Danıştay 10. Daire Başkanlığı
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/3849 E. , 2023/6217 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVALI): ... Müdürlüğü/ ...
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVACILAR) : Kendi adına asaleten ... ve ... adlarına
velayeten ...
İSTEMLERİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının bozulmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 12/10/2020 tarih ve E:2015/1000, K:2020/3597 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından; murisleri...'un Elazığ İli, ... İlçe Emniyet Müdürlüğünde Polis Memuru olarak görev yapmakta iken, ... tarihinde saat ... sıralarında Elazığ-Diyarbakır karayolunda araç ve yolcu kontrolü yaparken kontrol noktasında direksiyon hakimiyetini kaybeden başka bir aracın çarpması sonucu hayatını kaybettiğinden bahisle uğradıkları ileri sürülen zararlara karşılık eşi... için 50.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi, oğlu ... için 10.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi ve kızı ...için 15.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 75.000,00 TL maddi ve 75.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararıyla; idarenin eyleminden sorumlu tutulabilmesi için hizmet kusurunun bulunması gerektiği, Elazığ-Diyarbakır karayolunda araç ve yolcu kontrol noktasında görevi başında olan davacılar murisinin, direksiyon hakimiyetini kaybeden başka bir aracın çarpması sonucu hayatını kaybetmesinde idarenin tazminat ödemekle yükümlü tutulmasını gerektirecek derecede ağır hizmet kusurunun bulunmadığı, bu itibarla; başka bir aracın çarpması sonucu meydana gelen ölümde idareyi kusurlandırılacak somut bir delil sunulamadığından dolayı hizmet kusurunun bulunmadığı ve direksiyon hakimiyetini kaybeden başka bir aracın çarpması sonucu 3. kişinin zararla idari faaliyet arasındaki illiyet bağını kestiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Davacıların temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Daire since; karayolunda meydana gelen kaza neticesinde oluşan zararların tazmini istemiyle açılan davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle temyize konu karar usul hükümlerine aykırı bulunmuş ve kararın görev yönünden bozulmasına karar verilmiştir. KARAR_DÜZELTME TALEP_EDENLERİN_İDDİALARI :
Davacılar tarafından; olayda idarenin hizmet kusuru bulunmasa da kusursuz sorumluluğunun bulunduğu, bu nedenle uyuşmazlığın idari yargının görevinde olduğu, davanın reddine yönelik olarak verilen İdare Mahkemesi kararının bozularak tazminata hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından; davanın reddine yönelik olarak verilen İdare Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu ve onanması gerektiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI: Davalı idare tarafından davacıların karar düzeltme isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup, davacılar tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ :Karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesince davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiği yolunda verilen kararın kaldırılarak, İdare Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin kararın bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Bakılan uyuşmazlığın, özel hukuktaki araç işletenin hukuki sorumluluğundan değil, kamu görevinin neden ve tesiri ile meydana gelen zarardan kaynaklandığı ve kusursuz sorumluluk kapsamında idare hukuku ilkelerine göre idari yargıda çözümlenmesi gerektiği anlaşıldığından, kararın düzeltilmesi dilekçelerinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, tarafların karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 12/10/2020 tarih ve E:2015/1000, K:2020/3597 sayılı kararı kaldırılarak davacıların temyiz istemi yeniden incelendi:
İNCELEME VE GEREKÇE
MADDİ OLAY :
Davacılar murisi ...'un, Elazığ İli, ... İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmakta iken, ... tarihinde saat... sıralarında Elazığ-Diyarbakır karayolunda araç ve yolcu kontrolü yaparken kontrol noktasında direksiyon hakimiyetini kaybeden başka bir aracın çarpması sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle toplam 75.000,00 TL maddi ve 75.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." hükmü düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta; polis memuru olarak görev yapan davacılar murisi ...'un, ... tarihinde saat ...sıralarında Elazığ-Diyarbakır karayolunda araç ve yolcu kontrolü yaparken kontrol noktasında direksiyon hakimiyetini kaybeden başka bir aracın çarpması sonucu görevi sırasında ve görevinin neden ve tesiriyle hayatını kaybetmesi nedeniyle oluşan ve davalı idarenin yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen davacıların uğradığı özel ve olağan dışı zararın, kusursuz sorumluluk ilkesine göre tazmin edilmesi gerekmektedir. - Davacıların Maddi Tazminata İlişkin Temyiz İsteminin İncelenmesi: Tazminatın amacı uğranılan gerçek zararın tazmin edilmesini sağlamaktır. Bu nedenle tazminat, zarar görenin zenginleşmesi veya zarar verenin cezalandırılması sonucuna yol açmamalıdır. Dolayısıyla hesaplanacak tazminatın azami miktarı gerçek zarar ile sınırlıdır. Destekten yoksun kalma tazminatı, desteğini kaybeden kimseye, diğer bir ifadeyle ölen kimsenin yakınlarına, ölüm olayından önceki sosyal ve ekonomik yaşam düzeyinin devamını sağlayacak bir miktar para ödenmesini ifade etmektedir.
