6.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...5. Genel İcra Dairesinin 2017/9596 Esas sayılı dosyasında alacaklı konumda bulunan ...Madencilik İnş. San. Ve Tic. A.Ş. dava dışı takip borçlusu ... (T.C.:...) kişisinden alacaklı olduğundan bahisle tarafına 05/02/2024 tarihinde 89/1 haciz ihbarnamesi göndermiş olduğunu ve süresinde itiraz edilmemesinden dolayı da 06/03/2024 tarihinde tebliğ edilen 89/2 haciz ihbarnamesini gönderdiklerini, 89/3 haciz ihbarnamesinin ise 22/04/2024 tarihinde tarafına tebliğ edildiğini, şahsının dava dışı takip borçlusu ...'E herhangi bir borcunun bulunmadığını, borçlunun eşi olması nedeniyle tarafına anılan tebligatlar yapıldığını ancak takip borçlusuna herhangi bir borcunun olmadığını, bu nedenlerle, İcra ve İflas Kanunu'nun 89/3. maddesinde belirtilen sürede takip borçlusu ...'e borçlu olmadığının tespit edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasından önce dava şartları ve görev hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Dava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan koşullardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “kamu düzeni” ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde hem de yargılamanın her aşamasında tüm dava şartlarının oluşup oluşmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumundadır. 6100 sayılı HMK'nın "dava şartları" başlıklı 114. Maddesinin 1-c bendinde "mahkemenin görevli olması" hususu da dava şartı olarak düzenlenmiştir. Görüleceği üzere dava şartlarından olan görev hususunun kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her aşamasında kendiliğinden ve öncelikle dikkate alınması gerektiği açıktır. Dava, İİK'nın 89/3. maddesine dayalı menfi tespit istemine ilişkindir. Eldeki dava, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarih olan 01/07/2012 tarihinden sonra açılmış olup, davanın ticari niteliği ve görevli mahkemenin belirlenmesinde 6102 Sayılı TTK ile getirilen düzenlemelerin değerlendirilmesi gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 4. Maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer Kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. İİK'nın 89/3. maddesinin, üçüncü cümlesi, "..İkinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur..." hükmünü içermektedir. Bu hükümde belirtilen mahkemenin hangi mahkeme olduğu konusunda bir açıklık bulunmamakla birlikte İİK'nın 235/1. maddesindeki gibi kayıt kabul ve 154/3. maddesindeki gibi iflas davaları için Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu yolundaki açık bir düzenleme bulunmadığından bu mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun kabulü gerekir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 12.04.2016 Tarih ve 3568 E., 6425 K. ve 17.12.2015 Tarih ve 7065 E., 17162 K., sayılı ilamları da bu yöndedir. Somut olayda, davacı ile davalı alacaklı arasında doğrudan bir ticari ilişki bulunmadığı gibi, uyuşmazlık davalı alacaklı tarafından başlatılan icra takibinde, borçluya borcu bulunduğu gerekçesiyle davacıya çıkarılan haciz ihbarnamelerine itiraz edilmemesi nedeniyle yedinde sayılan borçtan dolayı borçlu olmadığının tespiti istenmektedir. Bu durumda İİK'nın 89/3. maddesine dayalı olarak açılan davada, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkemenin görevine ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir. (Aynı yönde bkz. ...BAM 23. HD'nin 2019/1494 Esas, 2023/1362 Karar sayılı, 20/09/2023 Tarihli ilamı ve yine aynı hususta yargı yeri belirlenmesine dair ...BAM 13. HD'nin 2023/1051 Esas, 2023/1125 Karar, 25/09/2023 tarihli ilamları incelenebilir.) Yapılan bu açıklamalar doğrultusunda mahkememizin görevsizliğine dair karar vermek gerekmiş, Yargıtay HGK'nın 2017/15-2141 Esas, 2019/442 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 6100 sayılı HMK'nın 115/1, 138. Maddeleri ve usul ekonomisi ilkesi uyarınca (duruşma günü verilmeksizin) dosya üzerinden davanın görevsizlik nedeni ile dava şartı yokluğundan usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın