4. Hukuk Dairesi
4. Hukuk Dairesi 2009/6541 E. , 2010/4732 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 26/01/2004 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 16/12/2008 günlü kararın Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne ve miktar itibariyle duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız eylem nedeni ile uğranılan maddi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istem kısmen kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur. Davacı, üstün hakkı olmayan davalının, zilyedi bulunduğu taşınmazdaki otları kendisinden izinsiz olarak biçtiğini belirterek, davalının maddi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemiştir. Davalı ise, haksız yere açılan davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, davacının zilyetliğinde olan dava konusu yerde yetişen otları, 2002-2005 yılları arasında davalının biçtirdiği kabul edilerek 2002 yılına ilişkin istemin tümden, 2003-2005 yıllarına ilişkin istemin ise bir bölümünün kabulüne karar verilmiştir.
Yerel mahkemece yapılan keşif sırasında dinlenen davacı ve davalı tanıklarının anlatımları tutanağa yazdırılırken, tarafların ad ve soyadları yerine davacı ve davalı sözcüklerinin sıkça kullanılması işin esasına ilişkin belirleme yapılmasını güçleştirmektedir. Bazı tanık anlatımlarındaki sözlerin tarafların hangisine ilişkin olduğu konusunda çelişkiler bulunduğundan, bu açıklamalara göre karar verilmesi doğru olmadığı gibi verilen kararın yerindeliğinin de yeterince denetlenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu durumda yapılacak iş; tarafların tanıklarının ifadeleri alınırken davacı ve davalının isimleri açıkça belirtilmek suretiyle, tanıkların olaya ilişkin bilgi, görgü ve açıklamaları yeniden alınarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesidir. Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilmeyerek, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.