13. Hukuk Dairesi
... A.Ş ile ...ve ... şirketlerinin sahipleri ..., ... ve ...' a sözleşmeyi aşacak şekilde şeker satış pirimi adı altında ödenen bu paraların bir kısmının yönetim kurulu başkanı ve suç örgütü yöneticisi ...' a tekrar verildiği, Bu şekilde şüpheli ...' ın zimmetine geçirdiği para ile malvarlığını akladığı kanaatine varıldığı için; söz konusu kararı alan dönemin yönetim kurulu üyeleri başta ... olmak üzere, ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... nin ,suç örgütü kurucusu ve yöneticisi ... ailesi tarafından haksız mal edinmelerine neden oldukları, yani başkasının menfaatine zimmet suçunu zincirleme olarak devam ettikleri Aynı dönemde şirketin denetleme kurulunda görev alan şüpheliler ..., ..., ..., ... ve ...' ın TCK 251 maddesinde tanımlandığı üzere " Denetim görevini ihmal ederek zimmet suçunun işlenmesine imkan sağlamaları " nedeniyle TCK 251/2 maddesindeki suçu işlemeye devam ettikleri, ... firmasının sahipleri ... ve ... ile ... firmasının sahibi ...' ın ise; TCK 158/1-e maddesinde düzenlenen "Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına nitelikli dolandırıcılık" suçunu işledikleri kabul edilmiştir. " şeklinde olduğu görülmüştür. Bu iddianame kapsamında yapılan yargılama neticesinde, ... ve ... hakkında verilen beraat kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulmuş, Yargıtay 5 Ceza Dairesi'nin 2017/5382 esas, 2018/9559 karar sayılı ilamı ile; "İddianamenin C/3 no'lu bölümünde anlatılan eylemlerle ilgili olarak sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve .. haklarında nitelikli dolandırıcılık, zimmet, zimmete yardım ve zimmete neden olma suçlarından verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Tebliğnamede iddianamenin C/3 no'lu bölümünde anlatılan eylemlerle ilgili olarak sanıklar ..., ..., ... ve ... haklarında verilen beraat hükümlerinin CMK'nın 170/4. maddesine aykırılık nedeniyle bozulması istenilmiş ise de; adı geçen sanıklardan ... hakkında iddianamede anlatım bulunduğu, diğer sanıklar hakkında ise somut eylemleri bulunmasa da TCK'nın 220/5. maddesine göre bu eylemlerden sorumlu tutulup kamu davası açıldığı gözetildiğinde söz konusu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.... A.Ş. ile bayilik sözleşmesi bulunan ... ve... şirketlerine sözleşmedeki iskonto oranları aşılarak toplamda 22.036.920,54 TL tutarında fazladan prim ödemesi yapılarak fabrikanın zarara uğratıldığı ve her iki şirketin de başka fabrikalara şeker satarak sözleşmeye aykırı davrandıkları tespit edilmesine rağmen fabrika yönetimince ceza uygulanmadığı iddiasıyla ilgili olarak sanıklar hakkında yapılan yargılamada; söz konusu bayilerden prim oranlarının artırılmasına dair bir talep gelip gelmediğinin, yönetim kurulunun prim artırım kararlarının dayanaklarının neler olduğunun, bilirkişi raporunda belirtildiği gibi, aynı tarihlerde kamu şeker fabrikaları olan ... A.Ş'nin %10 oranında indirim yapıp yapmadığının, ayrıca aynı tarihlerde Şeker Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile piyasadaki diğer Şeker Fabrikalarının prim oranlarının ne olduğunun ilgili kurumlardan sorulup belirlenmesinden, bilirkişi raporundaki tespitler karşısında, adı geçen bayilerin sözleşmeye aykırı davranmaları durumunda Kayseri Şeker Fabrikası yönetiminin bu durumun tespitini ne şekilde gerçekleştireceği, bayilere yönelik bir denetim yapıp yapamayacağı, yapılması gereken cezai işlemi fabrika yönetiminin uygulayıp uygulayamayacağı gibi hususların araştırılıp gerektiğinde bilirkişi raporu ile saptanmasından sonra her bir sanığın suç kasıtları ayrı ayrı değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre tek eylemi bulunan sanıklar yönünden eylemlerinin sübutu halinde TCK'nın 158/1-h maddesinde tanımlanan nitelikli dolandırıcılık suçunun, birden fazla eylemi bulunan sanıklar bakımından ise bu eylemleri ile iddianamenin farklı bölümlerinde anlatılan ve aynı suçun konusunu oluşturan diğer eylemlerinin sübutu halinde TCK'nın 158/1-h, 43/1. maddelerinde tanımlanan zincirleme biçimde nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşup oluşmadığı karar yerinde tartışılarak bir sonuca varılması gerekirken, eksik inceleme ile yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde beraat hükümleri kurulması," gerekçesi ile beraat kararlarının bozulduğu, mahkemece bozmaya uyulduğu ve yargılamanın Kayseri 3 Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2019/303 esas sayılı dosyasında devam ettiği anlaşılmıştır.Mahkemece davacının sözleşmeyi 818 Sayılı Borçlar Kanunun 21 maddesi kapsamında gabine dayalı olarak iptal ettiği, ancak gabin koşulları oluşmadığından feshin haksız olduğu, bekletici mesele yapılan ceza dosyasının dava konusu sözleşme ile ilgili bulunmadığı belirtilerek ceza davasının bekletici mesele yapılmasına ilişkin ara karardan rücu edilmiş ise de, davalı yanın fesih ihtarnamesinin kapsamı, cevap dilekçesindeki savunmalar ve dilekçe ekinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teftiş Kurulu rapor birlikte değerlendirildiğinde, davacının yalnızca edimler arası aşırı nispetsizlik sebebine dayalı olarak iptal hakkının kullandığını iddia etmediği, davacı şirket ortağı ve yetkilisi olan ... ve ...'ın, aynı şekilde ortağı ve yetkilisi oldukları ....Şirketi ile davalı arasında yapılan önceki bayilik sözleşmeleri üzerinden de davalı şirket yetkilileri ile ortak hareket ederek davalıyı zarara uğrattıkları, nitekim bu nedenle bu kişiler hakkında suç örgütü kurmak ve örgüte üye olmak, örgüt üzerinden nitelikli dolandırıcılık suçları nedeniyle devam eden davalı şirketin de katılanı olduğu ceza yargılaması bulunduğu, bu soruşturma devam ederken, ... şirketi yerine 08/04/2010 tarihinde davacı şirketin kurulduğu ve... Şirketi'nin ... ve ... ile birlikte davacı şirketin kurucu ortağı olduğu, dava konusu sözleşmenin anılan soruşturmanın devam ettiği ve fakat henüz iddianame tanzim edilmediği dönemde yapıldığı, sözleşmenin sadece davacı lehine hükümler içermesinin de bu koşulların bir sonucu olduğu, davacı şirkete ve kooperatife kayyım atanması akabinde yapılan denetim ve tespitler ile Bakanlık teftiş kurulu raporuna göre sözleşmeye bu koşullar altında devam etmenin mümkün olmadığı, davacı şirket yetkililerinin davalı şirkete karşı suç teşkil eden eylemlerle şirketi zarara uğrattıkları şüphesi karşısında, sözleşmenin ileriye doğru haklı nedenle feshedildiğinin iddia edildiği, buna göre davacı şirket yetkililerinin kendilerine isnad olunan davalı şirkete karşı nitelikli dolandırıcılık eylemlerinin sabit görülmesi halinde sözleşme ilişkilerinde, sözleşme taraflarının birbirlerini zarara uğratmamaları gerektiğine yönelik özen yükümü çerçevesinde, sözleşmeyi bu şekilde devam ettirmesini beklemenin davalı şirketten dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenip beklenemeyeceğinin, buna göre feshin haklı olup olmadığının tartışılıp değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, mahkemece eksik gerekçe ile ceza davasının bekletici mesele yapılmasından vazgeçilmesinin isabetsiz olduğu, davalı yanın bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Kabule göre; 6102 sayılı TTK'nun 22. maddesi uyarınca tacir sıfatını haiz borçlu, fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını mahkemeden isteyemez ise de bir borçlunun, iktisadî ve ticarî faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her cezaî şartın, ahlâk ve adaba aykırı olacağı, kararlaştırılan cezai şart miktarının ekonomik yönden borçlunun mahvına sebep olabilecek tarzda yüksek olduğunun saptanması halinde bu durum ahlâk ve adaba aykırı olduğundan mahkemece cezai şarttan uygun bir indirim yapılabileceği, bu şekilde bir indirime gidilebilmesi için borçlunun ekonomik durumunun, ticari defterlerinin, bilançosunun konusunda uzman bir bilirkişiye incelettirilerek ayrıntılı ve mahkeme ve kanun yolu denetimine elverişli rapor alınması ve bu inceleme çerçevesinde indirime gerek bulunduğunun saptanması halinde somut olayın özelliği de gözetilerek bir indirime gidilmesi gerektiği, taraflar arasındaki sözleşmenin ifaya ekli cezai şart mahiyetinde olduğu, feshin haksızlığı nedeniyle cezai şart alacağının doğduğu kabul edilmiş ise de, davalı ticari defter ve kayıtları ile bilançoları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmaksızın, takdiren tenkis yapılmasının isabetsiz olduğu, yapılacak inceleme ile cezai şarttan hiç indirim yapılmaması veya daha yüksek düzeyde indirim yapılması gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi gerektiği, taraf vekillerinin hükmedilen ceza miktarına yönelik istinaf sebeplerinin yerinde olduğu anlaşılmıştır.Kabule göre; davacının cezai şart yanında müspet zararının tazminini talep ettiği, müspet zararının, dava konusu sözleşmenin süresinden önce ve haksız feshedilmesi nedeniyle davalıdan temin edemeyip satamadığı için sözleşme süresinin sonuna dek uğradığını iddia ettiği kar kaybı ile, yine sözleşme devam etse idi sözleşme süresinin sonuna kadar alabileceği ancak mahrum kaldığı primlerden oluştuğunu ileri sürdüğü, şu halde istenen prim tutarının bir alacak olarak değil, sözleşme devam etse idi alınabilecek primlerin alınamamasından kaynaklanan zarar kalemi olduğu, buna göre mahkemece davacının benzer bir sözleşmeyi yeniden yapabileceği makul süre belirlenerek yalnızca bu dönem için talep edilebilecek mahrum kalınan prim tutarı tespit edilmek gerekirken, doğmuş bir alacak kalemi gibi sözleşme süresinin sonuna dek alınabilecek prim tutarlarına hükmedilmesinin isabetsiz olduğu, davalı yanın bu yöndeki istinaf sebebinin haklı olduğu anlaşılmıştır. Yine kabule göre; taraflar arasındaki sözleşmede, davacının davalıdan temin ettiği şekerlerin satış ve pazarlamasını üstlenen distribütör olduğu, diğer ifade ile davalıdan satın aldığı ürünleri kendi adına ve hesabına kar elde etmek amacı ile üçüncü kişilere satma yetkisi bulunduğu, sözleşmede ayrıca satış fiyatları üzerinden davacıya %2 oranında prim ödeneceğinin kararlaştırıldığı, dolayısıyla sözleşmenin haksız sona erdirildiğini kabul eden mahkemece davacının benzer bir sözleşmeyi yeniden yapabileceği makul süre belirlenerek yalnızca bu dönem için kar mahrumiyeti talep edip edemeyeceği değerlendirilmek gerekirken, müspet zarar kalemlerinden biri kabul edilip diğeri reddedilerek kendi içerisinde çelişkili hüküm tesis edilmesinin isabetsiz olduğu, davacı yanın bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde olduğu anlaşılmıştır.Sonuç itibariyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının yukarıda izah edilen sebeplerle kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, taraf vekillerinin diğer istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın