11. Ceza Dairesi
Her ne kadar sanıktan, defter ve belgelerini ibraz etmesi resmi yazıyla istenmemiş ise de; dosya içinde bulunan Vergi İnceleme Raporunda; "mükellef bizzat denetmenlik adresimize gelerek hakkında yapılan incelemeden haberdar olduğunu, ayrıca defter ve belgelerin ibrazı için kendisine yazı tebliğ edilmesine gerek bırakmadan talebinin tutanakla kayda alınmasını, istenen defter ve belgelerini bulamadığını ve incelemeye ibraz edemeyeceğini beyan etmiştir. Mükellefin talebi tutanakla tespit edildiğinden ayrıca kendisine defter ve belgelerini ibrazı konusunda yazı yazılmasına gerek duyulmamıştır." denmesi, kendisinin de imzasının bulunduğu 12.11.2007 tarihli "tutanak" başlıklı belgede sanığın; 2004 yılına kadar Şiran'da damperli kamyon ile nakliye işi yaptığını, 2004'ten itibaren Torul'a taşındığını ve faaliyetini halen burada devam ettirmekte olduğunu, 2003 yılı defter ve belgelerini tahmin ettiği kadarıyla bu taşınma sırasında kaybettiğini, tüm aramalara rağmen bulamadığını, bu nedenle ibraz etmesinin mümkün olmadığını belirtmesi, keza aşamalardaki savunmalarında da, defter ve belgeleri kaybetti için ibraz etmediğini ifade etmesi hususları bir arada değerlendirildiğinde; sanığa defter ve belgelerinin ibrazı konusunda tebligat yapılmasına gerek bulunmadığı, sanığın, kendisinden defter ve belgelerinin ibrazının istendiğini bildiği halde ibraz etmediği gibi, ibrazdan kaçınmasını haklı kılacak bir sebep de ileri süremediği anlaşılmakla, yüklenen suçun unsurları itibariyle oluştuğunu kabul eden mahkemenin takdirinde bir isabetsizlik görülmemiş ve tebliğnamede yazılı bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uyguna şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre katılan vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak: Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 gün ve 346-25 ve 03.02.2009 gün ve 250-13 sayılı Kararlarında açıklandığı üzere; 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanabilmesi için diğer şartların yanında, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi de gerekmektedir. Burada, uğranılan zararlardan kast edilen maddi zararlar olup, manevi zararlar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından da tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanıklıdır. Ancak, herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden bu koşul aranmayacaktır. Zararın belirlenmesinde hakim, ceza yargılamasında şahsi hak davasına yer verilmediği gerçeğini de göz önünde bulundurmak koşuluyla, kanaat verici basit bir araştırma yapmalı, hukuk hakimi gibi gerçek zararı tam anlamıyla saptamaya çalışmamalıdır. Zira 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesindeki düzenleme, kişinin ileride hukuk mahkemesinde şahsi hak davası açmasına ve giderilmediğini düşündüğü gerçek zararının saptanarak kalan kısmına da hükmedilmesini isteme yönünden bir engel oluşturmamaktadır. Öte yandan yine ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 22.05.2001 gün ve 99/104 sayılı kararında açıklandığı üzere; defter ve belgelerin gizlenmesi halinde, sağlıklı bir vergi incelemesi yapılamayacağı açıktır. Vergi denetimi olanağını kaldıran bu halde artık somut bir vergi ziyaının tespiti olanağı da ortadan kalkmaktadır. O halde, mükellefin sorumluluğunu kaldıracak olan ve 213 sayılı Yasanın 13. maddesinde düzenlenen durumlarda veya kastı ortadan kaldıran diğer hallerin kanıtlanması dışında, vergi ziyaının varlığının kabulü de zorunludur. Bir başka anlatımla yukarıda değinilen haller dışında mefruz (soyut) vergi ziyaı bulunduğu kabul edilmeli, müspet (somut) vergi ziyaının varlığı aranmamalıdır. Kaldı ki, 29.07.1998 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4369 sayılı Yasa ile 213 sayılı Yasada yapılan değişiklikler ile vergi kaçakçılığı suçlarında "vergi ziyaının varlığı" suçun unsuru olmaktan çıkarılmış ve defter ve belgeleri gizleme halinde, suçun oluştuğu hükme bağlanmıştır. İncelenen dosya içeriğine göre; defter ve belgelerini vergi incelemesine esas olmak üzere merciine teslim etmediğinden bahisle eylemine uyan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359/a-2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılan sanık hakkında düzenlenen vergi inceleme raporunda somut bir zarara yer verilmediği, ancak defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmemesinden dolayı, tahakkuk ettirilmesi gereken KDV ve buna bağlı vergi ziyaının belirlendiği, bir başka ifade ile tahakkuk ettirilmesi gereken KDV ve buna bağlı vergi ziyaının eylemden doğan zarar niteliğinde bulunmadıkları anlaşılmaktadır. Şu halde sanığın vaki eylemi nedeniyle CMK'nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanmasına engel oluşturabilecek somut bir zararın meydana geldiğinin kanıtlanamadığı gözetilmeden, sanığın kamu zararını karşılamadığından ve cezanın ertelendiğinden bahisle yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde CMK'nun 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi, Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 01.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın