Danıştay 10. Daire Başkanlığı
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/5667 E. , 2024/2507 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, Sağlık Bakanlığının "Akli Meleke Raporları" konulu ... tarih ve ... sayılı yazısının iptali istenilmektedir.
DAVACININ_İDDİALARI_ :
Davacı tarafından, noterlerce istenen ayırt etme gücüne ilişkin akli meleke - hukuki ehliyet raporlarının, uzmanlık branşı fark etmeksizin kamuda çalışan tüm hekimlerce verilebileceğini öngören düzenlemede vatandaşların noterden yönlendirildiklerine ilişkin yazı almalarının gerekli olmadığı, doğrudan sağlık kurumuna başvurabileceklerinin belirtildiği, müfredatlarında olmayan bir eğitime rağmen tıp branşlarına alan dışı yetki veren düzenlemenin, emredici normlara aykırı olduğu gibi sağlık hizmetinin gereklerine, kamu yararına da aykırı olduğu, temelde aile hekimleri tarafından yapılan muayenede, kişinin ruh sağlığının fiil ehliyetini etkileyip etkilemediği konusunda yeterli tıbbi kanaat oluşturulamazsa ilgili uzmanlık alanı olan psikiyatri uzmanına sevkinin yapıldığı, dava konusu düzenleme ile bu uygulamanın sona erdirildiği, sözü edilen raporların 1219 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca kamuda mesleğini icra eden tüm doktorlarca verilebileceği, ancak raporda tespit edilecek tanılamaların psikiyatri tıp branşının uzmanlık eğitim müfredatı içerisinde yer alan uygulamalar olduğu, işleme dayanak gösterilen 1219 sayılı Kanun’un 13. maddesinin getiriliş amacına aykırı olarak değerlendirildiği, anılan Kanun’a göre sağlık raporlarının yalnızca hekimler tarafından verilebileceği, burada özellikle bir branşın belirtilmemesinin her uzmanlık dalının yetkilendirildiği şeklinde değerlendirilemeyeceği, tüm hekimlere müfredatlarında olmayan bir eğitime rağmen uzmanlık alanı dışında tanılama yapma yetkisi vermenin hem tıp biliminin gerekliliklerine hem de Kanun’un diğer maddelerine uygun düşmediği, 1219 sayılı Kanun’un tıpta uzmanlığı temellendirdiği, Kanun’un 8. maddesinde her bir uzmanlık branşının ancak kendi uzmanlık alanında uygulama yapabileceğinin düzenlendiği, anılan Kanun uyarınca çıkarılan ve uzmanlık eğitiminin esaslarını düzenleyen Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinde çok net olarak her bir uzmanlık branşının ancak kendi uzmanlık alanında uygulama yapabileceğinin düzenlendiği, 1219 sayılı Kanun’da ruh sağlığı ve hastalıklarının 4 yıllık eğitim süresini gerektiren tıpta uzmanlık ana dalı olarak gösterildiği, uzmanlık dallarının eğitim müfredatları ve bu müfredatlara göre uzmanlık dallarının temel uygulama alanları ile görev ve yetkilerinin çerçevesinin yine 1219 sayılı Kanun’un ek 14. maddesi uyarınca Tıpta Uzmanlık Kurulunca belirlendiği, uzmanlık gerektiren alanlarda kimin hangi yetkileri kullanabileceğinin hukuken tanımlanmış eğitim müfredatları sonucu alınan eğitimlerle doğrudan ilgili olduğu, Tıpta Uzmanlık Kurulu ile ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanlık eğitimi çekirdek müfredatında “adli psikiyatri”nin özelleşmiş alanlara ilişkin yetkinlikler içerisinde sayıldığı, ayrıca uygulamalı eğitimin temel alanları içerisinde “uzmanlık öğrencileri, adli psikiyatri hastalarının ele alınması, hukuksal işlemler ve adli rapor yazma konusunda beceri ve deneyim kazanmalıdır.” denilerek hukuki ehliyeti de içeren adli psikiyatri konusunda eğitim verildiğinin belirtildiği, adli rapor düzenlemenin ayrıca aile hekimliği uzmanlık eğitimi çekirdek müfredatında psikiyatri rotasyon eğitimi içerisinde de verildiğinden birinci basamak hizmetlerde değerlendirmenin yapılabileceği ancak daha ileri düzeyde muayene ve inceleme gerektiğinde psikiyatri uzmanına sevki de içerecek şekilde teorik ve uygulamalı uzmanlık eğitimi alındığını gösterdiği, kamuda çalışan tüm hekimlere yetki verilirken, bu konuda eğitim görmüş uzmanlık yetkisi kazanmış ama muayenehanede ya da özel sağlık kuruluşlarında çalışan psikiyatri uzmanına da fiil ehliyeti konusunda rapor düzenleme yetkisinin verilmemesine ilişkin düzenlemenin bilimsellikten uzak olduğu, diğer taraftan dava konusu düzenlemede işlem yapmak için yetkili sağlık hizmeti sunucularına başvuran vatandaşların noterden yönlendirildiklerine ilişkin yazı almalarının gerekli olmadığını, doğrudan sağlık kurumuna başvurabileceklerinin de belirtildiği, noterlerin mevzuat gereği fiil ehliyeti etkileyecek bir durumdan şüphelendiğinde rapor talep etmesinin gerektiği, bu tür şüphe olduğunda yazılı olarak talep etmesinin gereksiz bir sevk işlemi değil, usule ve hizmet gereklerine uygun olacağı, aksi halde bireylerin notere başvurmadan hekimlere ya da sağlık kurumlarına başvurarak gerekli gereksiz rapor taleplerinde bulunacakları, fiil ehliyeti olan ya da hiç şüphe duyulmayan bireylerin bile rapor almak için gerekmediği halde rapor almalarına yol açacağı, sağlık kurumlarının iş yükünün gereksiz olarak artacağı, sonuç olarak, kamuda çalışan tüm hekimlere bilgi ve becerilerinin dışında teşhis koyma, ruhsal değerlendirme yapma yetkisi tanıyan mesleki ve tıbbi gerekliliklere aykırı düzenlemenin özelde psikiyatristler için eşitsizlik yarattığı, yurttaşların kişilik haklarını ihlal ettiği, hizmet gereklerine aykırı bir iş yükü doğurduğu, düzenlemenin iptali gerektiği iddia edilmektedir.
DAVALININ_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatların Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 13. maddesi ile mesleğini icraya yetkili olan tabiplerin, bir kişinin ahvali bedeniye ve akliyesi hakkında rapor tanzimine yetkili olduğunun hüküm altına alındığı, mezkûr hükümle alâkalı olarak mülga Yüksek Sağlık Şurası’nın ... tarih ve ... sayılı Tavsiye Kararında 1219 sayılı Kanun uyarınca mesleğini icraya yetkili olan tabiplerin aklî meleke (hukukî işlem yapma ehliyeti) raporlarını düzenlemeye yetkili olduğu yönünde görüş bildirildiği, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 5. maddesinin 3. fıkrasına göre de, mevzuatta kurul, kurum veya uzman hekimlerin yetkili kılındığı durumlar haricinde aile hekimleri de dâhil olmak üzere mesleğini icraya yetkili olan bütün tabiplerin aklî meleke (hukukî işlem yapma ehliyeti) raporlarını düzenlemeye yetkili olduğu, tabibin gerek gördüğünde ilgili uzmana sevk ederek uzman tarafından karar verilip rapor düzenlenmesini talep edebileceği, branş kısıtlaması olmadan, başka bir ifade ile 1219 sayılı Kanunun 1. maddesindeki yetki kapsamında tüm hekimlerce aklî meleke değerlendirmesinin yapılabileceği, dava konusu düzenlemede, ... tarih ve ... sayılı Makam Oluru ile yürürlüğe giren Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge’nin 33. maddesinin 1. fıkrası ile 34. maddesi çerçevesinde Sağlık Bakanlığınca izin verilen sağlık tesisleri hariç özel sağlık hizmet sunucularının birinci maddede belirtilen raporlar dışında aklî meleke dâhil başkaca rapor düzenleyemeyeceklerinin belirtildiği, öte yandan, 1512 sayılı Noterlik Kanunu ve Noterlik Kanunu Yönetmeliği’ne göre, notere her başvuran kişiden aklî meleke raporu talep edilmesine gerek bulunmadığı, noter tarafından ilgilinin yeteneğinden şüphe edilmesi veya bu konuda ihbar ve şikâyette bulunulmuş olması hallerinde temyiz kudretinin varlığının doktor raporu ile saptanmasının öngörüldüğü ve fakat raporun alınması için noterler tarafından sevk belgesi düzenleneceğine yönelik bir düzenlemeye yer verilmediği, ayrıca, söz konusu raporlar ile bir hastalık tanısı konulmadığı, tedaviye yönelik bir uygulama yapılmadığı, kişinin temyiz kudretinin bulunup bulunmadığının tespit edildiği, bu bakımdan da psikiyatri uzmanlarının yetkisinde bulunan bir iş ve işlemin yapıldığından söz edilemeyeceği, aklî meleke raporlarının, bir mesleğe yönelik olmak dışında tüm noter işlemleri, işe giriş başvuruları, tapu işlemleri gibi birçok alanda talep edilen rapor türü olduğu, aynı zamanda hangi amaçla talep edilirse edilsin aynı kriterler çerçevesinde değerlendirme yapılarak karar verildiği, bu nedenle sağlık hizmet sunucularında düzenlenecek aklî meleke raporlarının, talep amacına bakılmaksızın alt unsuru olduğu durum bildirir tek hekim sağlık raporların içinde düzenlendiği, mevcut rapor sayısı ile psikiyatri hekim sayısı göz önünde bulundurulduğunda birinci basamakta ücret ödemeden kolayca alınabilen aklî meleke raporlarının sadece ikinci ve üçüncü basamak sağlık tesislerinde düzenlenmesinin, bu tesislerde yığılmalara neden olabileceği, bununla birlikte Sağlık Bakanlığınca, üniversitelere, diğer kamuya ve özel sektöre ait sağlık tesisleri bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle yerleşim yerlerinin sağlık hizmet bölgesi yapılanması içerisindeki konumları ve hizmet verilen nüfusun, sağlık hizmetlerine olan ihtiyaç ve beklentileri dikkate alınarak sağlık tesislerinin görev ve sorumluluğunun belirlendiği, bu görev ve sorumluluklara göre sağlık tesislerinin yetkili olduğu alanların belirlendiği, ilgili mevzuatına göre Sağlık Bakanlığınca yetki verilen tesisler rapor düzenleyebileceğinden ve esasen bu konuda Sağlık Bakanlığının takdir hak ve yetkisi bulunduğundan sadece kamu kesiminde rapor düzenlenebileceği ve bunun hukuka aykırı olduğu yolundaki iddiaların da dayanaksız olduğu, dava konusu düzenlemenin hukuka, üst hukuk normlarına, hukukun genel ilkelerine ve hizmetin gereklerine uygun olduğu, davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava,Sağlık Bakanlığının "Akli Meleke Raporları" konulu ... tarih ve ... sayılı yazısının iptali istemiyle açılmıştır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3. maddesinin a) bendinde; "Sağlık kurum ve kuruluşları yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak planlanır, koordine edilir, mali yönden desteklenir ve geliştirilir." c) bendinde; "Bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılması esastır. Sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesi bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenlenir. Bu düzenleme ilgili Bakanlığın görüşü alınarak yapılır. Gerek görüldüğünde özel sağlık kuruluşlarının her türlü ücret tarifeleri sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca onaylanır.Kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık kuruluşları veya sağlık işletmelerinde verilen her türlü hizmetin fiyatları Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tespit ve ilan edilir.", e) bendinde; "Tesis edilecek eğitim,denetim, değerlendirme ve oto kontrol sistemi ile sağlık kuruluşlarının tespit edilen standart ve esaslar içinde hizmet vermesi sağlanır.", i) bendinde; "Sağlık hizmetlerinin yurt çapında istenilen seviyeye ulaştırılması amacıyla; bakanlıklar seviyesinden en uçtaki hizmet birimine kadar kamu ve özel sağlık kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları arasında koordinasyon ve işbirliği yapılır. Sağlık kurum ve kuruluşları coğrafik ve fonksiyonel hizmet alanları, verecekleri hizmetler, yönetim, hizmet ilişki ve bağlantıları gibi konularda tespit edilen esaslara uymak ve verilen görevleri yapmakla yükümlüdürler. Çağdaş tıbbi bilgi ve teknolojinin ülkeye getirilmesi ve teşviki sağlanır." hükmü yer almıştır. 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü" başlıklı 355. maddesinin 1. fıkrasının a) bendinde; her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak, c) bendinde; kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek, hükmü, 508. maddesinde; Bakanlık görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapabilir, hükmü getirilmiştir. Yukarıda yer verilen hükümlerle Sağlık bakanlığına verilen bu görev ve yetkilerin çıkaracağı düzenlemelerle uygulamaya geçirileceği kuşkusuzdur. 1219 sayılı kanunun 13. maddesinde, "Bir şahsın ahvali bedeniye ve akliyesi hakkında rapor tanzimine münhasıran bu kanunla icrayı sanata salahiyeti olan tabipler mezundur. Türkiye'de icrayı sanat salahiyetini haiz olmıyan tabiplerin raporları muteber olamaz." hükmü yer almıştır.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu işlemin, Türkiye Noterler Birliği tarafından kişilerin , işlem yapma ehliyeti olup olmadığı hakkında şüpheye düşüldüğü durumlarda doktor raporunun istenmesinin gerekli olduğu, ancak bazı hekim veya sağlık tesislerince sevk belgesi istendiği, noterlerin hekime sevk gibi bir yetkisi olmadığı belirtilerek sağlık hizmet sunucularının bilgilendirilmesinin talep edilmesi üzerine tesis edildiği, 81 il valiliğine gönderilen dava konusu Genel yazıda özetle; 2014/11 sayılı Hukuki İşlem Ehliyetine İlişkin Rapor Düzenleme Yetkisi başlıklı Genelgeden ve Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönergenin 33 ve 34. Madde hükümlerinden bahsedilerek Sağlık Bakanlığınca izin verilen sağlık tesisleri hariç özel sağlık hizmet sunucularının birinci maddede belirtilen raporlar dışında aklî meleke dâhil başkaca rapor düzenleyemeyeceklerinin belirtildiği, bu bağlamda işlem yapma ehliyeti için yetkili sağlık hizmet sunucularına başvuran vatandaşlardan sevk belgesi talep edilmesine yönelik bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle vatandaş başvurularının yukarıda belirtildiği şekilde sonuçlandırılmasının ve sevk belgesi gibi bir belgenin talep edilmemesi gerektiği hakkında birinci ve ikinci basamak kamu sağlık hizmet sunucularının uyarılmasına yönelik bilgilere yer verildiği, davacı dernek tarafından, noterlerce istenen ayırtetme gücüne ilişkin akli meleke-hukuki ehliyet raporlarının, uzmanlık branşı fark etmeksizin kamuda çalışan tüm hekimlerce verilebileceğini öngören dava konusu düzenlemeyle müfredatlarında olmayan bir eğitime rağmen tıp branşlarına alan dışı yetki verildiği ileri sürülerek anılan genel yazının iptali istemiyle bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Davalı idarece ,1512 sayılı Noterlik Kanunu ve Noterlik Kanunu Yönetmeliği’ne göre, notere başvurulması durumunda noter tarafından ilgilinin yeteneğinden şüphe edilmesi veya bu konuda ihbar ve şikâyette bulunulmuş olması hallerinde temyiz kudretinin varlığının doktor raporu ile saptanmasının öngörüldüğü, söz konusu raporun alınması için noterler tarafından sevk belgesi düzenleneceğine yönelik bir düzenlemeye yer verilmediği, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatların Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 13. maddesi ile mesleğini icraya yetkili olan tabiplerin, bir kişinin ahvali bedeniye ve akliyesi hakkında rapor tanzimine yetkili olduğunun hüküm altına alındığı, mezkûr hükümle alâkalı olarak mülga Yüksek Sağlık Şurası’nın ... tarih ve ... sayılı Tavsiye Kararında 1219 sayılı Kanun uyarınca mesleğini icraya yetkili olan tabiplerin aklî meleke (hukukî işlem yapma ehliyeti) raporlarını düzenlemeye yetkili olduğu yönünde görüş bildirildiği, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 5. maddesinin üçüncü fıkrasına göre de, mevzuatta kurul, kurum veya uzman hekimlerin yetkili kılındığı durumlar haricinde aile hekimleri de dâhil olmak üzere mesleğini icraya yetkili olan bütün tabiplerin aklî meleke (hukukî işlem yapma ehliyeti) raporlarını düzenlemeye yetkili olduğu, tabibin gerek gördüğünde ilgili uzmana sevk ederek uzman tarafından karar verilip rapor düzenlenmesini talep edebileceği, branş kısıtlaması olmadan, başka bir ifade ile 1219 sayılı Kanunun 1. maddesindeki yetki kapsamında tüm hekimlerce aklî meleke değerlendirmesinin yapılabileceği, dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde uyuşmazlık incelendiğinde, dava konusu Genel yazıda yer verilen söz konusu raporlar ile esasında her hangi bir hastalık tanısı konulmayıp, tedaviye yönelik bir uygulamanın da yapılmadığı, sadece kişilerin temyiz kudretinin bulunup bulunmadığının tespit edildiği, bu yönüyle psikiyatri uzmanlarının yetkisinde bulunan bir iş ve işlemin yapılmasının söz konusu olmadığı, aklî meleke raporlarının, tüm noter işlemleri, işe giriş başvuruları, tapu işlemleri gibi birçok alanda talep edilen rapor türü olup, aynı zamanda hangi amaçla talep edilirse edilsin aynı kriterler çerçevesinde değerlendirme yapılarak karar verildiği, bu nedenle sağlık hizmet sunucularında düzenlenecek aklî meleke raporlarının, talep amacına bakılmaksızın alt unsuru olduğu durum bildirir tek hekim sağlık raporları içinde düzenlendiği, bu nedenle durum bildirir raporlardan olan akli meleke raporlarının, uzman veya pratisyen, herhangi bir sınırlama olmaksızın, tıp fakültesi diplomasını haiz 1219 sayılı Kanun'a göre yetkili her hekim tarafından verilebileceği sonucuna ulaşılmış olup anılan düzenleme hukuka, üst hukuk normlarına, hukukun genel ilkelerine ve hizmetin gereklerine uygun bulunmuştur. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yolunda karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 11/06/2024 tarihinde, davacı Dernek temsilcisi ... ve davacı vekili Av. ... ile davalı idare temsilcisi Hukuk Müşaviri Av. ...'un geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Türkiye Noterler Birliği tarafından, davalı idareden kişilerin işlem yapma ehliyeti olup olmadığı hakkında şüpheye düşüldüğü durumlarda doktor raporu istenmesinin gerekli olduğu, ancak bazı hekim veya sağlık tesislerince rapor düzenlenmek için sevk belgesi istendiği, oysa noterlerin hekime sevk gibi bir yetkisinin olmadığı belirtilerek konu hakkında sağlık hizmeti sunucularının bilgilendirilmesi talep edilmiş, bunun üzerine Sağlık Bakanlığının "Akli Meleke Raporları" konulu ... tarih ve ... sayılı yazısı ile, -Özetle- "Bakanlıkça izin verilen sağlık tesisleri hariç özel sağlık hizmet sunucularının Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge'nin 34. maddesinin 1. fıkrasında sayılan raporlar dışında akli meleke dahil başkaca sağlık raporu düzenleme yetkisinin bulunmadığı, ... işlem yapma ehliyeti için yetkili sağlık hizmet sunucularına başvuruda bulunan vatandaşlardan sevk belgesi talep edilmesine yönelik düzenleme bulunmadığı, bu nedenle vatandaş başvurularının belirtildiği şekilde sonuçlandırılması ve sevk belgesi gibi bir belgenin talep edilmemesi gerektiği hakkında birinci ve ikinci basamak kamu sağlık hizmet sunucularının uyarılması gerektiği” hususu 81 İl Valiliğine bildirilmiş, bunun üzerine davacı tarafından anılan yazının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE
İlgili Mevzuat:
Anayasa'nın 56. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu;
3.fıkrasında, Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği;
4.fıkrasında da, Devletin, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği hükme bağlanmıştır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanunun amacının, sağlık hizmetleri ile ilgili temel esasları belirlemek olduğu;
2.maddesinde, Milli Savunma Bakanlığı hariç bütün kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzelkişileri ve gerçek kişileri kapsadığı;
3.maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak plânlanacağı, koordine edileceği, mali yönden destekleneceği ve geliştirileceği; (c) bendinde, bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasının esas olduğu, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinin bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenleneceği;
9.maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususların Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle tespit edileceği hükme bağlanmıştır. 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 355. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak; (c) bendinde, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek; (l) bendinde ise, mevcut sağlık insan gücünü, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar düzeyinde planlamak ve istihdamın bu plan çerçevesinde yürütülmesini denetlemek Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır. Aynı Kararname'nin 508. maddesi ile de Bakanlıklara görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapabilme yetkisi verilmiştir.
Anılan mevzuat hükümlerine dayanılarak sağlık raporlarının ne şekilde hangi sağlık hizmet sunucularında düzenleneceğinin açıklanması, rapor formatlarının belirlenmesi ve sağlık raporlarına itiraz süreçlerinin tanımlanması amacıyla resmi ve özel tüm sağlık hizmet sunucularını, özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişileri kapsayan Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge hazırlanmış ve ... tarih ve ... sayılı Makam Olur'u ile aynı tarihte yürürlüğe konulmuştur.
Anılan Yönerge'nin "Raporların düzenlenmesine ve formatına ilişkin açıklamalar" başlıklı - dava konusu yazı tarihinde yürürlükte olan haliyle - 33. maddesinin 1. fıkrasında, "Bu Yönerge’de; özel rapor formatı belirtilen durumlar dışında tüm raporların düzenlenmesinde aşağıdaki kriterlere uyulur. Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler, üniversite hastaneleri, diğer kamu kurumlarına ait sağlık kurum ve kuruluşları ile Sağlık Bakanlığınca ruhsatlandırılmış özel hastaneler, özel tıp merkezleri ve birinci basamak sağlık hizmet sunucuları;
a)İstirahat Raporlarını Ek-1' de yer alan rapor formatına,
b)İlaç Kullanım Raporlarını Ek-2' te yer alan rapor formatına,
c)Tıbbi Malzeme Raporlarını Ek-3' te yer alan rapor formatına,
ç)Durum Bildirir Sağlık Kurulu Raporlarını Ek-4' te yer alan rapor formatına,
d)Durum Bildirir Tek Hekim Sağlık Raporlarını Ek-5’ de yer alan rapor formatına, uygun olarak düzenler." kuralı; "Genel hükümler" başlıklı - dava konusu yazı tarihinde yürürlükte olan haliyle - 34. maddesinde, "(1) Özel sağlık hizmet sunucuları tedavi ettiği hastaların; istirahat/iş göremezlik raporlarını, tedavilerinde kullanılan ilaç, tıbbi cihaz ve malzeme kullanımına yönelik sağlık raporları ile sürücü/sürücü adayı sağlık raporlarını düzenleyebilirler. (2) Sağlık Bakanlığınca izin verilen haller hariç olmak üzere; usulüne uygun olarak teşekkül ettirilmiş olsa bile özel sağlık hizmet sunucuları; birinci fıkrada belirtilenler dışında durum bildirir raporları düzenleyemezler. ..." kuralı düzenlenmiştir.
Ayrıca, Sağlık Bakanlığının "Hukuki işlem ehliyetine ilişkin rapor düzenleme yetkisi" konulu 10/03/2014 tarih ve 2014/11 sayılı Genelgesi ile, "... 1219 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca mesleğini icraya yetkili olan tabiplerin, kişinin ayırt etme gücüne sahip olup olmadığının tespiti için, zihinsel işlevlerini, fiziksel vaziyeti, zaman ve mekan oryantasyonları gibi bir dizi davranış özelliklerini saptayarak kişi hakkında sağlık raporu düzenlemeye yetkili olduğu, bu itibarla mevzuatta kurul, kurum veya uzman hekimlerin yetkili kılındığı durumlar haricinde aile hekimleri de dahil olmak üzere mesleğini icraya yetkili olan bütün tabiplerin, akli meleke raporlarını düzenlemeye yetkili olduğu, ancak tabibin, gerekli gördüğünde ilgili uzmana sevk ederek uzman tarafından karar verilip raporun düzenlenmesini talep edebileceği" hususları 81 İl Valiliğine bildirilmiştir.
Bu kez Sağlık Bakanlığının dava konusu "Akli Meleke Raporları" konulu ... tarih ve ... sayılı yazısı ile, 2014/11 sayılı Genelge ile Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge'nin 33. maddesinin 1. fıkrası ile 34. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına yer verilerek, "Bakanlıkça izin verilen sağlık tesisleri hariç özel sağlık hizmet sunucularının Yönerge'nin 34. maddesinin 1. fıkrasında sayılan raporlar dışında akli meleke dahil başkaca sağlık raporu düzenleme yetkisinin bulunmadığı,
Durum bildirir tek hekim raporları ve sağlık kurul raporlarının Bakanlığın e-Rapor Sistemi üzerinden elektronik olarak e-imza ile düzenlenmesinin zorunlu olduğu, e-Rapor sistemi üzerinden rapor düzenlenebilmesi halinde geçerli kabul edilmesi, manuel raporların ise geçerli kabul edilmemesi gerektiği, düzenlenen raporların geçerliliğinin erapor.saglik.gov.tr internet adresi rapor doğrulama ekranlarında rapor üzerinde yer alan referans numarası ile doğrulanmasının mümkün olduğu,
Bu bağlamda işlem yapma ehliyeti için yetkili sağlık hizmet sunucularına başvuruda bulunan vatandaşlardan sevk belgesi talep edilmesine yönelik düzenleme bulunmadığı, bu nedenle vatandaş başvurularının belirtildiği şekilde sonuçlandırılması ve sevk belgesi gibi bir belgenin talep edilmemesi gerektiği hakkında birinci ve ikinci basamak kamu sağlık hizmet sunucularının uyarılması gerektiği” hususu 81 İl Valiliğine bildirilmiştir. Öte yandan, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun "Hukuki işlemler ve ilgilileri" başlıklı 72. maddesinde, "Noterler, ilgililerin istemi üzerine, hukuki işlemleri belgelendirirler. Belgelendirme, bu kısım hükümleri ile diğer kanunlar ve yönetmelikte gösterilen şekilde yapılır. İlgili, belgelendirme isteminde bulunan kişidir. Noter, iş yaptıracak kimselerin kimlik, adres ve yeteneğini ve gerçek isteklerini tamamen öğrenmekle yükümlüdür." hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanun'a dayanılarak çıkarılan ve 13/07/1976 tarih ve 15645 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Noterlik Kanunu Yönetmeliği'nin "Yeteneğin tesbiti" başlıklı 91. maddesinde, "Noterin ilgilinin yeteneği hakkında bir kanı sahibi olması gereklidir. Temyiz kudretine sahip bulunan ve işlemin niteliğine göre gerekli yaşa girdiği anlaşılan herkes hukuki işlemleri yapmaya ehil olup, bu yaş resmi belge ile saptanır. Tanık veya kanı ile yaş tespit edilemez.
İlgilinin yaşlılık, hastalık veya dış görünüşü itibariyle yeteneğinden şüphe edilmesi veya bu konuda ihbar ve şayet bulunması hallerinde temyiz kudretinin varlığı doktor raporu ile saptanır. Bu takdirde metnin içinde tarih ve numarası ile rapordan bahsedilir, raporun aslı işlemin noterde kalan nüshasına eklenir.
Hukuki işlerin belgelendirilmesi anında ilgili iradesini serbestçe ve kendi isteğine uygun olarak beyan etmelidir. Beyanın tam ve eksiksiz olarak yazılması gereklidir. Yapılan işlemin niteliğine göre gerekli soruların sorularak işlemin sonucu hakkında ilgiliye açıklama yapılması gereklidir." hükmü düzenlenmiştir. Hukuki Değerlendirme:
Akli meleke raporları, notere hukuki işlem gerçekleştirmek üzere başvuran kişilerden, hukuki işlem yapma ehliyetinin, bir başka ifadeyle ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı konusunda (yaşlılık, hastalık veya dış görünüş gibi sebeplerle) şüphe edilen veya bu konuda hakkında ihbarda bulunulanlardan, noterce istenen bir durum bildirir tek hekim raporudur.
Dava konusu yazı ile, Bakanlıkça izin verilen sağlık tesisleri hariç özel sağlık hizmet sunucularının akli meleke raporu düzenleme yetkisinin bulunmadığı, işlem yapma ehliyeti için yetkili sağlık hizmet sunucularına başvuruda bulunan vatandaşlardan sevk belgesi gibi bir belgenin talep edilmemesi gerektiği konusunda birinci ve ikinci basamak kamu sağlık hizmet sunucuları bilgilendirilmiştir.
Davacı tarafından, akli meleke raporunda tespit edilecek tanılamaların psikiyatri tıp branşının uzmanlık eğitim müfredatı içerisinde yer alan uygulamalar olduğu, 1219 sayılı Kanun’un 13. maddesinde özellikle bir branşın belirtilmemesinin her uzmanlık dalının yetkilendirildiği şeklinde değerlendirilemeyeceği, adli rapor düzenlemenin ayrıca aile hekimliği uzmanlık eğitimi çekirdek müfredatında psikiyatri rotasyon eğitimi içerisinde de verildiğinden birinci basamak hizmetlerde değerlendirmenin yapılabileceği, kamuda çalışan tüm hekimlere yetki verilirken, bu konuda eğitim görmüş uzmanlık yetkisi kazanmış ama muayenehanede ya da özel sağlık kuruluşlarında çalışan psikiyatri uzmanına da fiil ehliyeti konusunda rapor düzenleme yetkisinin verilmemesine ilişkin düzenlemenin bilimsellikten uzak olduğu iddia edilerek anılan yazının iptali istenilmektedir. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 1. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde tababet icra ve her hangi surette olursa olsun hasta tedavi edebilmek için tıp fakültesinden diploma sahibi olmanın şart olduğu;
8.maddesinde, Türkiye'de icrayı tababet için bu kanunda gösterilen vasıfları haiz olanların umumi surette hastalıkları tedavi hakkını haiz olduğu, ancak her hangi bir şubei tababette müstemirren mütehassıs olmak ve o unvanı ilan edebilmek için Türkiye Tıp Fakültesinden veya Sıhhıye Vekaletince kabul ve ilan edilecek müessesattan verilmiş ve yahut ecnebi memleketlerin maruf bir hastane veya laboratuvarından verilip Türkiye Tıp Fakültesince tasdik edilmiş bir ihtısas vesikasını haiz olması gerektiği;
13.maddesinde ise bir şahsın ahvali bedeniye ve akliyesi hakkında rapor tanzimine munhasıran bu kanunla icrayı sanata salahiyeti olan tabiplerin mezun olduğu, Türkiye'de icrayı sanat salahiyetini haiz olmıyan tabiplerin raporlarının muteber olamayacağı hükmü yer almaktadır. 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu'na dayanılarak çıkarılan Tıbbi Deontoloji Tüzüğü'nün 1. maddesinde de, tabip ve diş tabiplerinin, deontoloji bakımından uymakla yükümlü oldukları kural ve esasların bu Tüzük'te gösterildiği, anılan Kanun'un 7. maddesi uyarınca tabip odalarına kayıtlı bulunan tabip ve diş tabiplerinin bu Tüzük hükümlerine tabi oldukları;
2.maddesinde, tabip ve diş tabibinin başta gelen vazifesinin, insan sağlığına, hayatına ve şahsiyetine ihtimam ve hürmet göstermek olduğu, tabip ve diş tabibinin, hastalar arasında hiçbir ayırım yapmaksızın, muayene ve tedavi hususunda azami dikkat ve özeni göstermekle yükümlü oldukları;
6.maddesinde de, tabip ve diş tabibinin sanat ve mesleğini yerine getirirken, hiçbir etki ve nüfuza kapılmaksızın, vicdani ve mesleki kanaatına göre hareket edeceği, tabip ve diş tabibinin, uygulayacağı tedaviyi belirlemekte serbest olduğu hükme bağlanmıştır. 1219 sayılı Kanun ile 6023 sayılı Kanunu'na dayanılarak çıkarılan Tıbbi Deontoloji Tüzüğü hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, hekimin muayene ve tetkiklerini yapmak suretiyle hastaya uygulayacağı tedaviyi mesleki bilgisi ve vicdanı ile belirleyeceği anlaşılmakla, hastanın durumunu bildirir raporları düzenlemenin de hastaya uygulanan tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğu, bundan yola çıkılarak mesleğini icraya yetkili olan tabiplerin bireylerin ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında rapor düzenlemeye yetkili olduğu sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, akli meleke raporunu düzenleyecek olan hekimin gerekli görmesi durumunda, ilgili uzman hekime sevk ederek kişinin ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığına karar verilip rapor düzenlenmesini talep edebileceği de sabittir. 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 5. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesinde, ilgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmî tabiplerce düzenlenmesi öngörülen her türlü rapor, sevk evrakı, reçete ve sair belgelerin, aile hekimleri tarafından düzenleneceği hükme bağlanmış; anılan Kanun'a dayanılarak 25/01/2013 tarih ve 28539 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'nin "Aile hekiminin görev, yetki ve sorumlulukları" başlıklı 4. maddesinin üçüncü fıkrasının (l) bendinde, "İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmî tabiplerce kişiye yönelik düzenlenmesi öngörülen her türlü sağlık raporu, sevk evrakı, reçete ve sair belgeleri düzenlemek" aile hekiminin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmıştır.
Bu durumda, kişinin hukuki işlem yapma ehliyetinin bulunup bulunmadığına yönelik durum bildirir tek hekim raporu olan akli meleke raporlarının, bizzat ruh sağlığı ve hastalıkları uzman hekimlerince düzenlenmesini gerektiren bir yönünün olmadığı, akli meleke raporuyla bir teşhis ve tedavi hizmetinin sunulmadığı, anılan rapor kapsamındaki değerlendirmenin, aile hekimi dahil, ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı olmayan hekimler tarafından da yapılmasında hukuken bir engel bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca, Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge'de özel sağlık hizmet sunucularının sadece tedavi ettiği hastaların, istirahat/iş göremezlik raporlarını, tedavilerinde kullanılan ilaç, tıbbi cihaz ve malzeme kullanımına yönelik sağlık raporları ile sürücü/sürücü adayı sağlık raporlarını düzenleyebilecekleri ve Sağlık Bakanlığınca izin verilen haller hariç olmak üzere, usulüne uygun olarak teşekkül ettirilmiş olsa bile özel sağlık hizmet sunucularının anılan raporlar dışında durum bildirir raporları düzenleyemeyecekleri belirtilmiştir.
Buna göre, akli meleke raporlarının Bakanlıkça izin verilen haller hariç özel sağlık kuruluşlarınca düzenlenemeyeceği, davalı idare tarafından, noterce hakkında hukuki işlem yapma ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda şüphe duyulan veya bu konuda ihbarda bulunulan kişilerin, akli meleke raporuyla noterde gerçekleştirebilecekleri işlemlerin niteliği ve önemi göz önünde bulundurulduğunda, bu raporların belli standartları içeren kamuya ait sağlık kurum ve kuruluşlarından alınmasına yönelik yapılan belirlemenin idarenin takdir yetkisi kapsamında olduğu, dava konusu düzenlemede bu yönüyle de dayanağı mevzuat hükümlerine ve hukuka aykırılık bulunmadığı görülmektedir.
Öte yandan, davacı tarafından, noterlerin mevzuat gereği fiil ehliyetini etkileyecek bir durumdan şüphelendiğinde rapor talep etmesinin gereksiz bir sevk işlemi olmadığı iddia edilmiş ise de, Noterlik Kanunu ile bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan Noterlik Kanunu Yönetmeliğinde, noterlerin hukuki işlem gerçekleştirecek kişinin yeteneğini öğrenmekle yükümlü olduklarının, kişinin yeteneğinden şüphe edilmesi veya bu konuda ihbarda bulunulması halinde temyiz kudretinin varlığının doktor raporuyla saptanacağı, bu durumda gerçekleştirilecek işlemin metninde doktor raporundan bahsedileceği, raporun aslının noterde kalan nüshaya ekleneceğinin düzenlendiği, dava konusu yazının dayanağını oluşturan üst normlarla öngörülen sistemde, noterlerin bahse konu durumda sevk belgesi düzenlemesi gibi bir usule yer verilmediği görüldüğünden, davacının bu yöndeki iddialarına itibar edilmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;
1.DAVANIN REDDİNE,
2.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL duruşmalı vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4.Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 11/06/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.