Sanığın, müştekiye ait kredi kartlarını hırsızlık suretiyle ele geçirdiği ve bu kartları kullanarak kendisine yarar sağladığının anlaşılması karşısında Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.03.2010 tarih ve 2010/11-17 esas 2010/65 sayılı kararında açıklandığı üzere 5237 sayılı TCK'nun 245/1. maddesindeki "her ne surette olursa olsun ele geçirilen" tabirinin hukuka uygun olarak ele geçirmeyi ifade ettiği, kartın hukuka aykırı olarak ele geçirilmesinden sonra bu kartın kullanılmasının iki ayrı suçu oluşturacağı, somut olayda kredi kartının hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi eyleminin aynı Yasanın 142/1-b maddesindeki hırsızlık, kartın kullanılarak menfaat elde edilmesi eyleminin, 245/1. maddesindeki "kredi kartının kötüye kullanılması" suçunu oluşturduğu, fikri içtima koşullarının bulunmadığı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 16.08.2007 gün, 2007/29614 numaralı iddianamesi ile hırsızlık suçundan da dava açıldığı dikkate alınarak, sanık hakkında, hırsızlık suçundan zamanaşımı süresi içerisinde karar verilmesi, gerekçeli karar başlığında yanlış gösterilen suç tarihinin 19.11.2005 olarak mahallinde düzeltilmesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.12.2006 gün ve 301/296 sayılı kararında da açıklandığı üzere; kazanılmış hakka konu olamayacağından hapis cezasına mahkumiyetin doğal sonucu olarak 5237 sayılı TCK'nun 53. maddesindeki hak yoksunluklarının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüş, sanığın haksız şekilde elde ettiği, mağdura ait farklı bankalar tarafından verilmiş kredi kartları ile değişik zamanlarda birden fazla işyerinden alışveriş yapmakta kullandığının anlaşılması karşısında; yüklenen "banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması" suçundan verilen cezanın TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri gereğince artırılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış, sanığın savunmasının alındığı 07.06.2008 tarihinden hüküm tarihine kadar müştekinin zararını giderdiğine dair bir delil bulunmadığı gibi temyiz dilekçesinde de zararı ödediğine dair bir beyanının bulunmaması ve müştekinin 08.05.2008 tarihli beyanı ile soruşturma aşamasında kolluk tarafından alınan 02.03.2006 tarihli ifadesinde zararının bankalar tarafından ödendiğine dair açık bir beyanının bulunmaması karşısında tebliğnamedeki (1) ve (2) numaralı bozma düşüncelerine iştirak edilmemiştir.