Esas No
E. 2024/1396
Karar No
K. 2024/1396
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KALDIRILMASINA
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku

T.C. ADANA BAM 9. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1396 - 2024/1708

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 09/05/2024

NUMARASI : ... Esas, ... Karar

DAVACI: ...
VEKİLLERİ: Av. ...,

Av. ...,

DAVALILAR: 1-... GIDA SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ,

2....

VEKİLİ: Av. ... ...,

: 3-...

VEKİLİ: Av. ...

DAVANIN KONUSU : Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) İSTİNAF KARARININ

KARAR TARİHİ: 14/10/2024
YAZIM TARİHİ: 14/10/2024

... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas ve ... karar sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılardan ... ... Gıda San. A.Ş.'nin 1994 yılında kurulduğunu, bu şirketin kurucu ortakları arasında davacı ... ile davalılar ... ve ...'ın da yer aldığını, şirket kurucu ortaklarından olan müvekkili ...’ın davalı şirketteki hisseleri, müvekkilinin Almanya ülkesinde ikamet ediyor olması nedeniyle diğer ortaklar olan kardeşlerine hisselerini geçici olarak devrettiğini, müvekkilinin hisselerinin şirketin iş ve işlemlerinin aksaklığa maruz kalmasının önüne geçmek amacıyla, 1998 yılının Şubat ayında davalılar ... ile ...’a devredildiğini, bu hisse devirlerinin gerçek anlamda yapılmadığını, tamamen ve sadece müvekkilinin yurt dışında olması ve Almanya'da ikamet ediyor olması nedeniyle şirketin iş ve işlemlerinde eksiklik yaşanmaması amacıyla yapılan geçici devirden ibaret olduğunu, bu durumun inançlı işlem niteliğinde olduğunu, şirket tarafından davalılara yapılan hisse Devirlerinin inançlı olarak yapıldığını belgelemek amacıyla davalılar ... ile Garip ...’dan 03.08.2006 tarihli taahhütnameler alındığını, bu nedenle davalılardan ... tarafından imzalanmış olan 03.08.2006 tarihli taahhütname ile, müvekkilinin aidiyeti kabul ve ikrar edilen davalı ...'ın ... Gıda

A. Ş.’deki % 16,72 oranındaki hisselerinin davacıya ait olduğunun tespiti ve davacıya devri ile davalı ...

Gıda A.Ş.’nin pay defterinde davacı adına kaydedilmesine, davalılardan ... tarafından imzalanmış olan 03.08.2006 tarihli taahhütname ile davacıya aidiyeti kabul ve ikrar edilen davalı ...’ın ... ... Gıda A.Ş.’deki % 36,36 oranındaki hisselerinin davacıya ait olduğunun tespiti ve davacıya devri ile muhatap şirketin pay defterinde davacı adına kaydedilmesine, ayrıca davalı adına ticaret siciline tescil edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu uyuşmazlıkta; ‘bir anonim şirket paylarının devri taahhüdü’ söz konusu olduğu,

TBK 147/4 (eBK.126) hükmünde, “ortaklıklarda (şirketlerde), ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirinden, ortaklar arasındaki alacaklardan doğan alacaklar, beş yıllık zamanaşımına” tabi tutulduğu, sözleşmenin yapıldığı 2006 yılında yürürlükte bulunan TBK. 126/4 hükmünün şöyle“Ticari olsun olmasın bir şirket akdine dayanan ve ortaklar arasında veya şirket ortakları arasında …. açılacak bütün davalar beş yıllık zamanaşımına tâbidir” denildiğini, dava konusu somut olayda, ‘bir anonim şirket paylarının devrine ilişkin bir çekişme’ söz konusu olduğunu, bu durumda “03.08.2006 tarihli sözleşme uyarınca, davalı AŞ. paydaşının, bir kısım hisselerini davacıya devri taahhüdü”ne ilişkin davanın da, BK.126/4 (TBK.147/4) gereği, beş yıllık zamanaşımına tâbi olması gerekir." denildiğini, zaman aşımı süresi bakımından, "burada dava konusu uyuşmazlığa ilişkin özel bir düzenleme olan TBK. 147/4 (eBK. 128/4) uyarınca, zamanaşımı süresinin beş yıl olarak kabul edilmesi isabetli olacaktır." denildiği,

03.08.2006 tarihli sözleşmede, bir ifa zamanı, vade kararlaştırılmadığından, işin niteliğinden de ifa zamanın tespiti mümkün olmadığından, davacının talep hakkı TBK.90 gereği, sözleşmenin yapıldığı anda muaccel olacağından, on veya beş yıllık zamanaşımı 03.08.2006 tarihinde başlayacak, en geç 2011 yılı veya 2016 yılında bu süreler dolmuş olacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... Gıda A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı taraf vekilince sunulan dilekçede, davanın, zaman aşından reddi gerektiği, davacı 03.08.2006 tarihli bir belgeye dayanarak hak talep ettiği, zamanaşımı süresi 5 yıl da 10 yıl da kabul edilse zamanaşımı süresi geçtiğini, davacının esasen hisselerin karşılığını almasına karşın, kötü niyetle tekrar bu hisselerin karşılığını almak istediğini, davacı şirketin iş ve işlemlerinde eksiklik yaşanmaması amacında olsa güvendiği birine vekalet çıkarabilecek olduğu, davacının taraf olduğu diğer dava dosyalarının getirilmesini talep edildiğini, davacının müvekkili şirketin iflas erteleme sürecinden çıkmasını ve tekrar mal varlığını artırmasını beklemesinin kötü niyet olduğunu, müvekkili şirketin, nerdeyse iflasına karar verilecek olan müvekkil şirket 10 yıl süren bir mücadeleden sonra iflasın erteleme sürecinden çıktığı ve iflasın ertelenmesi davası reddedildiği, şirket yetkilileri ve bu davanın davalıları olan ... ile ... ..., kendi mal varlıklarını feda ederek/elden çıkararak ... A.Ş.'nin tüm borçlarının ödenmesini sağladığı ve neticede ... A.Ş.'nin hiç bir alacaklısı kalmadığından, ortada iflasa veya iflasın ertelenmesine gerektirecek bir durumun kalmadığından mahkemece davanın reddine karar verdiği, Zamanaşımı süresi dolduktan sonra açılan bu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili ... vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı süresi ve hak düşürücü süreler geçmiş olduğundan davanın ilk inceleme ile reddini talep ettiklerini, davacının elinde bulundurduğu yazılı beyandan anlaşılabileceği üzere ileri sürülebilecek hakları söz konusu hakların kötüye kullanmak suretiyle hakkı olmayacak şekilde ve davalıların ekonomik mahva sürükleyecek şekilde hakkı kötüye kullanarak talep ettiğinden davanın esasastan reddini talep ettiklerini, davalı şahısların taşınmazlarını satarak şirketin borçlarının tasfiyesinde kullanması ve şirketin iflastan kurtulmasının sağlanması karşısında davacının bu aşamada bir hak talep ediği iddiası kötüniyetli olup dürüstlük kuralına da aykırı olduğunu, davalı müvekkillerine karşı açılan haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN KARAR ÖZETİ :

İlk Derece Mahkemesi kararında özetle; inançlı temlikin geçerli bir işlem olmasına ve bir inanç sözleşmesine dayanmasına göre kural olarak 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesindeki sözleşmelere ilişkin on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, davacının talep hakkı TBK 90 md. gereği sözleşmenin yapıldığı anda muaccel olacağından on yıllık zamanaşımı 03.08.2006 tarihinde başlayıp en geç 2016 yılında bu süre dolmuş olacağı, taaütnamede ifa zamanı açık olarak belirtilmemekle birlikte “biz hisse malikleri olarak yukarıda yazılı hisselerin devri için talep anında devir işlemlerini yapacağımızı peşinen kabul ve beyan ederiz” ifadesi bulunmakla böyle bir durumda muacceliyetin TBK 149/2 md. uyarınca belirlenmesi gerektiği, yani davacı alacaklının pay devri taahhüdünün davalı tarafından ifa edilmesinin talep edilebileceği anda muaccel olacağı ve bu andan itibaren zamanaşımı süresinin başlayacağı, buna göre alacağın muacceliyeti ve TBK. 149/2 gereği zamanaşımının alacaklının fiilen yaptığı ihbardan değil, hal ve şartlara, dürüstlük kuralına göre “ifa edilebileceği” andan itibaren başlaması gerektiği, aksinin düşünülmesi halinde davacının aradan 10 yıldan daha uzun bir süre geçtikten sonra da talep hakkına ve dolaysıyla keyfi tutuma sebep olacağından TMK 2 gereği hakkın kötüye kullanılması sonucunu ortaya çıkaracağı, bu durumun hukuk düzeni tarafından korunmayacağı gerekçesi ile davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

DAVACI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin zaman aşımı süresinin hesabında zaman aşımının başladığı tarihe ilişkin değerlendirmesinin yerinde olmadığını, zaman aşımının 10 yıl olduğunu ancak iade tarihinin henüz gelmediği için zaman aşımı süresinin o tarihten işlemeye başlamayacağını, noter ihtar tarihi ile birlikte zaman aşımı süresinin işleyeceğini, davalılarca imza edilen yazılı taahhütnameye bakıldığında, muacceliyete ilişkin olarak, davacının talebi halinde şirket hisselerinin devredileceğinin hüküm altına alınarak bu muacceliyet bildirimi hususunda davacıya bir hak tanıdıklarının ortada olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER

Taraf vekillerinin beyan ve dilekçeleri ve tüm dosya kapsamı

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE : Dava, inançlı işlem nedenine dayalı anonim şirket hisse devrinin iptali ile davacı adına tescili istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin davalı ... Gıda San. A.Ş. nezdindeki hisselerini yurt dışında olduğundan bahisle 1998 yılında kardeşleri olan davalılara geçici olarak devrettiğini, iş bu devir işleminin inançlı işlem olduğunun 03/08/2006 tarihli taahhütname ile belgelendiğini, ancak buna rağmen davalıların davacıya ait hisseleri geri vermediğini belirterek devre konu olup halen davalılar adına olan hisselerin bir kısmının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, davalılar ise davanın zamanaşımına uğradığını ve talebin haksız olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, neticede mahkemece yazılı gerekçeyle davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiş olup, iş bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

Davalılar tarafından davacıya verilen 03/08/2006 tarihli taahhütnamede "Ben ... ... Gıda Sanayi A.Ş. bulunan % 61,36 lık hissemin % 25'lik kısmı bana kalması şartıyla kalan % 36,36 lık kısmının ... veya ... Atiye ...'a ait oluğunu kabul beyan ve taahhüt ederim. Ben ... ... Gıda Sanayi A.Ş. hissemin %34,22 lik hissemin % 15 lik kısmı bana kalması şartı ile kalan %2,5 lik kısmı Reyat ...'a, %16,72'lik kısmının ... veya ... Atiye ...'a olduğunu kabul beyan ve taahhüt ederim. Biz hisse malikleri olarak yukarıda yazılı hisselerin devri için talep anında devir işlemlerini yapacağımızı peşinen kabul ve beyan ederiz" beyanları yer almaktadır. İş bu taahhütnamenin davalıra ... ve ... tarafından imzalanarak davacıya verildiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere inançlı işlem, inananın (itimat edenin) bir hakkını belirli bir süre veya amaçla inanılana geçirmeyi, inanılanın da inananın emir ve talimatlarına göre kullanıp amaç gerçekleşince veya süre dolunca hakkı tekrar inanana devretmeyi yüklendiği sözleşmeler olarak tanımlanabilir (Özkaya Eraslan, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2004,s. 25). Yargısal kararlarda ise inançlı sözleşme, inanılan tarafın elde ettiği hakkı, taraflarca güdülen amaç sona erdikten veya belirli bir süre geçtikten sonra inanana veya üçüncü kişiye devretme taahhüdünü içeren bir anlaşma olarak tarif edilmiştir (HGK, 13.5.1992 tarih, 1992/14-249 E, 1992/323 K).

İnançlı sözleşme ile inanan (itimat eden) bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana (mutemede) devretmekte, borçlandırıcı bir sözleşme ile de inanılan kişinin hak ve yetkilerini sınırlandırmaktır. İnanılan hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca tekrar hakkı inanana iade etmeyi yükümlenmektedir. İnançlı işlemleri doğrudan doğruya düzenleyen kanun hükümleri yoktur. İnançlı işlemler, kişinin kendisini gizlemek amacıyla yapılabileceği gibi teminat amacıyla veya alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla da yapılabilecek işlemlerdir. İnançlı işlem, inanç sözleşmesi ve hakkın devri işlemi (kazandırıcı işlem olarak) olmak üzere iki temel unsurdan oluşmaktadır.

İnanç sözleşmesi, inançlı işlemin hukuki sebebini, inanılanın salahiyet sınırlarını ve kapsamını, inançlı işlemin sona erme nedenlerini, inançlı işlemin sonra ermesinden sonra inanç konusu şeyin inanana devredilme biçimi ve koşullarını belirler. Bir başka deyişle bu sözleşme inanç konusu şeyin yeniden inanılana devredilmesinin temelini oluşturur. İnanç sözleşmesinin geçerliliği kural olarak, herhangi bir biçim koşuluna bağlı değildir. İnanç sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) genel hükümlerine bağlıdır.

Diğer bir unsur ise kazandırıcı işlem (yani hakkın devri) işlemidir. Kazandırıcı işlem ile inançlı işlem konusu şey doğrudan inanan veya üçüncü bir kişi tarafından inanılana devredilir. Bu suretle, inanılanın mal varlığı zenginleşirken inananın mal varlığında aynı oranda azalma meydan gelmektedir. İnançlı işlemde kazandırıcı işlemin şekli genel hükümlere tabidir. Bir başka anlatımla inanç konusunun devri, hakların devrine ilişkin kurallara göre yapılır.

Kural olarak devir edilebilir nitelikteki tüm haklar inançlı işleme konu olabilir. Bu itibarla kişiye sıkı sıkıya bağlı olan kişisel haklar ile aile miras hukukundan doğan hakların inançlı işlem ile devredilmesine olanak yoktur. İnançlı işlem, aynı zamanda bir kazandırıcı işlem olduğundan öteki kazandırıcı işlemlerin tüm hüküm ve sonuçlarını doğurur. İnanç konusu mülkiyet veya hak inananın mülkiyetinden çıkar, inanılanın mal varlığına girer. İnanılan, bir malikin ve hak sahibinin yapabileceği tasarrufları yapma yetkisini kazanır.

İnanılan, inanç sözleşmesi ile inanç konusunu iyi bir şekilde muhafaza ve idare etmek, beklenen koşullar oluştuktan sonra da inanana iade etmek borcu altına girmiştir. Ayrıca inanana karşı ileri sürebileceği bazı haklar elde etmiştir. İnanılan, inanç konusunu özenle muhafaza ve kullanma yükümlülüğü altındadır. İnançlı kazandırma ile inanılan inanç konusu hakkın sahibi veya o şeyin maliki olmuştur. Bu nedenle hak sahibinin veya malikinin tüm yetkilerini kullanabilecek durumdadır.

İnançlı işlemler ile yapılan temlikler geçerli olup mülkiyet hakkı karşı tarafa geçmektedir. Bu itibarla inançlı işlem nedeniyle açılan davalarda davacı yolsuz tescile, başka bir anlatımla aynı hakka değil inanç sözleşmesinden kaynaklanan kişisel hakka dayanmaktadır. O halde davanın konusu taşınmaz olsa dahi bu dava ayni hakkı koruyan bir dava sayılmaz. Davada, inanç sözleşmesindeki kişisel hakka dayanıldığından, inançlı işleme dayanan davaların da zamanaşımına tabi olması gerekir. İnançlı işlemler gibi, bu işlemlerin hangi zamanaşımına tabi tutulacakları da Kanunumuzda düzenlenmemiştir. Gerek bilimsel alanda gerekse uygulamada, inanç konusunun iadesine, inanç konusu üçüncü kişiye devredilmiş, inanılan elinden çıkmışsa tazminat talebine ilişkin dava hakkının 6098 sayılı Kanunu'nun 146 ncı maddesindeki 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu ortaklaşa kabul edilmektedir.

Zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihte, başka bir anlatımla inanç konusu şeyin iadesi gerektiği tarihte işlemeye başlar. İade tarihi henüz gelmemiş inanılan, inanç konusunu elinde tutmakta haklı ise zamanaşımının başlamasına imkan yoktur.(bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/4052 Esas, 2023/2387 Karar sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011/13-14 Esas, 2011-189 Karar sayılı kararı)

Somut olayda; davacının, davalı ... Gıda San. A.Ş.'deki hisselerinin, davacının yurt dışında olması sebebiyle 1998 yılında kardeşleri olan davalılar ... ve ...'a devredildiği, iş bu devir işleminin inançlı işlem olduğunun 03/08/2006 tarihli taahhütname ile belgelendiği, ancak buna rağmen davalıların davacıya ait hisseleri geri vermediği iddialarıyla eldeki davanın açıldığı, yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği ve mahkemenin de kabulünde olduğu üzere inançlı işlemlerde inanç konusunun iadesine ilişkin dava hakkının 6098 sayılı Kanunu'nun 146. maddesindeki 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, ancak zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihte, başka bir anlatımla inanç konusu şeyin iadesi gerektiği tarihte işlemeye başlayacağı ve henüz iade tarihi gelmemiş inanılan, inanç konusunu elinde tutmakta haklı ise zamanaşımının başlamayacağı, eldeki davada da 03/08/2016 tarihli taahhütnamede "Biz hisse malikleri olarak yukarıda yazılı hisselerin devri için talep anında devir işlemlerini yapacağımızı peşinen kabul ve beyan ederiz" şeklindeki beyana göre hisselerin davacıya devri için bir tarih belirlenmediği, iş bu taahhütname düzenlendikten sonra davacı tarafından talepte bulunulması halinde devir işleminin yapılacağının taahhüt edildiği, böylece devrin muacceliyetinin davacının talebine bağlandığı, davacı tarafından da.... Noterliğinin 08/11/2023 tarihli ve 26882, 26883, 26884 ve 26885 yevmiye nolu ihtarnameleri ile hisselerin devri için talepte bulunulduğu, dolayısıyla davalıların devir borcunun iş bu ihtarnameler ile muaccel hale geldiği, bu haliyle zamanaşımı süresinin de iş bu ihtarname tarihlerinden itibaren hesaplanması gerektiği, nitekim bu tarihten itibaren davanın açıldığı tarihe kadar da 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, bu haliyle mahkemece davanın zamanaşımı sebebiyle reddine dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı, davacı vekilinin istinaf talebinde haklı olduğu anlaşılmakla, sair istinaf sebepleri bu aşamada incelenmeksizin istinaf talebinin kabulü ile istinafa konu kararın kaldırılmasına ve dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :

1.-Davacı vekili tarafından ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas ve ... karar sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun KABULÜNE,

2.-... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas ve ... karar sayılı kararının HMK.'nin 353/1-a-6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

3.-Dava dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE,

4.-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak alınan 427,60.TL istinaf karar harcının kararın kesinleşmesi ile talep halinde davacıya İADESİNE,

5.-Davacı tarafından istinaf için yapılan yargılama giderlerinin esas hüküm ile birlikte İlk Derece Mahkemesince karara BAĞLANMASINA,

6.-6100 Sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesi'ne İADESİNE,

7.-İnceleme dosya üzerinden yapıldığından lehe vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

8.-6100 sayılı HMK'nin 7035 sayılı yasanın 30. maddesiyle değişik 359/4 maddesi gereğince kararın kesin olması nedeniyle İlk Derece Mahkemesi'nce taraf vekillerine TEBLİĞİNE, Dair, 6100 sayılı HMK'nin 353/1-a/6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle kesin olmak üzere 14/10/2024 tarihinde karar verildi.

Başkan

(e-imzalıdır)

Üye

(e-imzalıdır)

Üye

(e-imzalıdır)

Katip

(e-imzalıdır)

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog