11. Hukuk Dairesi 2008/12879 E. , 2010/8080 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03.06.2008 tarih ve 2007/403 - 2008/291 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 06.07.2010 gününde davacı avukatı ... gelip, davalı taraf duruşma gününü bildirir davetiye tebliğine rağmen gelmediği, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden tahsil ettiği parayı geri ödemediğini, bunun üzerine yetkili Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada 104.280,53 Euro anaparanın ve 5.876,83 Euro yargılama giderinin davalı şirketten tahsiline karar verildiğini, kararın 11.05.2006 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek, Alman Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 4 O 177/04 sayılı kararın ve masraf tespitine ilişkin ek kararın tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tenfizi istenilen ilam metninden de anlaşılacağı üzere ilamın konusunun Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisi dahilinde olan bir konuya matuf bulunduğunu, müvekkili şirket merkezinin Yozgat olması nedeniyle, kesin yetkili mahkemenin Yozgat Mahkemeleri olduğunu, yetkisiz mahkemede verilen ilamın kamu düzenine aykırı bulunduğunu, uyuşmazlığın taraflarının Türk vatandaşı olması nedeniyle uyuşmazlığa Türk Hukuku’nun uygulanması gerektiğini, müvekkili şirketin ortağı olan davacının TTK'nun 405. maddesi gereğince müvekkili şirkete verdiğini geri Isteme hakkı olmadığını, MÖHUK'nun 34 ve devam eden maddelerinde yazılı tenfiz koşulları bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, açılan davanın dayanağının 2675 sayılı MÖHUK'nun 38. maddesi olduğu, davacının davalı şirkette 354 adet hisseye sahip olup, HUMK'nun 17. maddesi gereğince kesin yetkili mahkemenin, Yozgat Mahkemeleri olduğu, ibraz edilen ve tenfizi istenilen karar gıyapta verilmiş olup, davalı tarafa savunma hakkı da verilmediği, tenfizi istenilen karar yönünden MÖHUK'nun 38. Maddesinde yazılı koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, davalı hakkında Alman Mahkemesi’nce verilen kararın tenfizine karar verilmesini istemiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK.’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfizin şartları ise aynı Yasa’nın 38. maddesinde düzenlenmiştir. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usulü işlemlere uyulmuş olması, Türklerin kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, tenfizi istenen kararın gıyapta verildiği ve davalıya savunma imkanının tanınmadığı, ayrıca davacının davalı şirkette 354 hisse sahibi olup, HUMK.’nun 17. maddesi hükmüne göre Yozgat Mahkemelerinin kesin yetkili bulunduğu, tenfizi istenen karar yönünden yasal şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, MÖHUK.’nun 38. maddesinde yazılı şartların mevcudiyeti halinde yetkili asliye hukuk mahkemesi, tenfiz kararı vermek mecburiyetindedir. Tenfiz hakimi yabancı kararın maddi hukuk bakımından doğruluğunu (md.38/e dışında) tetkik edemez. Bu yasak, 38. maddenin (d) bendinde yer alan hüküm istisna edilmek şartıyla, yabancı mahkemenin kendi usul hükümlerini doğru tatbik edip etmediğini tetkik için de geçerlidir. Yabancı mahkeme hükmünün kamu düzenine aykırı olmaması şartı da, yabancı mahkeme kararının maddi doğruluğunu tetkik için bir sebep teşkil etmez. Burada sadece yabancı hükmün tenfizinin Türk kamu düzenine aykırı sonuçlar meydana getirip getirmeyeceği meselesi tetkik edilir (Prof.Dr. Ergin Nomer, Devletler Hususi Hukuku, Beta Yayınları, 10.Baskı, sayfa 399-400). Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, tenfiz mahkemesinin incelemeleri, tenfizi istenilen karar üzerinden yapılmalıdır. Tenfizi istenen kararda yazılı hususlar dışında başka deliller değerlendirilmek suretiyle karar verilemez.
Somut uyuşmazlıkta ise mahkemece davacının davalı şirkette hisse sahibi olduğu, bu nedenle de şirket ile ortağı arasındaki uyuşmazlığın HUMK.’nun 17. maddesi uyarınca şirketin ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilmek suretiyle tenfizi istenen kararda yazılı hususlar dışında başka deliller değerlendirilmiş, yabancı mahkemece uyuşmazlığın şirket ile ortağı arasındaki bir uyuşmazlık olarak nitelendirilmediği gözden kaçırılmış, böylece gerçekte yabancı mahkeme kararının maddi hukuk bakımından doğruluğu denetlenmiştir.
Davacı vekilince sunulan yabancı mahkeme kararının incelenmesinden, tenfizi istenen kararı veren Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nce “dava dilekçesi ve eklerinin” davalıya 03.02.2005 tarihinde, 26.09.2005 tarihli gıyabi kararın da 10.08.2005tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’nde, sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında yapılacak tebligatların hangi makam tarafından ve hangi usul çerçevesinde yerine getirileceği belirlenmiş olup, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Almanya anılan sözleşmeye taraftır. Tenfizi istenen kararın bu usule uygun şekilde tebliğ edilmemiş olması halinde kesinleşmeyeceği, 2675 sayılı MÖHUK.’nun 34. maddesi uyarınca ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise tenfiz isteminde bulunulamayacağı açıktır.
Bu durum karşısında mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda öncelikle tenfizi istenen “kararın” ve dava dilekçesi ve eklerinin davalıya ne şekilde tebliğ edildiğinin araştırılması, tebliğin usulüne uygun olduğunun belirlenmesi halinde ise anılan karar üzerinden inceleme yapılarak, taraflar arasındaki ilişkinin yabancı mahkemece ne şekilde nitelendirildiği, bu nitelendirme karşısında verilen kararın MÖHUK.’nun 38. maddesi gereğince tenfizine engel bir halin olup olmadığının belirlenmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.