Danıştay 6. Daire Başkanlığı
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2023/3960 E. , 2023/8724 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
İSTEMİN ÖZETİ : İstanbul İli, Çatalca İlçesi, ... Beldesi, ... Köyü ..., ... pafta, ..., ... ve ... parsel sayılı taşınmazların kamulaştırılmasına yönelik ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada; Danıştay Altıncı Dairesinin 22/04/2009 tarihli, E:2008/11977, K:2009/4536 sayılı bozma kararına uyularak, dava konusu işlemin iptali yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararının, Danıştay Altıncı Dairesinin 22/10/2013 tarihli, E:2012/3684, K:2013/6002 sayılı kararı ile bozulması üzerine, bozma kararına uyularak davanın reddi yolunda ... İdare Mahkemesince verilen ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararın, Danıştay Altıncı Dairesinin 18/10/2017 tarihli, E:2016/10616, K:2017/7849 sayılı kararıyla onanması ve bu karara yönelik karar düzeltme isteminin Danıştay Altıncı Dairesinin 13/11/2018 tarih ve E:2018/2593, K:2018/9132 sayılı kararıyla reddine karar verilmesi üzerine anılan kararın kesinleşmesi sonrasında, davacı tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru neticesinde, Anayasa Mahkemesince 10/11/2022 tarih ve 2019/1255 başvuru numaralı kararla davacının Anayasa'nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi üzerine, yeniden yapılan yargılama neticesinde dava konusu işlemin iptali yolunda ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararın, usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir. SAVUNMANIN ÖZETİ: Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür. ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın ONANMASINA, dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere 29/11/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Dava; İstanbul ili, Çatalca İiçesi, ... Beldesi, ... Köyü, ..., ... pafta, ..., ... ve ... parsel sayılı taşınmazların, toplam 556 adet taşınmazla birlikte kamulaştırılmasına yönelik Başbakanlık Makamının ... tarihli, ... sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır. 1164 sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun uyarınca yapılan kamulaştırma işlemi ile ilgili olarak ... İdare Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararıyla; konut, sanayi vs. yatırımlar için arazi ve arsa sağlamak ve arsa stoku yapmak amacıyla, herhangi bir plana bağlı kalmaksızın kendi hazırladığı ve hazırlayacağı plana göre kamulaştırma yapmak idarenin görev ve yetkileri arasında sayıldığından, mevzuatla belirlenen usule uygun olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. ... İdare Mahkemesinin anılan kararı, Danıştay Altıncı Dairesinin 22/04/2009 tarihli, E:2008/11977, K:2009/4536 sayılı kararı ile davalı idarece; arsaların hangi amacın gerçekleştirilmek üzere kamulaştırıldığının açıkça ortaya konularak ulaşılmak istenen kamu yararının belirtilmesi gerektiği, aksi halde ancak kanun ile kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmesine müsade edilen kamulaştırma işlemlerinin yargı denetimi dışında tutulması sonucunu ortaya çıkaracağı gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma kararı üzerine ... İdare Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararı ile mevcut durum itibarıyla taşınmazın bulunduğu alana ilişkin 1/1000 ölçekli uygulama imar planı kabul edilmiş ise de; dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla 1/1000 ölçekli uygulama imar planının bulunmaması nedeniyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Bu kararın temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 22/10/2013 tarihli, E:2012/3684, K:2013/6002 sayılı kararıyla, kamulaştırma işlemlerinin tesis edildiği tarihte davaya konu taşınmazı kapsayan 13/12/2022 tarihli, 1/5000 ölçekli nazım imar planının bulunduğu, ancak 1/1000 ölçekli uygulama imar planının bulunmadığı, nazım imar planında taşınmazların sanayi fonksiyonuna ayrıldığı, davalı idarece 1/5000 ölçekli nazım imar planına uygun olarak ve bölgede uygulama imar planı bulunmadığından kamu yararı kararına dayanılarak kamulaştırma işleminin tesis edildiği, daha sonra 17/04/2007 onay tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planının yapıldığı, böylece işlemin 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile de uyumlu hale geldiği, ancak planın ... İdare Mahkemesinin kararıyla iptal edildiği, uyuşmazlık devam ederken 14/03/2011 onay tarihli, 1/1000 ölçekli Hadımköy Sanayi Bölgesi 1. Etap Uygulama İmar Planının yürürlüğe girdiği belirtilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma kararına uyulmak suretiyle yeniden yapılan yargılama sonucunda, ... İdare Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararıyla, taşınmazların kamu yararına uygun ve yürürlükteki 1/5000 ölçekli nazım imar planına uyumlu olarak 1164 sayılı Yasa amaçları da değerlendirilmek üzere kamulaştırıldığı, davanın devamı sırasında yürürlüğe giren 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile de uyumlu hale geldiği görüldüğünden dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmeyerek davanın reddine karar verilmiştir.
Bu karar, Danıştay Altıncı Dairesinin 18/10/2017 tarihli, E:2016/10616, K:2017/7849 sayılı kararıyla onanmış, kararın düzeltilmesi istemi de 18/11/2018 tarihli, E:2018/2593, K:2018/9132 sayılı kararıyla reddedilerek kesinleşmiştir.
Davacı tarafından yapılan bireysel başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesinin 10/11/2022 tarihli, 2019/1255 başvuru numaralı kararıyla Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 10/11/2022 tarihli, 2019/1255 başvuru numaralı kararında; "56. Somut olayda başvurucunun taşınmazlarıyla ilgili olarak tesis edilen kamulaştırma kararından önce alınan bir kamu yararı kararı bulunmadığı gibi taşınmazların kamu hizmetine ayrıldığını gösteren onaylı uygulama imar planı da mevcut değildir. Bu sebeple başvurucu, taşınmazlarının kamulaştırılmasının kamu yararı amacına dayanıp dayanmadığını kamulaştırma işleminden bağımsız olarak yargısal denetime tabi kılma imkânı elde edememiştir. Başvurucu, kamulaştırma işlemine karşı açtığı davada kamulaştırma işleminden önce kamu yararı kararı alınmadığı için kamulaştırma işleminin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür ancak Daire, yargılama devam ederken uygulama imar planının yürürlüğe girdiğini gözeterek davanın reddi gerektiği sonucuna ulaşmıştır. ...
60.
Sonuç olarak başvurucunun taşınmazlarının kısmen yol, kısmen sanayi alanı olarak tahsis edilmesinde kamu yararı bulunup bulunmadığını, kamulaştırma sürecinin kesinleşmesinden önce yargısal mercilere denetlettirememesi sebebiyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. ...
67.Kamulaştırma işleminin kesinleşmiş olduğu ve kamulaştırma bedeli ödendiği gözetildiğinde mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlali yönünden yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Bununla birlikte -mülkiyet hakkı ihlali konusunda- Anayasa Mahkemesininkinden farklı bir sonuca ulaşan bir mahkeme kararının hukuki varlığını sürdürmesi düşünülemez. Ayrıca 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. maddesi dikkate alındığında idari işlemin iptal edilmesi başvurucuya, hukuka aykırı işlem sebebiyle doğan maddi zararlarının tazmini istemiyle tam yargı davası açabilme imkânı sağlayacaktır. Dolayısıyla mülkiyet hakkı ihlali yönünden yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir.
Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir." gerekçesine dayanılmıştır.
Yukarıda ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı üzere davanın incelenmesi sırasında geçirilen aşamalar dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesi tarafından mülkiyet hakkı ihlali kararı verilmesine gerekçe olarak gösterilen hususların yargılama sırasında gerek İdare Mahkemesi, gerekse Danıştay Altıncı Dairesince incelendiği açıktır. Üstelik anlatılan incelemeler sadece bir dava dosyasında değil, aynı kamulaştırma işleminin iptali istemiyle açılan 56 adet dava dosyasında da yapılmıştır.
Bu dosyalardan 3 tanesinde dava konusu işlemin iptali yönündeki kararlarda ısrar edilmesi üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 27/03/2017 tarihli, E:2015/3021, K:2017/1391 sayılı;
27/03/2017 tarihli, E:2015/2022, K:2017/1392 sayılı ve 27/03/2017 tarihli, E:2015/3046, K:2017/1393 sayılı kararları ile, "dosyaya sunulan sonraki tarihli savunmalar ve dava konusu taşınmazın bulunduğu alana ilişkin diğer davalardaki belgelerden, davacıya ait taşınmazın da içerisinde bulunduğu 556 parselden müteşekkil toplam 1.058.687 m² alanın kamulaştırılması yoluna gidildiği, alanın değişik ölçekteki planlarda sanayi lejandında bulunduğu, karar tarihi itibariyle alanda organize sanayi bölgesi yapım çalışmalarının devam ettiği hususları birlikte değerlendirildiğinde; işlemin amaç unsuru her ne kadar başta açık değilse de, sonraki tarihli bilgi belgeler ve diğer davalardaki durumlara bakıldığında, alanın organize sanayi bölgesi oluşturmak amacıyla kamulaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla dava konusu parsel bakımından, tesis edilen kamulaştırma işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır" gerekçesiyle ısrar kararlarının bozulmasına karar verilmiştir.
Bu arada; toplam 556 adet parseli de kapsayan ve dava konusu taşınmazlardan ... parsele bitişik olan, İstanbul ili, Çatalca ilçesi, ... Beldesi, ... Köyü, ... parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak Başbakanlık Makamının 28/9/2006 tarihli, 4055 sayılı kamulaştırma işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddedilerek kesinleşmesi üzerine taşınmaz maliki Bayram Yusuf Aslan tarafından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.
Anayasa Mahkemesinin 10/06/2015 tarihli, 2013/4395 başvuru numaralı Bayram Yusuf Aslan kararı ile; "105. Başvuru konusu olayda, başvurucuya ait taşınmaz, 1164 sayılı Kanun kapsamında, konut, sanayi, eğitim, sağlık ve turizm yatırımları ve kamu tesisleri için arazi ve arsa sağlamak amacıyla kamulaştırılmıştır. Yapılan kamulaştırma işlemi, 1164 sayılı Kanun'un 1. maddesindeki amaçlar doğrultusunda, aynı Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrası ve 2985 sayılı Kanun'un 4. maddesine uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla TOKİ tarafından yapılan kamulaştırmanın “kanunlar tarafından öngörülme” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır. ...
110.Somut olay bakımından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna uygun olarak gerçekleştirildiği, dolayısıyla hukuki dayanağının yeterli açıklıkta bulunduğunda şüphe yoktur. Ayrıca kamulaştırma kararına esas teşkil eden Kanun hükümleri ve 3194 sayılı Kanun’un 5. ve 6. maddelerine uygun olarak yapılan imar planları ile Danıştayın bu konudaki içtihatları, başvurucunun taşınmazının kamulaştırılmasının ve imar planı uygulamalarının yeteri kadar hukuki öngörülebilirlik taşıdığını ortaya koymaktadır. ...
130.Başvurucuya ait taşınmazın TOKİ tarafından kamulaştırılmasına karar verilmesi başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale niteliğinde kabul edilmişse de kamulaştırma işleminin meşru amacının olduğu ve kanuna uygun olarak gerçekleştirildiği, kamulaştırma bedelinin başvurucuya ödendiği, yapılan ödeme ile başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahale arasında makul bir denge bulunduğu, başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamusal menfaat arasındaki dengenin bozulmadığı ve başvurucu açısından meşru sayılamayacak olan ferdi ve aşırı nitelikte bir yük oluşturmadığı anlaşılmıştır.
131.Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında, başvurucuya ait taşınmazın kamulaştırılmasının kanuna uygun ve meşru amacının olduğu, taşınmazın bedelinin başvurucuya ödendiği, başvurucunun, bedele yönelik olarak olağan kanun yollarına başvurmadığı, bu şekilde başvurucunun mülkiyet hakkına orantısız ve makul olmayan bir müdahalede bulunulmadığı, kamulaştırma kararının, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir. " gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir.
Böylelikle, kamu yararına uygun ve yürürlükteki 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile uyumlu olarak 1164 sayılı Yasa amaçları da değerlendirilmek üzere kamulaştırma işleminin yapıldığı, davanın devamı sırasında yürürlüğe giren 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile de uyumlu hale geldiği, dolayısıyla dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı konusunda idare mahkemeleri, Danıştay Altıncı Dairesi, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ve yukarıda bahse konu Bayram Yusuf Aslan kararında Anayasa Mahkemesi tarafından görüş birliğine varılmıştır.
Her ne kadar Anayasa Mahkemesi tarafından, 10/11/2022 tarihli, 2019/1255 başvuru numaralı kararıyla Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmişse de, davadaki delillerin değerlendirilmesi hukuk kurallarının yorumlanması ile derece mahkemeleri tarafından uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmamasının bireysel başvuru konusu edilemeyeceğine dair Anayasa Mahkemesi kararları da mevcuttur. Bu husus aşağıda belirtilen kararlarda açıkça vurgulanmaktadır.
Uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarının yorumlanması görevi öncelikle derece mahkemelerine aittir. Bu bağlamda 2981 sayılı Kanun uyarınca tapu tahsis belgesi verilebilmesi için gecekondunun bulunduğu taşınmazın uygulama imar planında kamu hizmetine ayrılmamış olması şartının aranıp aranmadığını değerlendirmek idarelerin ve derece mahkemelerin yetkisindedir. Anayasa Mahkemesinin kanunların yorumu bağlamındaki görevi derece mahkemelerin değerlendirmelerinin keyfilik veya bariz takdir hatası içerip içermediğini denetlemekten ibarettir. (AYM; Süleyman Turhan kararı, 17/11/2021, Başvuru No:2018/23631)
Öncelikle belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru kapsamında hukuk kurallarını yorumlama veya başvuruya konu olay ve olguları değerlendirme gibi bir görevi bulunmamaktadır. Bireysel başvurunun ikinciliği ilkesi gereğince delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması derece mahkemelerinin takdirinde olup açık bir keyfilik olmadığı veya bariz takdir hatası içermediği takdirde Anayasa Mahkemesinin bu takdir yetkisine müdahalesi söz konusu olamaz. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruda derece mahkemelerinin yorumlarının temel hak ve özgürlükler üzerindeki etki ve sonuçlarını değerlendirir. (AYM; Yavuz Körükçü kararı, 29/9/2020, Başvuru No:2017/23668)
Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden fazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmektir (AYM; Mehmet Arif Madenci kararı, 12/1/2017, Başvuru No:2014/13916).
Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında; kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir.
Bu kapsamda ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez. (AYM; Bünyamin Arıkan kararı, 20/07/2017, Başvuru No:2014/4191) Nitekim; Anayasa Mahkemesinin Bayram Yusuf Aslan kararında "Mahkeme ve Danıştay'ın kararlarında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik oluşturan herhangi bir durumda tespit edilmemiştir." denilmiştir.
Sonuç itibarıyla, burada vurgulanması gereken; İstanbul ili, Çatalca ilçesi, ... Beldesi, ... Köyü ..., ... pafta, ... parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin 10/06/2015 tarihli, 2013/4395 başvuru numaralı Bayram Yusuf Aslan kararı ile verilen mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine ilişkin kararı ile, İstanbul ili, Çatalca ilçesi, ... Beldesi, ... Köyü, ..., ... pafta, ..., ... ve ... parsel sayılı taşınmazlarla ilgili olarak verilen Anayasa Mahkemesinin 10/11/2022 tarihli, 2019/1255 başvuru numaralı Tarık Yüksel kararı ile verilen mülkiyet hakkı ihlaline ilişkin kararının, her iki kararda yargısal denetimi yapılan Başbakanlık Makamının 28/09/2006 tarihli, 2055 sayılı işlemi hakkında farklı yönde verilmiş kararlar olduğudur. Kaldı ki, sonraki karar olan 10/11/2022 tarihli Tarık Yüksel Kararında, 10/06/2015 tarihli Bayram Yusuf Aslan kararına da herhangi bir atıf da yapılmamıştır.
Bu durumda; Anayasa Mahkemesince Delikkaya Köyünde bulunan birbirine bitişik ve iki ayrı taşınmaza dair aynı kamulaştırma işlemine ilişkin olarak tamamen farklı yönde kararlar verilmesinin hukuki belirlilik ilkesine aykırılık teşkil ettiği tartışmasızdır. Anayasa Mahkemesinin 2019/1255 başvuru numaralı kararında, Mahkemece uyuşmazlığa uygulanan hukuk kuralının yorumlanmasının ihlale yol açtığı yönünde değerlendirmeye yer verildiği, İdare Mahkemesinin davanın reddi yolundaki kararının gerekçesinin dava konusu kamulaştırma kararının 1/5000 ölçekli plana dayanılarak 1164 sayılı Yasa amaçları da değerlendirilmek üzere kamulaştırıldığına ilişkin olduğu, Mahkemece ayrıca davanın devamı sırasında yürürlüğe giren 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile de uyumlu hale geldiğinin belirtildiği, İdare Mahkemesince verilen davanın reddi yolundaki kararın 13/11/2018 tarihinde kesinleştiği, davacı tarafından 14/03/2011 tarihinde onaylanan 1/1000 ölçekli Hadımköy Sanayi Bölgesi 1. Etap Uygulama İmar Planı ve anılan planın dayanağı 1/5000 ölçekli Hadımköy Sanayi Bölgesi Nazım İmar Planının iptali istemiyle açılan davanın ise 05/04/2016 tarihinde kesinleştiği, davacı tarafından kamulaştırma kararından bağımsız olarak imar planlarının yargısal denetiminin yaptırıldığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, yeniden yapılan yargılama neticesinde dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyuyla, Dairemiz kararına katılmıyorum.