Danıştay 10. Daire Başkanlığı
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/1330 E. , 2024/940 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
2.... Bakanlığı / ANKARA
DAVANIN_KONUSU : 16/01/2020 tarih ve 31010 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak 01/01/2020 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2020 Yılı Tarifesi'nin iptali istenilmektedir.
DAVACILARIN_İDDİALARI : Davaya konu Tarife'de yer alan ücretlerin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin çok altında tespit edildiği, yine Tarife'deki ücretlerin baroların tavsiye niteliğinde yayımladıkları en az ücret çizelgelerinin de çok altında kaldığı, bir önceki yıla göre artış oranları yetersiz olduğundan Tarife'de belirlenen ücretlerin ekonomik koşullar karşısında eridiği ve bu durumun sürdürülemez bir hâl aldığı, saatlerce süren kolluk/savcı ifadeleri, sorgu işlemleri ve şüphelinin tutuklu olması durumunda belirli aralıklarla tutukluluğun değerlendirilmesi amacıyla tekrarlanan işlemler karşılığında avukatın eline geçen ücretin düşük olduğu, hukuk davalarında adli yardımla görevlendirilen avukata Adli Yardım Yönetmeliği uyarınca ücret ödenirken Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında görevlendirilen avukatlara adli yardım ücretinin ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin çok altında ücret ödenmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, bu durumun Anayasa'daki eşitlik ilkesi ve angarya yasağına aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmektedir. DAVALILARIN SAVUNMALARI :
I- Adalet Bakanlığı tarafından, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesine göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlendiği, anılan madde ile yargı yerlerindeki işlemler ve diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinde asgari hadleri gösteren tarifenin dikkate alınacağının hüküm altına alındığı, halbuki 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesinde ise ceza muhakemesinde zorunlu olarak görev yapacak müdafi veya vekillere, avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak tespit edilecek ücretin ödeneceğinin kurala bağlandığı, 1136 sayılı Kanun'un 164. maddesinde öngörülen hükmün yalnızca avukat ve iş sahibi arasındaki iç ilişkiyi düzenlediği, ceza muhakemesi bağlamında kamusal bir sorumluluğu bulunan müdafinin görevlendirilmesi bakımından bu hükmün işlerlik kazanamayacağı, ayrıca Anayasa Mahkemesi'nin benzer pek çok kararında farklı durumlarda bulunanlara farklı kuralların uygulanmasının eşitlik ilkesinin ihlalini oluşturmayacağının belirtildiği ve 5320 sayılı Kanun'un 13. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığının anlaşılabileceği, belirtilen sebepler uyarınca bütçe imkanları dikkate alınarak hazırlanan dava konusu Tarife'de 1136 sayılı Kanun ve Anayasa'ya aykırılık bulunmadığı, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
II- Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesini değiştiren 5560 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile verilen yetkinin zorunlu müdafi ve vekil ücretlerine ilişkin asgari tarifeye bağlı olmayan özel bir hüküm olduğu, dolayısıyla dava konusu Tarife'nin 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesine ve Anayasa'ya aykırı olmadığı, diğer yandan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 30. maddesindeki hüküm göz önünde tutularak bütçe imkanları dikkate alınmak suretiyle Tarife'nin hazırlandığı, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : 16/01/2020 tarih ve 31010 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2020 Yılı Tarifesi'nin 4. maddesinin iptali istenilmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, 5560 sayılı Kanunun 21'inci maddesiyle değiştirilen 150'nci maddesinde; "(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir. (2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. (3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır. (4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. " hükmüne yer verilmiştir. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un, 5560 sayılı Kanunla değişik 13'üncü maddesinde de; "(1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücret, Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla yer alan ödenekten ödenir. Bu ücret, yargılama giderlerinden sayılır. (2) Bu madde uyarınca yapılacak ödeme ve uygulamaya ilişkin usûl ve esaslar Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmü getirilmiştir.
Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerine dayanılarak, Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine müdafi veya vekillerin görevlendirilmeleri ile bu kişilere yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan "Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik" 2.3.2007 tarih ve 26450 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan Yönetmeliğin, "Ücret" başlıklı 8. maddesinde, "(1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinden ayrık olarak hazırlanacak "Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin Tarife" gereğince ödenecek meblâğ Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanır. (2) Müdafi veya vekilin görevi gereği yaptığı zorunlu yol giderleri ile kendisi tarafından karşılanması durumunda temyiz, istinaf ve itiraz harçları ayrıca ödenir. (3) Müdafi veya vekile Tarife gereğince ödenen meblâğ, zorunlu yol giderleri ve müdafi veya vekil tarafından ödenen temyiz, istinaf ve itiraz harçları yargılama giderlerinden sayılır.", "Tarife" başlıklı 9. maddesinde, "(1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekile ödenecek meblâğ, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından her yıl Aralık ayında hazırlanan ve 1 Ocak tarihinden geçerli olmak üzere düzenlenen Tarifede gösterilir. Tarife ayrıca Resmî Gazete’de yayımlanır.", "Ödemeye ilişkin esaslar" başlıklı 10. maddesinde,"(1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafi veya vekile soruşturma ve kovuşturma evreleri için ayrı ayrı olmak üzere Tarifede belirlenen ücret ödenir. (2) Soruşturma evresinde kolluk görevlileri,
Cumhuriyet savcısı ve mahkeme huzurunda yapılan ifade alma veya sorgu için farklı avukatların görevlendirilmesi hâlinde tek bir ücret ödenir ve bu ücret görevli avukatlara katkıları oranında paylaştırılır. (3) Aynı soruşturma veya kovuşturma evresinde bir kişi için aynı avukata birden fazla ücret ödenmez. (4) Aralarında menfaat çatışması bulunmayan birden fazla şüpheli, sanık, mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören veya katılan için görevlendirilen aynı müdafi ya da vekile bu kişilerin her biri için ayrı ücret ödenir. (5) Yetki belgesi ile görevlendirilen avukata ayrıca ücret ödenmez. (6) Müdafi veya vekil olarak görevlendirilen avukatın mesleği bırakması ya da kanunî engellerle davadan çekilmesi hâlinde baro tarafından yeniden görevlendirilen müdafi veya vekile de Tarifede yazılı ücret ödenir. (7) Bu Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen görevsizlik ile yetkisizlik veya davanın nakli sebebiyle müdafilik ya da vekillik görevinin sona ermesi hâllerinde Tarifede yazılı ücret ödenir. (8) Kovuşturma evresinde görevsizlik kararı verilerek dosyanın yargılamanın yapıldığı il veya ilçe içindeki üst dereceli mahkemeye gönderilmesi hâlinde Tarifede yazılı ücretler arasındaki fark ilâveten ödenir. (9) Kişinin kendisine bir müdafi veya vekil seçmesi nedeniyle görevi sona eren müdafi ya da vekile Tarifede yazılı ücret ödenir. (10) Cumhuriyet savcılığı veya mahkemenin talebi üzerine istinabe işlemi sırasında görevlendirilen müdafi veya vekile Tarifede yazılı ücretin yarısı ödenir. (11) Müdafi veya vekillik ücretinin belirlenmesinde ücrete hak kazanılan hukukî yardımın yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Tarife esas alınır." kuralı, "Ücretin ödenme usulü" başlıklı 11. maddesinde de; "(1) Müdafi veya vekil; soruşturma evresinde ifade alma ve sorguya, kovuşturma evresinde ise bir oturuma katılmakla Tarifede belirlenen meblâğı almaya hak kazanır. (2) Zorunlu yol giderlerine de buna ilişkin belge, gider pusulası veya avukatın rayice uygun yazılı beyanı üzerine hak kazanılır. (3) Müdafi veya vekilin; görevlendirme yazısı, katıldığı soruşturma veya kovuşturma evresine ilişkin tutanağın onaylı örneği, evrakın çok sayıda olması hâlinde ilk ve son sayfası ve varsa yapmış olduğu zorunlu yol giderlerine ilişkin belge, gider pusulası veya rayice uygun yazılı beyanı ile serbest meslek makbuzunu baroya vermesi üzerine, baro tarafından bu Yönetmelik ve Tarife hükümlerine göre gerekli incelemeler yapılıp hukukî yardımın yapıldığı Cumhuriyet başsavcılığı veya mahkemelere göre gruplandırılmış ayrıntılı ödeme listeleri geliş tarihi esas alınmak suretiyle en geç on gün içinde hazırlanır ve ekindeki dayanak belgeler ile birlikte soruşturma veya kovuşturmanın yapıldığı yer Cumhuriyet başsavcılığına teslim edilir.(...), (7) Beşinci ve altıncı fıkra gereğince yapılan ödemeler, yargılama giderlerinin hesabında dikkate alınmak üzere soruşturma ya da kovuşturma dosyasına bildirilir. (8) Ödeme emri belgeleri, soruşturma veya kovuşturmanın yapıldığı yer Cumhuriyet başsavcılığınca gecikmeksizin düzenlenir." kuralı yer almıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince yukarıda bahsedilen Yönetmelikle, genel itibarıyla müdafii/vekili olmayıp da müdafi veya vekil atama isteminde bulunan ya da zorunlu müdafilik uygulamasına tâbi tutulan şüpheli/sanık ile mağdur/müşteki ya da müdahilin söz konusu kamu hizmetinden yararlanmasına ilişkin kuralların yanında; müdafi ve vekillerin, görevlendirilmeleri ile hak kazandıkları ücretin kapsamı ve ödeme şekillerine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş; soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine görevlendirilen müdafi veya vekillere ödenecek meblağları belirlemek amacıyla Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafi veya vekillerin yapacakları hukuki yardımlar için uygulanmak üzere, müdafi ve vekillere 2020 yılında ödenecek tutarların tespitine ilişkin 2020 Yılı Tarifesi" Adalet ve Maliye Bakanlıklarınca hazırlanmış, 16/01/2020 tarih ve 31010 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Tarifenin 4. maddesinde, (1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince yapılan hukuki yardımlara yönelik işlemlerde; a) Soruşturma evresinde takip edilen işler, b) Sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler, c) Asliye ceza mahkemeleri:
1.Takip edilen davalar, 2)Seri yargılama usulü uyarınca takip edilen davalar, ç) Ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar, d) Çocuk mahkemeleri:
1.Çocuk mahkemelerinde takip edilen davalar, 2) Çocuk ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar, e) İcra Ceza ve Fikrî ve Sınaî Haklar ceza mahkemesi gibi mahkemeler ile İnfaz Hâkimliklerinde takip edilen davalar, f) Kanun yolları mahkemeleri:
1.Bölge adliye mahkemelerinde görülen duruşmalı davalar, 2) Yargıtayda görülen duruşmalı davalar, için ödenecek ücretler belirlenmiştir.
Her ne kadar davacı Baro tarafından, dava konusu Tarifede belirlenen miktarların, avukatlık asgari ücret tarifesinde yer alan tutarların çok altında kaldığı, zorunlu müdafilik görevlendirilmelerinde kamu hizmeti vasfının yoğunluğu nedeniyle belirlenen ücretlerin net olarak kesinti yapılmadan ödenmesi gerektiği, soruşturma evresinde sulh ceza hakimliklerinde takip edilen işlerin ayrı ücrete tabi olmasına rağmen uygulamada sulh ceza hakimliklerinde takip edilen işler için ayrı ücret ödenmediği yalnızca soruşturma kalemindeki ücretin ödendiği, soruşturma evresindeki ücretin avukatlara bölüştürülmemesi gerektiği, her aşaması için ayrı ayrı ücret ödenmesi gerektiği, ücretlerin, harcanan emek ve mesainin karşılığı olmadığı, ücretler belirlenirken yürütülen hizmetin niteliğinin dikkate alınması gerektiği yönünde Birlik tarafından görüş bildirildiği belirtilmiş ise de; soruşturma ve kovuşturma evreleri için ayrı ayrı olmak üzere Tarifede belirlenen ücretin ödeneceği, soruşturma evresinde, kolluk görevlileri,
Cumhuriyet savcısı ve mahkeme huzurunda yapılan ifade alma veya sorgu için farklı avukatların görevlendirilmesi hâlinde dahi tek bir ücret ödeneceği yolundaki Yönetmelik hükmü gereği Tarifede, soruşturma ve sulh ceza hakimliklerinde takip edilen işler, Asliye ceza mahkemelerinde takip edilen davalar ve seri yargılama usulü uyarınca takip edilen işler yönünden ayrı ayrı ücretin belirlenmiş olmasında dayanağı mevzuata aykırılık görülmemiştir.
Bu durumda, Barolar Birliğinin görüşüne başvurulmasından sonra, bütçe imkanları gözönüne alınarak, avukatın temsil görevinin gereği olmadığı nedeniyle yapılan değerlendirme sonucunda, Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından hazırlanan CMK gereğince görevlendirilen ve bir kamusal görev üstlenen müdafi için avukatlık asgari ücret tarifesi ile belirlenen ücrete yakın bir ücret belirlenmesi mecburiyetinden söz edilemeyeceğinden, yurtiçi bir önceki yıl yıllık üretici ve tüketici fiyat endeksi ve yeniden değerleme oranı ortalamasının esas alınmasıyla, Barolar Birliğinin de görüşü alınmak suretiyle müdafi ve vekillere yapılacak ödemeleri belirleyen 2020 yılı Tarifesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 19/03/2024 tarihinde, davacıyı temsilen Baro Başkanı Av. ... ile Av. ...'in, davalı Adalet Bakanlığını temsilen Av. ...'ın ve davalı Hazine ve Maliye Bakanlığını temsilen Av. ...'nin geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Davacı vekilleri tarafından, bu aşamada, dava konusu istem ile birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptali için itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulması isteminde bulunulduğu görüldü. Karşı tarafların ve Danıştay Savcısının bu iddiaya ilişkin savunma ve görüşleri soruldu, cevapları dinlendi. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2020 Yılı Tarifesi, 16/01/2020 tarih ve 31010 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak 01/01/2020 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir.
Davacı tarafından, anılan Tarife'nin iptali istemiyle 17/02/2020 tarihinde kayda giren dilekçe ile bakılan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE
USÛL YÖNÜNDEN: Anayasa'ya Aykırılık İddiasının İncelenmesi:
Davacı tarafından, dava konusu Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2020 Yılı Tarifesi'nin dayanağını oluşturan 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un, 5560 sayılı Kanunla değişik 13. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası, dosyanın tekemmülü aşamasındaki dilekçelerde belirtilmeyip ilk defa duruşma sırasında ileri sürülmüştür.
İdari yargılamada kural olarak yazılı yargılama usûlü geçerli olup bunun tek istisnası 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17-18-19. maddelerinde düzenlenen duruşma müessesesidir. Her ne kadar 19. madde uyarınca duruşma yapılmasından itibaren 15 gün içinde karar verilmesi zorunluluğu öngörüldüğünden dosyaların tekemmülü tamamlandıktan sonra duruşma yapılması bir mecburiyet arz etmekte ise de bu mecburiyetin, duruşmalarda tarafların söz haklarının dilekçe ve savunmaların tekrarından ibaret olduğu sonucunu doğurduğunu, daha açık bir ifadeyle duruşmada taraflarca yeni bir bilgi, belge ve iddia sunulmasının, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı kapsamında kaldığını söylemek mümkün değildir. Zira Kanun'un duruşmayı düzenleyen 17-18-19. maddelerinde bu yönde açık bir yasaklama bulunmadığı (ve hak arama hürriyetine ilişkin bir konuda açık kanun hükmü bulunmadıkça daraltıcı yorum yapılamayacağı) gibi yazılı yargılama kapsamında sunulan dilekçe ve savunmaların tekrarından ibaret gerçekleşecek bir duruşmadan beklenen faydanın sağlanamayacağı da açıktır. Aksi kabul, resen araştırma ilkesiyle de çelişecektir. Esasen, 19. maddede duruşmadan sonra ara kararı verilebileceğinin öngörülmesinin nedeni de, duruşma sırasında ortaya çıkacak araştırmayı gerektiren yeni hususların açıklığa kavuşturulması ihtiyacıdır. Nitekim, Kanun’un 21. maddesinde, dilekçeler ve savunmalarla birlikte verilmeyen belgelerin duruşma sırasında ibraz edilmesinin mümkün olduğu açıkça kabul edilmiştir.
Bununla birlikte, 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4. fıkrası (Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler.) uyarınca, duruşmada yeni hak iddiasında, yani bir iptal veya tam yargı davasının konusunu teşkil edebilecek yeni hak taleplerinde bulunulamayacağı da açıktır. Bir başka ifadeyle, iptali istenilen işlem veya zarara neden olduğu iddia edilen idari faaliyet değiştirilip genişletilmeksizin (tazmini istenilen miktarın koşulların sağlanması hâlinde artırılması mümkündür) dilekçe ve savunmalarda dayanılan hukuki argümanların, yeni olay ve olguların (maddi vakıaların), bunların ispatına yarayacak delillerin ve bu maddi vakıalardan çıkarılacak hukuki sonuçların ileri sürülmesi, yeni hak iddiası kapsamında değerlendirilemez. Çünkü bunlar yeni hak iddiaları veya talepler değil, daha önce ileri sürülmüş bulunan taleplerin yani hak iddialarının mahkemece kabul edilebilmesini sağlayacak olan iddia ve taleplerdir. Bunları yeni hak talebi olarak değerlendirmek Kanun hükmünün lafzına uygun düşmeyeceği gibi amacıyla da bağdaşmayacaktır. (Gürsel Kaplan, İddia ve Savunmanın Genişletilmesi veya Değiştirilmesi Yasağı İlkesinin İdari Yargılama Hukukunda Uygulanabilirliği, DÜHFD, Cilt: 24, Sayı: 41, Yıl: 2019, s: 198-199.) Bu itibarla, davacının, dosyanın tekemmülü aşamasında sunduğu dilekçelerinde yer almayan ve duruşma sırasında ilk defa öne sürülen Anayasa'ya aykırılık iddiasının dinlenilmesi ve incelenerek karara bağlanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Dava konusu Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2020 Yılı Tarifesi'nin dayanağını oluşturan 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un, 5560 sayılı Kanun'la değişik 13. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasının hukuki temeli ve gerekçesi bulunmadığı anlaşılmakla, itiraz yoluyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına dair davacı istemi ciddi görülmemiştir. ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, 5560 sayılı Kanun'la değişik "Müdafiin görevlendirilmesi" başlıklı 150. maddesinde, "Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir. Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır. Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmüne; "Müdafiin görevlendirilmesinde usul" başlıklı 156. maddesinde, "150. maddede yazılı olan hâllerde, müdafi;
a)Soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin veya sorguyu yapan hâkimin istemi üzerine,
b)Kovuşturma evresinde, mahkemenin istemi üzerine, Baro tarafından görevlendirilir. ..." hükmüne yer verilmiş; "Mağdur ile şikayetçinin hakları" başlıklı 234. maddesinin, 5793 sayılı Kanunla değişik halinde, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme, mağdur ve şikayetçinin hakları arasında sayılmış; "Katılanın hakları" başlıklı 239. maddesinin, 5793 sayılı Kanunla değişik hâlinde de, "(1) Mağdur veya suçtan zarar gören davaya katıldığında, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteyebilir. (2) Mağdur veya suçtan zarar görenin çocuk, sağır ve dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede akıl hastası olması halinde avukat görevlendirilmesi için istem aranmaz." hükümleri yer almıştır. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un, 5560 sayılı Kanunla değişik 13. maddesinde ise; "(1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak Adalet ve Maliye bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücret, Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla yer alan ödenekten ödenir. Bu ücret, yargılama giderlerinden sayılır. (2) Bu madde uyarınca yapılacak ödeme ve uygulamaya ilişkin usûl ve esaslar Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükümleri bulunmaktadır. Yukarıda aktarılan kanun hükümlerine dayanılarak hazırlanan ve 02/03/2007 tarih ve 26450 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik'in; "Ücret" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında, "Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinden ayrık olarak hazırlanacak "Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin Tarife" gereğince ödenecek meblâğ Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanır." düzenlemesi; "Tarife" başlıklı 9. maddesinde, "Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekile ödenecek meblâğ, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından her yıl Aralık ayında hazırlanan ve 1 Ocak tarihinden geçerli olmak üzere düzenlenen Tarifede gösterilir. Tarife ayrıca Resmî Gazete’de yayımlanır." düzenlemesi; "Ödemeye ilişkin esaslar" başlıklı 10. maddesinin 11. fıkrasında, "Müdafi veya vekillik ücretinin belirlenmesinde ücrete hak kazanılan hukukî yardımın yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Tarife esas alınır." düzenlemesi yer almaktadır. 5320 sayılı Kanun'un 13. maddesine istinaden hazırlanan dava konusu Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2020 Yılı Tarifesi'nin 1. maddesinde Tarife'nin amacı;
2.maddesinde kapsamı;
3.maddesinde ise dayanağı belirtildikten sonra, "Tarife" başlıklı 4. maddesinde, Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince yapılan hukuki yardımlara yönelik işlemlerde; soruşturma evresinde ve sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler ile asliye ceza mahkemelerinde, ağır ceza mahkemelerinde, çocuk mahkemelerinde, çocuk ağır ceza mahkemelerinde, (mülga) askeri mahkemelerde ve icra ceza, fikrî ve sınaî haklar ceza mahkemesi ile infaz hâkimliklerinde takip edilen davalar ile kanun yolu aşamasındaki duruşmalı davalar için 2020 yılında ödenecek ücretlere yer verilmiştir. Dava Konusu Düzenlemenin İncelenmesi: Anayasa'nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler.
Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin, ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir.
Yukarıda aktarılan Kanun hükümleri ile adil yargılanma hakkının önemi gözetilerek, ceza soruşturması ve kovuşturması sırasında avukat aracılığıyla bu haklarını kullanamayacak olan veya suçun niteliğine ve cezanın ağırlığına bağlı olarak kendisine avukat belirlemesi beklenmeksizin bir avukatın hukuki yardımından faydalanmasında yarar görülen şüpheli ve sanık için müdafinin; mağdur / şikayetçi / katılan için vekilin, soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine baro tarafından görevlendirilmesi olanağı tanınmış; tevdi edilen bu görevlerin kamusal niteliği göz önünde bulundurularak, hizmetleri karşılığında müdafi ve vekillere ödenecek ücretin, Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla yer alan ödenekten karşılanacağı, bu nedenle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nden ayrık olarak tespit edileceği ve yargılama giderlerinden sayılarak yargılama sonucu haksız çıkan tarafa yükletileceği öngörülmüştür.
Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik ile Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekillere, bu hizmetlerinin karşılığında ödenecek ücretin karşılanacağı ödenek, ücrete esas alınacak tarife ve ödemeye ilişkin diğer esaslar düzenlenmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine görevlendirilen müdafi veya vekillere ödenecek meblağları belirlemek amacıyla hazırlanan dava konusu Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2020 Yılı Tarifesi'nin Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak Adalet ve Maliye Bakanlıklarınca hazırlanıp yürürlüğe konulduğu, dolayısıyla yetki ve şekil yönünden hukuka uygun olduğu, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nden ayrık olarak düzenlenmesinin 5320 sayılı Kanunun 13. maddesiyle verilen açık yetkiye dayandığı; ayrıca görevin kamusal niteliği ve ücretlerin avans mahiyetinde Devlet bütçesinden karşılandığı gözetilerek, sunulan hukuki yardıma uygun, makul düzeyde belirlendiği anlaşılmıştır. Bu durumda, dava konusu Tarife'de hukuka, kamu yararına ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Nitekim, 31/12/2015 tarih ve 29579 (3. mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2016 Yılı Tarifesi ile bu Tarife'nin dayanağı olan Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik'in 8. maddesinin 1. fıkrasının, 9. maddesinin ve 10. maddesinin 11. fıkrasının iptaline karar verilmesi ile bu düzenlemelerin dayanağını oluşturan 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesinin iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması istemiyle açılan dava sonucunda Danıştay Onuncu Dairesinin 16/11/2021 tarih ve E:2016/2419, K:2021/5553 sayılı kararı ile davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek davanın reddine karar verilmiş, bu karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/10/2023 tarih ve E:2022/2464, K:2023/1818 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;
1.DAVANIN REDDİNE,
2.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
4.Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 19/03/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.