T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Asıl Davada;
2.
: 2-
3.
Birleşen Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi Esas Karar
2.
3.
2.
3......
4......
5.'e Vesayeten
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacılar vekili 04/01/2022 tarihli dilekçesiyle; davacıların çocukları 20.06.2007 doğumlu ..... (...), 24.09.2021 tarihi saat 02.00 sularında Sürücü ..... sevk ve idaresindeki araçta yolcu konumunda iken, ..... sevk ve idaresindeki ..... plakalı araç ile Şehir-Sivaslı Ali Kemal Caddesi kavşağında sürücü ..... sevk ve idaresindeki ..... plakalı otomobilin çarpışması sonucu meydana gelen kazada hayatını kaybettiğini, davalılardan .....'nun ''sarı fasılalı'' ışık yanmasına rağmen, hız limitlerinin üzerinde bir hızla kavşağa giriş yaparak K.T.K'nun 52/1-A maddesini ihlal ettiğini, davalılardan .....'ün DUR ihtarıyla birlikte ''kırmızı fasılalı'' ışık yanmasına rağmen, hız limitlerinin çok üzerinde bir hızla kavşağa giriş yaparak K.T.K'nun 57/1-A ve 52/1-A maddelerini ihlal ettiğini, davalı .....'ün kaza tarihinde ehliyetinin bulunmadığını, davalılardan ....., ..... idaresindeki ..... plakalı aracın ruhsat sahibi olduğunu, sürücü ..... kazanın oluşumuna kusuruyla sebep olduğunu, kazaya karışan her iki aracın olay tarihinde davalı şirket tarafından zorunlu mali mesuliyet sigortası ile sigortalandığını, ..... Plakalı aracın ZMMS sigortasının yapıldığı acente kodu ....olup poliçe numarası ....., ..... Plakalı aracın ZMMS sigortasının yapıldığı acente kodu...olup poliçe numarası .....olduğunu, trafik kazasına karışan araçların Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) davalı sigorta şirketi tarafından yapıldığını, davalı Sigorta Şirketinin de ölüm, yaralama veya diğer zararlardan sorumlu olduğunu, meydana gelen trafik kazası sebebiyle davacıların ..... ve ....., on dört yaşındaki evlatları .....'ü kaybettiklerini, bu kayıptan sonra psikolojileri bozulmuş, tedavi almak zorunda kaldıklarını, yaşadıkları elem ve kaybın bir nebze de olsa telafisi amacıyla her bir davacı açısından 60.000'er TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 24.09.2021 tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile Sigorta Şirketi hariç kalan diğer davalılardan müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmesini, ayrıca öncelikle davalıların muhtemel bir tazminat kararının sonucundan kaçınmak için basit bir işlemle menkullerini/gayrimenkullerini devretmesi ihtimali kuvvetle muhtemel olması sebebiyle davalıların yedinde ve üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz malları ile alacakları ve diğer haklarının üzerine ihtiyati tedbir şerhi konulmasına karar verilmesini, uğramış oldukları destekten yoksun kalma tazminat tutarlarının aktüerya uzmanı bilirkişiler marifetiyle hesaplandıktan sonra artırılmak üzere şimdilik, davacı ..... için 1.000 TL (kısmi dava), müvekkil ..... için 1.000 TL (kısmi dava) maddi tazminatın kaza tarihi olan 24.09.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tüm davalılardan müteselsilen alınarak davacılara verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dava dosyasında; davacı taraf dava dilekçesinde özetle; 24.09.2021 günü saat 02:10 sıralarında davalı ..... idaresindeki .... plakalı otomobil ile, Ebu Suud Efendi Caddesi istikametinden gelip, Şehir caddesini takiben seyredip, Yeni Meram Caddesi kavşağında kavşak girişinde kendisine yanan kırmızı fasılalı ışık ve dur levhası olmasına rağmen kavşağa seyir hızı üzeri giriş yaptığı esnada aracının sol yan kısmı ile solundan Eğitim Araştırma Hastanesi istikametinden gelip, Yeni Meram Caddesi takiben, Şehir - Sivaslı Ali Kemal caddesi kavşağına kendisine yanan sarı fasılalı ışıkta kavşağa seyir hızı üzerinde giriş yapan davalı ..... idaresindeki ..... plakalı otomobilin ön kısmına çarpıp, çarpmanın etkisi ile ..... plakalı otomobilin ileri sağa doğru kendi etrafında dönerek Sivaslı Ali Kemal caddesi giriş yan katılım bağlantı yolu yol kenarında yaya ışıkları sinyalizasyon lambasına çarparak durdukları , ..... plakalı araç içerisindeki yolcu ..... ..... kaza sonucu aynı gün ölmesi neticesinde trafik kazası meydana geldiğini, cezai anlamda yürütülen soruşturma neticesinde Konya.. Ağır Ceza Mahkemesinin ...
E. Sayılı dosyasında kovuşturma aşamasına geçilmiş, Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığının tarafından 25.01.2022 tarihinde tanzim edilen rapor içeriğine göre davalı .....'ün asli kusurlu olduğunu, davalı .....'nun tali kusurlu olduğu, ..... plaka sayılı otomobilde bulunan emniyet kemeri takmadan seyir halinde olan yolcuların, kendi ölüm ve yaralanmalarında alt düzeyde tali kusurlu oldukları şeklinde rapor tanzim edildiği, devamla yerel mahkeme tarafından davalı .....'in birden fazla kişinin ölümüne ya da birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçunu işlediği sabit görüldüğünden 21.200-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, davalı ......'in ise birden fazla kişinin ölümüne ya da birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçunu işlediği sabit görüldüğünden 5 yıl 2 ay 6 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini, verilen karara ilişkin tarafımızca İstinaf Kanun Yoluna başvuru yapılmış olup Konya Bölge Adliye Mahkemesi .. Ceza Dairesinin...E. Sayılı dosyasında istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş olup halihazırda dosya Yargıtay aşamasında olduğunu, davalı ..... Sigorta nezdinde .... acente no ve ... poliçe numarasıyla sigortalı ..... (kiralanan araç sürücüsü: .....- kiralanan araç sahibi: .....) plaka sayılı araç ile yine ..... Sigorta nezdinde ...acente no ve....poliçe numarası ile sigortalı ..... (araç sahibi- sürücüsü: .....) plaka sayılı aracın çarpışması sonucu meydana gelen kazada ..... plaka sayılı araçta yolcu olarak bulunan ..... .....'ın ağır şekilde yaralanması ve ardından ölümü ile sonuçlanan elim trafik kazası meydana geldiğini, Adli yardım talebimizin kabulü ile müvekkillerin yapılacak tüm yargılama ve harç giderlerinden geçici olarak muaf tutulmasına, öncelikle haklı davalarının kabulü ile destekten yoksun kalma tazminatının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmaması sebebi ile HMK madde 107 uyarınca yargılama sırasında destekten yoksun kalma tazminatının tam ve kesin olarak belirlendiği anda artırılmak üzere şimdilik müvekkil ....için 100,00-TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı ..... Sigorta A.Ş. Açısından sorumlu olduğu teminat limitleri dahilinde temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile beraber diğer davalı gerçek kişilerden ise kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile müştereken ve müteselsilen tahsiline, yine HMK madde 107 uyarınca cenaze ve defin masrafları bakımından şimdilik 100,00-TL'nin davalı ..... Sigorta A.Ş.'den temerrüt tarihinden işletilecek yasal faizi ile davalı gerçek kişilerden kaza tarihinden işletilecek yasal faizi ile müştereken ve müteselsilen tahsiline, müvekkil ....için 100.000,00-TL, müvekkil .... için 75.000,00-TL, müvekkil ..... için 75.000,00-TL olmak üzere toplamda 250.000,00-TL manevi tazminatın davalı ..... Sigorta A.Ş.'den (poliçesinde manevi tazminatla alakalı kloz bulunması sebebiyle) temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile beraber diğer davalı gerçek kişilerden ise kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalı gerçek kişilerin yapılacak araştırma neticesinde tespit edilecek taşınır taşınmaz mallarına, banka hesaplarına, 3. Kişilerdeki hak ve alacaklarına karar kesinleşinceye kadar teminatsız ihtiyati haciz konulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ..... Sigorta A.Ş. Cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davacıların sigorta şirketine başvuru şartını yerine getirmediklerini bu sebeple davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddi gerektiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacı tarafa SGK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı gibi kurumlardan kaza sonrasında maaş bağlanıp bağlanmadığının sorulması gerektiğini, sosyal durumlarının araştırılması gerektiğini, sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, davacılar tarafından öncelikle ..... plaka sayılı araç sürücüsünün başvuru konusu kazanın oluşumunda kusurunun bulunduğunun ispat edilmesi gerektiğini, kaza esnasında emniyet kemerinin takılmamış olması kaza sonucuna etki ettiğinin göz ardı edilemeyeceğini, davacılar murisinin müterafik kusurunun tazminattan düşülmesi gerektiğini, kusur durumlarının tespiti, hesaplamaların yapılması için bilirkişilerden rapor alınması gerektiğini belirterek, haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise %20 müterafik kusur ve %20 hatır taşıması olmak üzere hükmedilecek tazminat tutarından asgari %40 oranında indirim yapılması gerektiğini talep etmiştir.
Davalı ..... cevap dilekçesinde özetle; davalı .....'in oto kiralama işi ile iştigal ettiğini, kazaya karışan ..... plaka sayılı aracı ..... ....'a uzun süreli olarak kiraladığını, kiracı uzun süreli kiralamalarda işleten sıfatı kazandığını, hukuki sorumluluk altına girdiğini, dava konusu kazada kusur durumunun henüz belirli olmadığını, destekten yoksun kalma şartlarının oluşmadığını, manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu, mutlaka kusur oranlarına göre indirim yapılması gerektiğini belirterek usul ve yasaya aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..... Sigorta A.Ş. cevap dilekçesinde özetle; davacının usulüne uygun olarak sigorta şirketine müracaat etmediğini, sigorta şirketinin sadece gerçek zarar sebebiyle sorumluluğunun bulunduğunu, fahiş talepler yönünden sorumluluğunu bulunmadığını, sigorta şirketi sulh olmak istediğini, davacı tarafın bu duruma olumlu bakmadığını, davacı tarafın hatır taşıması ve müterafik kusur indirimi noktasında da teklifleri kabul etmediğini, destekten yoksun kalma şartlarının oluşmadığını, kazada müterafik kusur durumu, hatır taşıması, alkol durumu ve illiyet bağı olgularının araştırılması gerektiğini, manevi tazminat taleplerinin poliçe kapsamında olmadığını, davalı sigorta şirketinin ödeme yapması sebebiyle temerrüde düşmediğini, davacının faiz isteme hakkının doğmadığını, davanın dava şartı eksikliği nedeniyle ve haksız taleplerde bulunulması sebebiyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..... cevap dilekçesinde özetle; 24/09/2021 tarihinde davalı .....'ün sevk ve idaresindeki ..... plakalı aracın ..... sek ve idaresindeki ..... plaka sayılı araca önüne çıkması sebebiyle çarpması neticesinde dava konusu kaza meydana geldiğini, davalı ve davacı hakkında Konya .. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılamanın devam ettiğini, ceza dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, Borçlar Hukuku'nun temel ilkelerinden olan kimse kendi kusurundan menfaat sağlayamaz ilkesi gereği müteveffanın kazanın oluşumunda kusuru bulunması sebebiyle davalı aleyhine açılmış olan davanın ve ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; " İzah edilenler, bilirkişi raporları, adli tıp raporları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02/12/2021 tarihli ... E. ve ... karar sayılı ilamı ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yerleşmiş içtihatları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; ..... sevk ve idaresindeki ..... plakalı araç ile sürücü ..... sevk ve idaresindeki ..... plakalı otomobilin çarpışması sonucu,..... plakalı araçta yolcu olarak bulunan ..... ve ..... .....'ın hayatını kaybettiği, vefat eden ...... ve .....'ın desteğinden yoksun kalındığından bahisle mahkememiz dosyasında ve Konya ..Asliye Ticaret Mahkemesinin ...
