Esas No
E. 2023/327
Karar No
K. 2024/268
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KALDIRILMASINA
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku

T.C... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ

T.C.

A N K A R A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ

22. H U K U K D A İ R E S İ

ESAS NO: 2023/327 ( KABUL KALDIRMA)
KARAR NO: 2024/268

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ ... 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 02/11/2022

ESAS-KARAR NO : 2022/474 E 2022/711 K

KARAR TARİHİ: 18/03/2024
YAZILDIĞI TARİH: 18/04/2024

Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ İDDİANIN ÖZETİ

Davacı vekili; müvekkiline davalı tarafından ... parsel sayılı taşınmazların satıldığını, taşınmaz bedelinin ödendiğini, ancak daha sonra davalı tarafından Bakırköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2008/362 Esas sayılı dosyasında dava açılarak Özelleştirme Kanunu'nun 37.maddesi bahane edilerek taşınmazların tapu kaydının iptal ettirildiğini ve taşınmazların davalıya iadesine karar verildiğini, müvekkilinin taşınmazların alınması için bir takım masraflar yaptığını, kredi kullandığını, bunun faizini ödemek zorunda kaldığını ve taşınmazların elinden çıkması sebebiyle karlı bir yatırımdan mahrum olduğunu belirterek ıslah isteminde bulunarak tapu kayıtlarının iptali nedeniyle uğradığı 333.426.000,00 TL zararın temerrüdün gerçekleştiği 24/04/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi oranında davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMANIN ÖZETİ

Davalı vekili; açılan davalar nedeniyle davalının devir borcunu yerine getiremediğini, bundan dolayı kusur atfedilemeyeceğini bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

Mahkemece; tapu kayıtları, taraflar arasında görülen tapu kaydının iptali ve tescili davası, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından anlaşılacağı üzere, davalı tarafın, mülkiyetindeki bir takım taşınmazların satımına ilişkin olarak yönetim kurulu kararı alındığı, bu karar kapsamında dava konusu taşınmazları da satışa sunduğu, davalının tabi olduğu mevzuata aykırı satış yapıldığından bahisle davalı aleyhine idari yargıda açılan davada henüz davacıya satışı yapılmayan taşınmazların satışının yapılmaması yönünde yürütmeyi durdurma kararı bulunmasına rağmen satışı gerçekleştirdiği ve satım bedelini tahsil ederek tapuların devrini sağladığı, daha sonra satışın mevzuata aykırı şekilde yapıldığı yönünde Bakırköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2015/175 Esas-2016/268 Karar sayılı dosyasında da açtığı dava sonucu taşınmazların davacı adına olan kayıtlarını iptal ettirdiği ve kendi adına tescillerin sağladığı, davacı, taşınmazların satım sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle tazminat talep ettiği, taraflar arasındaki satım sözleşmesi, başta geçerli şekilde doğmuş olup davacı, kararlaştırılan satım bedelini ödemiş, davalı da tapuda devirleri sağlayarak tasarrufu işleminin tamamlandığı, ancak davalı, anılan taşınmazların satımı yönünde yürütmenin durdurulması kararı varken mevzuata aykırı şekilde satışı gerçekleştirmiş, bu durumu davacıdan gizlemiş, sonradan da açtığı dava sonucu davacının taşınmazların tapu kayıtlarının iptalini sağladığı, davacının bir kusuru olmaksızın akdin ifası olanaksız hale geldiği, davacının talep edebileceği tazminat, akdin ifasının imkansızlığı nedeniyle gerçek ve güncel zarar olarak değerlendirildiği, başka bir ifadeyle, taşınmazların elinden çıktığı tarih itibariyle mal varlığındaki kayıp, anılan tarih itibariyle güncel değerlerinin karşılığı olacağı, somut uyuşmazlıkta, davalının açtığı dava sonucu tapu iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle taşınmazların mülkiyetinin davacıdan çıkmış, davalı mal varlığına geçmiş olduğu, mahkemenin karar tarihi, mülkiyetin değişikliği bakımından kurucu nitelikte bulunduğu, bu kararın tapuda tescili, açıklayıcı olup bu durum karşısında, davacı adına kayıtlı taşınmazların kaydının iptalinin kesinleştiği tarih itibariyle güncel değerlerinin tazminat olarak hüküm altına alınması gerekeceği, davacının taşınmazı kullandığı iddiası, bu davanın konusu olmadığı dikkate alınmadığı, taşınmazların arsa değerleri, tapu iptal kararının kesinleştiği 17/04/2018 tarih itibariyle bilirkişi kök ve ek raporunda 333.426.000,00 TL olarak tespit edildiği, temerrüt tarihinin 24/04/2018 tarihi olduğu, davacı taraf da davalının bu tarih itibariyle temerrüde düştüğünü kabul ederek talepte bulunduğu, ancak, kısa kararda dosya kapsamına ve isteme uygun olarak temerrüt tarihinin 24/04/2018 kabul edilmesine rağmen tapaj hatası yapılarak "4' rakamı yerine '0' rakamı basılarak sehven 20/04/2018 yazılmış olduğu ve bu durumun kısa karar gerekçeli karar farkı doğurmayacağı, gerekçeli karar yazımında düzeltildiği, ayrıca, taraflar tacir olup, avans oranında temerrüt faizi talep edilmesinde de bir yanlışlık görülmediği, talep gibi avans oranında temerrüt faizine karar verilmiş, ancak davanın kabulü ile, 333.426.000,00 TL alacağın 20/04/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine şeklinde hüküm oluşturulmuş, hükme karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili; dava tarihi itibariyle mülkiyetin davacıda olması nedeniyle davalı idareye mülkiyet geçmeksizin bu tarih belirtilerek rayiç bedel talep edilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, yargı kararını yerine getirmekle yükümlü olan davalının kusuru bulunmadığını, davacı talebinin taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazların rıhtım ve iskele vasıflı liman olmasına karşın arsa olarak değerlendirildiğini, taşınmazın davacı tarafından kullanıldığını, tespit edilen bedelin fahiş olduğunu, davacının iyiniyetten yoksun bulunduğunu, müspet zarar istemenin mümkün olmayacağını, zapta karşı tekeffül hükümlerinin uygulama alanı bulmadığını, benzer bir davada ret kararı verildiğini, belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR Uyuşmazlık; Uyuşmazlık yolsuz tescil nedeniyle verilen tapu iptali ve satıcı adına tescil kararı üzerine davacı alıcının satım bedeli ve uğradığı güncel zararın tespiti hususuna ilişkindir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava; davalı adına kayıtlı taşınmazın davacıya yürütmenin durdurulması kararına rağmen satıldığı yolsuz tescil nedeniyle davalı tarafından açılan tapu iptali ve tescili davası sonucunda davalı adına tapunun iptal edildiği, kesinleşen mahkeme kararı uyarınca davalı adına tescil edilmiş bulunması karşısında; davacı ile davalı arasındaki tapu sicil müdürlüğünde resmi şekilde yapılan satışın geçerli olmadığı, mahkeme kararı ile taşınmazı elinden alınan davacının zararını tahsili istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır. Taraf vekillerinin esasa yönelik istinaf itirazları nedeniyle işin esasının incelenmesine geçilmeden önce hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesine uygun olup olmadığı ve gerekçeli karar ile hüküm çelişkisi bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmıştır. 6100 sayılı HMK'nın 297/1-c maddesinde hükmün gerekçe bölümünün, 2. fıkrada ise hükmün sonuç bölümünün kapsayacağı hususlar düzenlenmiştir. Anılan 297/1-c maddesinde, hükmün, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri de kapsaması gerektiği öngörülmüştür.

HMK'nın 297/2. maddesinde, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden herbiri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu öngörülmüştür. Kararın hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, arasında çelişki bulunmaması gerekmektedir.

Öte yandan, tarafların tüm delilleri toplanıp, inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin,

HMK'nın 298/3. maddesi uyarınca kararı, gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu HMK'nın 294/3. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK'nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.

İşte bu gibi hallerde,

HMK'nın 294/3. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır.

HMK'nın 298/2. maddesi uyarınca, gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması, yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2011 tarih 15-708 E, 737 K sayılı ilamında açıklandığı üzere; gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar.

Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re'sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usûl Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK'na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler.

HMK'nın 355/1.m.2.cümlesi:"...Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.."hükmünü içermektedir. Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya bakıldığında;

Mahkemece 02/11/2022 tarihli kısa kararda; "Davanın kabulü ile 333.426.000,00 TL 'nin davalının temerrüde düşürüldüğü tarih olan 20/04/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiş, gerekçeli kararın gerekçe kısmında "...Davanın kabulü ile 333.426.000,00 TL 'nin davalının temerrüde düşürüldüğü tarih olan 24/04/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ..." karar verilerek gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, "333.426.000,00 TL'nin davalının temerrüde düşürüldüğü tarih olan 20/04/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir.

Gerekçeli karar ile faiz başlangıç tarihi 24/04/2018 olarak düzeltilmiş ise de bu durumda gerekçeli kararla hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulmuştur.

Kanunda belirtilen sınırlar ve kurallar çerçevesinde hem maddi, hem de hukuki denetim yapılan istinaf kanun yolunda,

HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesi, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verileceği düzenlemesini içermekte ise de somut olayda, gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki olup, hakimin hangi hükmü oluşturmak istediği belli olmadığından, maddi ve hukuki denetime elverişli bir hüküm bulunduğundan söz edilemez.

Bu durumda Dairemizce, gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasındaki çelişkiyi giderecek şekilde yeniden karar verilebilmesi için HMK'nın 355/1.m.2.cümle hükmü re'sen gözetilerek esası incelenmeksizin kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. Kaldırma nedenine göre istinafa gelen tarafların istinaf itirazları bu aşamada incelenmemiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile;

Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/474 Esas 2022/711 Karar sayılı 02/11/2022 tarihli kararının KALDIRILMASINA,

2.HMK.'nin 355. maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

3.İstinaf başvurma harcı dışında alınan istinaf karar ilam harcının istek halinde yatırana İADESİNE,

4.İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

5.Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,

6.Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, HMK'nin 362/1 maddesi gereğince kesin olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 18/03/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan...

(e-imzalıdır)

Üye...

(e-imzalıdır)

Üye...

(e-imzalıdır)

Katip...

(e-imzalıdır)

NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.

"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.