11. Hukuk Dairesi
Davalı vekili, davacı vekili tarafından, 05.04.2016 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucunda oluştuğu iddia edilen maddi zararın tahsili amacı ile davalı şirket aleyhine 28.11.2018 tarihinde huzurda görülmekte olan davanın ikame edildiğini, huzurdaki dava açılmadan hatta dava konusu kaza meydana gelmeden önce 26.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6704 Sayılı Kanun ile 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesinin değiştirildiğini, trafik kazasından doğan tazminat talepleri için dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta şirketine yazılı olarak başvurunun bir dava şartı haline getirildiğini, davacı yanca davalı şirkete yapılan başvuruya istinaden şirket nezdinde hasar dosyası açıldığını, davacının sunmuş olduğu kaza ve diğer hastane evraklarının medikal incelemeye gönderilerek özür oranı tespiti için rapor alındığını, Serebral Asistans Tıbbi Danışmanlık Hizmetleri tarafından hazırlanan 04.09.2018 tarihli tıbbi mütalaada; “medikal görüşümüz kazazedenin 05.04.2016 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası nedeni ile husule gelmiş bulunan yaralanmaları ile bunlara yönelik tedavilere ilişkin projeksiyonla muhtemel sürekli arazı/arazları bağlamında özür oranının tahminen %0 olabileceği noktasındadır.” dendiğini, davacının kaza nedeniyle maluliyetinin husule gelmemiş bulunması sebebiyle davalı şirketin tazminat ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını, davanın reddinin gerektiğini, davaya konu kazaya karışan ... plaka sayılı aracın davalı ... nezdinde 0001-0210-14329825 numaralı Trafik Sigorta Poliçesi ile 20/01/2016-20/01/2017 tarihleri arasında sigortalı olduğunu, davalı şirketin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası gereğince dava konusu zararlara ilişkin olarak sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olup sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve zarar nispetinde olduğunu, poliçeye müstenit müşterek müteselsil sorumluluklarının poliçe limitiyle sınırlı olmakla beraber; masraf, vekâlet ücreti sorumluluklarının da bu miktara isabet eden oranlarda olacağını, poliçe limitinin maktuen ödenecek rakam olmadığını, poliçe limiti üzerindeki zararlardan davalı şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, zorunlu trafik sigortasının sorumluluk sigortası olup, bu nedenle bu sigorta ile sigorta ettiren kişinin işleteni olduğu motorlu araçların üçüncü kişilere verdikleri zararların karşılanmasının amaçlandığını, zorunlu trafik sigortasında, sigortacının karşılamakla yükümlü olduğu zararların, işletme halinde motorlu aracın neden olduğu kazalarda üçüncü kişilerin zararına neden olacak bir kazanın meydana gelmesi ve bu kazada araç işleteninin sorumlu bulunması gerektiğini, araç işleteninin ve sürücünün kusursuz olduğu hallerde sigortacının da tazminat ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını, kusur durumunun net ve kesin olarak tespitinin gerektiğini, sayın mahkemece davacının iddia ettiği kalıcı sakatlığının tespiti için rapor alınması halinde, hazırlanacak raporda trafik sigortası genel şartları gereği meslekte kazanma gücü kaybı oranının değil, özürlülük oranının dikkate alınması gerektiğini, dava konusu sigortalı aracın poliçesi genel şart değişikliği sonrasında 20.01.2016 tarihinde tanzim edilmiş olduğundan yeni genel şartların uygulanmasının gerektiğini, mahkemece bilirkişi incelemesine başvurulması halinde, hazırlanacak raporda TRH 2010 yaşam tablosu ve %1.8 teknik faiz oranının esas alınması gerektiğini, meydana gelen kaza nedeniyle geçici iş göremezlik giderinin, bakıcı gideri ile geçici ve sürekli iş göremezlik dönemine ait tedavi giderlerinden davalı şirketin sorumlu tutulamayacağını, zira bu hususta sorumluluğun sosyal güvenlik kurumuna ait olduğunu, davacı yanca, davalı şirkete yapılan başvuru neticesinde davacının maluliyetinin bulunmaması sebebiyle taleplerinin reddedildiğini, dolayısıyla davalı şirketin temerrüdünün söz konusu olmadığını, mahkemece faize hükmedilmesi halinde, faiz başlangıç tarihinin dava tarihi olması gerektiğini, aleyhlerine açılan davanın reddine, yargılama harç ve giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, mahkemece Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığından alınan maluliyet raporuna göre davacının 05.04.2016 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasına bağlı yaralanması nedeniyle Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre meydana gelen yaralanması nedeniyle herhangi bir özür oranının bulunmadığı tespit edildiğinden davacının sürekli iş göremezlik zararının oluşmadığı anlaşılmakla davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin reddine, yargılama sırasında Anayasa Mahkemesi’nin 2019/40 esas, 2020/40 karar, 17/07/2020 tarihli iptal kararının, 9 Ekim 2020 günü 31269 sayılı RG’de yayınlandığı, bu karar ile 14/04/2016 tarihli, 6704 sayılı 3. Maddesiyle değiştirilen 90. Maddesinin 1. cümlesinde yer alan “… ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresinin, ikinci cümlesinde yer alan “… ve genel şartlarda…” ibaresinin iptaline karar verildiği, ZMMS Genel Şartlarının atfı nedeniyle maluliyetin tespitinde Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanırken AYM iptal kararındaki iptal gerekçesi gözetilerek artık maluliyetin Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre tespitinin mümkün olmayacağı, Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin uygulanması gerekeceğine ilişkin Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. HD’nin 2020/845 esas - 2020/1149 karar sayılı, 2020/1056 esas-2020/1148 karar sayılı, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. HD’nin 2019/824 esas, 2020/1025 karar sayılı, 2019/3373 esas, 2020/1022 karar sayılı ilamı gibi birçok verilen emsal nitelikteki kararlar gözetilerek oluşturulan ara karar uyarınca ilk olarak davacının Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre maluliyet raporunun alındığı ve bu raporda tespit edilen maluliyet oranı üzerinden aktüer bilirkişinin hesap raporunu düzenlediği, davacının hesap raporuna göre bedel artırım ve ıslah dilekçesi sunduğu, davacının dava değerini artırmakta ve ıslah ekmekte bir kusurunun bulunmadığı gözetilerek davalı lehine artırılan ve ıslah edilen değer üzerinden vekalet ücreti takdirinin hakkaniyet ve iyiniyet kurallarına aykırı olacağı kanaatine varılarak dava dilekçesindeki değer üzerinden vekalet ücreti takdir etmek gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacılar vekili, İDM'ce kaza tarihinde geçerli olan Özürlülük Ölçütü yönetmeliğine göre davacıların kalıcı maluliyeti çıkmadığından dava red edildiğini, bu kararı kabul etmelerinin mümkün olmadığını, zira 09/10/2020 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararı gereği, ZMMS genel şartlarının ilgili maddelerinin iptal edildiğini, Anayasanın 153/6 maddesi gereği Anayasa Mahkemesi kararları hüküm kesinleşinceye kadar uygulanabileceğinden Özürlülük Ölçütü yönetmeliğine göre rapor düzenlenmesinin hatalı olduğunu, Anayasa Mahkemesi kararından sonra bu tür uyuşmazlıklarda uygulanacak yönetmeliğin Maluliyet Tespiti İşlemleri ve Meslekte Kazanma gücü Kaybı Yönetmeliği olduğunu, bu sebeple de düzenlenmiş olan bilirkişi heyet raporunun davacının maluliyetini düzgün bir şekilde saptayacak bir rapor olmadığını, ilgi raporda davacının maluliyeti %0 olarak belirlenmiş olmasının davacı açısından da büyük hak kaybı yarattığını, yargılama sürecinde davacının Maluliyet Tespit İşlemleri yönetmeliğine göre alınan %3 raporu dikkate alınarak işlemlere devam edildiğini, aktüer raporu alındığını, bedel artırım yapıldığını, dosya karara çıkacakken mahkemece görüş değiştirilerek Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğine göre tespit yapılması için dosyanın tekrar sağlık kurumuna sevk edildiğini, dava devam ederken oluşan bu tür doktrin ve yargı emsal karar değişiklikleri vatandaşlarında mağduriyetine yol açtığını, ayrıca bu görüş değişikliklerinin Anayasa Mahkemesi kararına da aykırılık arz ettiğini, normlar hiyerarşisi gereği bu değişikliklerin değil, Anayasa Mahkemesi güncel kararının dikkate alınması gerektiği kanaatinde olduklarını, dava konusu kaza sebebi ile davacı ...'in sol bacağında kırık meydana geldiğini, bu hasarlardan ötürü davacının günlük hayat dahilindeki hareketler esnasında sol bacağını efektif biçimde kullanamadığını, yürüme esnasında şiddetli ağrılar çektiğini, raporda beyan edilen nörolojik muayenede söz konusu bölgenin normal sınırlarda olduğu ve herhangi bir patolojik duruma rastlanmadığı durumu gerçeğin ötesinde kaldığını, bu sebeple Adli Tıp Kurumu'nun maluliyet oluşmadığı yönündeki mütalaasının gerçeği yeterli düzeyde yansıtamadığını, davacının vücudunda meydana gelen hasarlar günlük yaşamını olumsuz yönde etkilediğini, hayat kalitesini kabul edilebilir düzeylerin çok daha altına indirgediğini, mahkemece alınan son ATK raporu tarafımızın iddialarını karşılamaya, davacının vücudunda oluşan hasarların maluliyet oluşturmayacağına yönelik mütalaanın nedenlerini açıklamaya, taraf ve mahkeme denetimine elverişli bir rapor olmadığını, Adli Tıp Kurumu'ndan ek rapor alınmasını talep ettiklerini, mahkemece bu taleplerinin de haksız bir şekilde red edildiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın