20. Hukuk Dairesi

Dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, ticaret unvanı ve alan adı terkini ile hükmün ilanı istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı şirketin ticaret unvanının esas/ayırt edici unsuru olan “...” ibaresininin marka olarak da tüm sınıflarda tescilli bulunduğu, davalı şirketin aynı zamanda ticaret unvanı da olan "..." ibaresini ticari faaliyetlerinde tescilsiz marka olarak kullandığı, davalı tarafın “...” ve "...+ŞEKİL" şeklindeki markasal kullanımları ile davacı tarafın "...", "...+ŞEKİL" esas unsurlu tescilli markaları arasında, biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, zira markalar ile kullanımların esaslı unsurunu "..." ibaresinin oluşturduğu, bu durumun markaya tecavüz ve TTK'nın 54 vd.maddeleri uyarınca haksız rekabet yaratacağı, ne var ki davalı tarafın ticaret unvanının 12/10/2005 tarihinde tescil edildiği, alan adının ise 17/09/2007 tarihinde davalı adına tahsis edildiği ve davalının kötüniyetle hareket ettiğinin ispat edilemediği, bu durumda mahkemece ticaret unvanı ve alan adı terkini istemleri bakımından davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığının kabul edilmesinin yerinde olduğu, davacı vekilinin tescilli marka hakkına dayandığı, SMK'nın 156/3 maddesi gereğince, davacı tarafın, kendi yerleşim yerinde, hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği yahut bu fiilin etkilerinin görüldüğü yerde dava açmakta seçimlik hakkının bulunduğu, somut olayda web sitesinde yapılan kullanımın etkileri her yerde görüleceğinden işbu davaya bakmakta Ankara mhkemelerinin yetkili olduğu, öte yandan mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması karşısında, HMK'nın 326/2. maddesindeki "Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır." hükmüne istinaden davanın kabul/ret oranının % 80 olarak belirlenmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap