8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2022/4705 E. , 2024/6311 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında orman tahsis kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.
Karar davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı vekili; davacının İstanbul ili ... ilçesi ... köyü 601 ve 612 parsel sayılı taşınmazların 1997 yılında 2/B uygulamasıyla orman tahdidi dışına çıkarıldığını, 601 parsel numaralı taşınmazın tapulu olduğunu, 1975 yılında 2/4 hissesini tapudan satış yolu ile kalan 2/4 hissesini noterden temlik sözleşmesiyle aldığını, 1980 li yıllarda yapılan kadastro çalışmasıyla orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesiyle tapusunun hükümsüz olduğunun bildirildiğini, 1991 yılında Orman Kadastro Komisyonunca orman vasfı taşımadığı gerekçesiyle orman tahdidi dışına çıkarıldığını, Çatalca 2. Asliye Hukuk Mahkemesine 1991/134 Esas numarasıyla dava açıldığını, daha sonra yasal değişikliklerle taşınmazın davacıya doğrudan iadesi için başvuru yaptığını, ancak taşınmazın Orman İdaresine tekrar tahsis edildiğini, Çatalca 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/49 Esas, 2005/383 arar sayılı kararı ile 601 nolu parselin Orman İdaresi lehine tahsisen geri alındığı, 612 nolu taşınmazı ise 1974 yılında zilyetliğe dayalı köy senedi ile aldığını, tapusunun olmadığını, içinde davacıya ait yapıların olduğunu, diğer taşınmaz gibi orman sınırları içinde olduğu belirlendikten sonra 2/B uygulamasıyla tahdit dışına çıkarıldığını, davacının iade yerine satın alma talebinde bulunduğu, daha sonra taşınmazın kısmen orman idaresine tahsis edildiğini, taşınmazın çevresinde orman olmadığını, taşınmazın bir kısmında meşe ağacı bulunduğunu, parselin ifraz edilmesi gerektiğini belirterek davacının idareye yaptığı 29/04/2015 tarihli başvurunun reddine ve taşınmazlarda tahsis olduğuna ilişkin olarak gönderilen 08.06.2015 tarihli ve 58760498-03.255.03 sayılı İdare işleminin ve söz konusu tahsislerin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 2015/274 Esas, 2016/113 Karar sayıla kararıyla; dava konusu işlemin, söz konusu taşınmazların 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) Kanun kapsamında bedelsiz olarak iade şartlarını taşıyıp taşımadığının tespitine yönelik idari nitelikte bir ön işlem olduğu, anılan taşınmazların orman sınırı içerisine alınmasına ya da 2/B olarak orman sınırı dışına çıkarılmasına ilişkin olmadığı bu nedenle de idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili adli yargının görevli olduğu iddiası ile kararı temyiz etmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 25.11.2019 tarihli ve 2017/5805 Esas, 2019/6925 Karar sayılı ilamıyla; davacı vekilinin talebi sonucu verilecek karar, tapu kayıtlarında değişiklik gerektireceğinden bu taleplerle ilgili olarak adli yargı kolunun görevli olduğu, mahkemece tarafların delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde idari yargı kolunun görevli olduğu gerekçesiyle davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.
Yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesinin 2020/92 Esas, 2022/142 Karar sayılı kararıyla; 601 parsel yönünden, kadastro tespitinin 1997 yılında yapıldığı, bu tespite itiraz edildiği, Çatalca 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/459 Esas ve 2005/383 Karar sayılı dosyası ile orman olarak dava konusu taşınmazın tescilinin yapıldığı ve ilgili kararın 2006 yılında kesinleştiği dolayısıyla burada idari işlem ile taşınmazın orman olarak tahsis edilmediği, aksine hükmen mahkeme kararı ile zaten orman olarak tescilinin sağlandığı ve bu hükmün kesinleştiği anlaşıldığından bu parsel yönünden iptali gerekir bir idari işlem bulunmadığı, aksine mahkeme ilamı ile orman olarak tescili sağlandığı gerekçisiyle bu parsel yönünden açılan davanın reddine, 612 parsel yönünden yapılan incelemede ise taşınmazın 1991 tarihinde 2/B parseli olarak tespitinin yapıldığı ve tapuda beyanlar hanesinde ''... oğlu ... kullanımındadır.'' şeklinde şerhin bulunduğu, 2010 yılında kısmen orman haline geldiğinin tespiti yapılarak orman olarak tahsisinin istenildiği anlaşılmakla, 25.10.2021 tarihli Orman Mühendisi bilirkişi heyet raporunda; parselin orman sayılmayan alan olduğu tespit edilerek ilgili bilirkişi raporu hükme esas alınmış olup bu parsel yönünden yapılan idari işlemin ve tahsis işleminin iptaline karar verilmiştir.
Karar davacı vekili ve davalı ... İdaresi vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
İdari eylem ve idari işlemi tanımlamak gerekirse; idari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir.
Somut olayda; konuya ilişkin olarak davacı vekilinin talepleri ile bunun dayanağı birlikte irdelendiğinde, dava konusu taşınmazların 6292 sayılı Kanun kapsamında bedelsiz olarak iade şartlarını taşıyıp taşımadığı, idareye başvurulup başvurulmadığı hususlarının saptanması ve sonrasında varsa dayanak tapunun 7/(1)-a ve b bentlerinde belirtilen nitelikleri taşıyıp taşımadığı, tapu kaydı belirtilen nitelikleri taşısa bile, taşınmazların bedelsiz iade edilebilecek nitelikte olup olmadığı şeklindeki faaliyetlerin, birer idari işlem olduğunun kabulü gerekmektedir.
Davacı vekili, taşınmazlarda tahsis olduğuna ilişkin olarak gönderilen ... Orman İdaresinin 08.06.2015 tarihli ve 58760498-03.255.03 sayılı idare işleminin ve söz konusu tahsislerin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiş olup, iddianın ileri sürülüş şekline göre dava, lehine henüz sicile yansıtılmamış olan mülkiyet hakkının doğmuş olması nedeniyle, tapu iptali ile tescil niteliğinde olmayıp idari işlemin iptaline yöneliktir. Dolayısıyla işin esasının da idare hukuku ilkelerine göre incelemeye uygun olduğu görülmektedir.
Her ne kadar, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 25.11.2019 tarihli ve 2017/5805 Esas, 2019/6925 Karar sayılı ilamıyla; davacı vekilinin talebi sonucu verilecek karar, tapu kayıtlarında değişiklik gerektireceğinden bu taleplerle ilgili olarak adli yargı kolunun görevli olduğu belirtilmişse de, kararda maddi hatanın yapıldığı, görev hususunun kamu düzeninden olduğu ve resen araştırma ilkesinin geçerli olduğu, yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerektiği gözetildiğinde Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 25.11.2019 tarihli ve 2017/5805 Esas, 2019/6925 Karar sayılı ilamının usuli müktesep hak oluşturmayacağı anlaşılmaktadır. 2577 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtildiği üzere; “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” ve “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” kapsamında, idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin 25.02.2019 tarihli ve 2018/820 Esas, 2019/117 Karar ile 28.05.2020 tarihli ve 2020/56 Esas, 2020/309 Karar sayılı kararları da bu doğrultudadır. Bu itibarla; İlk Derece Mahkemesince davanın, yargı yolu dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna uygun görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Davacı vekili ve davalı ... İdaresi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma nedenine göre, davacı vekili ve davalı ... İdaresi vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü sair hususların incelenmesine yer olmadığına, Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 04.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.