Aramaya Dön

Danıştay 10. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2021/1953
Karar No
K. 2023/6245
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/1953 E.  ,  2023/6245 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

ONUNCU DAİRE

Esas No: 2021/1953
Karar No: 2023/6245

KARARIN DÜZELTİLMESİNİ

İSTEYEN (DAVACI): 1- ...

2- ...

VEKİLİ: Av. ...

KARARIN DÜZELTİLMESİNİ

İSTEYEN (DAVALI): ... Bakanlığı / ANKARA

VEKİLİ: I. Hukuk Müşaviri ...

İSTEMİN_KONUSU: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 03/11/2020 tarih ve E:2015/3719, K:2020/4404 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda polis memuru olarak görev yapmakta iken trafik kazası sonucu vefat eden davacıların mirasbırakanının, görevi sırasında öldüğünden bahisle, davacıların olay nedeniyle meydana gelen maddi ve manevi zararlarının kusursuz - objektif sorumluluk prensibi çerçevesinde tazmini gerektiği öne sürülerek eşi ... için 30.000,00 TL maddi, oğlu ...için 10.000,00 TL maddi olmak üzere toplam 40.000,00 TL tazminatın olay tarihi olan 29/01/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacıların maddi tazminat talepleri yönünden, uyuşmazlık konusu olayda zararın, hırsızlık zanlısı bir şahsın takibi sırasında meydana gelen trafik kazası neticesinde meydana geldiği, kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında ve görev nedeniyle oluştuğu, bu nedenle zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağı bulunduğu açık olduğundan, kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca uğradıkları destekten yoksun kalma zararının tazmini gerektiği, davacıların murislerinin desteğinden yoksun kalmaları nedeniyle uğramış oldukları maddi zararın belirlenebilmesi amacıyla, dava dosyası üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanılan raporda; eş ... için 266.664,02 TL, oğlu ... için 58.023,61 TL maddi destek zararının hesaplandığı, taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna, davalı idarece itiraz edildiği görülmekte ise de, anılan raporun karara esas alınabilecek nitelikte bulunduğu, bu durumda, davacıların destekten yoksun kalma tazminatının eş ... için 266.664,02 TL, oğul ... için 58.023,61 TL olduğu belirlenmiş ise de, talep ile bağlı kalınarak davacılardan eş ... için tazmini talep edilen 30.000,00 TL, oğlu ... için 10.000,00 TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL maddi zararın adli yargı da davanın açıldığı 29/01/2010 tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

Daire kararının özeti: Davalı idarenin temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiştir.

KARAR_DÜZELTME

TALEP_EDENLERİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, dava konusu uyuşmazlığın adli yargının görev alanına girdiği, maddi tazminatın belirlenmesinde güvence hesabına yapılan ödemelerin ilerde rücu davasına muhatap olmamak için düşülmesi gerektiği, davalı idare tarafından ise ölüm olayına sebep olan dava dışı ... isimli şahıs hakkında...Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında olası kastla öldürmeden dolayı yapılan yargılama sonucunda verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği, dolayısıyla üçüncü kişinin kusurundan kaynaklanan olayda idarelerinin sorumluluğunun olamayacağı, 2330 sayılı Kanun kapsamında yapılan 50.829,00 TL tazminat ve 20.000,00 TL vefat yardımı ödemelerinin hesaplanan maddi tazminat miktarından düşülmesi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Taraflarca karşılıklı olarak karar düzeltme istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ :Kararın düzeltmesi istemlerinin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 03/11/2020 tarih ve E:2015/3719, K:2020/4404 sayılı kararı kaldırılarak davalı idarenin temyiz istemi yeniden incelendi:

İNCELEME VE GEREKÇE

MADDİ OLAY :

Davacıların polis memuru olan murislerinin, 29/01/2009 tarihinde meydana gelen hırsızlık olayının zanlısı şahsı takip ederken, muris polis memurunun da içinde bulunduğu görev otosunun ... plakalı kamyonla çarpışması sonucunda şehit olduğu, belirtilen olayın görev esnasında meydana geldiğinden bahisle murisin desteğinden yoksun kalındığı iddiasıyla eşi ... için 30.000,00 TL maddi, oğlu ... için 10.000,00 TL maddi olmak üzere toplam 40.000,00 TL tazminatın olay tarihi olan 29/01/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinde, "Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır." hükmüne yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." hükmü yer almaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlıkta, İdare Mahkemesi kararına esas alınan 02/10/2014 tarihli bilirkişi raporunun, kullanılan hesaplama yönteminin Dairemizin yerleşik kararlarında öngörülen hesaplama yöntemine uygun olmaması nedeniyle, hükme esas alınmış olması hukuka uygun değildir.

Olayda, polis memuru olarak görev yapmakta iken gerçekleşen trafik kazası sonucu yaşamını yitiren Soner Sivri'nin eşi ve çocuğu olan davacılara, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun vazife malullüğü hükümlerine göre vazife malulü aylığı bağlandığı ihtilafsız olmakla birlikte, davacıların uğradıkları destekten yoksun kalma zararlarının belirlenebilmesi için bilirkişi tarafından aşağıda belirtilen şekilde hesaplama yapılması gerekmektedir.

Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, desteğin ölüm tarihinden bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, desteğin emsali polis memurunun aylar itibarıyla aldığı görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenen vazife malullüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.

Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten desteğin yasal emeklilik yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde de, desteğin emsali polis memurunun aylar itibarıyla alabileceği görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenecek vazife malulüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destekten yoksun kalma zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.

Pasif dönemdeki zararı, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile TRH 2010 tablosuna göre belirlenecek muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, yasal emeklilik yaşını tamamladığı ve yasal emekli olma koşullarına sahip olduğu farz edilen desteğin alacağı emekli aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenecek vazife malullüğü aylıkları dikkate alanarak, desteğin emekli aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.

Öte yandan, davacılara ilgili kanunlar uyarınca başkaca herhangi bir ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, bu ödemenin de Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi kapsamında değerlendirilerek tazminat hesabının yapılması, yarar olarak değerlendirilmesi halinde rapor tarihindeki güncel değerinin hesaplanarak zarar tutarından indirilmesi gerektiği, kamu kaynağı kullanılmak suretiyle ve ifa amacı taşıyarak yapılan ödemelerin yarar olarak değerlendirilmesi, kamu kaynağı kullanılmadan ifa amacı taşımaksızın sosyal yardım niteliğinde yapılan ödemelerin ise yarar olarak değerlendirilmemesi gerektiği açıktır.

Dosyanın incelenmesinden; 2330 sayılı Kanun hükümleri uyarınca kurulan Emniyet Genel Müdürlüğü Nakdi Tazminat Komisyonunun ... tarih ve ... sayılı kararı gereğince davacılara 35.580,00 TL nakdi tazminat ödendiği, öte yandan davacılara 5434 sayılı Kanun'un Ek 79. maddesi uyarınca tütün ikramiyesi tahakkuk ettirilip ettirilmediğinin araştırılması gerektiği, 2330 sayılı Kanun uyarınca davacılara ödenen nakdi tazminat ile (yapılan araştırma sonucunda böyle bir ödeme yapıldığı tespit edilirse) 5434 sayılı Kanun'un Ek 79. maddesi kapsamında ödenen tütün ikramiyesinin ve kamu kaynağı kullanılmak suretiyle ifa amacı taşıyarak yapılan ödemelerin, hesaplanan maddi zarar tutarından, rapor tarihindeki güncel değerleri hesaplanmak (ilgili idarelerden sorularak tespit edilmek) suretiyle düşülmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte, davacılar tarafından dosyaya sunulan ve Dairemiz kayıtlarına 04/03/2021 tarihinde giren karar düzeltme dilekçesine eklenen belgeler ile UYAP kayıtlarından yapılan incelemede, davacılar yakının ölümüne neden olan kaza ile ilgili olarak davacılar tarafından Güvence Hesabına karşı açılan tazminat davasında... Asliye Hukuk Mahkemesinin ...tarih ve E:...K:... sayılı kararı ile davacı ... lehine 124.206,35 TL, davacı ... lehine ise 25.793,65 TL maddi tazminata hükmedildiği ve hükmedilen miktarın ... İcra Dairesinin E:... sayılı ilamlı icra takibi dosyası kapsamında 14/07/2014 tarihinde yasal faizi ile birlikte davacılara ödendiği görüldüğünden, yapılan bu ödeme miktarının olay nedeniyle sağlanan yarar olduğunun kabul edilmesi ve bu meblağın yeniden düzenlenecek rapor tarihindeki güncel değeri bulunarak hesaplanan maddi zarar tutarından düşülmesi gerekmektedir. Bu durumda, temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamakta olup, İdare Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenecek rapora göre davacıların maddi tazminat istemi hakkında yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, temyize konu karar davacılar tarafından temyiz edilmemiş olduğundan, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde Mahkemece yaptırılacak olan hesaplama neticesinde, davacılar lehine hükmedilecek olan maddi tazminat tutarının, aleyhe bozma ve hüküm verme yasağı gereği, temyize konu karar ile davacılara ödenmesine karar verilen tutarları (... için 30.000,00 TL, ... için 10.000,00 TL) aşamayacağı da açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;

1.Davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE,

2.Davanın kabulüne ilişkin ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,

3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 01/11/2023 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. (X ) KARŞI OY : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun, 19/01/2011 tarih ve 27820 Resmi Gazete'de yayımlanan 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde, “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.” hükmüne yer verilmiştir. 2918 sayılı Kanun'un 110. maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle... Asliye Hukuk Mahkemesi ve ...Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, “… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” gerekçesi ile anılan kuralı Anayasa'ya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir. (26/12/2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı AYM kararı; R.G. Tarih: 27/3/2014, Sayı: 28954, s.136-147)

Anayasanın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı hükmüne yer verilmiş olup; yargı kararlarının gerekçe ve karar sonucu ile bir bütün olduğu ve birlikte ele alınıp uygulanması gerektiği açıktır.

Öte yandan, Anayasa’nın 158. maddesinin son fıkrasında, “Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanun'un 110. maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır. Bu itibarla, aktarılan kararın Anayasa’nın 153 ve 158. maddeleri uyarınca, tüm yargı organları bakımından uyulması zorunlu bir karar niteliğinde olduğunda duraksama bulunmamaktadır.

Bu durumda, 2918 sayılı Kanun'un, 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararların tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Nitekim, 28/07/2010 tarihinde Keşan-Enez karayolunda meydana gelen bir trafik kazası üzerine karayolunda gerekli trafik önlemlerinin alınması görevini ifa ettiği sırada, başka bir şahsın sevk ve idaresinde bulunan araç ile aşırı hız ve şerit ihlali yapmak suretiyle çarpması neticesinde jandarma astsubay başçavuşun vefat etmesi üzerine, müteveffanın eşi ve kızı tarafından idare aleyhine açılan tazminat davasında adli ve idari yargı yerleri arasında çıkan görev uyuşmazlığı sonucunda Uyuşmazlık Mahkemesince verilen ...tarih ve E:..., K:...sayılı karar da bu yöndedir. Bu itibarla, uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olması nedeniyle karar düzeltme talebinin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının görev yönünden bozulması gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına usul yönünden katılmıyoruz.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.