11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2008/13196 E. , 2010/4471 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29.07.2008 tarih ve 2007/62 - 2008/378 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekillerinin murisi ...'nın hayat sigortası poliçesiyle 10 yıl süreyle davalı tarafından sigortalandığını, murisin 19.03.2006 tarihinde akciğer kanserinden vefat ettiğini, sigortalının ölümü halinde, mirasçılarına ödemesi gereken tazminatın davalı tarafından ödemediğini, murisin poliçe düzenlenirken ölümüne sebep olan hastalığını bilmediğini, davalının bu durumu araştırmadan sadece ölüm sebebine bakarak müvekkillerinin talebini reddetiğini ileri sürerek, 6.000,00 TL'nın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 28.05.2008 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 25.000,000 TL 'na yükseltmiştir.
Davalı vekili, murisinin 11/10/2005 tarihinde 10 yıl süreyle herkese birikim sigortası (Hayat Sigortası) sözleşmesi imzalandığını, poliçede menfaatdar olarak kanuni varislerini tayin eden murisin 19.03.2006 tarihinde kanser hastalığından vefat ettiğini, poliçe tanziminden yaklaşık 8 ay önce murise kanser tanısı konduğunu, hastalığıyla ilgili 4 kür kemoterapi 1 kür radyo terapi tedavisi gördüğünü, ölümün bu hastalık sonucu gerçekleştiğini, sigortalının poliçedeki sağlığıyla ilgili sorulara kasten yanlış cevap verdiğini, müvekkilinin böyle bir hastalığın varlığını bilmesi halinde poliçeyi tanzim etmeyeceğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacılar murisinin hastalığına resmi teşhisin konulduğu 28.10.2005 tarihinden önce hayat sigortası yaptırdığı, hastalığın başlangıç tarihinin tam olarak bilinmediği, sigorta sözleşmesinin geçerli olduğu gerekçesiyle 25.000,00 TL alacağın 6.000,00 TL'nın dava tarihinden, bakiye kısmın ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1.Dava, hayat sigortası poliçesinden kaynaklanan alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK’nun 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı Kararı’nda da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda, mahkemece verilen kısa kararda, 25.000 YTL’nın dava tarihideki yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, meblağın 6.000 YTL’lık kısmına dava tarihinden yasal faiz yürütülmesine rağmen gerekçeli kararda, davacı yanın davasının kabulü ile, 25.000,00 YTL'nın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6.000,00 YTL’lık kısımna dava tarihinden itibaren bakiyesine ıslah tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine karar verilmek suretiyle kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişkiye yol açıldığı, kısa kararda alacağın tamamına dava tarihinden faiz yürütülmesine karar verilip, ıslah tarihinden faiz yürütülmesiyle ilgili hüküm kurulmadığı halde gerekçeli karada alacağa kısmen dava, kısmen ıslah tarihinden faiz yürütülmesine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün öncelikle bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
2.Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.