E. Nolu dosyasında tazminat davası açıldığı, davalı tarafların ise davanın reddini talep ettiği anlaşılmıştır.
Söz konusu trafik kazasının meydana gelmesinde sürücü .....'ün %80, sürücü .....'nun %20 oranında kusurlu olduğunun alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davacıların maddi zararlarının aktüer bilirkişi marifetiyle hesaplamasının yapıldığı, kazaya karışan ..... ve ..... plakalı araçların davalı ..... Sigorta şirketine ..... ve ....poliçe numarası ile Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğu, kazaya karışan ..... plakalı aracın davalı ..... Sigorta şirketine ...poliçe numarası ile Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğu, .....'ın ise kazaya karışan ..... plakalı sayılı aracın işleteni konumunda olduğu, davacının maddi zararlarının tazmininde davalı ..... sigorta şirketinin ZMMS poliçesi uyarınca ve ..... sigorta Şirketinin Kasko poliçesi uyarınca sigortacı sıfatı ile müteselsilen sorumlu olduğu anlaşılmakla; Ceza dosyası içerisindeki .....’in ifadelerinden anlaşılacağı üzere .....ve .....'ın emniyet kemeri takmamaları nedeniyle %20 müterafik kusur indirimi, yine .....ve .....'ın bulundukları araçta hatır için taşındıkları anlaşılmakla Asıl dosyamızda ..... Sigorta yönünden ve Birleşen dosyamızda ..... Sigorta ve ..... yönünden %20 hatır taşıması indirimi yapılmış, Konya Büyükşehir Belediyesinden ve Konya İl Müftülüğünden gelen cevabi yazılara göre; cenaze ve defin için davacılardan herhangi bir masraf alınmadığı anlaşılmakla davacıların bu yöndeki talepleri reddedilmiş, davacıların ve davalıların ekonomik ve sosyal durumu ve kazaya karışan tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı ve paranın satın alma gücü, dikkate alınarak manevi tazminat yönünden davacıların davasının ..... Sigorta yönünden poliçe şartları dikkate alınarak ve hatır taşıması iddiası dikkate alınarak kısmen kabulüne, diğer davalılar yönünden manevi tazminat taleplerine yönelik davacıların davasının kabulüne karar verilmiş, davacı vekillerinin bedel artırım dilekçesindeki talepleri ile bağlı kalınarak ve 14/03/2023 tarihli aktüer raporu dikkate alınarak, maddi tazminat yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, her ne kadar ..... vekilince müvekkilinin ..... Oto Kiralama işini yaptığı ve kazaya karışan ..... plakalı aracı .....'a uzun süreliğine kiraladığı iddiasında bulunulmuş ise de; mahkememizce yapılan araştırma ve inceleme neticesinde; Konya İl Emniyet Müdürlüğünden gelen cevabi yazıdan ..... plakalı aracın 21.09.2021 ile 13.11.2021 tarihleri arasında .....'a kiraya verildiği, vergi dairesinden gelen cevabi yazıdan anlaşılacağı üzere kira sözleşmesinin vergi dairesine bildirilmediği dikkate alınarak, kira sözleşmesinin kısa süreli olması, resmi kayıtlarda yer almaması, davacıların aracın kiralandığını bilmelerinin kendilerinden beklenmeyeceği, uzun süreli bir kiradan bahsedilmesi için en az bir yıllık kira sözleşmesinin yapılması gerektiği, davalı .....'in bu suretle sorumluluğunu ortadan kaldıracak bir durumun bulunmaması dikkate alınarak ..... vekilinin sorumluluktan kurtulmaya yönelik talepleri dikkate alınmamış ve oluşan vicdani kanaat ile ; ..... ESAS NOLU ASIL DAVA DOSYASINDA
DAVACININ MADDİ TAZMİNAT DAVASININ KISMEN KABULÜ İLE; 24.09.2021 tarihinde trafik kazası sonucu davacı ..... desteğini kaybetmesi nedeniyle, 534.849,07 TL destekten yoksun kalma tazminatından, desteğin emniyet kemeri takmaması ve bindiği araç sürücüsünün sürücü ehliyetinin bulunmaması nedeniyle %20 müterafik kusur indirimi yapılarak, 427.879,26 TL destekten yoksun kalma tazminatı (..... sigorta için %20 Hatır Taşıması İndirimi yapılması ile 342.303,41 TL), davacı ..... desteğini kaybetmesi nedeniyle, 615.137,32 TL destekten yoksun kalma tazminatından, desteğin emniyet kemeri takmaması ve bindiği araç sürücüsünün sürücü ehliyetinin bulunmaması nedeniyle %20 müterafik kusur indirimi yapılarak, 492.109,86 TL destekten yoksun kalma tazminatı (..... sigorta için %20 Hatır Taşıması İndirimi yapılması ile 393.687,79 TL), davalı sigorta şirketinin olay tarihi itibariyle geçerli olan kaza başına ölüm ve sakatlık teminat klozu limiti ile sınırlı olarak, davalı ..... Sigorta Şirketinden 29.10.2021’den itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, davalılar ....., ..... ve ..... için kaza tarihi olan 24.09.2021 tarihindin itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte olmak üzere, davalılardan (TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK ÜZERE) müteselsilen alınarak DAVACILARA VERİLMESİNE,
Davacıların manevi tazminat davasının KABULÜ İLE; davacı ..... için 60.000 TL manevi tazminatın, davacı ..... için 60.000 TL manevi tazminatın, kaza tarihi olan 24.09.2021 tarihindin itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar davalılar ....., ..... ve .....’tan (TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK ÜZERE) müteselsilen tahsili ile DAVACILARA VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin istemin reddine, .....ESAS NOLU ASIL DAVA DOSYASINDA BİRLEŞEN .....ESAS NOLU DOSYADA,
DAVACININ MADDİ TAZMİNAT DAVASININ KISMEN KABULÜ İLE; 24.09.2021 tarihinde trafik kazası sonucu davacı .....’in desteğini kaybetmesi nedeniyle, 324.209,73 TL destekten yoksun kalma tazminatından, desteğin emniyet kemeri takmaması ve bindiği araç sürücüsünün sürücü ehliyetinin bulunmaması nedeniyle %20 müterafik kusur indirimi yapılarak, 259.367,78 TL destekten yoksun kalma tazminatı (..... sigorta ve ..... için %20 Hatır Taşıması İndirimi yapılması ile 207.494,22 TL), davalı sigorta şirketinin olay tarihi itibariyle geçerli olan kaza başına ölüm ve sakatlık teminat klozu limiti ile sınırlı olarak, davalı ..... Sigorta Şirketinden 21.10.2021’den itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, davalılar ....., ..... ve ..... için kaza tarihi olan 24.09.2021 tarihindin itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte olmak üzere, davalılardan (TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK ÜZERE) müştereken ve müteselsilen alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE,
Davacıların manevi tazminat davasının ....., ..... ve ..... yönünden KABULÜ, ..... Sigorta yönünden KISMEN KABULÜ İLE; davacı ..... için 100.000,00 TL (..... Sigorta yönünden 30.000 TL) manevi tazminatın, davacı ..... ..... için 75.000 TL (..... Sigorta yönünden 10.000 TL) manevi tazminatın, .... ..... için 75.000 TL (..... Sigorta yönünden 10.000 TL) manevi tazminatın, ..... Sigorta Şirketinden 19.12.2021’den itibaren diğer davalılar ....., ..... ve .....’tan kaza tarihi olan 24.09.2021 tarihindin itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ..... Sigorta, ....., ..... ve .....’tan (TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK ÜZERE) müştereken ve müteselsilen tahsili ile DAVACILARA VERİLMESİNE, Davacıların cenaze ve defin masrafına yönelik davalarının reddine," şeklinde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı ..... vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; davalı müvekkilin pasif husumeti ve sorumluluğunun bulunmadığını, Trafik tespit kaza tutanağındaki kusur durumunu ve mahkemece alınan kusur durumun kabul etmemekle bu yönde Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinde rapor alınması gerekmekte iken bu yapılmadan hüküm kurulduğunu, destekten yoksun kalma şartlarının oluşmadığını, somut olayda davacı tarafa mahkemece verilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, davaya konu kaza nedeniyle Konya .. Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı ceza dosyasının bulunduğunu, dolayısıyla bu soruşturma dosyasının sonucunun bekletici mesele yapılmadan karar verilmesinin kusur ve somut vakıa açısından eksik araştırmaya sebebiyet verdiğini, tüm bu nedenlerle Konya .Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.06.2023 gün ... E.-.. K. sayılı ilamının lehlerine olacak şekilde ortadan kaldırılmasına karar verilmesine, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davacılar ....., ..... ..... ve .... ..... vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; dosyada yapılan kusur tespitine yönelik itiraz ettiklerini, zira kusur raporlarına istinaden hesaplanan maddi tazminatın son derece düşük olduğunu, yerel mahkemenin müterafik kusur ve hatır taşımasına ilişkin indiriminin usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin cenaze ve defin giderlerine yönelik kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ..... Sigorta şirketinin manevi tazminat klozu ne ise o miktardan sorumlu olduğu dava dilekçelerinde sarih bir şekilde anlaşıldığını, ..... Sigorta lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin destekten yoksun kalma ve cenaze ve defin giderlerine yönelik kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve talepleri doğrultusunda eksikliklerin giderilerek davanın tümden kabulü ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir.
Davalı ..... Sigorta A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; 6704 sayılı Torba Yasa kapsamında Trafik kazası sonucu zarar gören kişilerin öncelikle zararlarının tazmini için sigorta şirketine tüm belgelerle birlikte başvurmaları mecburiyeti getirildiğini, dava açılmadan önce sigorta şirketine başvuru şartı yerine getirilmediğinden davanın öncelikle usulden reddinin gerektiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, müvekkil ..... Sigorta A.Ş ye sigortalı araç sürücüsüne isnat edilen kusur oranın fahiş olduğunu, bu fahiş kusur oranı üzerinden manevi tazminata ilişkin hüküm kurulmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkil şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, dava konusu kazanın müteveffanın kendi kusuru ile gerçekleştiğini, kabul anlamında olmamakla, davacılar murisinin müterafik kusurunun tazminattan düşülmesinin gerektiğini, müvekkilin temerrüde düşmediğini, müvekkil şirketin yalnızca dava tarihinden itibaren yasal faizden sorumlu olabileceğini, davacının cenaze defin ve dini tören masraflarına ilişkin taleplerinin poliçe teminat kapsamında olmadığını, hesaplanan tazminattan hatır taşımacılığı indirimi yapılmasının gerektiğini, tüm bu nedenlerle Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilmiş olan ... Esas ... Karar sayılı 13/06/2023 tarihli usul ve yasaya aykırı ilamının ortadan kaldırılarak yeniden yapılacak yargılama neticesinde davanın reddi yönünde hüküm kurulmasına, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ilk derece mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve dosyanın yeniden incelenmek ve karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı yan üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ..... Sigorta vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; destekten yoksun kalma tazminatının hatalı ve fahiş şekilde hesaplandığını, hükmolunan tazminat tutarı ile poliçe teminat limitinin aşıldığını, kaza başına teminat limitinin 430.000 TL olup hükmedilen tutarın iş bu tutardan fazla olamayacağını, ancak mahkemece limitin üstünde tutara hükmedildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporlarındaki hesaplamaların birbirleriyle çelişmekte olup işbu çelişkilerin giderilmeden hüküm kurulmasının bozma nedeni olduğunu, davacılar tarafından dosyaya destek olgusunu ispat edecek herhangi bir belge sunulmadığını, yerel mahkeme SGK tarafından rücuya tabi bir ödeme yapılıp yapılmadığı hususunu araştırmadığını, faizin hatalı şekilde tespit edildiğini, müvekkil şirketin temerrüde düşmediğini, faize hükmedilecekse dahi ancak dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilebileceğini, birleşen davada hesaplanan tutardan müvekkil şirketin yaptığı dava öncesi ödemelerin faiziyle güncellenerek mahsup edilmesinin gerektiğini, iş bu hususun göz ardı edildiğini, mahkeme tarafından müteveffanın babasının payının göz önünde bulundurulmadığını, iş bu hususun kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini, davacı yan müvekkil şirketi işbu tazminat hususunda ibra etmiş bulunmakta olup ibranamenin hukuki mahiyeti gereğince davacı yanın müvekkil şirketten hiçbir hak ve alacağının kalmadığını, ancak işbu hususun yerel mahkemece göz ardı edildiğini, yerel mahkemenin faiz uygulamasının hatalı olduğunu, lehe vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken aksi yöndeki yerel mahkeme kararının hatalı nitelikte olduğunu, birleşen dava dosyası için de müvekkil şirket lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin gerektiğini, tüm bu nedenlerle Konya 1. Aliye Ticaret Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.06.2023 tarihli, .. E. ... K. sayılı Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ..... vekili sunduğu hükmün tamamlanması ek kararına ilişkin istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece 13/09/2023 tarihli ek karar ile vekalet ücreti yönünden hükmün tamamlanması başlığıyla bir ek karar vermiş olup bu kararı istinaf ettiklerini, söz konusu kararın tamamlama ile yapılması mümkün olmayan ve hükmü genişleten değiştiren bir karar olduğunu, mahkemece hüküm kurulmasından sonra bu şekilde bir karar verilmesinin mümkün olmadığını beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Dava trafik kazası nedeniyle maddi manevi tazminata ilişkin olup, mahkemece verilen karar birleşen davacılar, davalı ....., birleşen davalı ..... Sigorta, asıl ve birleşen davalı ..... Sigorta tarafından istinaf edilmiş olup, asıl dosya davacılarının istinafının yapılmamış sayılmasına dair verilen karar kesinleşmiştir. -Davalı ..... Sigorta'nın, zamanaşımı itirazda; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Müteselsil sorumluluk” ana başlığını, “Dış ilişkide” alt başlığını taşıyan 61. maddesinde de yer almaktadır. Madde; “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” düzenlemesini içermektedir. Yine TBK 62. Maddede "Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur." düzenlemesi bulunmaktadır.
Böylece kanun koyucu birden fazla kimsenin müşterek kusurlarıyla bir zarara sebebiyet vermesi halinde, bu kimselerin zarara uğrayana karşı müteselsilen sorumlu olmalarını öngörmüştür. Aynı haksız eylemden değişik hukuki nedenlerle sorumlu olanlardan her biri zarar nedeniyle davacıya karşı müteselsil (zincirleme, dayanışmalı) olarak sorumlu durumundadırlar. Alacaklı, müteselsil borçluların tümünden veya birinden (veya birkaçından) borcun tamamının veya bir kısmının ödenmesini isteyebilir. 2918 sayılı KTK.nun 109. maddesinin 1. fıkrasında haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerlerinin,zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı düzenlenirken, 2. fıkrasında ise, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır. 2918 sayılı kanunun anılan hükmünün gözden kaçırılmaması gereken yönü, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Sözkonusu yasa hükmü, ceza zamanaşımı uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte bunun dışında fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır.
Açıklanan hukuksal durum ve ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; trafik kazası nedeniyle üçüncü kişilerin oluşan zararından müteselsil sorumluların, ölümlü kaza kazada vefat nedeniyle, Türk Ceza Kanunu çerçevesinde cezayı gerektiren bir eylem niteliğinde bulunması (taksirle ölüm), eylemle ilgili ceza davasının anılan hükümde öngörülen cezanın türü ve süresi itibariyle 15 yıllık zamanaşımı süresine tabi olması, bu itibarla davanın uzamış ceza zamanaşımı süresinde açılmış bulunmasına göre, işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi yerinde olup, zamanaşımı itirazı yersizdir. (Bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/17-27 Esas, 2015/1530 Karar sayılı ilamı ile Yargıtay 17.Hukuk Dairesi 2009/7346 Esas, 2010/4703 Karar sayılı ilamı) - Davalı Sigortaların, davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı, dolayısıyla temerrüt ve yargılama giderlerine ilişkin istinafı; 2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir.
Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır. 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır".
HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş,
2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup; 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, davalı nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesiyle sigortalı araç nedeniyle meydana gelen trafik kazasın nedeniyle davacının, dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine belgeler ile birlikte başvuru dilekçesi ile başvurduğu, sigorta şirketinin buna binaen hasar dosyası açtığı bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacı tarafların başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı, hatta buna ilişkin birleşen dosya davacısı ....için hasar dosyası da oluşturulduğu ve ödeme yapıldığı, dolayısıyla davacıların dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı, bu halde yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği, temerrütün de bu tarih itibariyle oluştuğu, dolayısıyla davalıların yargılama giderlerinden de sorumlu olacağı açıktır. Bu sebeplerle, Davalı sigortaların itirazı yerinde değildir. - Davalı .....'ın, işletenlik sıfatına yönelik itirazında;
İşleten tanımı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 3. maddesinde "Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır" şeklinde yapılmıştır. 2918 sayılı KTK'nın 3. maddesinde işleten sıfatının belirlenmesinde şekli ve maddi ölçüt olmak üzere iki ayrı ölçüden yararlanılmıştır. Şekli ölçüye göre trafik sicilinde malik görülen kişi işletendir. Maddi ölçüye göre ise, trafik sicilinde adı geçen kişinin önemi bulunmamakta olup önemli olan araç üzerindeki fiili hakimiyet, araçtan ekonomik yarar sağlama, masraf ve rizikolara katlanma gibi ölçütlerdir. İşletenin belirlenmesinde doktrin ve Yargıtay'ın kabul ettiği görüş maddi ölçüdür. 2918 sayılı KTK'nın 85. maddesi "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar" hükmünü içermektedir.
Bu yasal düzenleme karşısında, kazaya karışan araçların meydana getirdikleri zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiş ise de, bu araçların sahipleri tarafından herhangi bir sebeple yararlanılmasının bir başka kimseye devir edilmesi halinde (çok kısa bir süre olmaması kaydıyla), artık üzerindeki fiili hakimiyetin kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o aracı kaza sırasında fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekip, bunun sonucu olarak da araç malikinin sorumlu tutulmaması gerekecektir.
Gerek doktrinde, gerekse Yargıtay'ın uygulamalarında, işleten sıfatının belirlenmesinde araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması ve fiili hakimiyetin uzun süreli olması gerekmektedir. Ancak bu konuda getirilecek delillerin üçüncü kişileri bağlayabilecek nitelikte ve güçte olması, özellikle zarara uğrayanların haklarını halele uğratacak bir sonuç yaratmaması şarttır. Bunun yanı sıra, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 20/d bendi " (Değişik: 24/12/2009-5942/1 md.) Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi, gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcu bulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devri kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak noterler tarafından yapılır. Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir." hükmünü içermektedir.
Görüldüğü gibi Yasa'nın 20/d bendinde tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin ancak noterler tarafından yapılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Ancak böyle bir satış ve devir işlemi araç üzerindeki mülkiyet hakkını devre elverişlidir. Bu devrin yöntemince aracın kayıtlı olduğu, tescil müdürlüğüne bildirilmemesi yüzünden aracın tescil kaydında bir değişiklik yapılmaması satışa konu aracın mülkiyetinin geçişini engellemez ise de, anılan yasa maddesinde belirtilen türden resmi bir satış ve devir işlemi yapılmaksızın, satış işlemine dayalı olarak işleten sıfatının ve araç üzerindeki mülkiyet hakkının devredildiğinin kabulü mümkün değildir. Anılan yasa maddesinde belirtilen türden resmi bir satış ve devir işlemi yapılmaksızın, haricen satış ile işleten sıfatının devredildiğinin kabulü mümkün değildir.
Kamu yararı (düzeni) amacına yönelik bu emredici kural açık ve ortada iken, yazılı deliller ile desteklenmeyen, her zaman düzenlenmesi mümkün olan bu harici satım sözleşmesine ve aracın kayıt maliki dışında bir başkasına ait olduğu yolundaki mücerret açıklamalara değer verilerek o şahsın malik olduğunun; bu suretle davalının işletenlik sıfatının sona erdiğinin kabulüne olanak bulunmamaktadır. (Nitekim Yargıtay 17. HD.'nin 2015/12712 esas 2018/7170 karar ve 2014/12708 esas 2016/10575 karar sayılı ilamları)
Bu değerlendirmeler ışığında somut olaya bakıldığında, her ne kadar ..... tarafından ..... Oto Kiralama işini yaptığı ve kazaya karışan ..... plakalı aracı .....'a uzun süreliğine kiraladığı iddiasında bulunulmuş olup, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme neticesinde; Konya İl Emniyet Müdürlüğünden gelen cevabi yazıdan ..... plakalı aracın 21.09.2021 ile 13.11.2021 tarihleri arasında .....'a kiraya verildiği, vergi dairesinden gelen cevabi yazıdan anlaşılacağı üzere kira sözleşmesinin vergi dairesine bildirilmediği dikkate alınarak, kira sözleşmesinin kısa süreli olması, resmi kayıtlarda yer almaması, uzun süreli bir kiralamadan bahsedilememesi nedeniyle buna ilişkin itirazın reddi gerekmiştir. - Tarafların kusura ve sorumluluğa yönelik itirazlarında; Müteselsil sorumluluk, Kanundan doğan müteselsil borçluluğun bir türü olup aynı zararın oluşumunda rolü olan birden fazla kimsenin tazminatın tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu ve zarar görenin dilediği sorumludan tazminatın tamamını veya bir kısmını talep edebileceği sorumluluk türüdür. Zarar gören, zararın tamamını veya bir kısmını dilediği sorumlu veya sorumlulardan talep edebilir.
Bu husus HGK'nın 24.6.1983 tarih 1981/9-533 Esas 1983/724 Karar sayılı kararı ile "Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK.'nun 61.maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 163.maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.
Ancak, aynı Yasanın 141.maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz. Çünkü Hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez.
HMK 26.maddesi buna engeldir" şeklinde kabul edilmiştir.
Birden fazla kimseyi müteselsil sorumlu tutmak isteyen zarar gören, bu kimselere karşı dava açarken bu niyetini göstermesi, dava dilekçesinden müteselsil sorumlu tutmak istediği kişiyi göstermesi gerekir. Hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup teselsülden yararlanma hakkı zarar görene ait olduğundan zarar gören bu hakkı kullanmadıkça mahkeme onun yararına teselsül kuralını kendiliğinden uygulayamaz
Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır. Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan doğabilir.
Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir.
Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde "Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur" düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir.
Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.
Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde "Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır" demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır.
Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, zararın tamamını, isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. (YARGITAY17. Hukuk Dairesi 2016/7214 E, 2019/2775K-2016/7805 E,2019/3209 K )
Anlatılan yasal düzenleme ve ilkeler ışığında somut olayı incelediğimizde;
Davacı taraf, dava dilekçesinde açıkça davalıların kusuru oranında sorumlu tutulmasını istemediğine göre, mahkemece; davacı zararın tümünü davalılardan talep etmesi TBK.'da öngörülen teselsül kurallarına açık bir şekilde dayandığının kanıtı olduğu (HGK 24.06.1983 gün 1981/533E.-1983/724K) hususları gözetilmek suretiyle, ayrıca birbirini teyit eden ve olaya ilişkin gerek kesinleşen ceza dosyasındaki raporlar gerekse mahkemece alınan ATK kusur raporu kapsamında davalı sürücülerin kusurlu olduğu, bu yönde istinaf ve itiraz da olmayıp sabit olduğu üzere desteklerin genel kusur olarak kazanın oluşumunda kusuru bulunmadığına göre, davalıların zararın tamamından sorumlu tutulması yukarıda belirtilen müteselsil sorumluluk ilkesine uygun olduğundan, tarafların bu hususlara yönelik itirazın reddine karar vermek gerekmiştir. -Kamu düzeni ve bir kısım aktüer raporuna yönelik itirazların (ve davalı ..... Sigorta'nın yetiştirme giderine yönelik itirazın) incelemesinde;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C Anaysası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları.
Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bunun dışında;
Davalı vekilinin yetiştirme giderlerinin az hesaplandığına yönelik itirazı ile ilgili olarak, Her baba ve annenin çocuğunu belli bir yaşa kadar büyütmek, yetiştirmek ödevi olup çocuğun ölümü nedeni ile artık yapılması gerekmeyecek yetiştirme giderlerinin belirlenecek destekten yoksun kalma tazminatından düşülmesi gerekmektedir. Kaza tarihinde küçük yaşta olan desteğin ölümü sebebi ile hem anne hem de baba yönünden hesaplanacak tazminattan, asgari ücretin %5'i oranında yetiştirme giderinin indirilmesi gereklidir.(Bkz. bu konuya ilişkin YARGITAY 4. Hukuk Dairesi 2021/17904 ESAS, 2021/5002 KARAR sayılı yeni içtihadı)
Bu halde, mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre PMF yaşam tablosuna göre tazminat bilirkişisinden, yukarıdaki esaslara uygun ve "anne yönünden de yetiştirme gideri indirimi yapılmasına dair" rapor tanzimi sağlanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, TRH 2010 yaşam tablosu esas alınan bilirkişi raporuna göre karar verilmesi hatalı olup, kamu düzeni nedeniyle davalının buna dair istinafları kabul edilmiştir. -Davalı ..... Sigortanın ve .....'ın desteklik itirazında;
Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir.
Borçlar Kanunu’nda sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır.
Genel yaşam deneyimleri ve hayatın olağan akışı yetişkin bir insanın anne ve babasına her halükarda ve belirli bir düzeyde destek olacağını gösterir. Bu desteğin miktarı tarafların yaşam düzeyi, sağlık, sosyal ve ekonomik durumları ile orantılı olarak değişebilirse de çocuğun anne-babasına hiç destek olmayacağı kabul edilemez. Ölen çocuğun, gelecekte ana-babasına bakacağı yaşamın ve olayların normal akışı içinde beklenebiliyorsa, çocuk onlar için destektir.
Desteğin yardımının yalnızca para veya maddi katkı şeklinde bulunması zorunlu değildir. Çünkü, ölenin hizmet edebilme güç ve kabiliyeti de para ile ifadesi mümkün olan bir mali imkan teşkil eder. Eylemli ve düzenli olarak yapılan hizmet edimleri ve yardımlar da bir kimsenin destek sayılması için yeterlidir. Evladın bayram günlerinde anne ve babaya ziyareti ve evde ailesine yardımcı olması, her türlü hastalık ve sair sıkıntılarında yardıma koşma görevi de maddi desteğin kapsamında değerlendirilmelidir. (Emsal Yargıtay 17 Hd nin 2015/4497 esas 2018/331 karar sayılı ilamı) Buna göre somut olayda, ölen çocukların anne babasına farazi destek olduğu kabul edileceğinden, buna yönelik itirazın reddi gerekmiştir. - Birleşen dosya davacılarının hatır indirimi itirazında; 6098 sayılı Türk Borçlar Yasasının, "Tazminatın belirlenmesi" üst başlıklı 51/1 maddesi hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır.
Tazminattan indirim sebeplerini düzenleyen, Türk Borçlar Yasasının 52.maddesinde öngörülen sebepler, daha çok zarar görenle ilgilidir. "Hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı" yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle, maddede sayılan belirli hal ve durumlarda tazminattan indirim yapılması mümkün bulunmaktadır.
Anılan madde kapsamında yer alan indirim sebeplerinden bir kısmı; zarar verici fiile rıza, ortak veya kişisel kusurdur. Zarar gören, zararlandırıcı olayın sebep olacağı zarara önceden razı olabilir. Zarar gören, zarara açık veya örtülü bir irade beyanıyla razı olabileceği gibi, rızanın, diğer bir takım olgulardan da çıkarılması mümkündür. Makul bir insanın aynı şartlarda kendi yararı gereğince yapmaması gereken harekette bulunması da, zarar görenin ortak kusurunu ifade etmektedir. Zarar görenin bu kusuru, illiyet bağını kesmeyecek yoğunlukta ise tazminattan bir indirim sebebidir. Burada da hâkim, somut olayın özelliklerini dikkate alarak, hakkaniyet düşüncesiyle indirim yapabilecektir. Hatır taşıması bir kimseyi ücretsiz olarak ve bir karşılık almadan ve bir yararı bulunmadan taşıma halidir. Yani hatır için taşımada taşımanın karşılıksız olması veya alınan karşılığın önemsiz olması gerekir. Taşıma, işletenin veya sürücünün değil taşınanın yararına olmalıdır. Müterafik kusur ise; aynı şartlar altındaki makul, dürüst ve ortalama bir kişinin, kendi menfaati icabı, zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçınması gereken bir davranış tarzını ifade etmektedir. (EREN, Fikret. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Y.
2015.S.
582.Buna göre, hatır taşıması indirimi için kural olarak hatır taşıması şartlarının varlığı yeterli iken, müterafik kusur indirimi için zarar görenin, zararı önleyici ya da azaltıcı tedbirleri almamasında kusurlu olmasını ifade etmektedir.(Yargıtay 17 HD. 2014/21879 E- 2016/11087 K.)
Somut olayda, aynı araçta yolcu destekler ile davalı araç sürücüsü .....'ün arkadaş oldukları, ücretsiz birlikte seyahat esnasında kazanın meydana geldiği, bu halde davacının, hatır için taşındığı anlaşılmakla, hatır definde bulunulanlar için % 20 oranında indirim yapılması doğru olup itirazlar yerinde değildir. - Birleşen dosya davacılarının müterafik kusura yönelik itirazda;
Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md.
52.düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir. Somut olayda, müteveffa destek yolcunun emniyet kemeri takmadığının ATK raporu ve dosya kapsamı ile sabit olup yoldan fırlamasından anlaşıldığı, buna göre, tazminat miktarından yerleşik Yargıtay uygulamasına göre % 20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması yerinde olup itiraz yersizdir. -Davalı ..... Sigorta'nın ibraname ve ödemeye ilişkin itirazda; 2918 sayılı KTK'nun 111. maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasa’nın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Yasada belirtilen 2 yıllık süre, hak düşürücü süre olup mahkemece re'sen dikkate alınması gerekir.
Somut olayda; lehine maddi tazminata hükmedilen birleşen dosya davacısı ....vekili tarafından imzalanmış 09/11/2021 tarihli kayıtsız şartsız ibraname düzenlenmiş, ihtirazi kayıtsız (baba ..... için ihtirazi kayıt varken) olup, bu ibraname tarihinden itibaren iki yıllık hak düşürücü süre içinde eldeki dava açılmış bulunduğundan, yapılan ödemenin aktüer bilirkişi raporu ile ödeme tarihi itibariyle yetersiz olduğunun tespiti yapılması gerekirken doğrudan günceleme ile mahsup yapılması usul ve yasaya aykırı olup, yukarıda belirtilen paraflarda alınacak aktüer raporunda bu hususun da gözetilmesi gerektiğinden buna yönelik sigortanın itirazının yerinde olduğu görülmüştür. -Davalı ..... Sigorta'nın SGK ödemesi araştırılmadığı itirazında; Davacıların destekten yoksun kalma tazminat talep etmiş olmalarına, müteveffa çocukların öğrenci olup çalışmalarının bulunmamasına ve dolayısıyla SGK'dan rücuya tabi ödemelerin de bulunamayacak olmasına göre buna yönelik itirazlar yersizdir. -Birleşen dosya davacılarının, cenaze defin gideri bakımından itirazında; 6098 Sayılı Yeni Türk Borçlar Kanununun 53. maddesi ise bedensel zararların kapsamını şu şekilde tayin etmiştir. “Ölüm halinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:
1.Cenaze giderleri.
2.Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
3.Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar."
Yukarıdaki yasa maddelerinden de görüleceği üzere; trafik kazası sonucu şayet ölüm meydana gelmişse defin ve cenaze masrafları ile vefat eden mağdurun desteğinden yoksun kalan yakınlarının talep edebileceği destek yoksun kalma tazminatı talep edilebilecek zarar kalemlerini oluşturur. Trafik kazası sonucu yaralanma halinde ise tedavi giderleri, tedavi sırasında çalışılamayan günlere ilişkin zararlar, kalıcı bir maluliyet varsa, kalıcı maluliyetin getirdiği maddi gelir kaybı en önemli maddi tazminat kalemleridir. Ölümü halinde ise defin cenaze masrafları ve vefat eden mağdurun desteğinden yoksun kalan yakınlarının zarar talep edebilecek tazminat kalemleri olup bu zarar da sigorta teminatı kapsamındadır.
Keza Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı ile cenaze ve defin gideri istemine ilişkindir. Yargıtay’ın yerleşik uygulamaları gereği davalı taraf davacıların meydana gelen trafik kazası sonucu oluşan gerçek defin gideri zararlarını tazmini ile sorumlu olup davacı tarafın kendi milli değerlerine, yerel örf ve adetlerine göre yaptığı özel giderlerden sorumlu değildir. Somut olayda her ne kadar bir kısım cenaze masrafları Belediyece sağlanmakta ise de ,davacının belediyenin karşılamadığı, trafik kazası sonucu oluşan ve belgeye bağlanması mümkün olmayan gerçek defin gideri zararları olacağı açıktır.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamaları gereği davalı taraf davacıların meydana gelen trafik kazası sonucu oluşan gerçek defin gideri zararlarını tazmini ile sorumlu olup davacı tarafın kendi milli değerlerine, yerel örf ve adetlerine göre yaptığı özel giderlerden sorumlu değildir. Bu bağlamda; taziye teşekkür giderleri, yemek giderleri, mevlit gideri vs gibi zorunlu olmayan cenaze merasimi giderlerine yönelik istemler kapsam dışıdır. Mahkemece, davacıların gerçek cenaze ve defin gideri zararının ne kadar olduğunun belirlenmesi için belediyeden gelen yazı cevaplarına göre bunun dışında cenaze defin gideri bulunduğu ispatlanmadığından itirazın reddine karar verilmiştir. -Davalı ..... Sigorta'nın, teminat limitinin aşıldığına yönelik itirazda;
KTK'nun 96. maddesi hükmüne göre, garameten ödeme ilkesi; bir rizikonun gerçekleşmesi ile zarar görenlerin birden fazla olması ve tazminat alacaklarının da sigorta sözleşmesinde öngörülen sigorta bedelinden fazla olduğu hallerde, zarar görenlerden her birinin sigortacıya karşı yöneltebileceği tazminat miktarı isteminden, sigorta bedelinin tazminat alacaklıları toplamına olan oranına göre indirim yapılmasını ifade etmektedir. Burada amaç, zarar görenlerin birden fazla olması halinde, sigortacının poliçede gösterilen limitle sorumlu olacağı da dikkate alınarak, zarar görenler arasında eşitliği sağlayıcı biçimde ve poliçe limitini de aşmayacak biçimde eşit paylaştırmanın sağlanmasıdır. Garameten ödeme ilkesine ilişkin ifade edilen hususlar da dikkate alındığında, ölenin birden çok hak sahibinin bulunması ve tüm hak sahipleri için hesaplanan toplam tazminatın davalının düzenlediği poliçedeki kişi başına ölüm teminat limitini aştığı görülmektedir. (YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2015/7779 E 2018/6602 K)
Kabule göre Mahkemece hükmedilen miktar kapsamında; davadan önce dava konusu kazaya ilişkin olarak davacılara destekten yoksun kalma tazminat ödemesi ve hükmedilen miktar nazara alındığında kaza tarihi itibariyle kişi başı sakatlanma ve ölüm teminat limitinin (her iki aracın ve iki desteğin ölümü de nazara alınarak) aşılmadığı anlaşıldığından buna yönelik davalı istinafı yerinde değildir.
Bunun dışında kabule göre davalı ..... Sigorta'nın itirazlarından olarak, hükmedilen tazminat miktarı dışındaki vekalet ve yargılama giderleri teminat limiti içinde değerlendirilemeyeceği; hatır indirimi nedeniyle kısmen ret kararının takdiri indirim olup davacı aleyhine yargılama gideri olarak değerlendirilemeyeceğinden bu hususlara ilişkin itirazların yerinde görülmemiştir. -Birleşen dosya davacılarının ..... Sigorta lehine manevi tazminat için verilmemesi itirazında ise; Gerek dava gerekse ıslah dilekçelerinde diğer davalılarla birlikte herhangi bir miktar farklılığı ortaya konulmadan ve teminat klozu ile sınırlı olduğu belirtilmeden müştereken ve müteselsilen talepte bulunulduğundan itiraz dayanaksızdır. -Davalı .....'ın manevi tazminat miktarına itirazında; 6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir.
Somut olayda; yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, meydana gelen olayın ve davalı tarafın fiilin niteliği, olayın oluş yer ve şekli, kusur durumları, oluşan vefat ve yakınlık durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, davacılar için belirlenen manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete göre uygun olduğu görüldüğünden, buna yönelik itirazının reddine karar verilmiştir.
Bu nedenlerle, birleşen davada davacılar, davalı ....., birleşen davalı ..... Sigorta, asıl ve birleşen davalı ..... Sigorta vekillerinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1.Birleşen davada davacılar, davalılar ....., ..... Sigorta ve ..... Sigorta A.Ş vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2.Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
3.İstinaf yasa yoluna başvuran davacılar ve davalılar tarafından peşin olarak yatırılan, başvuru harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran taraflara iadesine,
4.İstinaf eden taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,
5.İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6.Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
7.Konya .. İcra Dairesinin ..... Esas sayılı dosyasına davalı ..... Sigorta tarafından sunulan; ... numaralı, 346.000,00 TL bedelli teminat mektubunun İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine,
8.Konya .. İcra Dairesinin ..... Esas sayılı dosyasına davalı ..... Sigorta A.Ş tarafından sunulan; .....numaralı, 105.000,00 TL bedelli teminat mektubunun İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.25/04/2024
Başkan
(e-imzalıdır)
Üye
(e-imzalıdır)
Üye
(e-imzalıdır)
Katip
(e-imzalıdır)
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.