Esas No
E. 2020/7503
Karar No
K. 2022/4265
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku

T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:

T.C.

KONYA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

6. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO :

KARAR NO:

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : KONYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 08/12/2023

NUMARASI : Esas - Karar

VEKİLİ: Av.
İSTİNAF EDEN DAVALI:
VEKİLLERİ: Av.

Av.

DAVA: Menfi Tespit

İSTİNAF KARARININ

KARAR TARİHİ: 08/07/2024
YAZIM TARİHİ: 09/07/2024

Taraflar arasında görülen davada Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas -2.... Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten ve üye hakimin görüşleri alındıktan sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

DAVA:

Davacı vekili, müvekkiline dava dışı ..... Sanayi A.Ş. lehine 2005 yılında kefalet sözleşmesi imzalatıldığını, 12 yıl sonra müvekkili aleyhine Konya ... İcra Müdürlüğü'nün ....6 Esas sayılı dosyası ile ......Sanayi A.Ş. adına davalı bankaca düzenlenen 75.000,00 TL tutarındaki teminat mektubu bedeli ve komisyon bedelinin tahsili için icra takibi başlatıldığını, bankaca müvekkilinin sorumlu tutulmaya çalışıldığı kefalet sözleşmesinin ise 23.11.2005 tarihli olduğunu, sözleşme tarihi dikkate alındığında 10 yıllık hak düşürücü sürenin 23.11.2015 tarihi itibariyle dolduğunu, kaldı ki müvekkili yönünden kefilliğin şartları gerçekleşmemiş olup, ortada geçerli bir kefalet sözleşmesinin de bulunmadığını, kefalet süresinin sona ermediği ve kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu kabul edilse dahi teminat mektubu ve komisyon bedelinden müvekkilinin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, davacı tarafından başlatılan takipte işlemiş faiz icraya girilmiş ise de, kefil olarak sorumlu tutulan müvekkilinin temerrüde düşürülmediğini ileri sürerek, müvekkilinin takip dosyası ve takibe konu alacaktan dolayı borçlu olmadığının tespitine, davalı aleyhine alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, davacının kat ihtarına ve açılan takibe itiraz etmediğini, takibi sürüncemede bırakmak için Konya .. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas ve Konya .. İcra Hukuk Mahkemesi'nin .... Esas sayılı dosyaları ile müvekkili aleyhine davalar açıldığını, davacı, teminat mektubu bedeli ve komisyon bedelinden sorumlu olmayacaklarını belirtse de kefillerin bankaya karşı nakdi ve gayri nakdi risklerden dolayı sorumlu olduklarını, kefilin temerrüde düşürülmediğine ilişkin itirazların yersiz olduğunu ve kefile 21.09.2015 tarihinde kat ve muacceliyet ihtarının tebliğ edildiğini, davacının söz konusu genel kredi sözleşmesi ile müşterek borçlu ve müşterek müteselsil kefil statüsünde bulunduğunu, söz konusu kefaletin ise süre bakımından süresiz kefalet olduğunu, süresiz kefalette müteselsil kefiller borçtan kurtulmak için TBK 601. maddesi gereğince bildirimde bulunmayan kefilin borcundan kurtulmasının mümkün olmadığını, bu yönüyle kefilin müvekkili bankaya herhangi bir bildirimde bulunmamış olduğundan kefaletin sona ermediğini, kefaletin son bulduğu düşünülse bile müşterek borçlu statüsü nedeniyle borçtan sorumluluğu devam edecek olup, borçtan tamamıyla kurtulmasının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddine, davacı aleyhine % 20'den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, kefaletin sona ermediğine ilişkin mahkeme aksi kanaatte ise davacının müşterek borçlu statüsü nedeniyle borçlu olduğu tutarın tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "...Tüm dosya kapsamı ile icra dosyası içeriği incelendiğinde; Emsal İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi'nin 29.09.2022 tarihli.... Esas ve ... karar sayılı kararında : "Dava, genel kredi sözleşmesine dayalı alacağın müşterek borçlu müteselsil kefilden tahsili için başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve takibin iptali talebine ilişkindir.

Mahkemece, davacının müşterek müteselsil kefaleti nedeniyle hesap kat tarihinden itibaren takip tarihi itibariyle 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğundan bahisle, davanın kabulü ile davacının takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ve takibin iptaline karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Dava dışı asıl borçlu......San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davacı arasında tarihsiz ve süresiz kredi sözleşmesi akdedilmiş ve davacı kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzalamış, davalı banka tarafından kredi hesabı 05.05.1999 tarihinde kat edilerek davacıya kat ihtarnamesi tebliğ edilmiş ve 01/06/2017 tarihinde davacı aleyhine genel haciz yolu ile takip başlatılmıştır. Yargılama sırasında davalı banka tarafından takip konusu alacak davalı ..... Yönetim A.Ş.'ye temlik edilmiştir.

Uyuşmazlık, takibe ve davaya konu kefaletnamenin geçerli olup olmadığı, takip tarihi itibariyle kefalet ilişkisinin sona erip ermediği noktasında toplanmaktadır. Takip tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesinde;"Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur. Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir." hükmü düzenlenmiştir.

Söz konusu maddede öngörülen süre hak düşürücü süre olup mahkemece resen gözetilecektir. (T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/7503 Esas, 2022/4265 Karar sayılı, 31.05.2022 tarihli emsal kararı) 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 5. maddesi ise "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur.

Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden daha uzun olamaz."şeklindedir.

Bu hükümlere göre, 6098 sayılı TBK'nın yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süre ve zamanaşımı süreleri eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edecektir. Ancak bu sürelerin henüz dolmamış kısmı TBK'da öngörülen süreden uzun ise kanunun yürürlük tarihinden başlayarak TBK'da öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olacaktır. Buna karşın bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, TBK'da öngörülen süreden kısa ise eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edecektir. TBK'da ilk kez öngörülen ve fakat yasanın yürürlük tarihi itibariyle dolmuş olan süre 1 yıldan kısa ise hak sahiplerinin yararlanabileceği ek süre TBK'da ilk kez öngörülen süre kadar olacaktır.

Somut davada; davaya konu kefaletname ve kat tarihi itibariyle 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu, davalı tarafından davacıya karşı 01/06/2017 tarihinde icra takibine başlandığı ve takip tarihi itibariyle yasada belirlenen 1 yıllık ek süre de dolduğundan kefalet kendiliğinden kalkmış olup, davacının kefaletten dolayı bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde değildir."

Davacı aleyhine başlatılan Konya ... İcra Müdürlüğü'nün .... Esas sayılı dosyasında takibe dayanak sözleşme davalı ile dava dışı ..... Sanayi A.Ş arasındaki Genel Kredi Sözleşmesidir. Sözleşme davacı .....Tarafından 23/01/2005 tarihinde kefil sıfatıyla imzalanmıştır. Davalının icra takibini başlattığı tarih 21.03.20217 tarihi olup bu tarih itibariyle yasada belirtilen hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu anlaşıldığından davacının davasının kabulüne karar vermek gerekmiştir. Ayrıca davacının hak düşürücü süre dolmuş olmasına rağmen icra takibine girişmiş olması haksız ve kötü niyetli olarak değerlendirilmekle davacının talebi doğrultusunda kötü niyet tazminatına hükmetmek gerekmiş olup bu yönde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...." gerekçesiyle, davanın kabulüne, davacı ......'ün Konya. İcra Müdürlüğü'nün .... Esas sayılı icra takibi nedeniyle davalı ..... Bankası A.Ş'ye borçlu olmadığının tespitine, takip tutarı 123.247,33 TL'nin %20'si olan 24.649,466‬ TL tazminatın davalı .....

Bankası A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davalı vekili, mahkemece, davacının, 23.01.2005 tarihinde kredi sözleşmesini kefil sıfatıyla imzaladığı, davalı Halk Bankasının icra takibine başladığı, 21.03.2017 tarihi itibariyle yasada belirtilen hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiğini ancak eski İİK ve BK ile yeni İİK ve BK eski Borçlar Kanununda yer almayan hak düşümü süresi, eski yasaya göre zamanaşımı süreleri ve zamanaşımının durduğu sürelerinin yanlış irdelendiğini, takibe dayanak genel kredi sözleşmesinin ticari nitelikte bir kredi olduğunu, davacının sözleşmeyi kefil ve müteselsil borçlu sıfatıyla imzaladığını, borçlu ...... firmasının FETÖ soruşturmaları kapsamında TMSF'ye devredildiğini, borçlu ......

San. A.Ş.'nin Konya ..Asliye Ticaret Mahkemesinde .... E. sayılı dosyası ile iflasın ertelenmesi davası açtığını ve bu nedenle borçlular aleyhine icra takibine başlanılamadığını, iflasın ertelenmesi davası ile sürelerin işlemeyeceğini ve takip yapılamayacağını, mahkemece iflasın ertelenmesi davasının görmezden gelindiğini, davacının kat ihtarnamesine süresinde itiraz etmediğini ve alacağın kesinleştiğini, temerrüde düştüğünü ayrıca, müvekkilinin hem alacaklı hem de hak kaybına uğratılmışken, gerçekte var olan alacağını tahsil etmeye çalışan banka aleyhine kötüniyetli olduğundan bahisle kötüniyet tazminatına hükmedilmesinin haksız olduğunu ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, teminat mektubu ve komisyon bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.

Mahkemece yapılan yargılama sırasında bilirkişi raporu alınarak, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne, davalının hak düşürücü süre dolmuş olmasına rağmen icra takibine girişmiş olmasının haksız ve kötüniyetli olduğu gerekçesiyle de davalı banka aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedildiği anlaşılmıştır.

TBK'nın 598. maddesinde ''Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur. Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşmiş olursa, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır. Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir.'' hükmü düzenlenmiştir.

Mahkemece de anılan yasal düzenleme uyarınca davalı kefil yönünden alacak için öngörülen hak düşürücü sürenin dolduğundan bahisle davanın kabulü ile davalı bankanın takip başlatmakta kötüniyetli olduğundan bahisle davacı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmiş olmakla, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf istemleri nazara alındığında ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığı ve bu itibarla, davalı vekilinin tüm istinaf istemlerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.Davalı vekilinin istinaf başvuru talebinin ESASTAN REDDİNE,

2.Alınması gereken 8.419,02 TL harçtan, peşin alınan 2.104,76 TL harcın mahsubu ile bakiye 6.314,26 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,

3.İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,

4.İstinafa başvuran davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

5.Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,

6.Dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 08/07/2024 tarihinde oybirliği ile HMK'nın 362/1.a maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.

Başkan Üye Üye Katip

(e-imzalıdır)

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.