12. Hukuk Dairesi
Asıl ve birleşen davada davalı vekili; davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığını,şirketin esas sözleşmesinde düzenlenen yönetim kurulu üyesinin seçimi şartları ile genel kurul kararlarının alınmasına ilişkin nitelikli toplantı ve karar nisabına ilişkin esas sözleşme hükümlerine uyulması zorunlu bulunduğundan ve aksi halde alınan kararların yoklukla malul olması nedeniyle tescil talebinin reddinde mevzuata aykırılık bulunmadığını, esas sözleşmede öngörülen nisaba ve yine esas sözleşmede yönetim organının seçimi bakımından öngörülen şekle aykırı şekilde alınan genel kurul kararının tescilinin mümkün olmadığını, genel kurulda seçilen yönetim kurulu üyelerinin görev dağılımına ilişkin dava konusu yönetim kurulu kararının deftere yapıştırılması gerektiği halde buna aykırı tasdik ettirildiğini, davacı tarafın bağımsız denetçi atanmasına dair karar ile genel kurulun çalışma esas ve usulleri hakkında iç yönergeye ilişkin tescili talebinin reddedildiği iddiasının da dayanaksız olduğunu, çünkü davacının kısmi tesciline ilişkin bir başvurusu olmadan müdürlükçe kısmi tescile ilişkin bir değerlendirme yapılamayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; Ticaret sicil memurluğu kararlarına ancak ilgililerin itiraz edebileceğini, bu ilgililerin Ticaret Sicil Yönetmeliği’nin 22. maddesinde ve TTK'nun 28. maddesinde açıklandığı, tacirin hükmi şahıs olması halinde onun salahiyetli uzuvları veya selahiyetli temsilcileri ilgili kişi olarak kabul edileceği, asıl dava dosyasında davacı şirketin asıl davayı tescil edilmeyen şirket adına değil, kendi adına ortak sıfatıyla açtığı, şirket ortağının ilgili sıfatının bulunmadığı, asıl davada davacının aktif dava ehliyetine sahip olmadığı, birleşen dava dosyası kapsamında tescile dayalı talebinin reddi kararının ilgili sıfatı bulunan davacı şirkete tebliğine ilişkin sadece PTT ekran görüntüsü bulunduğu, tebligatın kime, ne zaman çıkarıldığı, içeriğinin ne olduğu, yasal meşruhatları taşıyıp taşımadığı, kime teslim edildiğinin tesbit edilemediği, gönderi türünün "kargo" olduğu dikkate alındığında usulüne uygun bir tebligat yapılmadığı, davanın süresinde açıldığı, tarafların kabulünde olduğu üzere şirket esas sözleşmesinde imtiyazlı payların bulunduğu, dava dışı B grubu hissedarların esas sözleşmenin 7-a maddesine göre üç yönetim kurulu üyesinden bir tanesini genel kurul tarafından seçilmek üzere aday gösterme hak ve yetkisi bulunduğu, esas sözleşmenin 10. madde c/vii bendinde ise bu adayın %100 toplantı ve karar nisabı ile seçilmesi gerektiğinin belirlendiği, somut olayda B grubu hissedarların gösterdiği adayın A grubu hissedarlar tarafından kabul edilmediği, gösterilen adayın yerine 3. bir kişinin genel kurul tarafından seçildiği, TTK'nın 360. maddesinde imtiyazlı pay sahiplerince yönetim kuruluna aday gösterme hakkı kapsamında gösterilen adayın haklı sebep bulunmadıkça seçiminin zorunlu görüldüğü, ancak bu noktada davacının yargılamanın herhangi bir aşamasında B grubu hissedarlar tarafından gösterilen adayın neden kabul edilmediğine, bu noktadaki haklılığa dayalı herhangi bir sebep veya delil ileri sürmediği, genel kurul kararında imtiyaz sahibinin gösterdiği adayın reddi için Hissedarlık Sözleşmenin 9.6 maddesi gereğince satın alma opsiyonun kullanılması gerekçe olarak şerh verilmiş ise de; payların satın alma opsiyonunca henüz devir alınmadığı, imtiyazın devam ettiği, satın alma opsiyonu ile payları devir edecek kişilerin yönetim kuruluna seçilmesinin "haklı bir neden" olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, yönetim kurulu seçiminin bu açıdan açıkça esas sözleşmeye aykırı olduğu, netice olarak davalı TSM'nin TTK m.32 ve ilgili yönetmelikte düzenlenen görev ve yetkileri kapsamında tescil ve ilan edilecek kararın şirket esas sözleşmesine uygunluğunu denetleme görev ve yetkisi bulunmakla usulüne uygun seçilmeyen yönetim kurulu üyesinin seçimine dair genel kurul kararının tescilinin yapılmamasının usul ve yasaya uygun olduğu,dava dışı ortaklar ile uyuşmazlık bulunmayan ve oybirliği ile karar verilen bağımsız denetçi atanması ve iç yönergeye dayalı talepler yönünden gerekçe içermeyen red kararına itirazın kabulü gerektiği, tescili red edilen hususlar ile bir bütünlük içermeyen bu hususların, tescili gerektiğinden asıl davanın aktif husumet yokluğundan reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne, yönetim kurulu üyelerini seçimine ilişkin genel kurul kararının ve temsil ve ilzama ilişkin yönetim kurulu kararının tesciline ilişkin itirazların esastan reddine, ...'nin bağımsız denetçi olarak atanmasına ve iç yönergenin kabulüne ilişkin genel kurul kararlarının tescili taleplerinin reddine ilişkin itirazların kabulü ile bu kararların ticaret sicile tesciline karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: 1-Asıl davada davacı vekili; müvekkili şirketin ... A.Ş.'nin kurucu ortağı ve %70 pay sahibi olduğunu, Yönetmeliği'nin 22. Maddesinde ticaret sicil kararlarına karşı itiraz davası açmaya yetkili kişilerin değil, tescil başvurusu yapmaya yetkili kişilerin düzenlendiğini, doktrinde ilgililer kavramının hukuki yararı zedelenebilecek kişiler olarak geniş yorumlanması gerektiği görüşünün hakim olduğunu, Yargıtay kararlarında da ilgililer kavramına pay sahiplerinin dahil olduğunun belirtildiğini, mahkemece, bir yandan olumsuz oyun ardındaki haklı sebebin ispatlanması gerektiğinin belirtildiğini, diğer taraftan ise bu ispatı gerçekleştirecek olan müvekkilinin aktif dava ehliyetinin bulunmadığından bahsedildiğini,yönetim kurulu seçiminin TTK'ya uygun olduğunu, B grubu tarafından gösterilen adayın haklı nedenle seçilmediğini, B grubu pay sahiplerinin yeni bir aday göstermediklerini, bu nedenle yönetim kurulu üyesi seçme hakkının genel kurula geçtiğini, esas sözleşmede yönetim kurulu üyesi seçim hakkının genel kurula geçmesi halinde hangi karar nisabıyla seçileceği hususunda bir düzenlemede bulunmadığını, kararın % 70 çoğunluğun oyu ile alındığını, yönetim kurulu seçiminde usul ya da hukuka aykırılık bulunmadığını,ticaret sicil müdürlüğünün inceleme kapsamının dar yorumlanması gerektiğini, iptal edilebilirlik denetimine tabi olan hususlarda inceleme yapılamayacağını, B grubu pay sahiplerinin 3 aylık süre içinde dava açmadıklarını, bu hususun sadece genel kurul kararının iptali davacında tartışılabileceğini, B grubu ortakların adayın seçilmemesi üzerine yeni bir aday göstermediklerini,imtiyazı kullanmaktan vazgeçtiklerini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2-Birleşen davada davacı vekili; esas sözleşmedeki imtiyazın kullanılmaması nedeniyle TTK hükümlerinin uygulama alanı bulacağını, seçimin usulüne uygun yapıldığını, B grubu pay sahiplerinin bilinçli olarak aday göstermekten kaçındıklarını, B grubunun gösterdiği adayın haklı nedenle reddedildiğini,yönetim kurulunun seçilme şekli gerekçeli kararda belirtilen usul ile de uyumlu olduğunu, B grubunun ikinci defa aday göstermemesi ile aday belirleme hakkının pay sahiplerine geçtiğini,imtiyazlı pay sahiplerinin göstereceği adayın haklı sebeple reddedilmesi için haklı sebebin ifşa edilmesine gerek bulunmadığını, bahsi geçen hususun ancak genel kurul kararının iptali davasında tartışılabileceğini, B grubu pay sahiplerinin böyle bir dava açmadıklarını, müdürlük tarafından tescil başvurusu incelenirken adeta yargılama yapıldığını, şekli aykırılıkların da ötesine geçen uygunluk denetimi yaptığını,yönetim kurulu seçimine ilişkin kararın tesciline engel bir durum bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 3-Davalı vekili; asıl ve birleşen davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığını, genel kurul tutanağı ve kararlar bir bütün olduğundan tescil talebinin bölünemediğini, davacının kısmi tescil yapılması yönünde bir talebinin de bulunmadığını, müdürlüğün mahkeme gibi hareket edip daha aza karar verme yetkisi bulunmadığını, davacının talebi olmadan kısmi tescil yapılamayacağını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın