Danıştay 10. Daire Başkanlığı
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/2490 E. , 2023/6998 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
DAVANIN_KONUSU : 29/03/2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmeliğin 74. maddesi, 2. fıkrası, (ğ) bendinde yer alan "kurumdaki tutum, davranış, eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılma gibi durumları göz önünde bulundurularak idare ve gözlem kurulu tarafından yapılacak değerlendirmeye göre" ibaresinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istenilmektedir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca Tetkik Hakiminin raporu ve sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra, gereği görüşüldü: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesi, 3. fıkrası, (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; aynı maddenin 6. fıkrasında, yukarıdaki hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağı; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesi, 1. fıkrası, (b) bendinde de, davacının, dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 14. maddesinde, kısıtlıların fiil ehliyetinin bulunmadığı;
16.maddesinde, kısıtlıların, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri;
407.maddesinde, bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olan her erginin kısıtlanacağı, cezayı yerine getirmekle görevli makamın, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlü olduğu;
413.maddesinde, vesayet makamının, bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak atayacağı;
462.maddesi, 8. fıkrasında, vasinin dava açabilmesi için vesayet makamının izni gerektiği;
471.maddesinde ise, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayetin, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı hüküm altına alınmıştır.
Aktarılan yasal düzenlemelere göre bir yıl veya daha fazla süreli hapis cezasına mahkum olanların cezalarını çekmeye başlamaları üzerine, hükmü icra ile görevli idarenin durumu sulh hukuk mahkemesine hemen ihbar ederek vasi atanmasını sağlamakla yükümlü olduğu, kısıtlının, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davalar dışındaki davaları vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesinin izni ile vasisi veya vasinin tayin edeceği vekili aracılığıyla açabileceği kuşkusuzdur.
Her ne kadar, Anayasa Mahkemesinin 22/03/2023 tarih ve E:2022/105, K:2023/54 sayılı kararıyla 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 407. ve 471. maddelerinin iptaline karar verilmiş ise de; Anayasa Mahkemesi tarafından iptal kararı nedeniyle meydana gelecek olan hukuksal boşluğun kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek nitelikte olduğu belirtilerek, Anayasanın 153. maddesi ve 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiğinden, iptaline karar verilen kanun hükümlerinin kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı 23/06/2023 tarihinden itibaren 9 ay boyunca (23/03/2024 tarihine kadar) yürürlükte kalacağı açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 2013/6099 (41-42. paragraf) ve 2013/5876 (26 - 27. paragraf) başvuru numaralı kararlarında da, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yürürlüğünün ertelenmesi halinde, erteleme süresince iptali ertelenen kanun hükümünün yürürlükte olduğu ve bu hükmün ilgililere uygulanmasının kanunilik koşulunun ihlaline neden olmayacağı açıkça kabul edilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacı ...'in yargılandığı ceza davası sonucunda bir yıl veya daha fazla süreli hapis cezasına mahkum olması nedeniyle ... Sulh Hukuk Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ek kararıyla ...'in (T.C. Kimlik No:...) davacıya vasi olarak tayin edildiği bakılan davanın ise bizzat davacı tarafından açıldığı, bunun üzerine Dairemizin 09/02/2023 tarihli ara kararı ile vasi ...'e görülmekte olan bu davayı davacının vasisi olarak kendisinin veya tayin edeceği vekilin takip edip etmeyeceğinin sorulduğu ve sulh hukuk mahkemesinden alınmış izin belgesinin istenildiği, bu kararın vasiye 19/04/2023 tarihinde tebliğ edildiği; ancak karara ilişkin herhangi bir cevap verilmemesi üzerine Dairemizin 14/06/2023 tarihli ikinci ara kararı ile davayı takip etme iradesinin "ara kararı gereğinin yerine getirilmemesi durumunda dosyadaki bilgi ve belgelere göre karar verileceği" ihtarını içerecek şekilde vasiye ikinci kez sorulduğu, bu ara kararının da vasiye 20/09/2023 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen verilen süre içerisinde vasi ... tarafından davanın takip edileceği yönünde bir başvuruda bulunulmadığı görüldüğünden, davacının vasisi konumunda bulunan ...'in görülmekte olan uyuşmazlığı takip iradesinin bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu durumda, dava açma ehliyetinden yoksun olan davacının vasisi tarafından takip edilmeyen davanın, davacının objektif ehliyet koşulunu taşımadığı gerekçesiyle ehliyet yönünden reddedilmesi gerekmektedir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;
1.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi ve 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca ehliyet yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Aşağıda dökümü yapılan … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3.Ödenmemiş olan yargılama giderlerinin davacıdan tahsili için ilgili vergi dairesi müdürlüğüne müzekkere yazılmasına,
4.Kararın bir örneğinin 7201 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca hükümlü ...'e bilgi amaçlı olmak üzere tebliğini teminen … No'lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmesine,
5.Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 16/11/2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY :
Dava; 29/03/2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmeliğin 74. maddesi, 2. fıkrası, (ğ) bendinde yer alan "kurumdaki tutum, davranış, eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılma gibi durumları göz önünde bulundurularak idare ve gözlem kurulu tarafından yapılacak değerlendirmeye göre" ibaresinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılmıştır. Bakılan davada, davacının hakkında açılan ceza davasında bir yıldan fazla süreli hapis cezasına mahkum olduğu görülmüştür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinde ehliyet konusunda da 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na atıfta bulunulmuştur. 6100 sayılı Kanun'un "Taraf ehliyeti" başlıklı 50. maddesinde, "Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir" denilmiş; "Dava ehliyeti" başlığını taşıyan 51. maddesinde ise, "Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir" hükmü yer almıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Özgürlüğü bağlayıcı ceza" başlığı altında düzenlenen 407. maddesinin birinci fıkrasında, bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her erginin kısıtlanacağı;
471.maddesinde ise, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayetin, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı hüküm altına alınmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 22/03/2023 tarih ve E:2022/105, K:2023/54 sayılı kararıyla 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 407. ve 471. maddelerinin iptaline karar verilmiş, iptal kararı nedeniyle meydana gelecek olan hukuksal boşluğun kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek nitelikte olduğu belirtilerek, Anayasanın 153. maddesi ve 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemiş bulunması, yasama organına iptal kararının gerekçesine uygun olarak yeni bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak amacına yöneliktir.
İptal kararının yürürlüğe gireceği tarihin ileriye dönük olarak ertelenmiş olmasının, yargı yerlerinin çözümlemekte oldukları uyuşmazlıklarda Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilen yasa kurallarını uygulaması sonucunu doğurduğundan bahsedilemez. Aksi bir yorum, Anayasa Mahkemesince bir kanun maddesinin Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde, eldeki davaların Anayasaya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi anlamına geleceğinden hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerine aykırı düşecektir.
Bu durumda, bizzat hükümlü bulunan davacı asil tarafından açılan işbu davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, iki kez ara kararı ile vesayet makamının izni olup olmadığı ve davayı takip edip etmeyeceği hususunda vasiye tebligat yapıldığı ve davacının bu ara kararlarından haberdar edilmediği de gözetildiğinde, vasinin davayı takip etmemesi üzerine davacının doğrudan ve yalnızca kendisini ilgilendiren bu davayı gördürme olanağından yoksun kaldığı anlaşıldığından, davacının yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmesi gerekmekte olup, aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.