Destekten yoksun kalma tazminatının şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorundadır. Maddi tazminatın amacı, zarar verici olay meydana gelmeseydi; zarar gören, mal varlığı açısından hangi durumda bulunacak idiyse, o durumun yeniden kurulması olup; zarar, eğer destek ölmeseydi, destekten yoksun kalanın gelecekte faydalanacağı yardımı tespit etmek amacıyla belirlenir. Burada karşılanması gereken gerçek zarar, desteğin davacıya sağlayacağı yardımların toplamıdır.
Öte yandan, dinamik bir yapıya sahip olan tazminat hukuku çerçevesinde zarar ve yarar kalemleri belirlenirken, tazminat tutarının hesaplanabilmesi, yerleşik yargı uygulamasında da kabul edildiği üzere, hukuk bilimi dışında özel bilgi gerektirmektedir. Bu sebeple özellikle aktüeryal yönden maddi tazminat hesaplanması gereken davalarda bilirkişinin görüşünün alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Buna göre, İdare Mahkemesince murislerinin vefatı nedeniyle davacılara Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından aylık bağlanıp bağlanmadığı, ifa amacı taşıyan herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı araştırılarak, Dairemizin son dönem içtihatları uyarınca dava konusu olay nedeniyle davacılara ödenecek maddi tazminatın bilirkişi tarafından hesaplanması gerekmektedir. - Davacıların Manevi Tazminata İlişkin Temyiz İsteminin İncelenmesi:
Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda olması gerekmektedir. Bu itibarla; davacıların dava konusu olay sebebiyle uğradığı manevi zararın karşılanması gerekirken davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2.Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:... K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 01/11/2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. (X)-KARŞI OY :
Dava, davacılar murisi ...'un Elazığ İli, Sivrice İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 03/11/2012 tarihinde saat 21.45 sıralarında Elazığ-Diyarbakır karayolunda araç ve yolcu kontrolü yaparken kontrol noktasında direksiyon hakimiyetini kaybeden başka bir aracın çarpması sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle 75.000,00 TL maddi ile 75.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun, 19/01/2011 tarih ve 27820 Resmi Gazete'de yayımlanan 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde, “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.” hükmüne yer verilmiştir. 2918 sayılı Kanun'un 110. maddesinin 1. fıkrasının iptali istemiyle...Asliye Hukuk Mahkemesi ve ...Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, “… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” gerekçesi ile anılan kuralı Anayasa'ya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir. (26/12/2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı AYM kararı; R.G. Tarih: 27/3/2014, Sayı: 28954, s.136-147)
Anayasanın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı hükmüne yer verilmiş olup; yargı kararlarının gerekçe ve karar sonucu ile bir bütün olduğu ve birlikte ele alınıp uygulanması gerektiği açıktır.
Öte yandan, Anayasa’nın 158. maddesinin son fıkrasında, “Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanun'un 110. maddesinin 1. fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibarıyla görev konusunda verilmiş bir karardır. Bu itibarla, aktarılan kararın Anayasa’nın 153 ve 158. maddeleri uyarınca, tüm yargı organları bakımından uyulması zorunlu bir karar niteliğinde olduğunda duraksama bulunmamaktadır.
Bu durumda, 2918 sayılı Kanun'un, 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararların tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Nitekim, 28/07/2010 tarihinde Keşan-Enez karayolunda meydana gelen bir trafik kazası üzerine karayolunda gerekli trafik önlemlerinin alınması görevini ifa ettiği sırada, başka bir şahsın sevk ve idaresinde bulunan araç ile aşırı hız ve şerit ihlali yapmak suretiyle çarpması neticesinde jandarma astsubay başçavuşun vefat etmesi üzerine, müteveffanın eşi ve kızı tarafından idare aleyhine açılan tazminat davasında adli ve idari yargı yerleri arasında çıkan görev uyuşmazlığı sonucunda Uyuşmazlık Mahkemesince verilen... tarih ve E:..., K:... sayılı karar da bu yöndedir. Bu itibarla, uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olması nedeniyle karar düzeltme talebinin reddi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyoruz.