiyle geldiği Lüleburgaz Devlet Hastanesi Acil Servisinde yapılan muayene sonucunda, "başlangıçta yüksek tespit edilmeyen kalp enzimlerinin daha sonra yükselebileceği beklenebilir bir durum olmasına rağmen, enzim takiplerinin belli aralıklarla tekrarlanmaması ve EKG'de V2, V3, V4 derivasyonlarda sivri "T" dalgaları bulunan hastanın daha uzun müşahade edilmesi gerekirken kısa sürede taburcu edilmesinin sağlık hizmetinin kusurlu işletildiğini ortaya koyduğu, nitekim, davacının takibini yapan uzman hekimin, "görevi kötüye kullanmak" suçundan yargılandığı davada ... Asliye Ceza Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla görevi kötüye kullanma suçunu işlediğinin sübut bulduğu kanaatiyle cezalandırıldığı da göz önüne alındığında, hizmetin kusurlu işletildiği yolunda yeterli kanaatin oluştuğu, her ne kadar Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda, hekimin kusurlu eylemi ile kişinin ölümü arasında kesin bir illiyet bağı kurulamayacağı belirtilmişse de, bulgular itibariyle kalp rahatsızlığı yaşadığı, bu nedenle takibi gerektiği açık olan ... 'in müşahede altında tutulmayarak taburcu edilmesi ve yaklaşık bir saat sonra da evinde vefat etmesi, ölümünün kalp-damar hastalığından olması hususları gözetildiğinde, davalı idarenin sağlık hizmetini kusurlu işlettiği ve bunun sonucunda da ölümün gerçekleştiği kanaatine varıldığı ve davacıların maddi tazminat taleplerinin kabulü gerektiği, davacıların destekten yoksun kalma tazminatlarının hesaplanması için yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 05/12/2018 tarihli bilirkişi raporunda, ... 'in 239.530,35 TL, ... 'in 5.845,71 TL, ...'in 47.271,16 TL destekten yoksun kalma zararı bulunduğunun belirlendiği, anılan rapora karşı davalı ve davacılar tarafından yapılan itirazların yerinde görülmediği, davacılardan ... için 30.000,00 TL, ... ve ... için ayrı ayrı 25.000,00 TL olmak üzere toplam 80.000,00 TL maddi tazminat isteminde bulunulduğu hususu gözetilerek ve "istemle bağlı olma kuralı" uyarınca, ... için 30.000,00 TL, ... için 25.000,00 TL ve ... için 5.845,71 TL olmak üzere toplam 60.845,71 TL maddi tazminat isteminin kabulü ile 19.154,29 TL maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, davacıların yakını ... 'e verilen sağlık hizmetinin kusurlu işletilmesi nedeniyle "yaşam hakkı"nın da sonlanmış olması karşısında ve manevi tazminatın davacıların duyduğu elem ve ızdırabı kısmen hafifletecek, ancak sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak şekilde ve hukuka aykırılığı özendirmeyecek ölçülerde belirlenmesi ilkeleri çerçevesinde ve davacıların istemleri doğrultusunda ... için 30.000,00 TL ve ... ile ... için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 80.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle, davalı idare ve davalı idare yanında davaya katılanın istinaf başvurularının reddine, davacıların istinaf başvurusunun kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacılardan ... için 30.000,00 TL, ... ve ... için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 80.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulüne, davacılardan ... için 30.000,00 TL, ... için 25.000,00 TL ve ... içinde 5.845,71 TL olmak üzere toplam 60.845,71 TL maddi tazminat isteminin kabulü ile 19.154,29 TL maddi tazminat isteminin reddine, kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına davalı idareye başvuru tarihi olan 22/07/2015 tarihinden itibaren işleyecek şekilde yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi, 1. fıkrası, (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.

Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.

Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.

Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; aynı Kanun'un 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği;

281.maddesinin 1. fıkrasında, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.

Öte yandan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu;

2.maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, Mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen Adli Tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu;

15.maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

1.Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Hizmet Kusuru ve İlliyet Bağına İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi;

Bölge İdare Mahkemesince, davacılar yakınına uygulanan tıbbi işlemlerde hizmet kusuru bulunduğunun Adli Tıp Kurumu raporları ve kesinleşen mahkumiyet kararı ile sabit olduğu ve her ne kadar Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda, hekimin kusurlu eylemi ile kişinin ölümü arasında kesin bir illiyet bağı kurulamayacağı belirtilmişse de, bulgular itibariyle kalp rahatsızlığı yaşadığı, bu nedenle takibi gerektiği açık olan davacılar yakınının müşahede altında tutulmayarak taburcu edilmesi ve yaklaşık bir saat sonra da evinde vefat etmesi, ölümünün kalp-damar hastalığından olması hususları gözetildiğinde, davalı idarenin sağlık hizmetini kusurlu işlettiği ve bunun sonucunda da ölümün gerçekleştiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle, davacıların maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine, manevi tazminat istemlerinin ise kabulüne karar verildiği görülmekle birlikte; Adli Tıp Kurumu raporunda davacıların yakınının ölümü ile müdahil doktorun hatalı tıbbi uygulamaları arasında kesin bir illiyet bağının kurulamadığı, nitekim, müdahil doktorun uygulamalarında tıbbi hata olsa da ölüme sebebiyet verip vermediği hususu açıkça ortaya konulamadığından, taksirle ölüme neden olma suçundan değil de görevi kötüye kullanma suçundan yargılanıp mahkumiyetine karar verildiği ve bu yargı kararının kesinleştiği görüldüğünden, Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Öte yandan, müdahil doktor tarafından sunulan Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesinde görevli öğretim üyeleri tarafından hazırlanmış olan uzman görüşünde ise, davacılar yakınının ölümünün kalp-damar hastalığı sonucunda değil de sebebi belirlenemeyen doğal bir nedenden kaynaklandığı ve davacılar yakınına uygulanan tıbbi izlem, tanı ve tedavi sürecinin tıbbi standartlara göre uygun olduğu belirtildiğinden; bu uzman görüşü ile Adli Tıp Kurumu Başkanlığı raporunun çeliştiği sonucuna ulaşılmıştır.

Bu haliyle; Adli Tıp Kurumu ilgili üst kurulundan, yukarıda belirtilen çelişkinin giderilmesine ve uygulanan tıbbi işlemlerde hata bulunuyorsa bu durumun davacılar yakınının ölümüne sebebiyet verip vermediğine yönelik ayrıntılı, açık ve anlaşılır bir rapor alınmak suretiyle davanın esası hakkında karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Ayrıca, yeniden yapılacak olan yargılamada davacılar yakınının davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle hayatını kaybettiği sübuta ermese dahi; davacılar yakınına uygulanan tıbbi işlemlerde herhangi bir hata veya eksiklik bulunduğunun tespiti halinde, davacıların bu nedenle uğramış oldukları manevi zararlarının tazminine karar verilmesi gerekeceği de açıktır.

2.Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat Hesabına İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi;

Bozma üzerine Bölge İdare Mahkemesince yeniden yapılacak olan yargılamada, davalı idarenin maddi tazminat ödemesi koşullarının oluştuğu sonucuna varılması halinde, davacılar yakını müteveffanın anne ve babasına da destek olacağı açık olduğundan, müteveffanın anne ve babasının hayatta olup olmadığı araştırılmak ve hayattalar ise anne ve babaya da pay ayrılarak; ayrıca, müteveffanın, yüksek öğrenim görmediğinin tespiti halinde 18 yaşına kadar, yüksek öğrenim göreceği kabul edildiği takdirde 25 yaşına kadar, evlenmiş ise evlendiği yaşa kadar çocuklarına destek olacağı açık olduğundan, çocuklarının öğrenim ve evlilik durumları araştırılmak suretiyle destek payları ayrılarak, davacıların uğradıkları destekten yoksun kalma zararlarının hesaplanması gerekmektedir.

Ayrıca, bozma üzerine Bölge İdare Mahkemesince yeniden yapılacak olan yargılamada, davalı idarenin maddi tazminat ödemesi koşullarının oluştuğu sonucuna varılması halinde; davacılara, -aktüerya raporuna itiraz edilmesi halinde- aktüerya raporuna karşı yapmış oldukları itiraz karşılanmak suretiyle miktar artırımı hakkı tanınması gerekeceği de kuşkusuzdur. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;

1.Davacıların, davalı idarenin ve davalı idare yanında müdahilin temyiz istemlerinin KABULÜNE,

2.... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,

3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 31/05/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog