11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2010/6352 E. , 2011/16055 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Üsküdar 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08/09/2009 tarih ve 2009/348-2011/676 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, ,davalı emtia sahibi adına tescilli 03/10/2006 tarih ve 06341300 I ME 069250 sayılı özel beyan manifesto muhteviyatı 81kap 916 kg eşya davalı adına müvekkiline ait antrepoya teslim edildiğini, davalının eşyadan haberdar olduğunu , 03/10/2006 tarihinde navlun bedelini ödeyip eşyayı kabul ettiğini, antrepo bedelini ödemesi için davalı aleyhine Küçükçekmece 3. İcra Müdürlüğü'nün 2008/2970 E. sayılı dosyası ile takip başlattıklarını davalının takibe itiraz ettiğini ,takibin yapıldığı tarih itibariyle davalının temerrüde düştüğünü belirterek 03/10/2006-13/06/2007 tarihleri arasında geçen süre için 1995 Euro ardiye ücretinin reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı , davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, antrepo alacağının tahsili istemine ilişkindir.
1.Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK.'un 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 tarih ve 1991/7 esas, 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda mahkemece kısa kararda “asıl alacağa yönelik itirazın iptaline, takibin devamına” karar verildiği halde , gerekçeli kararda “1995 Euro'nun 27/02/2008 tarihinden geçerli olarak reeskont faizi ile birlikte TL karşılığı paranın davalıdan alınarak davacıya verilmesine “ şeklinde hüküm kurulmuştur. Bu durumda mahkemece verilen kısa karardaki hüküm ile gerekçeli kararda kurulan hüküm arasında belirgin şekilde çelişki bulunduğundan kararın öncelikle bu yönden bozulması gerekmiştir.
2.Bozma neden ve şekline göre de davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.